Cepte TUS çözTUS Klinik

Cepte soru çözTUS — Klinik Tıp BilimleriDenemeKlinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri Klinik Tıp Bilimleri denemesi

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Her yanlış, bir doğrunun 1/4 kadarını götürür
  • Ücretsiz

TUS — Klinik Tıp Bilimleri denemesinin Klinik Tıp Bilimleri bölümü — 100 soru. Şıkları işaretle, en altta Bitir’e bas; doğru, yanlış ve netini gör.

Bu kâğıt, uygulamadaki 1. Deneme ile aynı kâğıttır. Buradan çözdüğün sorular, denemeye uygulamada süre tutarak girmek istersen artık yeni olmayacak.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Hepatit B aşı şeması tamamlanmış ve daha önce anti-HBs düzeyi 35 mIU/mL ölçülmüş bir hemşirenin eline HBsAg pozitif hastada kullanılan iğne batıyor.

Bu sağlık çalışanı için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ek profilaksi vermeden standart izlem yapmak

Kısaca — Belgelenmiş anti-HBs ≥10 mIU/mL, aşı yanıtını kanıtladığından HBsAg pozitif kaynakla iğne temasında ek profilaksi gerekmez.

Tam aşı serisi sonrasında koruyucu düzeyde anti-HBs gelişmesi, işlevsel bağışıklık belleğinin bulunduğunu gösterir. Antikor düzeyi zamanla azalsa bile bağışıklığı yeterli ve yanıtı belgelenmiş kişide hepatit B immünglobulini veya ek aşı uygulanmaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Hepatit B aşı şemasının tamamlanması → çalışanı tam aşılı temas grubuna sokar.
  • Önceden anti-HBs düzeyinin 35 mIU/mL ölçülmesi → koruyucu eşik üzerinde yanıtın belgelenmiş olduğunu gösterir.
  • Kaynağın HBsAg pozitif olması → bulaş riski taşıyan gerçek bir temas oluşturur, ancak belgeli bağışıklığı geçersiz kılmaz.
  • Kullanılmış iğnenin ele batması → perkütan temas olduğunu gösterir ve yaklaşımın bağışıklık durumuna göre seçilmesini gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Yalnız hepatit B immünglobulini uygulamak — Geçici pasif bağışıklık sağlar; belgeli aşı yanıtı bulunan kişide gereksizdir.
  • Aşı serisini baştan başlatmak — Yeniden aşılama yanıtsız veya eksik aşılı kişilerde değerlendirilir; koruyucu yanıt zaten belgelenmiştir.
  • İmmünglobulinle birlikte tek doz aşı yapmak — Bağışık olmayan kişide hızlı ve kalıcı korumayı birleştirir; belgeli yanıtı olana uygulanmaz.
  • Dört hafta tenofovir vermek — Tenofovir HBV tedavisinde kullanılır; perkütan HBV teması sonrası standart ilaç profilaksisi değildir.

Aklında kalsın

Aşıyla bağışıklıkta anti-HBc oluşmaz; yalnız anti-HBs saptanması doğal enfeksiyon geçirmeden kazanılmış bağışıklığı düşündürür.

2. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta yalnız hızlı yürürken oluşan göğüs baskısı ve çarpıntı nedeniyle başvuruyor. İstirahat EKG’si normal ve yorumlanabilir izleniyor. Öykü ve muayenesinde hedef kalp hızına ulaşmasını engelleyecek bir kısıtlılık saptanmıyor. Hekim tek oturumda şikâyeti yeniden oluşturmak; egzersiz kapasitesini, kan basıncı yanıtını, ritmi ve dinamik ST değişikliklerini birlikte değerlendirmek istiyor.

Bu amaçla en uygun test aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Egzersiz elektrokardiyografisi

Kısaca — Egzersiz yapabilen ve dinlenme EKG’si yorumlanabilen hastada egzersiz EKG’si semptom, ritim ve iskemi yanıtını eşzamanlı gösterir.

Egzersiz miyokardın oksijen gereksinimini artırır; akımı sınırlayan koroner darlık varsa gereksinim karşılanamaz ve dinamik ST değişiklikleri gelişebilir. Sürekli elektrokardiyografi ve kan basıncı izlemi, semptomların iş yüküyle ilişkisini ve egzersiz kapasitesini aynı oturumda ortaya koyar.

Tanıya götüren bulgular

  • Göğüs baskısının yalnız hızlı yürümeyle oluşması → kontrollü egzersizle yeniden oluşturulabilecek efor iskemisini düşündürür.
  • İstirahat EKG’sinin normal ve yorumlanabilir olması → egzersiz sırasındaki ST değişikliklerinin değerlendirilebilmesini sağlar.
  • Hedef kalp hızına ulaşmayı engelleyen kısıtlılık bulunmaması → fiziksel stres testinin uygulanabilir olduğunu gösterir.
  • Ritmin ve kan basıncı yanıtının da istenmesi → yalnız anatomiyi gösteren yöntemleri yetersiz bırakır.

Neden diğerleri değil

  • Koroner arter kalsiyum skoru — Aterosklerotik kalsiyum yükünü gösterir; egzersiz kapasitesi, ritim veya dinamik iskemi yanıtını ölçmez.
  • Transözofageal ekokardiyografi — Kapakları ve atriyal yapıları ayrıntılı gösterir; eforla gelişen koroner iskeminin temel testi değildir.
  • Sağ kalp kateterizasyonu — Pulmoner ve sağ kalp basınçlarını invaziv ölçer; eforla ST değişikliklerini değerlendirmez.
  • Elektrofizyolojik çalışma — Aritmi mekanizmasını invaziv olarak haritalar; iş yüküne bağlı iskemi ve kan basıncı yanıtını birlikte göstermez.

Aklında kalsın

Sol dal bloğu, ventriküler pace ritmi veya belirgin başlangıç ST bozukluğu varsa egzersiz EKG’sinin iskemi yorumu güvenilmez; stres görüntüleme seçilir.

3. soru

Çocukluğundan beri diş çekimi sonrası uzamış kanama ve sık epistaksis şikâyetleriyle başvuran hastanın laboratuvar tetkiklerinde trombosit sayısı normal, kanama zamanı uzun ve aPTT hafif uzun bulunuyor.

Bu hastada en olası eksik ya da fonksiyonu bozuk protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — von Willebrand faktörü

von Willebrand faktörü bozulunca trombosit adezyonu aksar, faktör VIII korunamaz ve mukozal kanamaya hafif aPTT uzaması eşlik eder.

von Willebrand faktörü, hasarlı damar duvarındaki kollajen ile trombosit glikoprotein Ib arasında köprü kurarak primer tıkacı başlatır. Faktör VIII’i dolaşımda proteolizden koruduğu için eksikliği ağırsa intrinsik yol da etkilenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Çocukluktan beri epistaksis ve diş çekimi sonrası kanama → kalıtsal primer hemostaz bozukluğunu düşündürür.
  • Normal trombosit sayısı → trombositlerin sayısından çok işlev veya adezyon kusuruna işaret eder.
  • Uzun kanama zamanı → primer trombosit tıkacının oluşamadığını gösterir.
  • Hafif uzun aPTT → faktör VIII’in taşıyıcı protein desteğini kaybetmesiyle uyumludur.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilFaktör XIIIFibrini çaprazbağlareksikliğindegecikmiş kanamagörülse de PT veaPTT normal,trombosit adezyonusağlamdır.AntitrombinTrombin ve faktörXa'yı baskılayandoğalantikoagülandıreksikliğikanamadan çokvenöz trombozayatkınlık oluşturur.Protein CFaktör Va veVIIIa'yıetkisizleştiren doğalantikoagülandıreksikliği trombofilive varfarin nekrozuile ilişkilidir.PlazminojenFibrinolizin öncülproteinidireksikliği mukozalkanamadan çokfibrin birikimi vetromboz eğilimiyapar.

Aklında kalsın

Tip 1 von Willebrand hastalığında desmopressin, endotelden depolanmış von Willebrand faktörü ve faktör VIII salımını artırabilir.

4. soru

Aktif sistemik lupus eritematozusta serum düzeyinin azalması beklenen laboratuvar parametresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — C3

Kısaca — İmmün komplekslerin klasik komplemanı tüketmesi nedeniyle aktif sistemik lupus eritematozusta serum C3 düzeyi azalır.

Nükleer antijen-antikor kompleksleri dokularda birikerek klasik kompleman yolunu sürekli etkinleştirir. Tüketim sentezi aştığında C3 ile birlikte çoğunlukla C4 de düşer; bu patern özellikle aktif lupus nefritini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Anti-dsDNA antikoru — Titresi birçok hastada alevlenme ve özellikle nefrit aktivitesi sırasında yükselir.
  • Eritrosit sedimentasyon hızı — İmmünoglobulin ve akut faz proteinlerindeki artış eritrosit agregasyonunu hızlandırarak değeri yükseltir.
  • Fibrinojen — Pozitif akut faz proteinidir; inflamatuvar uyarıyla hepatik sentezi artar.
  • Dolaşımdaki immün kompleksler — Aktif hastalıkta oluşumları artar ve kompleman tüketimini başlatan yapıları oluştururlar.

Aklında kalsın

Lupus alevlenmesinde CRP, sedimentasyon hızına göre orantısız düşük kalabilir; belirgin CRP yüksekliği enfeksiyonu veya seroziti düşündürür.

5. soru

I. Tanı, bronkodilatör sonrası FEV1/FVC oranının 0,70'in altında olmasıyla konuluyor.
II. Sigarayı bırakma, hastalığın seyrini değiştiren en etkili girişim olarak kabul ediliyor.
III. Stabil dönemde ağır kronik istirahat hipoksemisi olan hastalarda uzun süreli oksijen tedavisi sağkalımı artırır.

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı ve takibi ile ilgili doğru olanlar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — I, II ve III

Kısaca — Üç ifade de doğrudur: kalıcı obstrüksiyon tanıyı, sigarayı bırakma seyri, ağır hipoksemide oksijen ise sağkalımı belirler.

KOAH değerlendirmesinde tanısal spirometri, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan girişimler ve sağkalım yararı sağlayan tedaviler birbirinden ayrılır. Semptom azalması tek başına hastalığın doğal seyrinin değiştiği anlamına gelmez.

İfadeler

  • I — Post-bronkodilatör FEV1/FVC oranının 0,70'in altında olması — doğru, bronkodilatör sonrasında süren hava akımı kısıtlanmasını göstererek tanıyı doğrular.
  • II — Sigarayı bırakmanın hastalık seyrine etkisi — doğru, zararlı maruziyeti keserek yıllık akciğer fonksiyonu kaybını yavaşlatır.
  • III — Hipoksemide uzun süreli oksijenin sağkalıma etkisi — doğru, kronik ağır istirahat hipoksemisinde sürekli oksijen doku hipoksisini ve pulmoner vasküler yükü azaltır.

Aklında kalsın

Genç yaşta gelişen, alt loblarda belirgin amfizem ailevi alfa-1 antitripsin eksikliğini düşündürür. Üçü de doğru olduğundan cevap I, II ve III’tür.

6. soru

Kulak çınlaması ve kusma nedeniyle getirilen 23 yaşındaki kadının çok sayıda aspirin aldığı öğreniliyor. Huzursuz ve takipneik olan hastada pH 7,47, PaCO2 22 mmHg, HCO3 16 mmol/L ölçülüyor; ölçülemeyen anyonlarda artış saptanıyor. Akciğer grafisi normal izleniyor, glukozu normal ölçülüyor. Ateşi 38,1 °C ölçülüyor ve böbrek fonksiyonlarının korunduğu tespit ediliyor.

Bu hastada kan gazı bulgularının gösterdiği asit-baz bozukluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Respiratuvar alkaloz ile yüksek anyon açıklı metabolik asidoz

Salisilat, eş zamanlı solunum merkezi uyarısı ve organik asit birikimiyle respiratuvar alkalozu yüksek anyon açıklı asidozla birleştirir.

Salisilat medüller solunum merkezini doğrudan uyarırken oksidatif fosforilasyonu bozarak laktat ve ketoasit birikimine yol açar. HCO3HCO_3^- 16 mmol/L iken metabolik asidoza beklenen PaCO2PaCO_2 yaklaşık 32 mmHg’dir; 22 mmHg ölçülmesi ek respiratuvar alkalozu gösterir.

Salisilatın bu çift etkisi aşağıdaki şemada özetlenmiştir.

Salisilatta birleşik asit-baz bozukluğu

Salisilat (çoksayıda aspirin)Medüller solunummerkezi uyarılırTakipne,PaCO2düşer (22)RespiratuvaralkalozOksidatiffosforilasyonbozulurLaktat veketoasit birikimiYüksek anyonaçıklı metabolikasidozAlkali pH 7,47(respiratuvarbaskın)

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Salisilat zehirlenmesinde entübasyon sonrası hipoventilasyon ve asidemi, ilacın santral sinir sistemine geçişini artırarak hızla kötüleşmeye yol açabilir.

7. soru

Ağır kanama nedeniyle hipotansif kalan hastada uygulanan sıvı tedavisine karşın oligürinin devam ettiği saptanıyor. İdrar incelemesinde granüler silendirler, idrar sodyumunda artış ve konsantrasyon kusuru tespit ediliyor.

Bu hastada akut tübüler nekroz tanısını destekleyen laboratuvar değeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Fraksiyonel sodyum atılımı %2'nin üzerinde

Kısaca — İskemik tübül hasarı sodyum geri emilimini bozduğu için fraksiyonel sodyum atılımı %2'nin üzerine çıkar.

ATP kaybı, tübül epitelinde taşıyıcıların işlevini ve hücre polaritesini bozarak filtrelenen sodyumun lümende kalmasına neden olur. Eşlik eden konsantrasyon kusuru suyun geri emilimini de sınırlar; böylece idrar sodyumu yükselir ve idrar yeterince yoğunlaştırılamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağır kanamaya bağlı hipotansiyon → uzamış renal iskemi üzerinden tübül nekrozunu düşündürür.
  • Sıvı tedavisine karşın oligürinin sürmesi → yalnız perfüzyon azalmasını değil, gelişmiş yapısal hasarı düşündürür.
  • Granüler silendirler → dökülmüş tübül hücreleri ve protein matriksinden oluşan hasar sedimentini gösterir.
  • İdrar sodyumunda artış ve konsantrasyon kusuru → tübüler geri emilim işlevinin kaybolduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • BUN/kreatinin oranı 25 — Artmış üre geri emilimini yansıtır ve yapısal tübül hasarından çok prerenal azotemiyi destekler.
  • İdrar sodyumu 10 mEq/L — Sağlam tübüllerin sodyumu koruduğunu gösterir; hipoperfüzyona verilen prerenal yanıttır.
  • İdrar ozmolalitesi 650 mOsm/kg — Korunmuş yoğunlaştırma kapasitesini gösterir ve prerenal fizyolojiyle uyumludur.
  • Fraksiyonel üre atılımı %20 — Ürenin güçlü biçimde geri emildiğini göstererek prerenal azotemiyi destekler.

Aklında kalsın

Kontrast nefropatisi, pigment nefropatisi ve akut glomerülonefritte yapısal hasara rağmen fraksiyonel sodyum atılımı %1'in altında kalabilir.

8. soru

Elli yaşındaki erkek hasta minimal travmayla gelişen radius kırığı nedeniyle başvuruyor. DEXA incelemesinde femur boyun T skoru 2,8-2{,}8 bulunuyor. Hastanın geçmişte böbrek taşı ve hipogonadizm öyküsü bulunmuyor. Sekonder osteoporoz nedenleri araştırılırken serum kalsiyumu yüksek, fosforu düşük ve parathormon düzeyi yüksek tespit ediliyor.

Bu hastada osteoporoza yol açan en olası hastalık aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Primer hiperparatiroidi

Sürekli PTH fazlalığı osteoblastlardaki RANKL sinyalini artırarak özellikle kortikal kemiğin rezorpsiyonunu ve kırılganlığını artırır.

Primer paratiroid aşırı işlevinde PTH, renal kalsiyum geri emilimini ve kemikten kalsiyum mobilizasyonunu artırırken proksimal tübülde fosfat geri emilimini azaltır. Böylece hiperkalsemi-hipofosfatemi birlikteliği gelişir ve hızlanan kemik döngüsü osteoporoza katkıda bulunur.

Bu mekanizma zinciri şemada özetlenmiştir.

Primer hiperparatiroidide kırılganlık zinciri

PTH fazlalığıRenal Ca geriemilimi ↑Fosfat geriemilimi ↓HiperkalsemiHipofosfatemiRANKL sinyali ↑Kortikal kemikrezorpsiyonu ↑Osteoporoz vekırılganlık

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Primer hiperparatiroidide kortikal kemik kaybı distal radiusta belirgindir; DEXA değerlendirmesinde yalnız lomber omurgaya bakılması kaybı olduğundan az gösterebilir.

9. soru

Yirmi beş yaşındaki kadın, birkaç haftada gelişen saç dökülmesi şikâyetiyle başvuruyor. Muayenede düzgün sınırlı iki saçsız alan saptanıyor; deri normal görünümde, folikül açıklıkları korunmuş ve lezyon kenarında ünlem işareti şekilli kıllar görülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Alopesi areata

Kısaca — Anajen folikülün bağışıklık ayrıcalığı bozulunca kıl üretimi odaksal ve geçici olarak durur; bu süreç alopesi areatadır.

Peribulber T hücreleri anajen folikülü hedefler ancak kök hücre bölgesini kalıcı olarak yıkmaz. Hasarlı kıl gövdesi proksimalde incelip kırılırken folikül yapısı korunduğundan skatris gelişmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Birkaç haftada gelişen iki düzgün sınırlı alan → yaygın saç döngüsü bozukluğundan çok odaksal süreci gösterir.
  • Derinin normal görünmesi ve folikül açıklıklarının korunması → skatrisyel alopesiyi dışlar.
  • Lezyon kenarındaki ünlem işareti kılları → aktif alopesi areata için güçlü ayırt edicidir.

Neden diğerleri değil

  • Tinea kapitis — Dermatofit enfeksiyonu skuam, kırık kıllar ve bazen inflamasyon yapar; normal yüzey buna uymaz.
  • Trikotillomani — Çekmeye bağlı düzensiz sınırlı alanda farklı uzunlukta kırık kıllar bulunur; ünlem işareti kılları beklenmez.
  • Telogen effluvium — Tetikleyiciden sonra gelişen yaygın, skatrisyel olmayan dökülmedir; sınırlı saçsız alan yapmaz.
  • Diskoid lupus — Foliküler tıkaç, atrofi ve skarla folikül açıklıklarını yok eden skatrisyel alopesidir.

Aklında kalsın

Alopesi areatada tırnak çukurcuklanması görülebilir ve otoimmün tiroid hastalıkları eşlik edebilir.

10. soru

Östrojen reseptörü pozitif meme kanseri nedeniyle adjuvan tamoksifen kullanan 53 yaşındaki hasta, düzensiz vajinal kanama şikâyetiyle başvuruyor. Yapılan transvajinal ultrasonografide endometrium kalınlaşmış olarak izleniyor.

Bu hastada tamoksifen kullanımına bağlı olarak gelişme riski artan en olası malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Endometrium kanseri

Tamoksifenin endometriumdaki kısmi östrojen agonizmi, proliferasyonu uyararak endometrium kanseri riskini artırır.

Tamoksifen, meme dokusunda östrojen reseptörünü baskılarken uterusta dokuya özgü agonist etki gösterir. Sürekli proliferatif uyarı endometrial hiperplaziye, ardından atipili hiperplazi ve malign dönüşüme zemin hazırlar.

Tamoksifenin dokuya özgü etkisi

TamoksifenMeme dokusundaER baskılanmasıUterusta agonistetkiProliferatif uyarıEndometrialhiperplaziAtipili hiperplaziEndometriumkanseri

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Tamoksifen kullanan asemptomatik hastada rutin endometrium taraması yapılmaz; anormal uterin kanama gelişirse endometrial örnekleme gündeme gelir.

11. soru

Yirmi yedi yaşındaki kadın hasta burnunun şeklinin korkunç derecede eğri olduğuna inandığı için başvuruyor. Yakınları burnunda belirgin bir kusur olmadığını söylüyor. Hasta günde birkaç saat aynada yüzünü inceliyor, fotoğraf çekilmekten kaçınıyor ve iki kez estetik cerrahi geçirmesine rağmen görünümünden memnun kalmıyor. İş görüşmelerine insanların burnuyla alay edeceği düşüncesiyle gitmiyor. Öyküsünde yeme davranışı ve beden ağırlığıyla ilgili kaygısı saptanmıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Beden dismorfik bozukluğu

Kısaca — Algılanan görünüm kusuruna aşırı uğraş, yineleyici kontrol davranışları ve buna bağlı işlev kaybı beden dismorfik bozukluğunu gösterir.

Başkalarınca fark edilmeyen veya hafif bulunan bir görünüm özelliği, kişinin benlik değerlendirmesinde orantısız önem kazanır. Kontrol etme, gizleme, karşılaştırma ve düzeltme girişimleri geçici rahatlama sağlayarak uğraşı pekiştirir; içgörü zayıf, hatta sanrısal düzeyde olabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yakınlarının belirgin kusur görmemesi → algılanan bozukluk ile nesnel görünüm arasındaki uyumsuzluğu gösterir.
  • Günde birkaç saat ayna incelemesi → görünüm uğraşına eşlik eden yineleyici davranışı ortaya koyar.
  • İki estetik girişime rağmen memnuniyetsizlik → anatomik düzeltmenin temel psikopatolojiyi gidermediğini gösterir.
  • İş görüşmelerinden kaçınması → uğraşın klinik açıdan belirgin işlev kaybına yol açtığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Obsesif kompulsif bozukluk — Çeşitli obsesyonları etkisizleştiren kompulsiyonlarla seyreder; uğraş burada özgül olarak algılanan görünüm kusuruna yöneliktir.
  • Sosyal anksiyete bozukluğu — Temel korku olumsuz değerlendirilmedir; burada kaçınmayı görünümündeki kusura ilişkin uğraş doğurmaktadır.
  • Anoreksiya nervoza — Düşük beden ağırlığı ve kilo alma korkusu eksenindedir; yeme, ağırlık veya şişmanlama kaygısı saptanmamıştır.
  • Sanrılı bozukluk, somatik tip — Somatik işlev veya hastalıkla ilgili sabit sanrı baskındır; görünüm uğraşına özgü ayna kontrolü burada ayırıcıdır.

Aklında kalsın

Kas dismorfisinde kişi yeterince kaslı olmadığı düşüncesiyle aşırı uğraşır; bu tablo beden dismorfik bozukluğunun bir görünümüdür.

12. soru

Otuz dört yaşındaki kadın hasta üç yıldır ayda iki kez ortaya çıkan, 12-18 saat süren tek taraflı zonklayıcı baş ağrıları nedeniyle başvuruyor. Ataklarda bulantı, fotofobi ve fonofobi oluyor; merdiven çıkmak ağrıyı artırıyor. Nörolojik muayenesi normal, ateşi ve ense sertliği yok. Ağrıdan 20 dakika önce görme alanında giderek genişleyen parlak zikzaklar gördüğünü belirtiyor.

Bu hastanın tanısı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Auralı migren

Yavaş yayılan pozitif görsel fenomen kortikal yayılan depresyonu gösterdiği için ardından gelişen migren atağı auralı migren olarak sınıflanır.

Aura, kortekste ilerleyen geçici depolarizasyon ve ardından gelen nöronal baskılanmayla oluşur; bu nedenle belirtiler dakikalar içinde kademeli yayılır ve tamamen düzelir. Ardından trigeminovasküler sistemin etkinleşmesi zonklayıcı ağrı ile ışık, ses ve hareket duyarlılığını oluşturur.

Auralı migren sınıflaması

kademeli yayılımotonom patern yoksıkıştırıcı değildakikalık atak değilaura bu sınıfı dışlarTek taraflızonklayıcı ağrıBulantı, fotofobi,fonofobiYayılan parlakzikzaklarKortikal yayılandepresyonAuralı migrenKüme baş ağrısıGerilim tipi başağrısıParoksismalhemikraniaAurasız migren

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Migren aurası dakikalar içinde yayılma eğilimindedir; geçici iskemik atakta nörolojik kayıp çoğunlukla ani başlar ve pozitif görsel fenomenden çok işlev kaybı yapar.

13. soru

Melena ve hematokezya atakları şikâyetiyle başvuran hastada endoskopi sırasında aktif kanama görülmemiştir. Kanamanın aralıklı ve düşük hızlı olabileceği düşünülerek hastanın eritrositleri teknesyum-99m ile işaretleniyor. Seri abdominal görüntülerde lümende yeni başlayan odak ve zamanla bağırsak boyunca hareket izleniyor.

Bu yöntemin başlıca avantajı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Uzun süreli görüntülemeyle aralıklı gastrointestinal kanamayı yakalayabilmesi

Kısaca — İşaretli eritrositlerin dolaşımda kalması seri görüntülemeye izin verdiğinden kısa süreli ve düşük hızlı gastrointestinal kanamalar yakalanabilir.

Teknesyum-99m ile işaretlenen eritrositler uzun süre intravasküler havuzda kalır; kanama yeniden başladığında damar dışına çıkan hücreler yeni bir lüminal odak oluşturur. Tekrarlanan görüntüler, sürekli enjeksiyon gerektirmeden kanamanın farklı zamanlarda saptanmasını sağlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Melena ve hematokezya atakları → gastrointestinal kanamanın tekrarlayıcı olduğunu gösterir.
  • Endoskopide aktif kanama görülmemesi → inceleme anında durmuş aralıklı kanamayı düşündürür.
  • Yeni odağın bağırsak boyunca hareket etmesi → aktivitenin damar dışına çıkarak lümene geçtiğini doğrular.

Neden diğerleri değil

  • Ektopik mide mukozasını özgül olarak göstermesi — Ektopik gastrik mukoza perteknetatla gösterilir; işaretli eritrositler kanın damar dışına çıkışını izler.
  • Kanayan damarı süperselektif kateterizasyonla tıkayabilmesi — Süperselektif embolizasyon anjiyografik bir girişimdir; işaretli eritrosit sintigrafisi tedavi etmez.
  • Aktif kanama hızını mililitre/dakika olarak nicel ölçmesi — Eritrosit sintigrafisi kanama odağını lokalize eder; mililitre/dakika cinsinden nicel hız ölçümü vermez.
  • Kanama durmuşken sorumlu mukozal lezyonu doğrudan gösterebilmesi — Mukozal lezyonun doğrudan görülmesi endoskopiye aittir; sintigrafi ancak damar dışına çıkan kanı görüntüler.

Aklında kalsın

Sintigrafide kanama odağı görüntülense bile kesin nedenin gösterilmesi ve tedavi için endoskopi ya da anjiyografi gerekebilir.

14. soru

Daha önce abdominal cerrahi geçirmiş altmış beş yaşındaki hasta kolik karın ağrısı, kusma ve gaz-gaita çıkaramama nedeniyle başvuruyor. Direkt grafide dilate ince bağırsak ansları görülüyor. Mekanik obstrüksiyonun geçiş noktasını, olası kapalı ansı, iskemi bulgularını ve alternatif nedenleri birlikte değerlendirmek isteniyor.

Bu hasta için en uygun ileri görüntüleme yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kontrastlı abdomen-pelvis BT

Kısaca — Lümen çapındaki geçişi ve bağırsak duvarı perfüzyonunu birlikte göstermesi, kontrastlı BT ile obstrüksiyon ve strangülasyonun ayrılmasını sağlar.

BT’de dilate proksimal ansın kollabe distal ansa dönüştüğü nokta obstrüksiyon düzeyini belirler; bu bölgedeki yapışıklık, fıtık veya kitle nedene yöneltir. İntravenöz kontrast duvar kontrastlanmasını değerlendirirken kapalı ans biçimi, mezenterik damar burulması, ödem ve serbest sıvı iskemi riskini ortaya koyar.

Tanıya götüren bulgular

  • Önceki abdominal cerrahi → mekanik ince bağırsak obstrüksiyonunun sık nedeni olan yapışıklıkları düşündürür.
  • Kolik ağrı, kusma ve gaz-gaita çıkaramama → bağırsak geçişinin mekanik olarak engellendiğini destekler.
  • Grafide dilate ince bağırsak ansları → obstrüksiyonun ince bağırsak düzeyinde olduğunu düşündürür ancak yerini açıklamaz.
  • Kapalı ans ve iskemi araştırılması → bağırsak duvarı ile mezenterik damarların kesitsel değerlendirilmesini gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Baryumlu kolon grafisi — Kolon lümenini değerlendirir; ince bağırsak geçiş noktasını ve duvar iskemisini güvenilir göstermez.
  • Kontrastsız abdomen BT — Geçiş noktası görülebilir ancak intravenöz kontrast olmadan duvar perfüzyonu ve iskemi güvenilir değerlendirilemez.
  • İnce bağırsak pasaj grafisi — Lümen geçişini gecikmeli gösterir; kapalı ans ve iskemi bulgularını birlikte değerlendirmez.
  • Abdomen ultrasonografisi — Dilate gazlı anslar görüntüyü kısıtlar; geçiş noktası, kapalı ans ve iskemi birlikte gösterilemez.

Aklında kalsın

Kapalı ans, aynı bağırsak segmentinin iki komşu noktadan tıkanmasıyla oluşur; venöz dönüş bozulduğu için basit obstrüksiyondan daha yüksek strangülasyon riski taşır.

15. soru

Aşağıdaki genlerin hangisindeki mutasyon varlığı, metastatik kolorektal kanser tedavisinde anti-EGFR monoklonal antikorların etkisiz kalmasından öncelikle sorumludur?

Cevabı göster

Cevap: A — KRAS

Kısaca — KRAS’ın sürekli etkinleşmesi, EGFR engellense bile RAS-RAF-MAPK sinyalini sürdürerek anti-EGFR antikorlarını etkisiz bırakır.

Setuksimab ve panitumumab, reseptör kaynaklı proliferasyon sinyalini keser. Aktive edici KRAS mutasyonunda aşağı akım yolak ligand ve reseptörden bağımsız çalıştığı için bu kesinti tümör hücresine ulaşmaz.

Neden diğerleri değil

  • APC — Wnt/β-katenin denetimini bozan erken sürücü gendir; anti-EGFR uygunluğunu belirlemez.
  • MLH1 — Uyumsuzluk onarım kaybı MSI-H fenotipi ve Lynch sendromuyla ilişkilidir; RAS yolağını sürekli etkinleştirmez.
  • SMAD4 — TGF-β sinyalinde tümör baskılayıcıdır; kaybı progresyonla ilişkilidir, yerleşik anti-EGFR dışlama belirteci değildir.
  • TP53 — DNA hasar yanıtını düzenler; mutasyonu adenom-karsinom dizisinin geç olayıdır, RAS direncini göstermez.

Aklında kalsın

RAS doğal tip olması tek başına yeterli değildir; primer tümörün sol yerleşimli olması anti-EGFR tedavi seçimini destekler.

16. soru

Anafilaksi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: A — İlk basamak tedavide antihistaminikler ve kortikosteroidler adrenalinden önce uygulanır.

Kısaca — Antihistaminik ve kortikosteroid adrenalinin yerine geçemediğinden bunları önce uygulamak yanlıştır; ilk basamak intramusküler adrenalindir.

Adrenalin α1 etkisiyle vazodilatasyon ve mukozal ödemi, β1 etkisiyle dolaşım yetersizliğini, β2 etkisiyle bronkospazmı hızla düzeltir. Antihistaminikler yalnız deri belirtilerini azaltır; kortikosteroidlerin etkisi yaşamı tehdit eden erken faz için fazla geç başlar.

Neden diğerleri doğru

  • IgE aracılı mast hücresi ve bazofil degranülasyonu temel mekanizmadır. — Alerjenin özgül IgE’yi çapraz bağlaması histamin ve diğer mediyatörlerin hızla salınmasına yol açar.
  • Adrenalin intramusküler olarak uyluğun ön-dış yüzüne uygulanır. — Bu bölge hızlı ve güvenilir emilim sağlayarak dolaşım ile solunum bulgularını birlikte hedefler.
  • Belirtiler düzeldikten saatler sonra bifazik reaksiyon görülebilir. — Yeni alerjen maruziyeti olmadan ikinci bir belirti dalgası gelişebilir.
  • Beta blokör kullanan hastalarda adrenaline yanıt yetersiz kalabilir ve glukagon gerekebilir. — Glukagon, β reseptöründen bağımsız olarak hücre içi siklik AMP’yi artırır.

Aklında kalsın

Klinik yanıt yetersizse intramusküler adrenalin 5–15 dakika aralıklarla yinelenebilir; damar yolu açılması ilk dozu geciktirmemelidir.

17. soru

Aşağıdaki epidemiyolojik ölçüt–tanım eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — İnsidans – Belirli sürede ortaya çıkan yeni olgular

Kısaca — Risk altındaki toplumda izlem sırasında ortaya çıkan yeni olgular hastalığa yakalanma hızını, yani insidansı belirler.

İnsidansın payında yalnız gözlem döneminde yeni gelişen olgular, paydasında ise başlangıçta hastalığı geliştirme olasılığı bulunan toplum ya da kişi-zaman yer alır. Böylece hastalığın mevcut yükünü değil, ortaya çıkışını ölçer.

Neden diğerleri değil

  • Atak hızı – Toplam ölüm sayısı — Atak hızı, salgında risk altındaki kişiler arasında belirli sürede gelişen yeni olguların oranıdır.
  • İnsidans – Belirli anda var olan tüm olgular — Belirli andaki eski ve yeni olguların tümü nokta prevalansını oluşturur.
  • Prevalans – Belirli sürede ortaya çıkan yeni olgular — Prevalans mevcut olguları ölçer; yalnız yeni olguların zamana göre oluşumu insidansa aittir.
  • Mortalite hızı – Yeni olgu sayısı — Mortalite hızının payında yeni hastalık olguları değil, belirli sürede gerçekleşen ölümler bulunur.

Aklında kalsın

Durağan koşullarda prevalans yaklaşık olarak insidans ile hastalık süresinin çarpımına eşittir; süre uzadıkça yeni olgu sayısı değişmeden prevalans artabilir.

18. soru

Nekrotizan fasiit tanısıyla izlenen bir hastada septik şok ve koagülopati gelişiyor; doku kültüründe Streptococcus pyogenes izole ediliyor ve cerrahi debridman uygulanıyor.

Bu hastada toksin sentezini baskılamak amacıyla beta-laktam tedaviye eklenmesi gereken en uygun antibiyotik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Klindamisin

Kısaca — Ekzotoksin üretimini baskıladığı için Klindamisin, toksik şokla seyreden invaziv streptokok enfeksiyonunda beta-laktama eklenir.

Klindamisin 50S ribozomal alt birime bağlanarak protein sentezini, dolayısıyla pirojenik ekzotoksin ve virülans proteini üretimini azaltır. Etkisi bakteri yoğunluğu ve büyüme evresinden beta-laktamlara göre daha az etkilendiğinden yüksek inokulumlu nekrotizan enfeksiyonda değerlidir.

Neden diğerleri değil

  • Gentamisin — 30S üzerinden bakterisidal etki gösterir; streptokokal ekzotoksin sentezini güvenilir biçimde baskılamaz.
  • Aztreonam — Yalnız aerob Gram-negatif bakterilere etkilidir; Streptococcus pyogenes kapsamı yoktur.
  • Daptomisin — Gram-pozitif hücre zarını depolarize eder; toksin sentezini hedefleyen standart yardımcı tedavi değildir.
  • Siprofloksasin — DNA girazı inhibe eder; invaziv Streptococcus pyogenes enfeksiyonunda güvenilir tedavi sağlamaz.

Aklında kalsın

Toksin aracılı invaziv streptokok enfeksiyonunda antibiyotikler acil cerrahi kaynak kontrolünün yerini tutmaz.

19. soru

SLE tanılı 29 yaşındaki kadın bacaklarda ödem ve kan basıncı yüksekliği şikâyetiyle başvuruyor. İdrar incelemesinde protein/kreatinin oranı 2,6 g/g, dismorfik eritrositler ve eritrosit silendirleri saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinini 1,5 mg/dL, C3 ve C4 düşük, anti-dsDNA yüksek tespit ediliyor. Böbrek biyopsisinde glomerüllerin %60'ında endokapiller proliferasyon ve subendotelyal immün kompleks birikimi tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası lupus nefriti sınıfı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sınıf IV diffüz lupus nefriti

Kısaca — Glomerüllerin en az %50'sini tutan proliferatif lezyonlar, lupus nefritini sınıf IV olarak sınıflandırır.

Subendotelyal immün kompleksler kompleman ve inflamatuvar hücreleri kapiller lümene yakın bölgede etkinleştirerek endokapiller proliferasyon ve ağır nefritik hasar oluşturur. Tutulum glomerüllerin %60'ına ulaştığından diffüz eşik aşılmıştır.

Tanıya götüren bulgular

  • Dismorfik eritrositler ve eritrosit silendirleri → kanamanın glomerüler olduğunu ve aktif nefriti gösterir.
  • Düşük C3-C4 ile yüksek anti-dsDNA → immün kompleks aracılı lupus aktivitesini destekler.
  • Glomerüllerin %60'ında endokapiller proliferasyon → diffüz proliferatif sınıfa sokar.
  • Subendotelyal birikim → kapiller duvar inflamasyonunu ve nefritik paterni açıklar.

Neden diğerleri değil

  • Sınıf I minimal mezangial lupus nefriti — Işık mikroskopisi normaldir; yaygın endokapiller proliferasyon bu sınıfı dışlar.
  • Sınıf II mezangial proliferatif lupus nefriti — Hücresellik ve birikimler mezangiumla sınırlıdır; subendotelyal kapiller duvar hastalığı beklenmez.
  • Sınıf V membranöz lupus nefriti — Subepitelyal birikim ve kapiller duvar kalınlaşması baskındır; diffüz proliferasyonla açıklanmaz.
  • Sınıf VI ileri sklerozan lupus nefriti — Glomerüllerin çoğunda geri dönüşsüz global skleroz gerekir; burada aktif proliferatif lezyonlar baskındır.

Aklında kalsın

Sınıf III glomerüllerin %50'sinden azını, sınıf IV ise en az %50'sini tutar; sınıflandırmada klinik proteinüri değil biyopsi dağılımı belirleyicidir.

20. soru

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta baş ağrısı, duş sonrası kaşıntı ve ayak parmaklarında yanma şikâyetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde dalak 3 cm ele geliyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 19,1 g/dL, hematokrit %58, lökosit 14.500/mm³, trombosit 610.000/mm³, oksijen satürasyonu %97 ve serum eritropoetin düzeyi düşük tespit ediliyor. Kemik iliğinde üç seride proliferasyon saptanıyor.

Bu hastada saptanması en olası moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — JAK2 V617F mutasyonu

Kısaca — JAK2 V617F, eritropoetin uyarısı olmadan JAK-STAT sinyalini açık tutarak üç miyeloid serinin otonom çoğalmasını sürdürür.

V617F değişikliği, JAK2'nin baskılayıcı psödokinaz bölgesini işlevsizleştirir. Sitokin reseptörlerinden bağımsız kalan tirozin kinaz etkinliği, hematopoietik kök hücre klonunda eritroid, granülositik ve megakaryositik proliferasyona yol açar.

Tanıya götüren bulgular

  • Hemoglobin 19,1 g/dL ve hematokrit %58 → mutlak eritrositozu destekler.
  • Lökosit ve trombosit artışıyla kemik iliğinde üç seride proliferasyon → tek başına sekonder eritrositozdan çok panmiyelozu gösterir.
  • Oksijen satürasyonunun normal, eritropoetinin düşük olması → hipoksiye bağlı eritrositozu dışlayıp primer klonal üretimi destekler.
  • Duş sonrası kaşıntı, eritromelalji ve splenomegali → polisitemia veranın mast hücresi ve mikrovasküler bulgularını birleştirir.

Neden diğerleri değil

  • BCR::ABL1 füzyonu — Kronik miyeloid lösemiyi tanımlar; eritropoetin baskılanmasıyla seyreden eritrositozun sürücüsü değildir.
  • PML::RARA füzyonu — Akut promiyelositik lösemide farklılaşma blokajı oluşturur; kronik panmiyelozla ilişkili değildir.
  • MYD88 L265P mutasyonu — Lenfoplazmasitik lenfoma ve Waldenström makroglobulinemisiyle ilişkilidir; miyeloid proliferasyon yapmaz.
  • BCL2 yeniden düzenlenmesi — Folliküler lenfomada apoptozu engeller; eritroid ağırlıklı miyeloproliferatif klon oluşturmaz.

Aklında kalsın

JAK2 V617F saptanmayan polisitemia vera olgularında JAK2 ekzon 12 değişiklikleri araştırılır; bunlarda eritrositoz daha baskın olabilir.

21. soru

Altmış yaşındaki erkek hasta yüzünde kızarma, sulu ishal, hışıltılı solunum ve efor dispnesiyle başvuruyor. İdrar 5-HIAA düzeyi yüksek tespit ediliyor. Ekokardiyografide triküspit kapak yaprakçıkları kalınlaşmış ve hareketsiz, ciddi triküspit yetersizliği tespit ediliyor; pulmoner kapakta da fibrotik plaklar görülüyor. Ekokardiyografide sol kalp kapakları korunmuş olarak izleniyor. Karaciğerde çok sayıda metastatik nöroendokrin tümör odağı saptanıyor.

Bu hastadaki kapak lezyonlarının en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Karsinoid kalp hastalığı

Kısaca — Karaciğer metastazlarından dolaşıma kaçan serotonin, sağ kalp endokardında plak tarzı fibrozis oluşturarak kapakları fikse eder.

Bağırsak kökenli nöroendokrin tümör ürünleri normalde karaciğerde etkisizleştirilir; karaciğer metastazı geliştiğinde serotonin ve diğer mediyatörler doğrudan sistemik venöz dolaşıma ulaşır. Bu maddeler triküspit ve pulmoner kapak endokardında fibröz plaklar oluşturarak kapakların açılmasını ve kapanmasını kısıtlar; akciğerde etkisizleştirildikleri için sol kapaklar çoğunlukla korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • Yüz kızarması, sulu ishal ve hışıltılı solunum → dolaşımdaki tümör mediyatörlerinin oluşturduğu karsinoid sendromunu düşündürür.
  • İdrar 5-HIAA düzeyinin yüksekliği → serotonin metabolizmasının arttığını gösterir.
  • Hareketsiz triküspit yaprakçıkları ve pulmoner kapakta fibrotik plaklar → sağ kalbe özgü fibrotik kapak paternini oluşturur.
  • Karaciğerde çok sayıda metastaz bulunması → tümör ürünlerinin hepatik etkisizleştirmeyi aşarak dolaşıma geçmesini açıklar.

Neden diğerleri değil

  • Romatizmal kalp hastalığı — En sık mitral kapağı ve komissürleri tutar; sağ kapaklarla sınırlı plak tarzı fibrozis beklenmez.
  • Enfektif endokardit — Kapakta vejetasyon ve destrüksiyon yapar; mediyatör sendromuyla birlikte iki sağ kapağın fibrotik fiksasyonunu açıklamaz.
  • Löffler endokarditi — Hipereozinofiliye bağlı apikal endomiyokardiyal fibrozis ve trombüs yapar; serotonin fazlalığıyla ilişkili değildir.
  • Kardiyak amiloidoz — İnfiltratif duvar kalınlaşması ve restriktif fizyoloji yapar; seçici sağ kapak plakları oluşturmaz.

Aklında kalsın

Karsinoid sendromunda belirgin sol kalp tutulumu, bronşiyal primer odağı veya serotoninli kanın akciğeri atladığı sağdan sola şantı düşündürür.

22. soru

Bilinen karaciğer sirozu olan elli sekiz yaşındaki erkek hasta hematemez ve melena ile acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 92/58 mmHg, nabız 112/dakika ölçülüyor. İki geniş damar yolu açılıp restriktif transfüzyon stratejisiyle resüsitasyon başlatılıyor. Öyküsünden beta-laktam alerjisi olmadığı öğreniliyor.

Bu hastada endoskopi öncesi başlanması en uygun tedavi kombinasyonu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Vazoaktif ilaç ve kısa süreli antibiyotik profilaksisi

Kısaca — Şüpheli varis kanamasında portal akımı azaltan vazoaktif ilaç ile enfeksiyonu önleyen antibiyotik, endoskopi beklenmeden başlanır.

Vazoaktif ilaç splanknik vazokonstriksiyon oluşturarak portal basıncı ve varise gelen kan akımını azaltır. Sirotik kanamada bağırsak kökenli bakteriyel geçiş kolaylaştığından kısa süreli antibiyotik profilaksisi enfeksiyonu, yeniden kanamayı ve mortaliteyi azaltır.

Tanıya götüren bulgular

  • Siroz zemininde hematemez ve melena gelişmesi → aksi gösterilene kadar portal hipertansif varis kanamasını ön plana çıkarır.
  • Hipotansiyon ve taşikardi saptanması → devam eden ciddi kan kaybını ve tedavinin geciktirilemeyeceğini gösterir.
  • Resüsitasyonun iki geniş damar yoluyla başlatılması → dolaşım desteğiyle eşzamanlı özgül kanama tedavisi gerektiğini gösterir.
  • Beta-laktam alerjisinin olmaması → kısa süreli seftriakson profilaksisinin kullanılabilmesini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Yalnız yüksek doz proton pompa inhibitörü — Peptik ülser kanamasında yararlıdır; portal basıncı düşürmez ve varis kanamasında tek başına yeterli değildir.
  • Nonselektif beta bloker ve nitrat — Nonselektif beta blokerler varis kanaması profilaksisinde kullanılır; primer profilakside nitrat eklenmesi önerilmez. Bu kombinasyon akut kanamada hipotansiyonu ağırlaştırabilir ve endoskopi öncesi başlangıç tedavisi değildir.
  • Taze donmuş plazma ve K vitamini — Koagülopatinin rutin düzeltilmesi varis kanamasını durdurmaz; hacim yüklenmesi portal basıncı artırabilir.
  • Sengstaken-Blakemore balonu ve acil TIPS — Endoskopiyle kontrol edilemeyen kanamada kurtarma seçenekleridir; endoskopi öncesi ilk basamak değildir.

Aklında kalsın

Hemodinamik stabilizasyonun ardından endoskopik varis ligasyonu yapılır; kontrol edilemeyen kanamada balon tamponadı yalnız geçici köprü olabilir.

23. soru

Altmış yaşındaki kadın hasta yürürken gövdesinin sağa doğru yalpalaması şikâyetiyle başvuruyor. Sağ ayak üzerinde tek başına durması istendiğinde pelvisin sol tarafı aşağı düşüyor. Sağ kalçada ağrı saptanmıyor; kalça eklem hareketleri açık ve alt ekstremite duyu muayenesinin normal olduğu saptanıyor.

Bu bulgunun oluşmasından öncelikle sorumlu kas aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sağ gluteus medius

Tek ayak duruşunda basılan taraftaki gluteus medius pelvisi yatay tutar; yetersizliği karşı hemipelvisin düşmesine yol açar.

Vücut ağırlığı tek ayak duruşunda pelvisi karşı tarafa düşüren bir moment oluşturur. Basılan taraftaki gluteus medius ve minimusun oluşturduğu abdüksiyon momenti buna karşı koyar; yetersizlikte Trendelenburg bulgusu ve aynı tarafa gövde eğilmesi gelişir.

Trendelenburg bulgusu

Tek ayak duruşuPelvisi karşıtarafa düşürenmomentSağ gluteusmediusyetersizliğiAbdüksiyonmomentiSol pelvisdüşmesiGövde sağayalpalama

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Superior gluteal sinir lezyonu gluteus medius, gluteus minimus ve tensor fasciae latae zayıflığıyla Trendelenburg yürüyüşü oluşturur.

24. soru

Üç aydır öksürük, kilo kaybı ve gece terlemesi şikâyetleriyle başvuran hastanın öyküsünden evinde küçük çocuklarla birlikte yaşadığı öğreniliyor. Akciğer tomografisinde sağ üst lobda kavite ile tomurcuklanmış ağaç görünümü izlenen hastanın üç balgam örneğinin ikisinde aside dirençli basil görülüyor. Moleküler testinde Mycobacterium tuberculosis kompleksi ve rifampisin direnci tespit ediliyor; HIV testi negatif saptanıyor ve hemodinamisinin stabil olduğu görülüyor.

Bu hastayla ilgili en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Hava yolu izolasyonu sürdürülerek ilaç direnci doğrulanmalı ve dirençli tüberküloz rejimi planlanmalıdır

Kısaca — Yayma pozitif kaviter tüberküloz bulaştırıcı, rifampisin direnci de standart rejimi güvensiz kıldığı için izolasyonla dirençli tedavi planlanır.

Kavite ve bronkojenik yayılım yüksek basil yükünün hava yoluna boşaldığını gösterir; aside dirençli basil pozitifliği bulaş riskini doğrular. Moleküler rifampisin direnci temel bakterisidal ilacın etkisiz olabileceğini gösterdiğinden duyarlılık testleri hızla tamamlanmalı ve tedavi direnç profiline göre düzenlenmelidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç aylık öksürük, kilo kaybı ve gece terlemesi → aktif tüberkülozun kronik sistemik paternini destekler.
  • Üst lob kavitesi ve tomurcuklanmış ağaç görünümü → hava yollarıyla yayılan yüksek basil yüklü hastalığı gösterir.
  • Üç balgamın ikisinde aside dirençli basil görülmesi → hastanın halen bulaştırıcı kabul edilmesini gerektirir.
  • Evde küçük çocukların bulunması → ağır hastalık riski yüksek temaslıların gecikmeden değerlendirilmesini gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Bulaştırıcı olmadığı kabul edilip izolasyon sonlandırılmalıdır — Yayma pozitif kavite yüksek bulaş riski taşır; izolasyon sürdürülmelidir.
  • Yalnız izoniazid profilaksisi başlanmalıdır — Profilaksi aktif hastalığı tedavi etmez ve saptanan rifampisin direncini kapsamaz.
  • İzoniazid, rifampisin, pirazinamid ve etambutolden oluşan standart tedavi başlanmalıdır — Rifampisin etkisizse standart rejim başarısızlık ve ek direnç seçer.
  • Hava yolu izolasyonu sürdürülerek kültüre dayalı ilaç duyarlılık sonuçları çıkıncaya kadar antitüberküloz tedavi ertelenmelidir — İzolasyon doğrudur ancak bulaştırıcı hastalıkta tedavi kültür sonucuna kadar ertelenmemeli; dirençli tüberküloz rejimi planlanmalıdır.

Aklında kalsın

Rifampisin direnci, izoniazid sonucu bilinmeden çok ilaca dirençli tüberkülozla eş anlamlı değildir; yine de dirençli tüberküloz yaklaşımını başlatmayı gerektirir.

25. soru

Yirmi dokuz yaşında, 70 kg ağırlığındaki erkek hasta yüksek gerilim hattına temas sonrası acil servise getiriliyor. Giriş yarası omuzda, çıkış yarası ayak tabanında izleniyor. Görünen yanık alanı toplam vücut yüzeyinin %7'si, serum kreatin kinaz düzeyi 21.000 U/L olarak bulunuyor. İzotonik kristalloid başlandıktan sonra kan basıncı 118/74 mmHg, saatlik idrar çıkışı 30 mL ve idrar rengi koyu kahverengidir. Akciğerlerde sıvı yüklenmesi bulgusu yoktur.

Devam eden sıvı replasmanı için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kristalloid hızını, sıvı yüklenmesini izleyerek yaklaşık 1–1,5 mL/kg/saat idrar çıkışı sağlayacak şekilde titre etmek

Kısaca — Miyoglobinin böbrek hasarı riskini artırması nedeniyle kristalloid, yüklenme izlenerek 1–1,5 mL/kg/saat idrar çıkışına titre edilir.

Elektrik akımı derin kaslarda nekroza yol açarak dolaşıma miyoglobin salınmasına neden olur; miyoglobin tübüler toksisite ve silendir oluşumuyla akut böbrek hasarını kolaylaştırır. Kristalloid replasmanı böbrek perfüzyonunu ve tübüler akımı destekler; gereksinim yalnız deri yanığının yüzdesinden hesaplanamaz. İdrar çıkışı tedavi yanıtını gösterirken solunum ve dolaşım bulguları sıvı verilmesinin güvenli sınırını belirler.

Tanıya götüren bulgular

  • Yüksek gerilim teması ve %7 yanık alanı → küçük yüzey yanığı, derin doku hasarının sınırlı olduğunu göstermez.
  • Kreatin kinazın 21.000 U/L olması ve koyu kahverengi idrar → rabdomiyoliz ve miyoglobinüriyi destekler.
  • 70 kg ağırlıkta 30 mL/saat idrar çıkışı → yaklaşık 70–105 mL/saat olan hedefin altında kalıyor.
  • Kan basıncının 118/74 mmHg olması ve yüklenme bulgusu olmaması → normal basınca rağmen sıvının idrar yanıtına göre artırılmasını destekler.

Neden diğerleri değil

  • İnfüzyon hızını hematokrit değerini %45'te tutacak şekilde ayarlamak — Hematokrit hemokonsantrasyonu yansıtır; böbrek perfüzyonunun hedefi değildir.
  • İnfüzyon hızını santral venöz basıncı 12–15 mmHg’de tutacak şekilde ayarlamak — Statik dolum basıncı, sıvıya yanıtı güvenilir biçimde göstermez.
  • Parkland formülüyle hesaplanan infüzyon hızını idrar çıkışından bağımsız olarak sürdürmek — Başlangıç tahminidir; derin kas hasarını yeterince yansıtmaz.
  • Kristalloid hızını değiştirmeden rutin mannitol ekleyerek idrar çıkışını artırmak — Osmotik diürez, yeterli böbrek perfüzyonunun yerini tutmaz.

Aklında kalsın

Rabdomiyolizde hücrelerden potasyum salınması ölümcül aritmiye yol açabilir; böbrek işlevleri bozulmadan da hiperkalemi gelişebilir.

26. soru

Otuz yedi yaşındaki kadın hasta doğumdan iki hafta sonra giderek artan baş ağrısı ve ardından gelişen fokal nöbet nedeniyle getiriliyor. Nörolojik muayenede sağ kolda hafif güçsüzlük saptanıyor. Kontrastsız beyin BT’sinde parankimal kanama ve çevresinde ödem izleniyor; lezyonun tek bir arter sulama alanına uymadığı görülüyor. Laboratuvar tetkiklerinde trombosit sayısı ve protrombin zamanı normal sınırlarda tespit ediliyor.

Bu hastada tanıyı doğrulamak için yapılması en uygun görüntüleme yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — MR venografi

Kısaca — Postpartum hiperkoagülabilite venöz çıkışı tıkayarak arter alanını aşan hemorajik infarkt oluşturur; oklüzyonu MR venografi gösterir.

Serebral venöz sinüs trombozu venöz ve kapiller basıncı yükselterek vazojenik ödem, kanama ve nöbet eğilimi oluşturur. MR venografi sinüste akım kaybını veya dolum kusurunu göstererek venöz oklüzyonu doğrular.

Tanıya götüren bulgular

  • Doğumdan iki hafta sonra başlaması → postpartum hiperkoagülabiliteyi güçlü risk etkeni olarak öne çıkarır.
  • Giderek artan baş ağrısını fokal nöbet ve güçsüzlüğün izlemesi → venöz basınç artışıyla gelişen kortikal tutulumu destekler.
  • Kanama ve ödemin tek arter sulama alanına uymaması → venöz infarktı arteriyel infarkttan ayırır.
  • Trombosit sayısı ve protrombin zamanının normal olması → belirgin trombositopeni veya koagülasyon faktörü eksikliğini dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Karotis Doppler ultrasonografisi — Ekstrakraniyal karotis darlığını değerlendirir; intrakraniyal venöz sinüsleri göstermez.
  • Tekrarlayan kontrastsız BT — Kanamanın seyrini izleyebilir; sinüs içindeki trombozu güvenilir biçimde doğrulamaz.
  • Difüzyon ağırlıklı beyin MRG — Arteriyel iskemik infarktı erken dönemde gösterir; tek arter sulama alanına uymayan hemorajik lezyonda venöz oklüzyonu doğrulamaz.
  • Beyin MR anjiyografi — Arteriyel darlık ve oklüzyonu değerlendirir; venöz sinüs trombozunu göstermez.

Aklında kalsın

Serebral venöz sinüs trombozunda hemorajik venöz infarkt bulunması antikoagülasyona tek başına engel değildir; kanama venöz basınç artışının sonucudur.

27. soru

Beta-laktam antibiyotik tedavisinin başlanmasından iki gün sonra ateş ve yüzlerce küçük, foliküler olmayan steril püstül gelişiyor. Laboratuvar tetkiklerinde nötrofili tespit edilirken fizik muayenede mukoza tutulumunun minimal olduğu saptanıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Akut jeneralize ekzantematöz püstüloz

Kısaca — İlaçtan günler içinde gelişen nötrofilik, foliküler olmayan steril püstüller Akut jeneralize ekzantematöz püstülozu gösterir.

İlaç özgül T hücrelerinin oluşturduğu kemokin yanıtı epidermise yoğun nötrofil göçünü tetikler; böylece subkorneal veya intraepidermal steril püstüller oluşur. Reaksiyonun hızlı başlaması ve nötrofilinin eşlik etmesi bu paternin temel ayırıcılarıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Beta-laktamdan iki gün sonra başlangıç → hızlı gelişen ilaç reaksiyonunu destekler.
  • Yüzlerce foliküler olmayan steril püstül → enfeksiyöz folikülitten çok epidermal nötrofil birikimini gösterir.
  • Ateş ve nötrofili → akut sistemik nötrofilik yanıtı destekler.
  • Mukoza tutulumunun minimal olması → yaygın mukozal nekrolizle seyreden SJS-TEN spektrumunu geri plana iter.

Neden diğerleri değil

  • Püstüler psöriazis — Psöriyatik zemin ve yineleme eğilimi beklenir; ani antibiyotik ilişkili başlangıç AGEP lehinedir.
  • DRESS sendromu — Haftalar sonra eozinofili, yüz ödemi ve organ hasarıyla gelişir; nötrofilik püstüller temel bulgu değildir.
  • Subkorneal püstüler dermatoz — Kronik ve yineleyici gevşek püstüller yapar; akut ateşli ilaç reaksiyonu biçiminde başlamaz.
  • Toksik epidermal nekroliz — Tam kat epidermal nekroz, ağrılı ayrışma ve belirgin mukoza tutulumu yapar; püstüler patern beklenmez.

Aklında kalsın

AGEP’te sorumlu ilaç kesildikten sonra püstüller hızla geriler ve iyileşme sırasında yüzeyel deskuamasyon gelişebilir.

28. soru

Genç hasta hipertansiyon değerlendirmesi amacıyla başvuruyor. Fizik muayenesinde ağır hipertansiyon saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde hipokalemik metabolik alkaloz ile düşük renin ve düşük aldosteron düzeyleri tespit ediliyor. Aile öyküsünden benzer erken başlangıçlı hipertansiyon olduğu öğreniliyor. Spironolaktona yanıtın sınırlı olduğu, amiloride ise belirgin yanıt alındığı saptanıyor.

Bu hastada klinik tabloya yol açan temel moleküler kusur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Epitel sodyum kanalında işlev kazanımı

Kısaca — Aldosterondan bağımsız ENaC etkinliği, sodyum tutulumu ile erken hipertansiyon; potasyum ve hidrojen kaybıyla hipokalemik alkaloz oluşturur.

ENaC alt birimlerindeki işlev kazanımı, kanalın apikal membrandan uzaklaştırılmasını azaltarak toplayıcı kanalda sodyum geri emilimini artırır. Oluşan lümen-negatif potansiyel potasyum ve hidrojen sekresyonunu hızlandırırken hacim genişlemesi renin ile aldosteronu baskılar; amilorid kanalı doğrudan bloke eder.

Tanıya götüren bulgular

  • Genç yaşta ağır hipertansiyon ve benzer aile öyküsü → otozomal dominant monogenik hipertansiyonu destekler.
  • Hipokalemik metabolik alkaloz → distal sodyum geri emilimine eşlik eden potasyum ve hidrojen kaybını gösterir.
  • Düşük renin ve düşük aldosteron → sodyum tutulmasının aldosterondan bağımsız olduğunu gösterir.
  • Spironolaktona sınırlı, amiloride belirgin yanıt → kusurun mineralokortikoid reseptöründen sonra, ENaC düzeyinde olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • ROMK işlev kaybı — Bartter tip 2'de tuz kaybı ile renin ve aldosteron yükselir; kalıcı ağır hipertansiyon beklenmez.
  • Tiyazide duyarlı NaCl kotransporteri kaybı — Gitelman sendromu düşük-normal kan basıncı, hipomagnezemi ve hipokalsiüriyle seyreder.
  • 11β-hidroksilaz eksikliği — Deoksikortikosteron hipertansiyon yapar ancak androjen fazlalığına ait bulguların eşlik etmesi beklenir.
  • Mineralokortikoid reseptör kaybı — Psödohipoaldosteronizmde tuz kaybı, hiperkalemi ve yüksek renin-aldosteron saptanır.

Aklında kalsın

Düşük renin-düşük aldosteron hipertansiyonunda meyan kökü ve 11β-HSD2 eksikliği, kortizolün mineralokortikoid reseptörünü uyarmasıyla ayırıcı tanıya girer.

29. soru

Lynch sendromu tanısı konan bir hastada aşağıdaki kanserlerden hangisinin gelişmesi en az olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: A — Küçük hücreli akciğer karsinomu

Kısaca — Küçük hücreli akciğer karsinomu sigarayla güçlü ilişkili sporadik bir tümördür ve Lynch sendromu spektrumunda yer almaz.

Lynch sendromunda germline yanlış eşleşme onarım geni kaybı, mikrosatellit instabilitesi üzerinden belirli epitel tümörlerine yatkınlık oluşturur. Küçük hücreli akciğer karsinomunun tipik gelişim yolu bu kalıtsal onarım kusuruna dayanmaz.

Neden diğerleri doğru

  • Kolorektal kanser — Lynch sendromunun temel tümörlerindendir ve sıklıkla proksimal kolonda gelişir.
  • Endometriyum kanseri — Lynch sendromunun başlıca kolon dışı tümörüdür ve bazı ailelerde ilk kanser olarak ortaya çıkar.
  • Over kanseri — Yanlış eşleşme onarımı kusuruyla ilişkili jinekolojik tümör spektrumunda yer alır.
  • Üst üriner sistemin ürotelyal karsinomu — Üreter ve renal pelvis kaynaklı ürotelyal tümörler Lynch spektrumunun karakteristik üyelerindendir.

Aklında kalsın

Lynch sendromunda polipozis belirgin değildir; erken yaş, sağ kolon yerleşimi ve senkron ya da metakron tümörler kalıtsal zemini düşündürür.

30. soru

Aşağıdakilerden hangisi şizofrenide kötü prognoz göstergelerinden biridir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sinsi ve erken yaşta başlangıç

Kısaca — Erken ve sinsi başlangıç, işlev kaybını uzatıp negatif belirti yükünü artırdığından şizofrenide kötü seyri öngörür.

Sinsi başlangıç, prodromal işlev kaybının fark edilmeden ilerlemesine ve tedavisiz psikoz süresinin uzamasına eşlik eder. Hastalığın eğitim, meslek ve toplumsal roller kurulmadan başlaması işlevsel kazanımları sınırlar; kalıcı negatif ve bilişsel belirtilerle ilişkilidir.

Neden diğerleri değil

  • Akut başlangıç — Belirtilerin hızla fark edilmesini ve tedaviye erken başlanmasını sağladığından daha iyi gidişle ilişkilidir.
  • İyi premorbid uyum — Hastalık öncesi toplumsal ve mesleki işlevselliğin korunmuş olması daha iyi işlevsel rezerv gösterir.
  • Tetikleyici bir etkenin varlığı — Belirgin stres etkeniyle başlayan psikoz, kendiliğinden ve sinsi başlayan tabloya göre daha iyi seyreder.
  • Pozitif belirtilerin ön planda olması — Sanrı ve varsanılar antipsikotik tedaviye, kalıcı negatif belirtilerden daha iyi yanıt verir.

Aklında kalsın

Kadın cinsiyet, güçlü toplumsal destek ve duygudurum belirtilerinin eşlik etmesi şizofrenide daha iyi gidişle ilişkilidir.

31. soru

Kırk yedi yaşındaki erkek hasta el ve ayaklarında büyüme ile yüz hatlarında kabalaşma şikâyetiyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyi yüksek tespit ediliyor; hipofiz görüntülemesinde makroadenom izleniyor.

Bu hastada aşağıdaki bulgulardan hangisi görülmez?

Cevabı göster

Cevap: B — Serum fosfor düzeyinde düşüklük

Kısaca — Akromegalide büyüme hormonu böbrekten fosfat tutulmasını artırdığı için hipofosfatemi değil, hiperfosfatemi beklenir.

Büyüme hormonu proksimal tübüldeki sodyum-fosfat kotransportunu ve 1,25-dihidroksi D vitamini yapımını artırır. Renal fosfat atılımı azaldığından serum fosforu normal-yüksek ya da yüksek saptanır; düşüklük varsa ek bir neden araştırılır.

Tanıya götüren bulgular

  • El ve ayaklarda büyüme ile yüz hatlarında kabalaşma → uzun süreli büyüme hormonu fazlalığını düşündürür.
  • İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 yüksekliği → klinik kuşkuyu biyokimyasal olarak destekler.
  • Hipofizde makroadenom → hormon fazlalığının hipofizer kaynağını gösterir.

Neden diğerleri doğru

  • Obstrüktif uyku apnesi — Üst hava yolu yumuşak dokularının ve dilin büyümesi uyku sırasında hava yolu daralmasına yol açar.
  • Karpal tünel sendromu — Yumuşak doku ve sinovyal kalınlaşma karpal tünelde median siniri sıkıştırır.
  • Bozulmuş glukoz toleransı — Büyüme hormonunun insülin karşıtı etkisi hepatik glukoz üretimini ve insülin direncini artırır.
  • Kolonda adenomatöz polip — Akromegalide kolon epitelindeki proliferatif uyarı nedeniyle adenomatöz polip sıklığı artar.

Aklında kalsın

Oral glukoz yüklemesinden sonra büyüme hormonunun baskılanmaması aktif akromegaliyi doğrular.

32. soru

Kalp yetersizliği ve nöropatisi olan yaşlı hastada EKG voltajı düşük; ekokardiyografide duvarlar kalın izleniyor ve strain incelemesinde apikal korunma tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Kardiyak amiloidoz

Kısaca — Kalın duvar-düşük voltaj uyumsuzluğu ve apikal strain korunması, miyosit hipertrofisinden çok amiloid infiltrasyonunu gösterir.

Hücre dışına biriken amiloid fibrilleri duvarları kalınlaştırır; ancak canlı miyosit kütlesi aynı ölçüde artmadığından elektrokardiyografik voltaj yükselmez. Bazal ve orta segmentlerde longitudinal işlev daha fazla bozulurken apeksin göreceli korunması karakteristik strain paternini oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Hipertansiyona bağlı kardiyak yeniden şekillenme — Basınç yüküne bağlı gerçek miyosit hipertrofisidir; duvar kalınlığıyla belirgin voltaj uyumsuzluğu beklenmez.
  • Atlet kalbi — Fizyolojik hipertrofi ve geniş boşluklarla seyreder; düşük voltaj ile apikal korunma paternini açıklamaz.
  • Hipertrofik kardiyomiyopati — Genellikle asimetrik miyosit hipertrofisi ve artmış voltaj oluşturur; tipik apikal korunma beklenmez.
  • Akut miyokardit — Enflamatuvar miyokard hasarıdır; bu kronik infiltratif duvar kalınlaşması paternini oluşturmaz.

Aklında kalsın

Kardiyak manyetik rezonansta yaygın subendokardiyal veya transmural geç kontrastlanma ve anormal gadolinyum kinetiği amiloid infiltrasyonunu destekler.

33. soru

HBsAg pozitif kırk beş yaşındaki erkek hasta ateş, kilo kaybı, mononöritis multipleks ve yeni başlangıçlı hipertansiyon ile başvuruyor. Anjiyografide renal arterlerde mikroanevrizmalar saptanıyor; C3 ve C4 normal, ANCA negatif bulunuyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Poliarteritis nodoza

Kısaca — HBV taşıyıcılığında orta çaplı damar vasküliti, renal mikroanevrizma, mononöritis multipleks ve hipertansiyon poliarteritis nodozayı gösterir.

HBsAg pozitifliği, dolaşımdaki immün komplekslerin musküler arterlerde segmental transmural inflamasyonu tetiklemesiyle poliarteritis nodoza için klasik bir zemindir. Glomerül tutulumu beklenmez; renal arter dallarında mikroanevrizma, yeni hipertansiyon ve mononöritis multipleks tipiktir. Kompleman düzeyleri genellikle normal, ANCA negatiftir.

Tanıya götüren bulgular

  • HBsAg pozitifliği → poliarteritis nodoza ile HBV birlikteliğini destekler.
  • Ateş, kilo kaybı ve mononöritis multipleks → sistemik orta damar vaskülitinin klinik tablosunu oluşturur.
  • Yeni başlangıçlı hipertansiyon ve renal arter mikroanevrizmaları → glomerülonefrit olmaksızın renal arter tutulumunu gösterir.
  • Normal C3-C4 ve ANCA negatifliği → kriyoglobulinemik ve ANCA ilişkili vaskülitleri geride bırakır.

Neden diğerleri değil

  • Anti-GBM hastalığı — Hızlı ilerleyen glomerülonefrit ve akciğer kanaması yapar; mikroanevrizma ve HBV birlikteliği beklenmez.
  • IgA vasküliti — Küçük damarlarda IgA birikimiyle palpe edilebilen purpura ve nefrit yapar; orta damar mikroanevrizması oluşturmaz.
  • ANCA ilişkili vaskülit — ANCA pozitifliği ve pauci-immün glomerülonefrit beklenir; ANCA burada negatiftir.
  • Karma kriyoglobulinemik vaskülit — HCV ve belirgin C4 tüketimiyle küçük damar vasküliti yapar; komplemanlar normaldir ve mikroanevrizma beklenmez.

Aklında kalsın

Poliarteritis nodoza glomerülleri tutmaz ve HBV ile ilişkilidir; HCV ise karma kriyoglobulinemik küçük damar vasküliti ve MPGN ile gider.

34. soru

Sarılıklı hastada laboratuvar tetkiklerinde HBsAg ve anti-HBc IgM pozitif, anti-HBs negatif, HBV DNA yüksek saptanıyor.

Bu profil aşağıdakilerden hangisini gösterir?

Cevabı göster

Cevap: A — Akut hepatit B enfeksiyonu

Kısaca — HBsAg pozitifliği, anti-HBc IgM ve yüksek HBV DNA, anti-HBs yokluğunda en çok akut hepatit B enfeksiyonunu gösterir.

HBsAg dolaşımda viral yüzey antijeninin bulunduğunu, anti-HBc IgM ise bağışıklık sisteminin çekirdek antijenine yakın zamanda yanıt verdiğini gösterir. Anti-HBs henüz gelişmemiştir; yüksek HBV DNA aktif viral çoğalmayı destekler.

Neden diğerleri değil

  • Aşıya bağlı bağışıklık — Yalnız anti-HBs pozitifliği oluşturur; aşı çekirdek antijeni içermediğinden anti-HBc gelişmez.
  • Geçirilmiş hepatit B — HBsAg kaybolur, anti-HBs ve total anti-HBc pozitif kalır; anti-HBc IgM beklenmez.
  • İzole anti-HBc profili — Anti-HBc pozitiftir ancak hem HBsAg hem anti-HBs negatiftir; buradaki HBsAg pozitifliğiyle uyuşmaz.
  • İnaktif kronik hepatit B enfeksiyonu — İnaktif evrede HBV DNA düşük veya saptanamayan düzeydedir; yüksek HBV DNA bu evreyle uyumsuzdur.

Aklında kalsın

HBsAg’nin altı aydan uzun süre saptanması akut enfeksiyondan kronik HBV enfeksiyonuna geçişi tanımlar.

35. soru

Trombositopeni ve mukozal kanama şikâyetleriyle başvuran hastanın laboratuvar tetkiklerinde düşük doz ristosetinle trombosit agregasyonunun arttığı tespit ediliyor. Karışım çalışmasında hasta plazmasının normal trombositlerde bu yanıtı oluşturduğu, hasta trombositlerinin ise normal plazmada normal davrandığı görülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Tip 2B von Willebrand hastalığı

Kısaca — Kusurun hasta plazmasıyla aktarılması, GPIb’ye afinitesi artmış von Willebrand faktörünü ve tip 2B von Willebrand hastalığını gösterir.

Tip 2B’de işlev kazanmış von Willebrand faktörü, düşük ristosetin düzeyinde bile trombosit GPIb reseptörüne aşırı bağlanır. Bu etkileşim büyük multimerlerin ve bağlı trombositlerin dolaşımdan temizlenmesine, dolayısıyla trombositopeni ve mukozal kanamaya yol açar.

Tanıya götüren bulgular

  • Trombositopeni ve mukozal kanama → trombosit adezyonu ile ilişkili primer hemostaz bozukluğunu destekler.
  • Düşük doz ristosetinle artmış agregasyon → von Willebrand faktörü-GPIb etkileşiminde işlev kazanımını gösterir.
  • Hasta plazmasının normal trombositlerde yanıt oluşturması → bozukluğun plazmadaki von Willebrand faktöründen kaynaklandığını gösterir.
  • Hasta trombositlerinin normal plazmada normal davranması → trombosit GPIb kaynaklı işlev kazanımını dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Bernard-Soulier sendromu — GPIb eksikliği nedeniyle ristosetine yanıt azalır ve normal plazma bu trombosit kusurunu düzeltmez.
  • Glanzmann trombastenisi — GPIIb/IIIa kusurunda diğer agonistlere agregasyon bozulur; ristosetin yanıtı korunur.
  • Tip 3 von Willebrand hastalığı — von Willebrand faktörü hemen tamamen yoktur; düşük doz ristosetine artmış yanıt değil yanıtsızlık beklenir.
  • Trombosit tipi von Willebrand hastalığı — İşlev kazanımı GPIb’dedir; anormal yanıt hasta trombositiyle taşınır, hasta plazmasıyla değil.

Aklında kalsın

Desmopressin anormal von Willebrand faktörü salınımını artırarak tip 2B’de trombositopeniyi ağırlaştırabilir.

36. soru

Ateş ve yan ağrısı yakınmalarıyla getirilen dört yaşındaki kız çocuğunun tam idrar tetkikinde piyüri ve nitrit pozitifliği tespit ediliyor.

Bu hastada tabloya yol açması en olası etken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Escherichia coli

Kısaca — Toplum kökenli çocukluk çağı İYE’sinde bağırsak florasından yükselen, nitratı indirgeyen Escherichia coli en sık etkendir.

Üropatojenik suşların fimbriaları üroepitele tutunmayı ve periüretral bölgeden yukarı doğru ilerlemeyi kolaylaştırır. Bakteriyel nitrat redüktazın oluşturduğu nitrit, enterik Gram negatif etkeni destekler.

Neden diğerleri değil

  • Staphylococcus epidermidis — Deri florası ve kateter enfeksiyonu etkenidir; sağlıklı çocukta toplum kökenli piyelonefrit için tipik değildir.
  • Candida albicans — Kandidüri daha çok immün baskılanma, üriner araç veya geniş spektrumlu antibiyotik kullanımıyla ilişkilidir.
  • Enterococcus faecium — Sağlık bakımı ve üriner araçla ilişkili enfeksiyonlarda öne çıkar; nitratı nitrite indirgemez.
  • Pseudomonas aeruginosa — Üriner anomali, kateter veya tekrarlayan antibiyotik kullanımında beklenen fırsatçı etkendir.

Aklında kalsın

Nitrit negatifliği İYE’yi dışlamaz; sık mesane boşaltımı veya nitratı indirgemeyen bir etken yalancı negatifliğe yol açabilir.

37. soru

Miadında doğan bir bebek, yaşamın üçüncü gününde yüzünden gövdesine doğru ilerleyen sarılık nedeniyle getiriliyor. Genel durumu iyi olan bebek iyi emiyor, doğum ağırlığının %4'ünü kaybetmiş ve muayenesinde hepatosplenomegali saptanmıyor. Total bilirübin 10 mg/dL, direkt bilirübin 0,4 mg/dL bulunuyor.

Bu bebek için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Fizyolojik yenidoğan sarılığı

Üçüncü gündeki hafif, indirekt sarılık; artmış bilirübin üretimi ile geçici konjugasyon yetersizliğinin fizyolojik sonucudur.

Yenidoğanın eritrosit yükü ve eritrosit ömrünün kısa olması bilirübin üretimini artırırken UGT1A1 aktivitesinin henüz düşük olması konjugasyonu sınırlar. Bu geçici dengesizlik ilk 24 saatten sonra belirginleşir ve karaciğer olgunlaştıkça düzelir.

Fizyolojik yenidoğan sarılığı

belirginleşirdüzelirİlk 24 saat: henüzbelirgin değil3. gün: hafifindirekt sarılıkOlgunlaştıkça:dengesizlikdüzelir

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Anne sütü sarılığı genellikle ilk haftadan sonra belirginleşir ve iyi gelişen bebekte uzamış indirekt hiperbilirübinemi yapar.

38. soru

Aşağıdaki sendromlardan hangisinde uzun QT sendromuna konjenital sensörinöral işitme kaybı eşlik eder?

Cevabı göster

Cevap: B — Jervell-Lange-Nielsen sendromu

Kısaca — Kalp ve iç kulaktaki ortak potasyum kanalı bozulduğu için uzun QT ile doğuştan işitme kaybı Jervell-Lange-Nielsen’de birleşir.

Bialelik KCNQ1 veya KCNE1 işlev kaybı, miyokartta repolarizasyonu geciktirirken iç kulakta endolenfin potasyum dengesini bozar. Böylece otozomal resesif uzun QT tablosuna konjenital sensörinöral işitme kaybı eklenir.

Neden diğerleri değil

  • Romano-Ward sendromu — Otozomal dominant uzun QT tablosudur; konjenital sensörinöral işitme kaybı eşlik etmez.
  • Brugada sendromu — Sağ prekordiyal ST yükselmesiyle tanınan sodyum kanalopatisidir; QT uzaması temel bulgu değildir.
  • Wolff-Parkinson-White sendromu — Aksesuar atriyoventriküler yol preeksitasyon yapar; işitme kaybıyla ilişkili değildir.
  • Hasta sinüs sendromu — Sinüs düğümü işlev bozukluğu bradikardi ve duraklamalar yapar; konjenital uzun QT sendromu değildir.

Aklında kalsın

Uzun QT’ye bağlı senkop egzersiz, ani ses veya emosyonla tetiklenebilir; nöbet sanılan ataklarda QTc değerlendirilmelidir.

39. soru

Sekiz yaşındaki kız çocuğun günde birçok kez konuşmasının ortasında durduğu, boş bakışla 8-10 saniye tepkisiz kaldığı ve ardından yaptığı işe devam ettiği fark ediliyor. Bu sırada yere düşme veya postiktal konfüzyon olmuyor. Hiperventilasyonla benzer bir nöbet tetikleniyor ve elektroensefalografide jeneralize 3 Hz diken-dalga boşalımları görülüyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Çocukluk çağı absans epilepsisi

Hiperventilasyonla tetiklenen kısa, sık ve postiktal dönemsiz dalmaların 3 Hz jeneralize diken-dalga oluşturması absansı gösterir.

Talamokortikal ağların senkron salınımı, bilincin aniden kesilip saniyeler içinde yeniden açılmasına ve elektroensefalografide 3 Hz jeneralize diken-dalga boşalımlarına yol açar. Hiperventilasyonla gelişen hipokapni ve alkaloz bu ağı kolayca etkinleştirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Günde birçok kez olan 8-10 saniyelik tepkisizlik → sık ve kısa absans nöbeti paternidir.
  • Etkinliğe kaldığı yerden devam etme → postiktal dönemin bulunmadığını gösterir.
  • Hiperventilasyonla nöbetin tetiklenmesi → çocukluk çağı absans epilepsisini destekler.
  • Jeneralize 3 Hz diken-dalga → sendromun karakteristik elektroensefalografi bulgusudur.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilKompleks parsiyelnöbetGenellikle dahauzun sürerotomatizm, fokalelektroensefalografibulgusu ve postiktalkonfüzyongörülebilir.Juvenil miyoklonikepilepsiErgenlikte sabahmiyoklonileri vedaha hızlı çokludiken-dalgaboşalımlarıylaseyredersaf dalma paternideğildir.Lennox-GastautsendromuGelişimsel bozukluk,çoklu nöbet tiplerive yavaşdiken-dalga paternibeklenir3 Hz boşalım uymaz.Atonik nöbetAni kas tonusukaybı ve düşmeyleseyrederyalnızca kısafarkındalık kesilmesioluşturmaz.

Aklında kalsın

Yalnız absans nöbetleri varsa etosüksimid; jeneralize tonik-klonik nöbet de eşlik ediyorsa valproat tercih edilir.

40. soru

Soba yanan bir odada bulunduğu öğrenilen çocukta baş ağrısı, kusma ve konfüzyon gelişmesi üzerine acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde nabız oksimetresinde satürasyon %99 ölçülüyor. Laboratuvar tetkiklerinde karboksihemoglobin düzeyinin yüksek olduğu tespit ediliyor.

Bu hastada uygulanması gereken en uygun ilk tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Rezervuarlı maskeyle %100 oksijen

Kısaca — Karbonmonoksitte normal nabız oksimetresi güvence sağlamaz; %100 oksijen karboksihemoglobinin ayrışmasını hızlandıran ilk tedavidir.

Karbonmonoksit hemoglobine oksijenden çok daha yüksek afiniteyle bağlanır; oksijen taşıma kapasitesini azaltırken kalan oksijenin dokulara bırakılmasını da güçleştirir. Yüksek yoğunlukta oksijen, bağlanma yarışını oksijen lehine çevirerek karbonmonoksitin hemoglobinden uzaklaşmasını hızlandırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Soba yanan kapalı odada bulunma → eksik yanmaya bağlı karbonmonoksit maruziyetini destekler.
  • Baş ağrısı, kusma ve konfüzyon → doku hipoksisinin nörolojik ve sistemik etkilerini gösterir.
  • Nabız oksimetresinin %99 olması → standart cihazın oksihemoglobinle karboksihemoglobini ayıramadığını düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Oda havasında gözlem — Düşük oksijen basıncı, karbonmonoksitin hemoglobinden ayrılmasını yeterince hızlandırmaz.
  • Nebülize salbutamol — Bronkospazmı azaltır; karboksihemoglobini veya doku hipoksisini düzeltmez.
  • İntravenöz sodyum bikarbonat — Seçilmiş ağır asidemide kullanılabilir; karbonmonoksiti hemoglobinden uzaklaştıran ilk tedavi değildir.
  • Metilen mavisi — Methemoglobinemide demiri indirger; karboksihemoglobin oluşumunu geri çevirmez.

Aklında kalsın

Ağır nörolojik bozukluk, kardiyak iskemi veya ciddi asidoz saptanırsa normobarik oksijen başlanmış olsa da hiperbarik oksijen değerlendirilir.

41. soru

On bir aylık bebek değerlendirilmek üzere getiriliyor. Fizik muayenesinde glossit, hipotoni ve gelişim geriliği saptanıyor; laboratuvar tetkiklerinde makrositer anemi tespit ediliyor. Serum vitamin B12 düzeyi düşük saptanan bebeğe uygun tedavi başlanıyor.

Bu bebekte hematolojik düzelme sağlansa bile geç tanı nedeniyle kalıcı olması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Nörogelişimsel bozukluk

Kısaca — Vitamin B12 eksikliği miyelin gelişimini bozduğu için tedavi gecikirse kan sayımı düzelse de nörogelişimsel hasar kalabilir.

Vitamin B12 eksikliğinde metiyonin sentezinin azalması ve metilmalonat birikimi gelişmekte olan sinir sisteminde miyelin bütünlüğünü bozar. Kemik iliğindeki DNA sentezi tedaviyle yeniden başlasa da uzun sürmüş nöronal hasar bütünüyle geri dönmeyebilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Makrositer anemi ve glossit → DNA sentezi bozukluğuna bağlı megaloblastik süreci destekler.
  • Hipotoni → eksikliğin yalnız hematopoetik sistemi değil, sinir sistemini de etkilediğini gösterir.
  • Gelişim geriliği → nörolojik etkilenmenin uzamış ve klinik olarak belirgin olduğunu düşündürür.
  • Düşük serum vitamin B12 düzeyi → hematolojik ve nörolojik bulguları ortak mekanizmayla açıklar.

Neden diğerleri değil

  • Nötrofil hipersegmentasyonu — Megaloblastik sürecin hematolojik bulgusudur; B12 tedavisiyle DNA sentezi düzelince geri döner.
  • Glossit — Epitel yenilenmesinin bozulmasına bağlıdır; hematolojik düzelmeyle birlikte geriler ve kalıcı nörogelişimsel hasarı yansıtmaz.
  • Makrositoz — DNA sentez bozukluğunun eritrosit paternidir; tedaviyle eritropoez normale dönünce kaybolur.
  • Trombositopeni — Etkisiz hematopoeze bağlı olabilir; kemik iliği düzelince trombosit sayısı da toparlanır.

Aklında kalsın

Folat verilmesi anemiyi düzeltebilir ancak eşlik eden vitamin B12 eksikliğinin nörolojik ilerleyişini durdurmaz; megaloblastik anemide B12 dışlanmalıdır.

42. soru

Astım tanısını destekleyen bronkodilatör yanıtında beklenen spirometri değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — FEV1'de belirgin artış

Kısaca — Bronkodilatörle düz kas kasılmasının çözülmesi ekspiratuvar akımı artırır; FEV1 artışı değişken hava yolu obstrüksiyonunu gösterir.

Astımda hava yolu daralmasının önemli bir bölümü geri dönüşlü bronş düz kas kasılmasına bağlıdır. Bronkodilatör sonrası bu kasılma çözülünce ilk saniyede çıkarılan hava hacmi belirgin yükselir ve obstrüksiyonun değişkenliği gösterilir.

Neden diğerleri değil

  • FVC’nin değişmeden kalması — FVC bronkodilatör sonrası belirgin değişmeyebilir; tanısal reversibilite ölçütü FEV1 artışıdır, FVC’nin sabit kalması yanıtı göstermez.
  • PEF’in azalması — Tepe ekspiratuvar akım bronkodilatasyonla artmalıdır; azalması obstrüksiyonun çözülmediğini gösterir.
  • FEF25-75'in kalıcı düşmesi — Tek başına bronkodilatör yanıtını değerlendirmek veya reversibiliteyi dışlamak için yeterli değildir; astım tanısını destekleyen bulgu bronkodilatör sonrası FEV1'de belirgin artıştır.
  • FEV1/FVC oranının daha da azalması — Obstrüksiyonun ağırlaştığını gösterir; başarılı bronkodilatasyonla oranın yükselmesi beklenir.

Aklında kalsın

Normal spirometri astımı dışlamaz; semptomlar değişkense seri tepe akım izlemi veya bronş provokasyonu değişkenliği gösterebilir.

43. soru

Ergen hasta tekrarlayan ağrılı oral aftlar, genital ülser ve ön üveit nedeniyle getiriliyor. Paterji testi pozitif tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Behçet hastalığı

Kısaca — Oral-genital ülser, ön üveit ve paterji birlikteliği, çok sistemli damar inflamasyonuyla seyreden Behçet hastalığını gösterir.

Behçet hastalığında nötrofil ağırlıklı inflamasyon, farklı çaplarda arter ve venleri tutarak mukozal ülserlere ve göz tutulumuna yol açar. Minör travma yerindeki aşırı steril inflamatuvar yanıt paterji pozitifliğini oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Sistemik lupus eritematozus — Oral ülser ve üveit yapabilse de genital ülser-paterji birlikteliği SLE’nin tipik paterni değildir.
  • Reaktif artrit — Enfeksiyon sonrası artrit, üretrit ve konjonktivit yapar; ön planda artrit olmaması ve paterji bu tanıdan uzaklaştırır.
  • PFAPA sendromu — Periyodik ateş, aft, farenjit ve servikal adenitle seyreder; genital ülser ve üveit beklenmez.
  • Ailesel Akdeniz ateşi — Kısa ateş-serozit ataklarıyla seyreder; tekrarlayan genital ülser ve paterji tipik değildir.

Aklında kalsın

Behçet hastalığı hem arterleri hem venleri tutabilir; genç hastada tromboza hemoptizi eşlik ediyorsa pulmoner arter anevrizması araştırılır.

44. soru

Kırk günlük bebek sarılık nedeniyle getiriliyor. Sarılığın ikinci haftadan sonra arttığı, dışkısının giderek açık renkli olduğu ve idrarının bezde koyu leke bıraktığı öğreniliyor. Muayenesinde hepatomegali saptanıyor. Total bilirübin 8,2 mg/dL8{,}2\ \mathrm{mg/dL}, direkt bilirübin 5,6 mg/dL5{,}6\ \mathrm{mg/dL}, gama-glutamil transferaz düzeyi yüksek tespit ediliyor. Ultrasonografide safra kesesi küçük izleniyor. Doğum ağırlığı normal olan bebekte ateş ve sepsis bulgusu saptanmıyor. Aile, bunun uzamış anne sütü sarılığı olabileceğini düşünüyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Biliyer atrezi

Kısaca — Ekstrahepatik safra yollarının ilerleyici tıkanması safrayı bağırsağa ulaştıramadığı için direkt sarılık, akolik dışkı ve koyu idrar yapar.

Obliteratif kolanjiyopati safra akımını keserek konjuge bilirübinin kana geri kaçmasına ve böbrekten atılmasına yol açar. Bağırsağa pigment ulaşmaması dışkıyı açarken kanal hasarı gama-glutamil transferazı yükseltir.

Tanıya götüren bulgular

  • Sarılığın ikinci haftadan sonra artması → fizyolojik yenidoğan sarılığının beklenen gerileme seyrine uymaz.
  • Açık renkli dışkı ve bezde koyu idrar → safra akımının engellendiği konjuge hiperbilirubinemiyi gösterir.
  • Direkt bilirübinin total bilirübinin büyük bölümünü oluşturması → hemolizden çok neonatal kolestazı destekler.
  • Hepatomegali, yüksek gama-glutamil transferaz ve küçük safra kesesi → ekstrahepatik safra yolu tıkanıklığını düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Anne sütü sarılığı — İndirekt bilirübin yüksekliği yapar; akolik dışkı, koyu idrar ve kolestatik enzim paterni oluşturmaz.
  • Neonatal hepatit — Intrahepatik kolestaz yapabilir; ancak giderek açık renkli dışkı, yüksek gama-glutamil transferaz ve küçük safra kesesi birlikteliği ekstrahepatik tıkanıklığı destekler.
  • Alagille sendromu — İntrahepatik safra kanalı azlığı ile kolestaz yapabilir. Eşlik edebilen yüz, vertebra ve kardiyak bulgular kökte değerlendirilmemiştir; ancak verilen yaş, ilerleyici dışkı rengi açılması ve küçük safra kesesi birlikteliği öncelikle biliyer atreziyi düşündürür.
  • Koledok kisti — Safra yolunun kistik genişlemesi ultrasonografide kistik kitle olarak izlenir; küçük safra kesesi bu tanıyı desteklemez.

Aklında kalsın

Akolik dışkılı neonatal kolestaz acildir; portoenterostominin safra akımını sağlama olasılığı erken cerrahiyle artar.

45. soru

Sağlıklı çocuklarda büyümeyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: B — Ön fontanel genellikle dördüncü-altıncı aylarda kapanır.

Ön fontanel 4-6. ayda değil, çoğunlukla 9-18. ayda kapanır; arka fontanel ise genellikle ilk iki ayda kapanır.

Kalvaryal büyüme sürerken frontal ve parietal kemikler arasındaki ön fontanel ilk yarıyılda çoğunlukla açıktır; 4-6. ay kapanma için erkendir. Erken kapanma, baş çevresinin seri seyri ve sütürlerin muayenesiyle birlikte değerlendirilir.

Büyüme ve fontanel zaman çizelgesi

İlk günler:fizyolojik kayıp%5-1010-14. gün: kayıpgeri alınırİlk 2 ay: arkafontanel kapanır4-6. ay: iki kat;ön fontanel açık1 yaş: üç katağırlık, boy %50artar9-18. ay: önfontanel kapanır

Neden diğerleri doğru

Aklında kalsın

Baş çevresi büyümesi normalse küçük veya erken kapanmış ön fontanel tek başına kraniyosinostoz göstermez; büyümede yavaşlama ve sütür çıkıntısı araştırmayı gerektirir.

46. soru

Aşağıdaki laboratuvar testlerinden hangisi, hücresel immün yetmezlik şüphesi olan bir çocukta T lenfositlerin in vitro proliferasyon fonksiyonunu değerlendirmek amacıyla kullanılır?

Cevabı göster

Cevap: A — Fitohemaglütinin uyarım testi

Kısaca — Fitohemaglütinin (PHA) uyarım testi, T lenfositlerin mitojenik yanıta bağlı proliferasyon kapasitesini in vitro değerlendiren temel hücresel immünite testidir.

Hücresel immün yetmezliklerin tanısında lenfosit alt gruplarının sayımı yetersiz kalabildiğinden, T lenfositlerin fonksiyonel yanıtı değerlendirilir. Fitohemaglütinin gibi mitojenlerle yapılan lenfosit transformasyon testleri, T hücrelerinin blastik transformasyon ve çoğalma yeteneğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Dihidrorodamin oksidasyon testi — Nötrofillerin oksidatif patlama fonksiyonunu ve NADPH oksidaz aktivitesini değerlendirmede kullanılır.
  • İzohemaglütinin titresi tayini — Doğal olarak gelişen anti-A ve anti-B izoantikorları aracılığıyla B lenfositlerin IgM üretimini inceler.
  • Total kompleman aktivitesi (CH50) ölçümü — Klasik kompleman yolunun C1'den C9'a kadar olan tüm bileşenlerinin fonksiyonel bütünlüğünü tarar.
  • Nitroblue tetrazolium boya testi — Kronik granülomatöz hastalıkta nötrofil fagositoz sonrası süperoksit üretimini kalitatif gösterir.

Aklında kalsın

T hücre sayıları normal olsa bile kombine immün yetmezliklerde fonksiyonel proliferasyon yanıtı bozulabileceğinden PHA testi belirleyicidir.

47. soru

Aşağıdaki sendrom–karyotip eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: C — Turner sendromu – 45,X

Kısaca — Bir X kromozomunun tam veya kısmi kaybı Turner fenotipini oluşturduğundan klasik karyotip 45,X’tir.

X kromozomu monosomisi, kısa boy ve gonadal disgenezin temelini oluşturan gen dozunun azalmasına yol açar. Bu nedenle fenotipik kız çocukta klasik Turner karyotipi 45,X olarak tanımlanır.

Neden diğerleri değil

  • Klinefelter sendromu – 45,X — Klinefelter sendromunda erkek fenotipine ek bir X kromozomu eşlik eder; klasik karyotip 47,XXY’dir.
  • Turner sendromu – 47,XXY — 47,XXY, hipergonadotropik hipogonadizm ve uzun boyla seyreden Klinefelter sendromunu tanımlar.
  • Down sendromu – 47,XX,+18 — Down sendromu, 21. kromozomun üçüncü kopyasına bağlıdır; 47,XX,+18 Edwards sendromunun karyotipidir.
  • Edwards sendromu – 47,XY,+13 — Edwards sendromunda fazladan 18. kromozom bulunur; 47,XY,+13 Patau sendromunun (trizomi 13) karyotipidir.

Aklında kalsın

Turner sendromunda 45,X/46,XX gibi mozaik karyotipler de görülebilir; mozaiklik fenotipin şiddetini ve spontan puberte olasılığını değiştirebilir.

48. soru

Ergenlikte normal puberte gelişimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Menarştan sonra boy uzaması durur.

Kısaca — Menarş epifizleri bir anda kapatmadığı için büyümeyi sonlandırmaz; kız çocuklarında sonrasında da boy uzaması sürer.

Östrojen kemik yaşını ilerletip büyüme hızını azaltır, ancak menarş sırasında epifizler henüz tümüyle kapanmamıştır. Bu nedenle menarştan sonra genellikle birkaç santimetrelik boy artışı gerçekleşir.

Neden diğerleri doğru

  • Kız çocuklarında pubertenin ilk bulgusu meme tomurcuklanmasıdır. — Over östrojeninin meme dokusunu uyarması kızlarda ilk görünür santral puberte bulgusunu oluşturur.
  • Erkek çocuklarda pubertenin ilk bulgusu testis hacminin 4 mL’ye ulaşmasıdır. — Gonadotropin uyarısıyla seminifer tübüllerin büyümesi erkek pubertesinin başlangıcını gösterir.
  • Menarş, boy uzama hızının en yüksek olduğu dönemden sonra görülür. — Kızlarda büyüme hızı telarşı izleyen dönemde doruğa ulaşır; menarş daha sonra gerçekleşir.
  • Erkek çocuklarda boy uzama atağı kız çocuklarına göre daha ileri bir Tanner evresinde ortaya çıkar. — Erkeklerde büyüme atağını oluşturan androjen etkisi daha geç puberte evrelerinde belirginleşir.

Aklında kalsın

Pubertal büyümenin sonunu tek bir klinik olay değil, kemik yaşı ve epifizlerin kapanma derecesi belirler.

49. soru

Akut lenfoblastik lösemi nedeniyle yoğun kemoterapi alan beş yaşındaki kız çocuk, suçiçeği teması nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden ev içinde suçiçeği geçiren kardeşiyle yakın temas ettiği, daha önce suçiçeği geçirmediği ve aşılanmadığı öğreniliyor. Temasın üzerinden 36 saat geçtiği tespit ediliyor.

Bu hasta için en uygun özgül korunma yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Varisella-zoster immünglobulini

Kısaca — Canlı aşı yapılamayan ağır immünsüprese çocukta varisella-zoster immünglobulini, temas sonrası virüsü pasif antikorla nötralize eder.

Varisella-zoster immünglobulini dolaşımda hazır antikor sağlayarak virüsün çoğalmasını sınırlar; böylece bağışıklık yanıtı oluşturamayacak çocukta ağır ve yaygın hastalık riski azaltılır. Koruyuculuk zamanla azaldığından uygulama, bağışıklamanın yerini değil temas sonrası geçici korunmayı tutar.

Tanıya götüren bulgular

  • Yoğun kemoterapi uygulanması → hücresel bağışıklığın baskılandığını ve canlı varisella aşısının güvenli olmadığını gösterir.
  • Ev içindeki hasta kardeşle yakın temas → bulaş olasılığı yüksek, anlamlı bir varisella temasıdır.
  • Hastalığın geçirilmemiş ve aşının yapılmamış olması → koruyucu bağışıklık bulunmadığını düşündürür.
  • Temasın üzerinden 36 saat geçmesi → pasif korunmanın etkili olabileceği erken dönemde olunduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Canlı varisella aşısı — Temas sonrası aktif bağışıklama sağlayabilse de ağır immünsüpresyonda kontrendikedir.
  • Oral asiklovir — Temas sonrası alternatif profilaksi olarak kullanılabilse de ağır immünsüprese çocukta özgül ve öncelikli korunma varisella-zoster immünglobulinidir.
  • İntravenöz asiklovir — İmmünsüprese çocukta gelişmiş varisella hastalığının tedavisinde kullanılır; asemptomatik erken temas sonrası özgül profilaksinin yerini tutmaz.
  • Standart intravenöz immünglobulin — Varisella antikorları içerebilse de özgül korunma için tercih edilen ürün varisella-zoster immünglobulinidir; bu başvuruda ilk seçenek değildir.

Aklında kalsın

Varisella-zoster immünglobulini inkübasyonu uzatabileceğinden temaslı daha uzun süre izlenir; hastalık gelişirse antiviral tedavi ayrıca değerlendirilir.

50. soru

On iki yaşındaki erkek çocuk, altı yaşından beri hemen her gün süren irritabilite ve haftada birkaç kez gelişim düzeyiyle orantısız öfke patlamaları şikâyetiyle getiriliyor. Belirtilerin evde ve okulda görüldüğü, üç aydan uzun belirtisiz dönem olmadığı öğreniliyor. Öyküsünde belirgin yükselmiş duygudurum, azalmış uyku ihtiyacı veya episodik enerji artışı saptanmıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Yıkıcı duygudurum düzenleyememe bozukluğu

Kısaca — Dönemler hâlinde mani olmaksızın süren irritabilite ve sık, orantısız öfke patlamaları yıkıcı duygudurum düzenleyememe bozukluğunu gösterir.

Bu bozuklukta öfke patlamaları arasındaki duygudurum da sürekli irritabldır; sorun yalnızca aralıklı davranışsal taşkınlıklardan oluşmaz. Süreğen, dönemsel olmayan seyir; başlangıç ve bitişi belirgin mani ya da hipomani dönemlerinden ayrımı sağlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Altı yaşından beri hemen her gün irritabilite → kısa duygudurum dönemleri yerine yıllara yayılan süreğen seyri gösterir.
  • Haftada birkaç kez gelişim düzeyiyle orantısız patlama → tanımlayıcı öfke patlamalarının sıklık ve şiddetini destekler.
  • Belirtilerin evde ve okulda görülmesi → bozulmanın birden fazla ortamda bulunduğunu gösterir.
  • Yükselmiş duygudurum, azalmış uyku ihtiyacı ve episodik enerji artışının olmaması → mani ve hipomaniyi dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Bipolar I bozukluk — En az bir mani dönemi gerektirir; süreğen irritabiliteye karşın ayrı bir mani dönemi saptanmıyor.
  • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu — Otoriteye yönelik tartışmacı ve karşı gelen davranışlarla belirgindir; ağır, sık duygudurum patlamalarını tek başına açıklamaz.
  • Aralıklı patlayıcı bozukluk — Dürtüsel saldırganlık ataklarıyla seyreder; ataklar arasında sürekli irritabilite bulunması beklenmez.
  • Siklotimik bozukluk — Eşik altı hipomanik ve depresif belirtilerin dalgalanmasını gerektirir; episodik enerji artışı saptanmıyor.

Aklında kalsın

Bu tanı ilk kez 6-18 yaş arasında konur ve belirtilerin başlangıcı 10 yaşından önce olmalıdır.

51. soru

Bruselloz ön tanısıyla takip edilen on yaşındaki erkek çocukta hızlı tarama testi yapılması planlanıyor.

Bu hastada aglütinasyon esasına dayanan ve tarama amacıyla kullanılması en uygun test aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Rose Bengal testi

Kısaca — Brucella antikorlarının boyalı antijenle hızlı görünür aglütinasyonu, Rose Bengal testini pratik bir tarama yöntemi yapar.

Rose Bengal testi, serumdaki Brucella antikorlarını asitlendirilmiş ve boyanmış antijen süspansiyonuyla lam üzerinde karşılaştırır. Antikor-antijen kümelenmesinin gözle görülebilmesi birkaç dakika içinde sonuç verir; hızlı olması taramaya, titre vermemesi ise pozitifliğin doğrulanmasına uygundur.

Neden diğerleri değil

  • Widal testiSalmonella Typhi O ve H antikorlarını aglütinasyonla araştırır; bruselloz taraması için geliştirilmemiştir.
  • Weil-Felix testi — Riketsiya antikorlarının bazı Proteus antijenleriyle çapraz reaksiyonuna dayanır; Brucella antikorlarını göstermez.
  • Paul-Bunnell testi — Epstein-Barr virus enfeksiyonundaki heterofil antikorları aglütinasyonla saptar; brusellozla ilişkili değildir.
  • VDRL testi — Sifiliz taramasında kardiyolipine karşı gelişen antikorları flokülasyonla araştırır; aglütinasyon esaslı bruselloz testi değildir.

Aklında kalsın

Antikor fazlalığına bağlı prozon etkisinden şüphelenildiğinde serumun seyreltilerek yeniden çalışılması yalancı negatifliği açığa çıkarabilir.

52. soru

Dört aylık bebek tedaviye dirençli nöbet, hipotoni ve gelişimsel gerilik nedeniyle getiriliyor. Muayenede saçlarda seyrelme, periorifisyal dermatit ve konjonktivit saptanıyor. İşitme taraması bozuk bulunuyor. Organik asit incelemesinde çoklu karboksilaz eksikliğini düşündüren bir patern saptanıyor ve farmakolojik dozda biotinle hızla düzeliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Biotinidaz eksikliği

Kısaca — Biotinin geri dönüşümünün bozulması, çoklu karboksilaz işlev kaybına yol açarak nörokutanöz bulgular oluşturur ve biotinle düzelir.

Biotinidaz, biocytinden serbest biotini ayırıp yeniden kullanılmasını sağlar; eksikliğinde vücut depoları tükendikçe biotine bağımlı karboksilazların tümü ikincil olarak işlevsizleşir. Bu nedenle organik asit birikimiyle nörolojik ve kutanöz bulgular birlikte ortaya çıkar; farmakolojik biotin eksik geri dönüşüm basamağını aşar.

Tanıya götüren bulgular

  • Nöbet, hipotoni ve gelişimsel gerilik → çoklu karboksilaz işlev kaybının santral sinir sistemi etkisini gösterir.
  • Seyrek saç, periorifisyal dermatit ve konjonktivit → biotin yetersizliğinin nörokutanöz paternini destekler.
  • İşitme taramasının bozuk olması → geç başlayan biotinidaz eksikliğinde görülebilen nörosensoriyel hasarı düşündürür.
  • Çoklu karboksilaz paterni ve biotine hızlı yanıt → tek bir organik asidemiden çok ortak kofaktör kusurunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • İzovalerik asidemi — Lösin yıkım kusurudur; terli ayak kokulu akut asidoz yapar, alopesi-işitme kaybı birlikteliğini açıklamaz.
  • Propiyonik asidemi — Propiyonil-KoA karboksilaz kusurudur; neonatal ketoasidoz ve hiperamonyemi yapar, çoklu enzim paterni oluşturmaz.
  • Holokarboksilaz sentetaz eksikliği — Biotini karboksilazlara bağlama kusurudur; çoğunlukla yenidoğan döneminde daha erken ve ağır başlar.
  • Çinko eksikliğine bağlı akrodermatitis enteropatika — Periorifisyal dermatit ve alopesi yapar; organik asitlerde çoklu karboksilaz paterni oluşturmaz.

Aklında kalsın

Erken başlanan yaşam boyu biotin nöbet ve metabolik bozulmayı önler; gecikmiş tedavide işitme ve görme kaybı tam geri dönmeyebilir.

53. soru

İki yaşındaki kız çocuk gece başlayan havlar tarzında öksürük ve ses kısıklığı şikâyetiyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden son iki gündür hafif burun akıntısı ve düşük dereceli ateşi olduğu öğreniliyor. Muayenesinde ağlamadığı sırada da inspiratuvar stridor ve suprasternal çekilme saptanıyor; oksijen satürasyonunun %94 olduğu, ağız içinin doğal olduğu ve salya artışının olmadığı görülüyor. Dik oturabilen hastanın toksik görünmediği ve yutma güçlüğünün bulunmadığı saptanıyor.

Bu hasta için en uygun başlangıç tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Deksametazon ve nebülize epinefrin

Kısaca — İstirahatte stridor orta-ağır krupu gösterir; kortikosteroid ödemi kalıcı azaltırken nebülize epinefrin hızla hava yolunu açar.

Deksametazon larenks ve subglottik bölgedeki inflamasyonu baskılayarak daha geç başlayan, uzun süreli düzelme sağlar. Nebülize epinefrin mukozal damarları daraltıp ödemi dakikalar içinde azaltarak kortikosteroid etkisi başlayana kadar solunumu rahatlatır.

Tanıya götüren bulgular

  • Havlar tarzında öksürük ve ses kısıklığı → subglottik inflamasyonla seyreden krupu destekler.
  • Ağlamadığı sırada stridor ve suprasternal çekilme → yalnız uyarılmayla ortaya çıkan hafif hastalıktan daha ağır hava yolu daralmasını gösterir.
  • Hafif üst solunum yolu bulgularının iki gündür bulunması → viral başlangıcı destekler.
  • Salya artışı, yutma güçlüğü ve toksik görünüm olmaması → epiglottit ve bakteriyel trakeiti geri plana iter.

Neden diğerleri değil

  • Yalnız oral antibiyotik — Krup çoğunlukla viraldir; antibiyotik subglottik ödemi hızla azaltmaz.
  • Nebülize salbutamol ve ipratropium — Bu ilaçlar alt hava yolu bronkospazmını düzeltir; krup üst hava yolundaki subglottik daralmadır.
  • Acil trakeostomi — İleri hava yolu girişimi, ilaç tedavisine rağmen yaklaşan tam tıkanma veya ventilasyon yetersizliğinde düşünülür.
  • Yalnız soğuk buhar — Klinik yararı güvenilir değildir ve orta-ağır krup için etkili tedavilerin yerini tutmaz.

Aklında kalsın

Nebülize epinefrinin etkisi geçicidir; uygulama sonrasında stridorun yeniden ağırlaşmadığı yeterli bir gözlem süresiyle doğrulanır.

54. soru

On dört aylık erkek çocuk karın şişliği ve iştahsızlık nedeniyle getiriliyor. Muayenede sağ üst kadranı dolduran sert, düzensiz karaciğer kitlesi ele geliyor. Ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemede karaciğer sağ lobundan köken alan heterojen solid kitle tespit ediliyor. Serum alfa-fetoprotein düzeyi yaşına göre çok yüksek, beta-hCG normal sınırlarda bulunuyor. Toraks görüntülemesinde metastaz görülmüyor. Çocuğun bilinen kronik karaciğer hastalığı veya sirozu saptanmıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Hepatoblastom

Kısaca — Üç yaşından küçük çocukta karaciğer kaynaklı solid kitleyle birlikte çok yüksek alfa-fetoprotein saptanması hepatoblastomu düşündürür.

Embriyonal hepatik öncül hücrelerden gelişen hepatoblastom, fetal hepatositlerin alfa-fetoprotein sentezleme özelliğini korur. Bu nedenle erken çocuklukta primer karaciğer kitlesi ile yaşa göre belirgin alfa-fetoprotein yüksekliğinin birlikteliği güçlü bir ayırıcıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • On dört aylık çocukta sert karaciğer kitlesi → erken çocukluğun primer malign karaciğer tümörünü destekler.
  • Görüntülemede sağ lobdan köken alan heterojen solid lezyon → karaciğer parankiminden gelişen neoplaziyi gösterir.
  • Alfa-fetoproteinin yaşa göre çok yüksek olması → fetal hepatik farklılaşma gösteren tümörü düşündürür.
  • Kronik karaciğer hastalığı veya siroz bulunmaması → hepatoselüler karsinom için tipik zeminin olmadığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Hepatoselüler karsinom — Daha büyük çocuklarda ve kronik karaciğer hastalığı zemininde görülür; bu yaş paternine uymaz.
  • Karaciğer hemanjiyomu — Damarsal benign tümördür ve tipik görüntüleme özellikleri gösterir; belirgin alfa-fetoprotein yüksekliği yapmaz.
  • Mezenkimal hamartom — Süt çocuklarında görülebilir ancak çoğunlukla çok kistik benign kitledir; alfa-fetoproteini bu ölçüde yükseltmez.
  • Metastatik nöroblastom — Genellikle adrenal veya sempatik zincir primeri ve katekolamin metaboliti yüksekliğiyle birlikte olur; primer hepatik kitle değildir.

Aklında kalsın

Beckwith-Wiedemann sendromu ve ailesel adenomatöz polipozis hepatoblastom riskini artırır.

55. soru

Atopik dermatiti olan on yaşındaki erkek çocuk katı gıdaları yutarken takılma ve lokmayı bol suyla geçirme şikâyetiyle getiriliyor. Endoskopide özofagusta halkalar ve uzunlamasına oluklar izleniyor.

Bu hastada en olası tanıyı destekleyen histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Özofagus mukozasında büyük büyütme alanında en az 15 eozinofil

Eozinofilik özofajitte antijen güdümlü mukozal yanıt, özofagusta büyük büyütme alanı başına en az 15 eozinofil oluşturur.

Gıda veya çevresel antijenlerin başlattığı tip 2 bağışıklık yanıtı, eozinofilleri özofagus epiteline toplar. Süreğen inflamasyon ve doku yeniden yapılanması lümeni daraltarak halkalara, oluklara ve katı gıda disfajisine yol açar.

Antijen güdümlü eozinofilik özofajit

Gıda veyaçevreselantijenlerTip 2 bağışıklıkyanıtıEozinofillerözofagusepitelindeEn az 15 eozinofilSüreğeninflamasyonDoku yenidenyapılanmasıLümen daralmasıHalkalar veuzunlamasınaoluklarKatı gıda disfajisi

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Eozinofilik özofajit yamalı tutulum gösterebildiğinden özofagusun birden çok düzeyinden biyopsi alınır; normal endoskopi tanıyı dışlamaz.

56. soru

Aşağıdaki konjenital enfeksiyon etkenlerinden hangisi ekstremite hipoplazisi ve dermatomal dağılım gösteren sikatrisyel deri lezyonlarıyla karakterize fetal tabloya yol açar?

Cevabı göster

Cevap: E — Varisella-zoster virüsü

Kısaca — Dermatom boyunca uzanan sikatrisyel deri lezyonuna aynı ekstremitede hipoplazi eşlik etmesi konjenital varisella sendromunu gösterir.

Erken gebelikteki fetal enfeksiyon duysal ganglionları ve gelişen ekstremiteyi birlikte zedeleyebilir. Segmental denervasyon, doku kaybı ve skar kontraksiyonu dermatomal sikatris ile ekstremite hipoplazisini aynı bölgede oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Sitomegalovirüs — Periventriküler kalsifikasyon, mikrosefali ve işitme kaybı yapar; segmental ekstremite hasarı beklenmez.
  • Toksoplasma gondii — Korioretinit, hidrosefali ve yaygın intrakraniyal kalsifikasyonla gider; dermatomal skar yapmaz.
  • Rubella virüsü — Katarakt, işitme kaybı ve patent duktus arteriyozusla ilişkilidir; segmental deri-ekstremite paterni oluşturmaz.
  • Herpes simpleks virüsü — İntrauterin enfeksiyonda deri, göz ve santral sinir sistemi tutulabilir; dermatomal ekstremite hipoplazisi tipik değildir.

Aklında kalsın

Maternal döküntünün doğumdan beş gün önce ile iki gün sonra başlaması, koruyucu antikor aktarımı yetersiz kaldığı için ağır neonatal varisella riski taşır.

57. soru

Doğumdan sonra ilk gün iyi olan term bir bebek 36. saatte emmeme, solukluk ve taşipne şikâyetleriyle getiriliyor. Fizik incelemesinde sağ kol nabzının dolgun olduğu, femoral nabızların ise alınamadığı ve bacaklarda siyanoz bulunduğu saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde metabolik asidoz, ekokardiyografisinde kritik aort koarktasyonu bulunuyor.

Bu bebekte acil olarak başlanması gereken tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Prostaglandin E1 infüzyonu

Kısaca — Kritik koarktasyonda duktusun yeniden açılması, inen aort akımını geri getirerek alt vücut perfüzyonunu düzeltir.

Prostaglandin E1 duktus düz kasını gevşetir; pulmoner arterden inen aortaya kan geçişini yeniden sağlayarak kritik darlığı geçici olarak baypas eder. Böylece cerrahi veya kateter girişimine kadar sistemik kan akımı korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • İlk gün iyi olup 36. saatte kötüleşme → duktusun kapanmasıyla belirginleşen duktusa bağımlı lezyonu düşündürür.
  • Dolgun sağ kol nabzına karşı femoral nabızların alınamaması → darlığın proksimali ile distalindeki perfüzyon farkını gösterir.
  • Bacaklarda siyanoz → duktus üzerinden alt vücuda desatüre kan geçişini destekler.
  • Metabolik asidoz → distal sistemik hipoperfüzyonun doku düzeyinde sonuç doğurduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • İndometazin infüzyonu — Prostaglandin sentezini baskılayıp duktusu kapatır; duktusa bağımlı sistemik akımı daha da azaltır.
  • İntravenöz adenozin — AV düğüme bağımlı supraventriküler taşikardiyi sonlandırır; mekanik aort darlığını aşan akım sağlamaz.
  • Yüksek doz ibuprofen — Duktus kapatma amacıyla kullanılır; distal perfüzyonun duktusa bağımlı olduğu bu durumda şoku ağırlaştırır.
  • Digoksin yüklemesi — Kalp yetersizliğinde inotropi sağlar; kapanan duktusu açmadığı için temel dolaşım engelini gidermez.

Aklında kalsın

Prostaglandin E1 infüzyonu apne ve hipotansiyon yapabileceğinden solunum desteği hazır tutularak başlanır.

58. soru

İshal prodromu olmaksızın tekrarlayan hemolitik üremik sendrom atakları nedeniyle getirilen çocukta laboratuvar tetkiklerinde C3 düşük, ADAMTS13 aktivitesi normal saptanıyor.

Bu hastadaki en olası temel bozukluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Alternatif kompleman yolunun denetimsiz aktivasyonu

İshal olmadan yineleyen HÜS ve kompleman tüketimi, alternatif kompleman yolunun denetimsiz etkinleşmesine bağlı atipik HÜS’ü gösterir.

Kompleman düzenleyicilerindeki işlev kaybı veya yol bileşenlerindeki işlev kazanımı, alternatif yolun endotel üzerinde sürekli etkin kalmasına yol açar. Oluşan endotel hasarı trombositten zengin mikrotrombüsler, mikroanjiyopatik hemoliz ve böbrek hasarıyla sonuçlanır.

Atipik HÜS

Düzenleyici işlevkaybıYol bileşeni işlevkazanımıAlternatif yolsürekli etkinKomplemantüketimiEndotel hasarıTrombosittenzenginmikrotrombüslerMikroanjiyopatikhemolizBöbrek hasarı

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Terminal komplemanı baskılayan C5 inhibitörleri atipik HÜS tedavisinde kullanılabilir; meningokok korunması tedaviden önce planlanır.

59. soru

On beş yaşındaki kız çocuk, birkaç günlük uykusuzluk ve kaygının ardından gelişen konuşma bozukluğu, sanrılar, nöbetler ve orofasiyal diskineziler nedeniyle getiriliyor. Beyin manyetik rezonans görüntülemesi normal, beyin omurilik sıvısında lenfositik pleositoz saptanıyor. Takipte otonom instabilite gelişiyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Anti-NMDA reseptör ensefaliti

Anti-NMDA reseptörlerinin işlev kaybı, psikiyatrik başlangıcı nöbet, orofasiyal diskinezi ve otonom instabiliteyle birleştirir.

GluN1 alt birimine karşı gelişen antikorlar NMDA reseptörlerini çapraz bağlayıp hücre içine alınmalarını artırır. Oluşan geri dönüşümlü reseptör hipofonksiyonu kortikal ve limbik ağları bozarak psikiyatrik, motor ve otonom evrelerin birbirini izlemesine yol açar.

Anti-NMDA reseptör hipofonksiyonu

GluN1 antikorlarıNMDA-R çaprazbağlanırHücre içinealınma artarGeri dönüşümlühipofonksiyonKortikal ve limbikağ bozulurPsikiyatrik evreNöbet, orofasiyaldiskineziOtonominstabilite

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Anti-NMDA reseptör ensefalitinde özellikle adölesan kızlarda over teratomu araştırılır; tümör tedavisi immünoterapi yanıtını güçlendirir.

60. soru

Topikal benzokain uygulaması sonrası çocukta siyanoz geliştiği görülüyor; bu tabloyla acil servise getiriliyor. Oksijen desteğine rağmen satürasyonun %85 civarında kaldığı tespit ediliyor; arter kanının çikolata renginde olduğu, PaO2PaO_2’nin yüksek olduğu ve ko-oksimetride methemoglobin düzeyinin belirgin yüksek olduğu görülüyor. Öyküsünden G6PD eksikliğinin olmadığı öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun antidot aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Metilen mavisi

Kısaca — G6PD eksikliği olmayan semptomatik methemoglobinemide metilen mavisi, hemoglobin demirini yeniden indirgen duruma çevirerek oksijen taşınmasını düzeltir.

Metilen mavisi NADPH kullanılarak lökometilen mavisine indirgenir; oluşan elektron taşıyıcı, oksijen bağlayamayan ferrik demiri (Fe3+Fe^{3+}) işlevsel ferro demire (Fe2+Fe^{2+}) dönüştürür. G6PD eksikliğinde yeterli NADPH üretilemediğinden tedavi etkisiz kalabilir ve hemolizi artırabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Topikal benzokain maruziyeti → hemoglobin demirini oksitleyebilen bir ilaca bağlı methemoglobinemiyi destekler.
  • Oksijene rağmen satürasyonun yaklaşık %85 kalması → alveoler oksijen verilmesiyle düzelmeyen işlevsel hemoglobin bozukluğunu düşündürür.
  • Çikolata renkli kan ve yüksek PaO2PaO_2 → akciğere oksijen geçişi korunurken hemoglobinin oksijen taşıyamadığını gösterir.
  • Ko-oksimetride belirgin methemoglobin yüksekliği → tanıyı doğrudan doğrular.

Neden diğerleri değil

  • Hidroksokobalamin — Siyanürü bağlayarak siyanokobalamin oluşturur; oksitlenmiş hemoglobin demirini indirgemez.
  • N-asetilsistein — Asetaminofen toksisitesinde glutatyon depolarını yeniler; benzokaine bağlı methemoglobinemi antidotu değildir.
  • Nalokson — Opioid reseptör antagonisti olarak solunum baskılanmasını düzeltir; methemoglobin düzeyini azaltmaz.
  • Pralidoksim — Organofosfatla inhibe edilen asetilkolinesterazı yeniden etkinleştirir; oksidan hemoglobin hasarında işlevi yoktur.

Aklında kalsın

Metilen mavisi monoamin oksidazı da inhibe eder; serotonerjik ilaç kullananlarda serotonin toksisitesi riski tedavi seçimine katılır.

61. soru

Kolorektal kanserin karaciğere metastazında başlıca yayılım yolu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Portal ven yoluyla hematojen yayılım

Kısaca — Kolon venöz drenajı önce portal dolaşıma katıldığı için tümör embolileri karaciğere portal ven yoluyla hematojen ulaşır.

Kolon ve üst rektumdan gelen kan mezenterik venler aracılığıyla portal vene taşınır. Dolaşıma katılan tümör hücrelerinin karşılaştığı ilk kapiller yatak karaciğer sinüzoidleri olduğundan metastazlar burada yerleşir.

Neden diğerleri değil

  • Komşuluk yoluyla doğrudan invazyon — Doğrudan invazyon komşu organlara sınırlı lokal yayılımdır; kolorektal karaciğer metastazının başlıca yolu değildir.
  • Hepatik arterden retrograd yayılım — Hepatik arter akımı karaciğere doğrudur; kolorektal tümörün başlıca venöz drenajını taşımaz.
  • Lenfatiklerin torasik kanala boşalması — Torasik kanal lenfi sistemik venöz dolaşıma verir; karaciğere ilk geçiş üstünlüğü sağlamaz.
  • Peritoneal ekim yoluyla yayılım — Peritoneal ekim karın içi yüzey yayılımıdır; karaciğer parankim metastazının başlıca mekanizması portal venöz hematojen yoldur.

Aklında kalsın

Alt rektumun sistemik venöz drenajı akciğer metastazına karaciğeri atlayan bir yol sağlayabilir; üst rektum ise portal sisteme drene olur.

62. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta dışkılama sırasında ağrısız, parlak kırmızı rektal kanama şikâyetiyle başvuruyor. Anoskopide dentat çizginin proksimalinden kaynaklanan, ıkınmakla prolabe olup kendiliğinden geri dönen damar yastıkçıkları görülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — İkinci derece internal hemoroid

Kısaca — Ağrısız internal damar yastıkçıklarının ıkınmayla prolabe olup spontan redükte olması ikinci derece internal hemoroidi tanımlar.

Destek dokusunun gevşemesi anal damar yastıkçıklarının aşağı kaymasına, travmatize mukozanın da parlak kırmızı kanamasına yol açar. Dentat çizginin üzerindeki visseral innervasyon ağrısızlığı; prolapsusun kendiliğinden geri dönmesi ikinci dereceyi belirler.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağrısız, parlak kırmızı kanama → somatik duyusu olmayan internal hemoroid mukozasının travmatize olduğunu düşündürür.
  • Dentat çizginin proksimalindeki damar yastıkçıkları → internal hemoroidi eksternal hemoroidden ayırır.
  • Ikınmakla prolapsus ve spontan redüksiyon → ikinci derece hemoroidin evreleme ölçütüdür.

Neden diğerleri değil

  • Tromboze eksternal hemoroid — Dentat çizginin distalinde ani başlayan şiddetli ağrı ve mor renkli, gergin kitle oluşturur.
  • Kronik anal fissür — Dışkılamayla keskin ağrı, posterior yırtık ve bekçi memesi yapar; ağrısız prolabe damar yastıkçığı değildir.
  • Rektal prolapsus — Rektum duvarının konsantrik halkalarla dışarı çıkmasıdır; ayrı damar yastıkçıkları biçiminde görülmez.
  • Perianal fistül — Dış ağızdan aralıklı pürülan akıntı ve tekrarlayan apse öyküsüyle seyreder; anoskopik prolapsus yapmaz.

Aklında kalsın

Prolabe hemoroid elle redükte ediliyorsa üçüncü, redükte edilemiyorsa dördüncü derecedir.

63. soru

Tiroidin parafoliküler C hücrelerinden gelişen medüller tiroid kanserinin takibinde en yararlı serum belirteci aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kalsitonin

Kısaca — Medüller tiroid kanseri C hücresinin salgı özelliğini koruduğundan tümör yükü ve nüks en iyi serum kalsitoniniyle izlenir.

Kalsitonin parafoliküler C hücrelerinin özgün salgı ürünüdür. Tedavi sonrası düşmemesi rezidü tümörü, yeniden yükselmesi ise nüks veya metastatik hastalığı düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Tiroglobulin — Foliküler hücre ürünüdür ve papiller veya foliküler tiroid kanserinin izleminde kullanılır; C hücresi tümörünü yansıtmaz.
  • Parathormon — Paratiroid bezlerinin kalsiyum düzenleyici hormonudur; medüller tiroid kanserinin tümör belirteci değildir.
  • TSH — Hipofiz-tiroid eksenini gösterir; medüller tümör yüküyle doğrudan ilişkili değildir.
  • Alfa-fetoprotein — Hepatoselüler kanser ve bazı germ hücreli tümörlerle ilişkilidir; C hücresi kökenini izlemez.

Aklında kalsın

Kalsitonine ek olarak CEA izlenebilir; her iki belirtecin ikiye katlanma süresinin kısalması daha saldırgan hastalığa işaret eder.

64. soru

Aşağıdaki meme kalsifikasyonlarından hangisi mamografide tipik olarak benign kabul edilir?

Cevabı göster

Cevap: B — Patlamış mısır (popcorn) tarzı kalsifikasyonlar

Kısaca — İri ve kaba patlamış mısır görünümü, yaşlanan fibroadenomdaki distrofik kalsifikasyonu yansıttığından tipik olarak benigndir.

Fibroadenom involüsyona uğrarken stroması hiyalinize olur ve gelişen distrofik kalsifikasyon odakları zamanla birleşir. Ortaya çıkan büyük, yoğun ve belirgin sınırlı kalsifikasyonlar duktus boyunca ilerleyen malign mineralizasyondan farklıdır.

Neden diğerleri değil

  • Pleomorfik mikrokalsifikasyon kümeleri — Değişken şekil ve boyuttaki kümeler, özellikle duktal karsinoma in situ açısından kuşkuludur.
  • İnce lineer dallanan kalsifikasyonlar — Duktus lümeninin dallanan kalıbını izleyen ince çökeltiler yüksek malignite kuşkusu taşır.
  • Kümeleşmiş amorf kalsifikasyonlar — Belirsiz şekilli küçük odakların bölgesel yoğunlaşması histopatolojik değerlendirme gerektirebilir.
  • Segmental dağılımlı kalsifikasyonlar — Tek bir duktal sistem ve dalları boyunca yayılım, neoplastik süreç olasılığını artırır.

Aklında kalsın

Süt kalsiyumu yatay ışınlı grafide çökelerek çay fincanı görünümü oluşturur; bu konuma bağlı şekil değişikliği benignliği destekler.

65. soru

Laparotomi sırasında ileoçekal valvin yaklaşık 60 cm proksimalinde, ileumun antimezenterik kenarından çıkan kör sonlanan bir yapı görülüyor. Histolojik incelemede yapının duvarında bağırsağın tüm katmanları bulunuyor.

En olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Meckel divertikülü

Kısaca — Vitellin kanalın bağırsak ucunun kapanmaması, distal ileumda tüm duvar katlarını içeren Meckel divertikülünü oluşturur.

Embriyonik dönemde ileumu yolk kesesine bağlayan kanalın bağırsak tarafındaki kalıntısı lümenle bağlantısını korur. Bağırsak duvarından geliştiği için mukoza, kas ve serozayı birlikte içerir; bu yapı gerçek divertikül niteliğindedir.

Tanıya götüren bulgular

  • İleoçekal valvin yaklaşık 60 cm proksimalindeki yerleşim → distal ileum kökenli doğumsal kalıntıyı destekler.
  • Antimezenterik kenardan çıkan kör yapı → Meckel divertikülünün tipik anatomisine uyar.
  • Duvarın tüm bağırsak katlarını içermesi → yalancı divertikülü dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Crohn hastalığına bağlı fistül traktı — Transmural inflamasyonla gelişen patolojik bağlantıdır; düzenli tüm duvar katlarını içermez.
  • Edinsel ileal pulsiyon divertikülü — Mukoza ve submukoza kas tabakasından fıtıklaşır; tam kat duvar beklenmez.
  • İleal duplikasyon kisti — Genellikle mezenterik kenarda bulunur ve komşu bağırsakla ortak duvar paylaşır.
  • Appendiks vermiformis — Çekumdan köken alır; distal ileumun duvarından çıkmaz.

Aklında kalsın

Vitellin kanal bütünüyle açık kalırsa umbilikustan bağırsak içeriği gelebilir; yalnız fibröz bant kalması ise bağırsak tıkanıklığına zemin hazırlayabilir.

66. soru

Yüksekten düşme sonrası getirilen hastada hipotansiyon, suprapubik ağrı ve pelviste instabilite saptanıyor. Her iki alt ekstremitede dış rotasyon izlenirken eFAST incelemesinde intraperitoneal serbest sıvı görülmüyor. Kan ürünleri hazırlanırken pelvis kaynaklı kanamadan şüpheleniliyor.

Bu hastada resüsitasyon sırasında gecikmeden uygulanması gereken işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Büyük trokanterler hizasına pelvik bağlayıcı yerleştirmek

Kısaca — Hemodinamik instabil pelvik kırıkta bağlayıcı, büyük trokanterler düzeyinde pelvik hacmi küçültüp kanamayı geçici olarak sınırlar.

Pelvik halkanın ayrılması retroperitoneal hacmi büyütür, venöz pleksus ve kırık yüzeylerinden kanamayı sürdürür. Bağlayıcı halkayı kapatıp kemik hareketini azaltarak tamponadı ve pıhtı stabilitesini destekler; iliak kanatlara değil büyük trokanterlere yerleştirilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Pelviste instabilite ve iki bacakta dış rotasyon → pelvik halkanın açıldığını düşündürür.
  • Hipotansiyon → pelvik yaralanmanın yaşamı tehdit eden kanama kaynağı olabileceğini gösterir.
  • Negatif eFAST → intraperitoneal sıvıyı azaltır ancak retroperitoneal pelvik kanamayı dışlamaz.
  • Suprapubik ağrı → yaralanmanın pelvik bölgeyle ilişkisini destekler.

Neden diğerleri değil

  • İliyak kanatlar hizasına pelvik bağlayıcı yerleştirmek — Bağlayıcı iliak kanatlara değil büyük trokanterler hizasına yerleştirilir; yüksek uygulama pelvis hacmini etkili küçültmez.
  • Üretral kateter takarak idrar çıkışını izlemek — Resüsitasyonu izler ancak kanamayı durdurmaz; önce eşlik eden üretra yaralanması dışlanır.
  • Tanısal periton lavajı yapmak — İntraperitoneal kanı araştırır; negatif eFAST ve pelvik instabilite retroperitoneal kaynağı öne çıkarır.
  • Kristalloid ile agresif volüm yüklemesine geçmek — Kontrolsüz kanamada kristaloid yüklemesi dilüsyonel koagülopatiye yol açıp kanamayı artırabilir; kan ürünleri hazırlanırken bağlayıcı gecikmeden uygulanmalıdır.

Aklında kalsın

Bağlayıcı köprü tedavisidir; süren kanamada arteriyel kaynak için anjiyoembolizasyon, venöz ve kemik kaynakları için preperitoneal paketleme gerekebilir.

67. soru

Aşağıdaki retina bulgularından hangisi fundus muayenesinde diyabetik retinopatinin tipik bir bulgusu olarak saptanmaz?

Cevabı göster

Cevap: E — Drusen

Kısaca — Drusen, diyabetik retinal mikrovasküler hasarın değil, retina pigment epiteli-Bruch zarı kompleksindeki dejenerasyonun göstergesidir.

Drusen, retina pigment epiteli ile Bruch zarı arasında biriken hücre dışı materyaldir ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu spektrumunda saptanır. Diyabetik retinopatinin kapiller geçirgenlik artışı, iskemi ve anjiyogenez mekanizmalarına ait bir bulgu değildir.

Neden diğerleri doğru

  • Mikroanevrizma — Kapiller duvar hasarına bağlı gelişir ve diyabetik retinopatinin en erken görülebilen fundus bulgusudur.
  • Pamukçuk odağı — Retina sinir lifi tabakasındaki kapiller tıkanmaya bağlı mikroinfarktı gösterir.
  • Sert eksuda — Geçirgenliği artmış damarlardan sızan lipid ve proteinlerin retinada birikmesiyle oluşur.
  • Neovaskülarizasyon — Yaygın retinal iskemiye yanıt olarak gelişir ve proliferatif evreyi tanımlar.

Aklında kalsın

Diyabetik makula ödemi, retinopatinin herhangi bir evresinde gelişebilir ve görme azalmasının başlıca nedenidir.

68. soru

Barrett özofagusu nedeniyle izlenen bir hastada zaman içinde gelişme riski artan malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Özofagus adenokarsinomu

Kısaca — Barrett metaplazisindeki intestinal kolumnar epitelin displazi üzerinden malign dönüşümü distal özofagus adenokarsinomu riskini artırır.

Kronik reflü hasarı altında çoğalan metaplastik hücrelerde genetik bozukluklar birikerek düşük dereceli ve yüksek dereceli displazi gelişebilir. Klonal ilerleme bazal membranı aşınca invaziv adenokarsinom ortaya çıkar.

Neden diğerleri değil

  • Özofagus skuamöz hücreli karsinomu — Başlıca tütün ve alkolle ilişkilidir; Barrett metaplazisinin displazi üzerinden dönüşümü adenokarsinomdur, skuamöz karsinom değildir.
  • Gastrik lenfoma — Mide lenfoid dokusundan gelişir ve MALT tipi Helicobacter pylori ile ilişkilidir; Barrett özofagusunun sonucu değildir.
  • Hipofarenks skuamöz hücreli karsinomu — Başlıca tütün ve alkolle ilişkilidir; distal özofagustaki intestinal metaplaziden köken almaz.
  • Gastrik GIST — Midedeki interstisyel Cajal hücrelerinden gelişir; özofagus epitelinin metaplazi-displazi dizisine ait değildir.

Aklında kalsın

Barrett sürveyansında yönetimi yalnız metaplazinin varlığı değil, biyopsilerde saptanan displazinin derecesi belirler.

69. soru

Temiz, keskin kenarlı ameliyat yarası hemen sütüre ediliyor; yara muayenesinde doku kaybı ve kontaminasyon saptanmıyor.

Bu yarada uygulanan kapatma yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Primer kapama

Kısaca — Temiz, doku kaybı bulunmayan yaranın kenarlarının hemen sütürle birleştirilmesi primer kapamadır (E). Kenarlar doğrudan yaklaştırılabildiği için greft veya flep gerekmez. Neden diğerleri değil: Sekonder iyileşmeye bırakmada yara açık tutulur ve granülasyon, kontraksiyon ve epitelizasyonla kapanır. Gecikmiş primer kapamada yara başlangıçta açık izlenir, uygun koşullar sağlanınca kapatılır. Deri grefti ve flep ise doğrudan kapatılamayan doku defektlerinin örtülmesinde kullanılır; bu yarada doku kaybı yoktur.

70. soru

Yaşlı hastada, boyun hiperekstansiyon travması sonrasında kollarında bacaklarına göre daha belirgin güçsüzlük ve ellerinde yanıcı ağrı gelişiyor.

Bu hastada en olası omurilik sendromu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Santral kord sendromu

Kısaca — Daralmış yaşlı servikal kanalda hiperekstansiyon, santral omuriliği zedeleyerek kollarda bacaklardan daha ağır güç kaybı oluşturur.

Hiperekstansiyon sırasında spondilotik servikal omurilik, öndeki disk-osteofit kompleksi ile arkada katlanan ligamentum flavum arasında sıkışır. Santral yerleşimli hasar, servikal motor işlevleri ve özellikle el-kol kullanımını alt ekstremitelerden daha belirgin etkiler; nöropatik yanıcı ağrı eşlik edebilir.

Neden diğerleri değil

  • Brown-Séquard sendromu — Hemikord lezyonu aynı tarafta motor-propriyosepsiyon, karşı tarafta ağrı-sıcaklık kaybı yapar; taraf paterni yoktur.
  • Anterior kord sendromu — Motor işlev ile ağrı-sıcaklık duyusu kaybolurken arka kolon duyuları korunur; kol baskın güçsüzlük tipik değildir.
  • Konus medullaris sendromu — Alt omurilik ucunu etkileyip erken sfinkter ve eyer bölgesi bulguları yapar; servikal hiperekstansiyonla açıklanmaz.
  • Posterior kord sendromu — Propriyosepsiyon ve vibrasyon duyusunu bozar; belirgin kol baskın motor kayıp beklenmez.

Aklında kalsın

Santral kord sendromunda değişken sakral duyu korunması görülebilir; tam transvers omurilik kesisi paterni beklenmez.

71. soru

Altmış iki yaşındaki erkek hasta kolon perforasyonu nedeniyle opere ediliyor ve cerrahi yoğun bakım ünitesinde takibe alınıyor. Postoperatif 12. saatte hastanın kan basıncı 75/40 mmHg, nabzı 125/dk ve solunum sayısı 24/dk ölçülüyor. İdrar çıkışı 15 mL/saat olan hastaya 30 mL/kg dengeli kristaloid infüzyonu yapılmasına rağmen ortalama arteryel basıncı 50 mmHg ölçülüyor ve serum laktat düzeyi 3,8 mmol/L3{,}8\ \mathrm{mmol/L} tespit ediliyor.

Bu hastada ortalama arteryel basıncı 65 mmHg üzerine çıkarmak amacıyla başlanması gereken en uygun ilk basamak vazopressör ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Norepinefrin

Kısaca — Yeterli kristaloid sıvı yüklemesine rağmen hipotansiyon ve hiperlaktatemisi süren septik şok tablosunda ilk tercih vazopressör ajan norepinefrindir.

Hasta intraabdominal enfeksiyon zemininde yeterli hacim resüsitasyonuna rağmen devam eden hipotansiyon ve laktat yüksekliği ile septik şok tablosundadır. Periferik vazodilatasyonu düzeltmek ve organ perfüzyonunu sağlamak için alfa-1 agonist etkisi belirgin olan norepinefrin ilk basamak vazopressördür.

Tanıya götüren bulgular

  • 30 mL/kg sıvıya rağmen OAB 50 mmHg ve laktat 3,8 mmol/L3{,}8\ \text{mmol/L} → Yeterli volüm yüklemesine dirençli septik şok tablosunu doğrular.
  • İdrar çıkışının 15 mL/saat olması ve hipotansiyon → Sepsise bağlı uç organ hipoperfüzyonunu ve vazopressör ihtiyacını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Dopamin — Belirgin taşikardi ve taşiaritmi riski oluşturması nedeniyle ilk tercih vazopressör olarak önerilmez.
  • Dobutamin — Pozitif inotropik ajandır; vazodilatasyon yapabileceğinden tek başına hipotansiyonu düzeltmede seçilmez.
  • Fenilefrin — Saf alfa-1 agonisttir; inotropik desteği olmaması ve atım hacmini düşürebilmesi nedeniyle ilk basamakta seçilmez.
  • İzoproterenol — Saf beta agonisttir; belirgin periferik vazodilatasyon ve hipotansiyon yapacağından şokta kontrendikedir.

Aklında kalsın

Septik şokta sıvıya yanıtsız hipotansiyonda OAB 65 mmHg\ge 65\ \text{mmHg} hedefi için ilk basamak ilaç norepinefrindir; dobutamin sadece kardiyak disfonksiyon eşlik ederse eklenir.

72. soru

Aşağıdakilerden hangisinde yaşam boyu malign melanom gelişme riski diğerlerine göre belirgin olarak daha yüksektir?

Cevabı göster

Cevap: C — Dev konjenital melanositik nevüs

Kısaca — Dev konjenital melanositik nevüste yaygın melanositik hücre yükü, sıradan nevüslere göre daha yüksek melanom riskiyle ilişkilidir.

Dev konjenital nevüslerde melanositik hücreler geniş bir alana ve derin dokulara yayılır. Malign dönüşüm yalnız dermoepidermal bileşkeden değil, derindeki hücrelerden de gelişebildiği için yüzey görünümünün değişmemesi melanomu dışlamaz.

Neden diğerleri değil

  • Intradermal nevüs — Dermiste olgunlaşan benign nevüs hücrelerinden oluşur; tek lezyonda malign dönüşüm riski düşüktür.
  • Mavi nevüs — Dermal melanositlerden oluşur; sıradan tipinde malign dönüşüm çok nadirdir.
  • Junctional nevüs — Hücre yuvaları dermoepidermal bileşkede yerleşir; bu yerleşim tek başına yüksek risk anlamına gelmez.
  • Halo nevüs — Bağışıklık yanıtıyla çevresinde depigmentasyon gelişir; halo oluşumu malign dönüşüm göstergesi değildir.

Aklında kalsın

Dev konjenital nevüse çok sayıda uydu nevüs eşlik etmesi nörokutanöz melanositozis olasılığını artırır; deri lezyonunun çıkarılması tüm melanom riskini ortadan kaldırmaz.

73. soru

Lunatum avasküler nekrozu (Kienböck hastalığı) ile birlikte bulunması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Negatif ulnar varyans

Kısaca — Negatif ulnar varyans yükün radiolunat ekleme yoğunlaşmasına yol açarak lunatumda tekrarlayan stres ve osteonekroz eğilimi oluşturur.

Ulna distal eklem yüzüne göre kısa olduğunda aksiyel yükün daha büyük bölümü radius üzerinden lunatuma aktarılır. Artmış mekanik stres, lunatumun sınırlı ve değişken kemik içi dolaşımıyla birleşerek Kienböck hastalığına yatkınlık sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Pozitif ulnar varyans — Ulnokarpal sıkışma ve üçgen fibrokartilaj kompleks hasarıyla ilişkilidir; Kienböck için klasik varyasyon değildir.
  • Madelung deformitesi — Distal radius büyüme bozukluğuna bağlı volar-ulnar eğim ve karpal dizilim kusurudur; primer lunatum nekrozu değildir.
  • Radius başı çıkığı — Dirsek düzeyinde eklem uyumsuzluğu oluşturur; radiokarpal yük aktarımını açıklayan bir varyasyon değildir.
  • Skafoid bel kırığı — Retrograd kanlanmayı keserek skafoidin proksimal kutbunda osteonekroz riski oluşturur; lunatumu hedeflemez.

Aklında kalsın

Kienböck hastalığının erken evresinde direkt grafi normal kalabilir; kemik iliği sinyal değişikliğini saptamada manyetik rezonans görüntüleme kullanılır.

74. soru

Mekanik ventilasyon uygulanan hastada tepe inspiratuar basıncı yükselirken plato basıncının değişmediği izleniyor. Fizik muayenesinde iki taraflı ekspiryum uzaması ve ronküs saptanıyor.

Bu hastada bu tabloya yol açması en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Bronkospazma bağlı hava yolu direnci artışı

Kısaca — Bronkospazm akıma karşı direnci artırdığı için tepe basıncı yükselir; alveoler kompliyans korunduğundan plato basıncı değişmez.

Tepe hava yolu basıncı, alveolleri genişletmek için gereken elastik basınç ile gazı hava yollarından geçirmek için gereken rezistif basıncın toplamıdır. İnspiratuvar bekleme sırasında akım sıfırlanınca rezistif bileşen ortadan kalkar ve ölçülen plato basıncı alveoler basıncı yansıtır. Bronş düz kasının kasılması hava yolu çapını daraltarak yalnızca akıma bağlı basınç farkını büyütür; böylece iki basınç arasındaki fark açılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Tepe hava yolu basıncının yükselip plato basıncının değişmemesi → sorunu elastik yükten ayırarak hava yolu direnci artışını gösterir.
  • İki taraflı ekspiryum uzaması → tek taraflı mekanik sorundan çok yaygın ekspiratuvar akım kısıtlanmasını destekler.
  • Ronküs saptanması → daralmış hava yollarındaki türbülanslı akımı göstererek bronkospazmı düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Pulmoner ödem — Alveollerde sıvı birikimi kompliyansı azaltıp plato basıncını yükseltir; inspiratuvar krepitan raller daha tipiktir.
  • Pnömotoraks — Ventile edilen akciğer hacmini ve kompliyansı azaltarak plato basıncını yükseltebilir; bulgular çoğunlukla tek taraflıdır.
  • Endobronşiyal entübasyon — Tek akciğer ventilasyonu ve tek taraflı solunum sesi kaybı oluşturur; iki taraflı ekspiratuvar bulguları açıklamaz.
  • Akciğer kompliyansında azalma — Akım durduğunda da alveolleri genişletmek için daha yüksek basınç gerektiğinden plato basıncı yükselir.

Aklında kalsın

Endotrakeal tüpün kıvrılması veya sekresyonla tıkanması da tepe basıncını plato basıncından bağımsız yükseltir; tüp ve devre açıklığı hızla denetlenir.

75. soru

Primer sklerozan kolanjitli bir hastada gelişme riski belirgin artan malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Kolanjiyokarsinom

Kısaca — Primer sklerozan kolanjitte süregen safra yolu hasarı, kolanjiyosit malign dönüşümünü kolaylaştırarak kolanjiyokarsinom riskini artırır.

Tekrarlayan inflamasyon, epitel hasarı ve onarım döngüleri displazi-karsinom dizisine zemin hazırlar. Çok odaklı striktürlerin oluşturduğu safra stazı da bu kanserleşme sürecini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Renal hücreli karsinom — Böbrek tübül epitelinden gelişir; primer sklerozan kolanjitle özgül risk ilişkisi bulunmaz.
  • Pankreatik nöroendokrin tümör — Pankreasın nöroendokrin hücrelerinden köken alır; safra yolu inflamasyonunun beklenen sonucu değildir.
  • Gastrointestinal stromal tümör — Cajal hücreleriyle ilişkili mezenkimal tümördür; primer sklerozan kolanjit risk etkeni değildir.
  • Adrenal korteks karsinomu — Adrenal korteksten gelişen endokrin malignitedir; kronik kolanjiyopatiyle bağlantılı değildir.

Aklında kalsın

Primer sklerozan kolanjit ülseratif kolitle sık birliktedir. Yeni gelişen baskın striktür, kolanjiyokarsinom açısından araştırılmalıdır.

76. soru

Sakrokoksigeal pilonidal hastalık ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: D — Sinüs traktı anal kanaldaki kriptalarla bağlantılıdır.

Kısaca — Anal kriptaya açılan trakt pilonidal hastalık değil, kriptoglandüler perianal fistül paternidir.

Edinsel pilonidal hastalıkta kopan kıllar natal yarığın orta hat pitlerinden subkutan dokuya girerek yabancı cisim reaksiyonu ve sinüs oluşturur. Anal kriptadan başlayıp perianal cilde uzanan trakt ise kriptoglandüler perianal fistüldür.

Neden diğerleri doğru

  • Orta hatta, koksiks üzerinde kıl içeren sinüs ağızları görülür. — Kılların giriş yeri olan primer pitler natal yarığın orta hattında, çoğunlukla koksiks üzerinde saptanır.
  • Genç ve kıllı erkeklerde daha sık görülür. — Sert ve yoğun kıl, derin natal yarık ve sürtünme genç erkeklerde kılın cilt altına gömülmesini kolaylaştırır.
  • Apse geliştiğinde ilk tedavi seçeneği drenajdır. — İnsizyon ve drenaj akut enfeksiyonu kontrol eder; sinüsün kesin tedavisi inflamasyon yatışınca planlanır.
  • Uzun süre oturma ve yineleyen travma hastalık gelişimini kolaylaştırır. — Basınç ve sürtünme kopan kılların orta hat pitlerinden subkutan dokuya ilerlemesini kolaylaştırır.

Aklında kalsın

Kesin cerrahi gerektiğinde orta hat dışı kapatma, orta hat kapatmaya göre yara sorunlarını ve nüksü azaltır.

77. soru

Ağrısız hematüri şikâyetiyle başvuran hastada BT ürografide renal pelviste dolum defekti izleniyor. Sitoloji yüksek dereceli malign hücrelerle uyum gösteriyor.

Bu hasta için en olası tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Üst üriner sistem ürotelyal karsinomu

Kısaca — Renal pelvisteki dolum defekti ve yüksek dereceli pozitif sitoloji, üst sistem ürotelyal tümörünü gösterir.

Ürotelyal karsinom, toplayıcı sistemi döşeyen epitelden gelişerek lümene uzanır ve kontrastla çevrelenen dolum defekti oluşturur. Yüksek dereceli tümörlerin idrara malign hücre dökmesi sitolojinin tanısal değerini artırır.

Neden diğerleri değil

  • Onkositom — Toplayıcı sistem epitelinden değil, renal tübüler hücrelerden gelişen benign parankim kitlesidir.
  • Anjiyomiyolipom — Yağ, damar ve düz kas içeren parankimal kitledir; malign ürotelyal sitoloji oluşturmaz.
  • Wilms tümörü — Esas olarak çocukluk çağının embriyonal böbrek tümörüdür; renal pelvis kökenli değildir.
  • Renal hücreli karsinom — Renal korteks parankiminden gelişir; primer yerleşimi pelvis lümeni değildir.

Aklında kalsın

Üst sistem ürotelyal tümörü saptandığında mesane de değerlendirilir; tüm ürotelyal alan boyunca eşzamanlı veya sonradan tümör gelişebilir.

78. soru

Aşağıdakilerden hangisi kasık fıtığı onarımında kullanılan yöntemlerden değildir?

Cevabı göster

Cevap: E — Bileşen ayırma (komponent separasyon) tekniği

Kısaca — Bileşen ayırma geniş karın duvarı defektlerini kapatır; inguinal kanalın arka duvarını onaran bir kasık fıtığı yöntemi değildir.

Bileşen ayırmada karın duvarı kas ve fasya katmanları serbestleştirilerek orta hatta doğru ilerletilir. Amaç büyük ventral veya insizyonel defektlerde fasyayı daha az gerilimle kapatmaktır.

Neden diğerleri doğru

  • Lichtenstein onarımı — İnguinal kanalın arka duvarını anterior yerleştirilen düz yama ile güçlendirir.
  • Shouldice onarımı — Transversalis fasyayı çok katlı dikişlerle güçlendiren yamasız doku onarımıdır.
  • Bassini onarımı — Konjoint tendonu inguinal ligamente dikerek arka duvarı yeniden oluşturur.
  • McVay (Cooper ligamenti) onarımı — Konjoint tendonu Cooper ligamentine tespit eder ve femoral kanalı da kapatabilir.

Aklında kalsın

TEP ve TAPP, preperitoneal yama kullanan laparo-endoskopik kasık fıtığı onarımlarıdır; periton boşluğuna girişleri farklıdır.

79. soru

Çocukluk çağı travmaları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Damar yolu açılamayan çocukta intraosseöz yol kullanılmaz.

Kısaca — Periferik damar yolu hızla açılamıyorsa intraosseöz girişim, sıvı, kan ve ilaçların dolaşıma verilmesini sağlayan uygun acil erişim yoludur.

Kemik iliğinin kollabe olmayan venöz sinüzoidleri, şok sırasında bile merkezi dolaşımla bağlantısını korur. Bu nedenle intraosseöz yol, resüsitasyon tedavisinin damar yolu bulunana kadar gecikmesini önler.

Neden diğerleri doğru

  • Baş/vücut oranının büyük olması nedeniyle kafa travması sık görülür. — Yüksek ağırlık merkezi ve zayıf boyun kasları başın darbeye maruz kalmasını kolaylaştırır.
  • Göğüs duvarı esnek olduğundan kot kırığı olmaksızın pulmoner kontüzyon gelişebilir. — Esnek toraks darbe enerjisini kırılmadan akciğer dokusuna iletir.
  • Hipotansiyon geç bir bulgudur; taşikardi erken uyarı işaretidir. — Vazokonstriksiyon ve taşikardi basıncı korur; hipotansiyon rezerv tükenince belirir.
  • Hemodinamik olarak stabil dalak ve karaciğer yaralanmalarının çoğu ameliyatsız izlenir. — Seri muayene ve hemoglobin izlemiyle kanama güvenle takip edilebilir.

Aklında kalsın

Kırık veya enfeksiyon bulunan kemiğe intraosseöz girişim yapılmaz; aynı kemikte yakın zamanda açılmış yol da yeni giriş için kullanılmaz.

80. soru

Altmış beş yaşındaki erkek hasta, başka bir şikâyet nedeniyle başvuruyor; yapılan ultrasonografide sağ popliteal arterde 2,8 cm çaplı anevrizma izleniyor. Hasta ağrı tarif etmiyor ve distal nabızları alınabiliyor. Bilgisayarlı tomografi anjiyografide anevrizma içinde mural trombüs bulunduğu, distal çıkış damarlarının açık olduğu görülüyor. Karşı popliteal arter ile abdominal aortta da anevrizma açısından tarama yapılıyor; hastanın genel durumunun elektif cerrahiye uygun olduğu değerlendiriliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Elektif anevrizma dışlama ve baypas

Kısaca — Cerrahiye uygun hastada 2,8 cm popliteal arter anevrizması, asemptomatik olsa da elektif onarım gerektirir.

Popliteal arter anevrizmasındaki düşük hızlı ve girdaplı akım mural trombüs oluşturur; trombüsün büyümesi ya da distale embolizasyonu ani ekstremite iskemisine yol açabilir. Anevrizmanın dışlanması emboli kaynağını dolaşımdan ayırırken baypas, açık distal damarlara sürekli kan akımı sağlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Çapın 2,8 cm olması → elektif onarım ölçütü kabul edilen 2 cm sınırını aştığını ve komplikasyon riskinin yükseldiğini gösterir.
  • Mural trombüs bulunması → tromboz ve distal embolizasyon olasılığını artırır.
  • Distal çıkış damarlarının açık olması → elektif baypas için uygun hedef bulunduğunu gösterir.
  • Distal nabızların alınması → henüz geri dönüşsüz akut ekstremite iskemisi gelişmediğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • 6 ayda bir Doppler ultrasonografi ile izlem — İzlem onarım eşiğinin altındaki küçük anevrizmalar içindir; 2,8 cm ve mural trombüslü anevrizmayı korumasız bırakır.
  • Yalnız antikoagülan tedavi — Antikoagülasyon anevrizmayı dışlamaz ve emboli kaynağını ortadan kaldırmaz.
  • Acil cerrahi eksplorasyon — Distal nabızları alınan asemptomatik hastada acil girişim gerekmez; elektif onarım yeterlidir.
  • Perkütan tromboliz — Akut tromboze popliteal anevrizmada ekstremite iskemisinde kullanılır; asemptomatik ve distal damarları açık olan hastada yeri yoktur.

Aklında kalsın

Akut tromboze popliteal anevrizmada ekstremite tehdit altındaysa onarımdan önce veya onarımla birlikte distal akım yeniden sağlanmalıdır.

81. soru

Başka bir nedenle başvuran hastada çekilen görüntülemede tesadüfen uniloküler dalak kisti saptanıyor. Kist duvarının histopatolojik incelemesinde epitel döşemesi görülüyor; hastanın travma öyküsü yok ve serolojik parazit testleri negatif saptanıyor.

Bu lezyonun sınıflandırması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Primer gerçek dalak kisti

Kısaca — Kist duvarındaki epitel döşemesi gerçek kisti tanımlar; travma ve parazit bulgusu yoksa lezyon primer nonparazitik dalak kistidir.

Gerçek dalak kistinin duvarında salgı yapabilen hücresel bir döşeme bulunurken psödokistin duvarı yalnız fibröz dokudan oluşur. Travma dışlandığında bu epitelin varlığı, sonradan gelişmiş bir kavite yerine doğumsal kökenli primer kisti destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • Duvarın epitel ile döşeli olması → lezyonu histolojik olarak gerçek kist sınıfına sokar.
  • Travma öyküsünün bulunmaması → organize hematomdan gelişen posttravmatik psödokist olasılığını azaltır.
  • Parazit serolojisinin negatif olması → primer kistler içinde parazitik köken yerine nonparazitik tipi destekler.
  • Uniloküler ve tesadüfi lezyon → enfeksiyon artığı psödokist veya multiloküler neoplastik kistten çok primer gerçek kiste uyar.

Neden diğerleri değil

  • Posttravmatik psödokist — Organize hematomdan gelişir ve epitel döşemesi içermez; travma öyküsünün olmaması da bu tanıyı zayıflatır.
  • Parazitik (hidatik) dalak kisti — Seroloji negatiftir; hidatik kist parazitik kökenlidir ve primer nonparazitik epitel döşeli kist sınıfına girmez.
  • Splenik lenfanjiom — Lenfatik endotel ile döşeli, sıklıkla multiloküler neoplastik lezyondur; uniloküler epitel döşeli primer kist değildir.
  • Postenfeksiyöz splenik psödokist — Enfeksiyon sonrası gelişen yalancı kisttir; duvarında epitel döşemesi bulunmaz.

Aklında kalsın

Dalak kistine iğneyle girişimden önce hidatik hastalık olasılığı görüntüleme ve epidemiyolojik verilerle dışlanır; seroloji tek başına kesin dışlama sağlamaz.

82. soru

Kafa travması sonrasında hastada tek taraflı, berrak ve öne eğilmekle artan burun akıntısı gelişiyor. Akıntıda yapılan glukoz ölçümü tanı koydurucu bulunmuyor.

Bu hastada burun akıntısının beyin-omurilik sıvısı olduğunu gösteren en özgül inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Beta-2 transferrin

Kısaca — Beta-2 transferrin normal nazal sekresyonda bulunmadığı için travma sonrası berrak rinorenin BOS kökenini en özgül biçimde doğrular.

Beta-2 transferrin, transferrinin başlıca beyin omurilik sıvısı, perilenf ve göz içi sıvılarında bulunan asialo izoformudur. Nazal örnekte saptanması, kan veya mukusla karışmadan daha az etkilendiği için kraniyal BOS kaçağını glukoz ölçümünden daha güvenilir biçimde gösterir. Test kaçağın varlığını doğrular; anatomik yerini belirlemez.

Tanıya götüren bulgular

  • Kafa travmasından sonra başlaması → kafa tabanı defektiyle gelişen BOS fistülünü düşündürür.
  • Tek taraflı berrak akıntı → yaygın inflamatuvar rinoreden çok lokal bir kaçak kaynağını düşündürür.
  • Öne eğilmekle artış → yer çekimiyle drene olan kraniyal sıvı kaçağını destekler.
  • Nazal glukozun tanı koydurmaması → kontaminasyona açık tarama yönteminden özgül belirtece geçmeyi gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Serum prokalsitonin — Sistemik bakteriyel enfeksiyonu destekler; nazal sıvının BOS kaynaklı olup olmadığını göstermez.
  • Nazal sıvıda albümin — Plazma eksüdası ve nazal sekresyonda da bulunabilir; BOS kaçağına özgü değildir.
  • Klor testi — Elektrolit içeriği sekresyonlar arasında örtüşür; kraniyal BOS kaçağını özgül olarak doğrulamaz.
  • Rinomanometri — Nazal hava yolu direncini ölçer; akıntının biyokimyasal kaynağını belirlemez.

Aklında kalsın

Biyokimyasal test sıvının BOS olduğunu doğruladıktan sonra yüksek çözünürlüklü temporal kemik veya kafa tabanı BT’si kemik defektini yerleştirir.

83. soru

Açık glob (glob perforasyonu) yaralanmasından şüphelenilen bir hastaya ilk yaklaşımla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: D — Göz içi basıncını belirlemek için aplanasyon tonometrisi gecikmeden yapılır.

Kısaca — Aplanasyon tonometrisi glob üzerine bası yapıp göz içi dokuları yaradan dışarı itebileceği için açık glob kuşkusunda yapılmaz.

Tam kat glob yaralanmasında göz kapalı bir kompartıman olmaktan çıkar. Dışarıdan uygulanan basınç yara açıklığını büyütebilir, göz içi içeriğin kaybını artırabilir ve görsel prognozu kötüleştirebilir; bu nedenle tonometri onarıma kadar ertelenir.

Neden diğerleri doğru

  • Göze bası uygulamayan sert bir koruyucu kalkan yerleştirilir. — Kalkan, globu sıkıştırmadan yeni travmalardan korur.
  • Dışarı çıkmış göz içi dokular yerine itilmez. — Manipülasyon doku kaybını ve kontaminasyonu artırabilir.
  • Sistemik antibiyotik başlanır ve tetanoz profilaksisi gözden geçirilir. — Endoftalmi ve tetanoz riski azaltılır.
  • Metalik yabancı cisim aranırken manyetik rezonans yerine bilgisayarlı tomografi tercih edilir. — BT metali gösterir; MRG ferromanyetik cismi oynatabilir.

Aklında kalsın

Açık glob kuşkusunda hasta cerrahi için aç bırakılır; analjezi ve antiemetik verilerek Valsalva ile göz içi basınç artışı önlenir.

84. soru

Apendiksin düşük dereceli musinöz neoplazisine bağlı psödomiksoma peritonei gelişen bir hastada aşağıdakilerden hangisi bu tabloyla bağdaşmaz?

Cevabı göster

Cevap: E — Erken dönemde karaciğer parankimine ve akciğere hematojen metastaz gelişmesi

Kısaca — Düşük dereceli apendiks kökenli psödomiksoma peritonei yüzey boyunca yayıldığından erken hematojen parankim metastazı beklenmez.

Rüptüre apendiks lezyonundan dökülen musinöz hücreler periton sıvısının dolaşım yollarına yerleşir ve karın içinde yeniden dağılır. Bu biyoloji yüzey implantasyonu ve yoğun musin üretimiyle seyreder; damar yoluyla akciğer veya karaciğer parankimine erken yayılım tipik değildir.

Neden diğerleri doğru

  • Periton yüzeylerinde jelatinöz musin birikimi — Musin üreten implantlar karın içinde jelatinöz materyal oluşturur.
  • Görüntülemede karaciğer yüzeyinde çentiklenme (scalloping) — Musin birikimi organ yüzeyine dıştan bası yapar.
  • Overlerde musinöz tutulum — Peritoneal yeniden dağılım over yüzeylerine implantasyon yapabilir.
  • Tedavide sitoredüktif cerrahi ve hipertermik intraperitoneal kemoterapi uygulanması — Peritoneal hastalığa yönelik kombine tedavidir.

Aklında kalsın

Kadında eşzamanlı over kitlesi hastalığın overden başladığını kanıtlamaz; apendiks primer odak açısından mutlaka incelenir.

85. soru

Tiroidektomi öncesi çekilen bilgisayarlı tomografide retroözofageal seyirli aberan sağ subklavian arter görülüyor.

Aşağıdaki sinir varyasyonlarından hangisi bu hastada beklenmelidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Nonrekürren sağ laringeal sinir

Kısaca — Arteria lusoria saptanması, tiroidektomide nonrekürren sağ laringeal sinirin özellikle aranmasını gerektirir.

Normalde sağ alt laringeal sinir, embriyolojik gelişim sırasında sağ subklavian arterin altından dönerek rekürren seyrini kazanır. Aberan arter özofagus arkasından çıkınca bu askı noktası oluşmaz ve sinir vagustan doğrudan larinkse yönelebilir.

Neden diğerleri değil

  • Bilateral superior laringeal sinir yokluğu — Superior laringeal sinir gelişimi bu damar anomalisine bağlı değildir; bilateral yokluk beklenen eşleşme değildir.
  • Sağ rekürren laringeal sinirin larenkse girmeden önce dallanması — Larenkse girmeden önceki ekstralarengeal dallanma cerrahi anatomi varyasyonudur; arteria lusoria ile beklenen eşleşme nonrekürren sağ laringeal sinirdir.
  • Sağ rekürren laringeal sinirin inferior tiroid arterin dalları arasından geçmesi — İnferior tiroid arter dalları arasından geçiş rekürren sinirin bilinen bir komşuluk varyasyonudur; aberan sağ subklavian arterin karakteristik sinir ilişkisi değildir.
  • Sol rekürren laringeal sinirin intratiroidal seyri — Sağ subklavian arter anomalisi, aort yayı altında dönen sol rekürren sinirin seyrini değiştirmez.

Aklında kalsın

Sol nonrekürren laringeal sinir çok daha seyrektir ve ancak sağ yerleşimli aort yayı gibi büyük aortik gelişim anomalileriyle beklenir.

86. soru

Künt karın travması olan hasta acil servise getiriliyor. Kan basıncı 118/72 mmHg, nabzı 96/dakika ölçülüyor. Bilgisayarlı tomografide evre III dalak laserasyonu, küçük hemoperitoneum ve kontrast ekstravazasyonu olmadan sınırlı hematom izleniyor. Seri hemoglobin ölçümleri stabil seyrediyor.

Bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Yakın izlem altında nonoperatif tedavi

Kısaca — Hemodinamik stabilite, sabit hemoglobin ve aktif ekstravazasyon olmaması dalak yaralanmasının yakın izlemle nonoperatif yönetimini destekler.

Dalak yaralanmasında girişim gereksinimini yalnız anatomik evre değil, devam eden kanama ve fizyolojik bozulma belirler. Dolaşımı stabil ve aktif arteriyel kanama bulgusu olmayan hastada seri değerlendirme, kanamayı saptama olanağı sağlarken dalak işlevini korur.

Tanıya götüren bulgular

  • Kan basıncının 118/72 mmHg ve nabzın 96/dakika olması → hemorajik şok bulunmadığını destekler.
  • Evre III laserasyonla birlikte küçük hemoperitoneum → yaralanmanın sınırlı ve izlenebilir olduğunu düşündürür.
  • Kontrast ekstravazasyonu olmaması → görüntüleme sırasında aktif arteriyel kanama hedefi bulunmadığını gösterir.
  • Seri hemoglobin değerlerinin stabil kalması → devam eden anlamlı kanama olasılığını azaltır.

Neden diğerleri değil

  • Acil splenektomi — Splenektomi kontrolsüz kanama veya instabilitede gerekir; yaralanma evresi tek başına organ kaybını gerektirmez.
  • Acil splenorafi — Splenorafi cerrahi eksplorasyonda organ koruyucu bir seçenektir; hemodinamik olarak stabil, ekstravazasyonsuz ve hemoglobin değeri sabit hastada ilk tercih değildir.
  • Rutin profilaktik splenik arter embolizasyonu — Embolizasyon arteriyel kanamayı hedefler; kaçak ve hemoglobin düşüşü yokken rutin değildir.
  • Tanısal laparotomi — Laparotomi peritonit veya süren kanamada gerekir; mevcut görüntüleme tanıyı koymuş ve fizyoloji stabildir.

Aklında kalsın

Splenektomi gerektiğinde pnömokok, meningokok ve Hib aşılaması kapsüllü bakterilere bağlı ağır enfeksiyon riskini azaltır.

87. soru

Meme koruyucu cerrahi ve tüm meme radyoterapisi planlanan invaziv kanserli bir hastanın patoloji raporunda, tümörle boyalı mürekkep arasında 1 mm sağlam doku bulunduğu ve mürekkepte tümör olmadığı belirtiliyor. Görüntüleme ve patoloji bulguları uyumlu bulunuyor.

Bu hastanın cerrahi sınır durumu için en uygun değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Mürekkepte tümör yoksa sınır negatiftir.

Kısaca — İnvaziv kanserde tümör hücrelerinin boyalı yüzeye ulaşmaması, aradaki sağlam doku genişliğinden bağımsız olarak negatif sınırdır.

Tüm meme radyoterapisiyle tamamlanan koruyucu cerrahide invaziv tümör için sınır ölçütü “mürekkepte tümör yok” ilkesidir. Mürekkep ile tümör arasında mikroskobik de olsa sağlam doku bulunması rezeksiyon yüzeyinde tümör kalmadığını gösterir; daha geniş rutin eksizyon yerel yinelemeyi anlamlı biçimde azaltmaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Meme koruyucu cerrahi ve tüm meme radyoterapisi planlanması → bu sınır standardının geçerli olduğu tedavi bağlamını oluşturur.
  • Tümör ile mürekkep arasında 1 mm sağlam doku bulunması → tümörün cerrahi yüzeye ulaşmadığını gösterir.
  • Mürekkepte tümör saptanmaması → invaziv kanser için negatif sınır koşulunu doğrudan karşılar.
  • Görüntüleme ve patolojinin uyumlu olması → eksik örneklenmiş ek hastalık kuşkusunu azaltır.

Neden diğerleri değil

  • Sınır yalnız 10 mm olursa negatiftir. — İnvaziv kanserde zorunlu bir milimetrik genişlik yoktur; mürekkeple temas bulunmaması yeterlidir.
  • Sınır 2 mm’den dar olduğu için reeksizyon gerekir. — Tüm meme radyoterapisi uygulanacak invaziv kanserde mürekkepte tümör bulunmaması yeterlidir; 2 mm’lik sınır zorunluluğu yoktur.
  • İnvaziv lobüler karsinomda mürekkepte tümör bulunmasa da en az 2 mm cerrahi sınır gerekir. — Tüm meme radyoterapisi uygulanan invaziv kanserde mürekkepte tümör olmaması yeterlidir; lobüler histoloji tek başına daha geniş negatif sınır gerektirmez.
  • Genç hastalarda negatif cerrahi sınır için en az 5 mm sağlam doku gerekir. — Tüm meme radyoterapisi uygulanan invaziv kanserde mürekkepte tümör olmaması yeterlidir; genç yaş tek başına daha geniş negatif sınır gerektirmez.

Aklında kalsın

Saf DCIS’de tüm meme radyoterapisi planlanıyorsa genellikle en az 2 mm sınır aranır; “mürekkepte tümör yok” ölçütü invaziv kanser içindir.

88. soru

Mide adenokarsinomu nedeniyle yapılan ESD materyalinde 1,2 mm submukozal invazyon ve lenfovasküler invazyon saptanan, cerrahi sınırları negatif olan ve BT’sinde lenf nodu tutulumu izlenmeyen hastada sonraki yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Nonküratif endoskopik rezeksiyon kabul edilerek gastrektomi ve uygun lenf nodu diseksiyonu

Kısaca — Negatif sınır lokal temizliği gösterir; derin submukozal ve lenfovasküler invazyon nodal risk bıraktığı için gastrektomi gerekir.

Endoskopik rezeksiyon mide duvarındaki odağı çıkarır ancak bölgesel lenf nodlarını tedavi etmez. Derin submukozal invazyon lenfatiklere erişimi, lenfovasküler invazyon ise tümör hücrelerinin bu yola girdiğini gösterir; BT’de N0 görünümü mikrometastazı dışlamaz. Rezeksiyon bu nedenle nonküratif kabul edilerek gastrektomi ve uygun lenf nodu diseksiyonuyla tamamlanır.

Neden diğerleri değil

  • Negatif sınır nedeniyle yalnız endoskopik izlem — Sınır durumu lokal çıkarımı değerlendirir; lenf nodu metastazı riskini ortadan kaldırmaz.
  • Aynı yatağa ikinci kez endoskopik rezeksiyon — Yeni lokal eksizyon, lenfatiklere ulaşmış hücreler açısından bölgesel nodları tedavi etmez.
  • Yalnız sistemik kemoterapi — Operabl lokalize hastalıkta cerrahi duvar ve nodal kontrolün yerini tek başına kemoterapi almaz.
  • Yalnız endoskopik ablasyon — Ablasyon yüzeysel lokal dokuya etki eder; derin invazyonu evreleyemez ve nodal riski gidermez.

Aklında kalsın

ESD sonrası kürabilite; sınırlar, invazyon derinliği, ülserasyon, histolojik tip ve lenfovasküler invazyon birlikte değerlendirilerek belirlenir.

89. soru

Altmış yaşındaki bir hastada dentat çizgiyi içeren 3 cm çapında anal kanal skuamöz hücreli karsinomu saptanıyor. Uzak metastaz saptanmayan hastada sfinkter fonksiyonlarının korunduğu izleniyor.

Bu hastada ilk tedavi ve lokal kalıcı ya da nüks hastalıkta uygulanacak kurtarma tedavisi için en uygun sıra aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Eş zamanlı kemoradyoterapi — nükste abdominoperineal rezeksiyon

Kısaca — Anal kanal skuamöz kanseri önce kemoradyoterapiyle sfinkter korunarak tedavi edilir; kalıcı veya nüks tümörde kurtarma tedavisi APR’dir.

Skuamöz hücreli anal kanal kanseri kemoterapi ile radyoterapinin birlikte oluşturduğu radyoduyarlaştırıcı ve lokal yok edici etkiye belirgin yanıt verir. Böylece ilk basamakta sfinkter feda edilmez; histolojik olarak doğrulanan lokal kalıcı veya nüks hastalıkta abdominoperineal rezeksiyonla anorektum çıkarılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Dentat çizgiyi içeren anal kanal tümörü → anal kenar lezyonundan farklı, kemoradyoterapi temelli tedavi paternini gösterir.
  • Skuamöz hücreli histoloji → rektum adenokarsinomuna özgü rezeksiyon yaklaşımını dışlar.
  • Uzak metastaz saptanmaması → küratif lokal-bölgesel tedaviyi mümkün kılar.
  • Sfinkter işlevinin korunması → organ koruyucu ilk tedavinin işlevsel yararını artırır.

Neden diğerleri değil

  • Lokal eksizyon — nükste yalnız izlem — Lokal eksizyon seçilmiş anal kenar tümörlerine ayrılır; anal kanal nüksü yalnız izlenmez.
  • Yalnız radyoterapi — nükste abdominoperineal rezeksiyon — Kurtarma APR doğru olsa da ilk tedavi yalnız radyoterapi değildir; kemoterapi radyoduyarlılığı artırır.
  • Abdominoperineal rezeksiyon — nükste kemoradyoterapi — İlk APR sfinkteri gereksiz feda eder; APR, kemoradyoterapi sonrası kurtarma amacıyla saklanır.
  • Total mezorektal eksizyon — nükste lokal ablasyon — Bu yaklaşım rektum adenokarsinomuna yöneliktir; anal kanal skuamöz kanserinin standardı değildir.

Aklında kalsın

Kemoradyoterapi sonrası tümör gerilemesi aylar boyunca sürebilir; erken dönemdeki kalıntı görünümü hemen tedavi başarısızlığı kabul edilmez.

90. soru

Laparoskopik kolesistektomiden üç gün sonra bir hasta karın ağrısı ve safra içerikli drenaj şikâyetiyle başvuruyor. Görüntülemede majör safra yolu bütünlüğünün korunduğu, sistik kanal güdüğünden düşük debili kaçak ve sınırlı biloma olduğu tespit ediliyor. Biloma perkütan drene ediliyor.

Bu hastada kaçağın kapanmasını kolaylaştıracak en uygun ek tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — ERCP ile transpapiller stent yerleştirilmesi

Kısaca — Majör safra yolu bütünlüğü korunmuş düşük debili sistik kanal güdüğü kaçağında transpapiller stent intraduktal basıncı düşürerek kaçağın kapanmasını kolaylaştırır.

Papilla direnci safra yolu içi basıncın kaçak bölgesine yönelmesine neden olur. Koledoktan duodenuma uzanan stent düşük dirençli bir akım yolu oluşturarak intraduktal basıncı düşürür; böylece güdükteki küçük açıklık kendiliğinden kapanabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kolesistektomiden sonra safra içerikli drenaj → ameliyat sonrası safra kaçağını gösterir.
  • Majör safra yolu bütünlüğünün korunması → tam kesilme veya büyük doku kaybı gerektiren yaralanmayı dışlar.
  • Sistik kanal güdüğünde düşük debili kaçak → endoskopik dekompresyonla kapanma olasılığı yüksek minör yaralanmayı destekler.
  • Sınırlı bilomanın perkütan drenajı → koleksiyon kontrol edilse de devam eden safra akımının ayrıca yönlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Roux-en-Y hepatikojejunostomi — Ana safra yolu bütünlüğünün korunduğu minör güdük kaçağında gereksizdir; tam kesi veya doku kayıplı majör yaralanmalar için saklanır.
  • Acil koledokojejunostomi — Biliyer-enterik anastomoz, sağlam koledokta düşük debili sistik kanal kaçağını kapatmak için orantısız bir cerrahi rekonstrüksiyondur.
  • Perkütan transhepatik biliyer drenaj — Transhepatik yol invazivdir; papilla erişilebilir ve ana kanal bütünken ilk tercih transpapiller stentle dekompresyondur.
  • Laparoskopik koledok eksplorasyonu ve T-tüp drenajı — Ana safra yolu bütünken sistik kanal güdüğünden düşük debili kaçakta koledokun açılıp T-tüp konulması endikasyonsuz bir biliyer girişimdir.

Aklında kalsın

Tam safra yolu kesisi veya doku kayıplı majör yaralanma yalnız stentle iyileşmez; çoğunlukla Roux-en-Y hepatikojejunostomi gerekir.

91. soru

Aşağıdakilerden hangisi polikistik over sendromunun Rotterdam tanı ölçütlerinden biri değildir?

Cevabı göster

Cevap: C — İnsülin direnci

Kısaca — Rotterdam üç bulguyu sayar ve ikisinin varlığını ister; insülin direnci sendromda çok sık görülse de bu listede yer almaz. Diğer etiyolojilerin dışlanması üç ölçütten biri değil, tanı ön koşuludur.

İnsülin direnci polikistik over sendromunun patofizyolojisinde merkezîdir: hiperinsülinemi teka hücrelerinde androjen üretimini artırır ve karaciğerde seks hormonu bağlayan globulini baskılayarak serbest testosteronu yükseltir. İnsülin direnci Rotterdam’ın üç tanı ölçütü arasında yer almaz; varlığı tanı için zorunlu değildir ve bu ölçütlerin yerine geçmez. Bu yüzden metabolik tarama ve izlem için ölçülür, tanı algoritmasında değil.

Neden diğerleri doğru

  • Biyokimyasal hiperandrojenizm — yüksek serbest testosteronla gösterilir ve hiperandrojenizm ölçütünü tek başına karşılar.
  • Klinik hiperandrojenizm — hirsutizm, akne ya da androjenik alopesi aynı ölçütün laboratuvar gerektirmeyen karşılığıdır.
  • Oligo-anovulasyon — seyrek ya da hiç görülmeyen âdet biçiminde ortaya çıkar; üç ölçütten biridir.
  • Ultrasonografide polikistik over morfolojisi — Rotterdam’ın üçüncü ölçütüdür; klinik veya biyokimyasal hiperandrojenizm ve oligo-anovulasyonla birlikte tanıyı destekler.

Aklında kalsın

Ergende aynı ölçütler farklı uygulanır: ilk yıllarda düzensiz siklus ve multifoliküler over görünümü olağan olduğundan görüntüleme ölçüt sayılmaz, tanı için androjen fazlalığı ile yumurtlama bozukluğunun birlikte belgelenmesi aranır.

92. soru

Ağır özellikli preeklampsi tanısı konulan 34 haftalık gebede eklampsi profilaksisi planlanıyor.

Bu amaçla ilk tercih edilen ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Magnezyum sülfat

Kısaca — Magnezyum, preeklampsiye bağlı serebral hiperuyarılabilirliği baskıladığı için eklamptik nöbeti önlemede ilk tercihtir.

Magnezyum sülfat, NMDA aracılı uyarıcı iletimi ve kalsiyuma bağımlı nöromüsküler aktiviteyi azaltarak nöbet eşiğini yükseltir. Kan basıncını tedavi etmekten çok eklampsiyi önlemek için verilir.

Neden diğerleri değil

  • Diazepam — Uzayan akut nöbette kullanılabilen bir benzodiazepindir; rutin eklampsi profilaksisinde magnezyumdan üstün değildir.
  • Fenitoin — Epilepside sodyum kanallarını bloke eder; eklamptik nöbetlerin önlenmesinde ilk seçenek değildir.
  • Levetirasetam — Epilepsi tedavisinde kullanılan bir antiepileptiktir; preeklampsiye özgü profilaksi için standart ajan değildir.
  • Fenobarbital — Barbitürat etkisiyle nöbet eşiğini yükseltir; belirgin sedasyon nedeniyle rutin profilakside kullanılmaz.

Aklında kalsın

Magnezyum toksisitesinde önce derin tendon refleksleri kaybolur; solunum baskılanmasında antidot kalsiyum glukonattır.

93. soru

Over arterinin normal anatomide doğrudan köken aldığı damar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Abdominal aorta

Kısaca — Overin posterior abdominal duvardaki gelişim yeri, ovarian arterin renal arterlerin altında abdominal aortadan doğrudan çıkmasını açıklar.

Gonadal damar bağlantısı over pelvise inerken korunur; ovarian arter retroperitoneal ilerleyip infundibulopelvik ligament içinde overe ulaşır. Uterin arterle yaptığı anastomoz ek kanlanma sağlar, ancak damarın kökenini değiştirmez.

Neden diğerleri değil

  • İnternal iliak arter — Uterin ve vajinal arter gibi pelvik visseral dallar verir; ovarian arterin olağan doğrudan kaynağı değildir.
  • Eksternal iliak arter — Alt ekstremite dolaşımına devam eder; gonadal arter vermez.
  • Uterin arter — Overin uterin ucuna anastomotik dal gönderir; ana ovarian arter bu damardan başlamaz.
  • İnferior mezenterik arter — Hindgut yapılarını besler; gonadal dolaşımın kaynağı değildir.

Aklında kalsın

Ovarian venler asimetrik drene olur: sağ ven vena cava inferiora, sol ven sol renal vene açılır.

94. soru

Otuz bir yaşında, G2P1, 36 hafta 2 günlük gebe fetal büyüme kısıtlılığı nedeniyle değerlendiriliyor. İlk trimester ultrasonografisiyle doğrulanan gebelik haftasına göre tahmini fetal ağırlık 2. persentilde bulunuyor. Umbilikal arter Doppler incelemesi ve amniyon sıvısı normal, nonstres test reaktif olarak değerlendiriliyor. Maternal hipertansiyon saptanmıyor.

Bu gebe için, izlem bulguları değişmediği takdirde, doğumun aşağıdaki zamanlardan hangisinde planlanması en uygundur?

Cevabı göster

Cevap: B — 37. gebelik haftasında

Kısaca — Fetal ağırlığın 3. persentilin altında olması, Doppler normal kalsa da artan kayıp riski nedeniyle doğumun 37. haftada planlanmasını gerektirir.

Ağır büyüme kısıtlılığı, ölçüm anındaki dolaşım testleri normal olsa bile plasental rezervin sınırlı olabileceğini gösterir. Normal Doppler ve reaktif nonstres test mevcut iyilik hâlini destekler, ilerleyen haftaların riskini ortadan kaldırmaz; 37. haftada doğum, bu risk ile erken doğumun yenidoğan üzerindeki etkilerini dengeler.

Tanıya götüren bulgular

  • İlk trimester ultrasonografisiyle doğrulanan gebelik haftası → yanlış tarihlemenin küçüklüğü açıklama olasılığını azaltır.
  • Tahmini ağırlığın 2. persentilde olması → ağır büyüme kısıtlılığı eşiğini karşılar.
  • Normal Doppler, normal sıvı ve reaktif nonstres test → akut bozulma nedeniyle aynı gün doğum gereğini desteklemez.

Neden diğerleri değil

  • Tanının değerlendirildiği gün — Akut fetal veya maternal bozulmada gerekebilir; mevcut değerlendirme acil doğumu desteklemiyor.
  • 38–39. gebelik haftalarında — Normal Dopplerle ağırlığın 3–10. persentilde olduğu gruba uygundur; burada ağırlık daha düşük.
  • 41. gebelik haftasında — Komplikasyonsuz gebelikte geç dönem planlamasıdır; ağır büyüme kısıtlılığında fazla geciktirir.
  • 40. gebelik haftasında — Beklenen doğum tarihine kadar izlem, ağır büyüme kısıtlılığının ek riskini karşılamaz.

Aklında kalsın

Umbilikal arterde diyastol sonu akımın kaybolması veya tersine dönmesi, doğumu daha erken haftalara çeken dolaşım bozukluklarıdır.

95. soru

Aşağıdakilerden hangisi vajenin orta kesiminin (DeLancey seviye II) lateral fiksasyonunu sağlayan esas yapıdır?

Cevabı göster

Cevap: E — Arkus tendineus fasya pelvis

Kısaca — Vajen orta kesiminin bağ dokusu arkus tendineus fasya pelvise tutunarak seviye II lateral desteği oluşturur.

Arkus tendineus fasya pelvis, pelvis yan duvarında uzanan yoğunlaşmış bir fasya hattıdır. Vajen çevresindeki bağ dokusunun bu hatta uzanan bağlantıları, orta vajenin karın içi basınç altında aşağı ve içe yer değiştirmesini sınırlar.

Neden diğerleri değil

  • Sakrospinöz ligaman — Apikal prolapsus cerrahisinde tespit noktasıdır; orta vajenin doğal lateral bağlantısı değildir.
  • Uterosakral ligaman — Serviks ve üst vajenin seviye I desteğine katılır; orta kesimin lateral desteğini sağlamaz.
  • Ligamentum rotundum — Uterusun anteversiyonuna katkı sağlar; vajen yan duvarını pelvise bağlamaz.
  • Perineal cisim — Distal vajenin seviye III desteğine katılır; orta vajen düzeyinde değildir.

Aklında kalsın

Ön vajen duvarı prolapsusunda lateral bağlantının kopması paravajinal defekt oluşturur; bu durum orta hattaki bağ dokusu zayıflığından ayrılır.

96. soru

Endometrial hiperplazi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Doğurganlığını tamamlamış, atipili hiperplazi saptanan hastada standart tedavi yalnız izlemdir.

Kısaca — Atipili hiperplazi premalign olduğu için doğurganlığı tamamlanmış hastada yalnız izlem değil, histerektomi gerekir.

Atipili hiperplazi, diğer adıyla endometrioid intraepitelyal neoplazi, güvenle kendiliğinden gerilemesi beklenemeyen klonal bir proliferasyondur. Doğurganlık isteği bulunmadığında total histerektomi lezyonu ve ilerleme riskini ortadan kaldıran definitif tedavidir.

Neden diğerleri doğru

  • Karşılanmamış östrojen etkisi başlıca risk faktörüdür. — Progesteronla dengelenmeyen sürekli östrojen uyarısı endometrial bez proliferasyonunu artırır.
  • Atipisiz hiperplazide karsinoma ilerleme riski düşüktür. — Sitolojik atipi bulunmaması, premalign klonal değişiklik ve ilerleme olasılığının daha düşük olduğunu gösterir.
  • Atipili hiperplaziye eş zamanlı endometrium karsinomu eşlik edebilir. — Örneklemede yalnız hiperplazi görülse bile histerektomi materyalinde gizli endometrium karsinomu saptanabilir.
  • Atipisiz hiperplazide progestin tedavisi kullanılabilir. — Progestin endometrial proliferasyonu karşılayıp bezlerde sekretuvar dönüşüm ve gerileme sağlar.

Aklında kalsın

Doğurganlığı koruyucu progestin yaklaşımından önce eş zamanlı karsinom dışlanır ve tedavi yanıtı düzenli endometrial örneklemeyle izlenir.

97. soru

Otuz yedi haftalık nullipar gebede eylemde vajinal muayene ile alın prezentasyonu doğrulanıyor ve birkaç saatlik izlemde prezentasyon değişmiyor.

Bu hastada persistan alın prezentasyonunda doğumun ilerlememesinin esas nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Mentovertikal çapın (~13,5 cm) pelvik girim çaplarını aşması

Kısaca — Persistan alın prezentasyonunda pelvise sunulan mentovertikal çap en geniş baş çapı olduğundan angajman gerçekleşmez.

Başın fleksiyon ile ekstansiyon arasındaki ara duruşu mentovertikal çapı pelvik girişe getirir. Yaklaşık 13,5 cm olan bu çap, term fetüste pelvik girimin kullanılabilir ön-arka çapını aşarak mekanik ilerleme engeli oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Vajinal muayenede alın prezentasyonunun doğrulanması → başın tam fleksiyon veya tam ekstansiyonda olmadığını gösterir.
  • Bulguların birkaç saatlik izlemde değişmemesi → geçici alın duruşundan verteks ya da yüz prezentasyonuna dönüşümü dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Suboksipitobregmatik çapın (~9,5 cm) angaje olması — Tam fleksiyondaki verteks prezentasyonunun elverişli çapıdır.
  • Submentobregmatik çapın (~9,5 cm) kullanılması — Tam ekstansiyondaki yüz prezentasyonunda pelvise sunulur.
  • Oksipitofrontal çapın ~9,5 cm’ye inmesi — Defleksiyondaki verteks başına aittir ve yaklaşık 11,5 cm’dir.
  • Biparietal çapın fizyolojik olarak kısalması — Molding sınırlı uyum sağlar; kemik çapını bu mekanik engeli giderecek ölçüde küçültmez.

Aklında kalsın

Alın prezentasyonu geçici olabilir: fleksiyon gelişirse verteks, ekstansiyon artarsa yüz prezentasyonuna dönüşür. Doğum yolu dönüşen prezentasyona göre yeniden değerlendirilir.

98. soru

Aşağıdakilerden hangisi kombine oral kontraseptif kullanımı için mutlak kontrendikasyonlardan biri değildir?

Cevabı göster

Cevap: A — Ailede meme kanseri öyküsünün bulunması

Kısaca — Ailede meme kanseri bulunması aktif hormona duyarlı tümör anlamına gelmediği için kombine oral kontraseptifi tek başına engellemez.

Kısıtlama, hastanın kendisinde saptanan meme kanserinin hormonal uyarıyla ilerleyebilmesine dayanır. Yalnız aile öyküsü, kontraseptif hormonların uyaracağı mevcut tümör dokusunu göstermez ve mutlak kontrendikasyon oluşturmaz.

Neden diğerleri doğru

  • Auralı migren — Östrojenin protrombotik etkisi, zaten yükselmiş olan iskemik inme riskini kabul edilemez düzeye çıkarır.
  • Otuz beş yaşın üzerinde olup günde 15 taneden çok sigara içmek — Sigara ile östrojen birleşince miyokart enfarktüsü ve inme riski belirgin yükselir.
  • Aktif meme kanseri — Hormon reseptörü taşıyabilen tümör dokusu östrojen ve progestin uyarısıyla ilerleyebilir.
  • Geçirilmiş venöz tromboemboli — Östrojenin koagülasyonu artırması trombozun yineleme riskini yükseltir.

Aklında kalsın

Aktif meme kanserinde yalnız östrojenden değil, progestin içeren hormonal yöntemlerden de kaçınılır; bakırlı rahim içi araç kullanılabilir.

99. soru

Seksen yaşındaki kırılgan hastada uterus ve ön vajinal duvar introitusun belirgin dışına çıkıyor. İşemeyi başlatmak için prolapsusu eliyle ittiği öğreniliyor; işeme sonrası rezidü 350 mL ölçülüyor. Ultrasonografide iki taraflı hafif hidronefroz tespit ediliyor. İdrar kültürü negatif saptanıyor, kreatinin normal ölçülüyor. Hasta cerrahi istemediğini ancak düzenli kontrole gelebileceğini söylüyor. Vajinal mukozada aktif ülser görülmüyor.

Bu hastada hem prolapsusu hem de obstrüktif etkisini başlangıçta değerlendirmek için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Pesserle redüksiyon sonrası rezidü ve üst üriner sistem kontrolü

Kısaca — Pesserle anatomik redüksiyon çıkım basısını giderirken, rezidü ve hidronefrozun yeniden ölçülmesi obstrüksiyonun prolapsusa bağlılığını gösterir.

İleri prolapsus üretra ile mesane boynunun açılanmasına veya basıya uğramasına yol açarak boşaltımı bozabilir. Pesser pelvik organları geçici olarak normal konumuna getirir; redüksiyon sonrası alt ve üst üriner sistemin düzelmesi hem tedavi yanıtını hem de nedenselliği ortaya koyar.

Tanıya götüren bulgular

  • Uterus ve ön vajinal duvarın introitus dışına çıkması → ileri pelvik organ prolapsusunu gösterir.
  • İşemek için prolapsusu elle itme ve 350 mL rezidü → prolapsusa bağlı mekanik çıkım güçlüğünü destekler.
  • İki taraflı hidronefroz → obstrüktif etkinin üst üriner sisteme ulaştığını gösterir.
  • Cerrahiyi reddetme, düzenli izleme uyumu ve aktif ülser bulunmaması → pesser denemesini uygulanabilir kılar.

Neden diğerleri değil

  • Sıvı alımını belirgin kısıtlamak — Anatomik obstrüksiyonu gidermez; dehidratasyon ve yoğun idrarla irritasyon riski oluşturur.
  • Antimuskarinik başlamak — Detrusor kasılmasını azaltarak mevcut yüksek rezidü ve retansiyonu ağırlaştırabilir.
  • Sadece antibiyotik profilaksisi vermek — Negatif kültürde endikasyonu yoktur; prolapsusu ve üst sistem obstrüksiyonunu düzeltmez.
  • Aralıklı temiz kateterizasyonla izlemek — Mesaneyi boşaltabilir ancak prolapsusu redükte etmez; obstrüksiyonun prolapsusa bağlılığını göstermez.

Aklında kalsın

Pesser kullanan hastada düzenli çıkarma, vajinal mukoza muayenesi ve akıntı, kanama ya da erozyon açısından izlem gerekir.

100. soru

On günlük yenidoğan kusma, kilo kaybı ve letarji nedeniyle getiriliyor. Muayenede dehidratasyon, hipotansiyon ve ambigus genitalya saptanıyor; gonadlar palpe edilmiyor. Laboratuvar tetkiklerinde sodyum düşük, potasyum yüksek, glukoz düşük ve metabolik asidoz tespit ediliyor. Karyotip 46,XX olarak sonuçlanıyor. Serum kortizolü düşük, ACTH’si belirgin yüksek tespit ediliyor.

Bu hastada tanıyı desteklemesi ve biriken öncülü göstermesi en olası laboratuvar bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Yüksek 17-hidroksiprogesteron

21-hidroksilaz blokajında kortizol ve aldosteron azalırken blok öncesindeki 17-hidroksiprogesteron birikir ve androjenlere yönelir.

21-hidroksilaz, 17-hidroksiprogesteronun kortizol yolunda ilerlemesi için gereklidir. Kortizol azalınca ACTH yükselerek adrenal steroid sentezini zorlar; biriken öncüller androjen yoluna kayarken mineralokortikoid eksikliği tuz kaybı oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

21-hidroksilaz bloğunda laboratuvar

BulguFizyolojiBu olgudaDüşük17-hidroksiprogesteronBlok öncesi öncültüketilemezAzalmaz; belirginyükselirYüksek aldosteronSodyum tutar,potasyum attırırEksiklik:hiponatremi,hiperkalemi,hipotansiyonDüşük reninaktivitesiHacim ve sodyumkaybı renin uyarırTuz kaybettirentipte renin yükselirYüksek17-hidroksiprogesteron21-hidroksilaz bloğuöncesinde birikirAndrojenlere yönelirYüksekanti-müllerianhormonİşlevsel Sertolihücreleri46,XXvirilizasyonundakaynak adrenalandrojendir

Aklında kalsın

11-beta hidroksilaz eksikliği de androjen fazlalığı yapar; ancak biriken mineralokortikoid etkili deoksikortikosteron nedeniyle hipertansiyon gelişir.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin, bittiğinde her sorunun çözümünü ve sınavın kendi ölçeğinde bir puan tahmini görürsün.

Denemenin tamamını uygulamada gir

TUS — Klinik Tıp Bilimleri denemesinin tamamı · TUS — Klinik Tıp Bilimleri hakkında her şey