Cepte TUS çözTUS Klinik

Cepte soru çözTUS — Klinik Tıp BilimleriDenemeKlinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri deneme — ücretsiz, 100 soru, çözümlü

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Her yanlış, bir doğrunun 1/4 kadarını götürür
  • Ücretsiz

TUS — Klinik Tıp Bilimleri denemesinin Klinik Tıp Bilimleri bölümü — 100 soru. Şıkları işaretle, en altta Bitir’e bas; doğru, yanlış ve netini gör.

Bu deneme, uygulamadaki 1. Deneme ile aynıdır. Soruları burada çözersen, bu denemeye uygulamada süre tutarak girmek istediğinde sorular sana artık yeni gelmez.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Aşağıdaki antibiyotiklerden hangisi bakteriyel protein sentezini 50S ribozomal alt birimine bağlanarak inhibe eder?

Cevabı göster

Cevap: B — Klaritromisin

Kısaca — Klaritromisin ribozomal translokasyonu durdurarak uzayan peptid zincirini kesintiye uğratır ve bakteriyel protein sentezini baskılar.

Makrolid halkası, 50S alt birimindeki 23S rRNA üzerinde peptit çıkış tüneline yakın bölgeye yerleşir. Ribozomun mRNA boyunca ilerlemesi engellenince yeni aminoasitlerin zincire eklenmesi durur ve çoğunlukla bakteriyostatik etki gelişir.

Neden diğerleri değil

  • Siprofloksasin — DNA giraz ve topoizomeraz IV inhibisyonuyla nükleik asit sentezini bozan florokinolondur.
  • Vankomisin — D-Ala-D-Ala ucuna bağlanarak peptidoglikan zincirinin uzamasını engelleyen glikopeptittir.
  • Seftriakson — Penisilin bağlayan proteinleri inhibe ederek hücre duvarı çapraz bağlanmasını bozan beta-laktamdır.
  • Trimetoprim-sulfametoksazol — Folat sentezinin ardışık iki basamağını inhibe ederek nükleotid üretimini azaltır.

Aklında kalsın

23S rRNA’nın metilasyonu, makrolidlerle birlikte linkozamidlere de çapraz direnç gelişmesine yol açabilir.

2. soru

Romatoid artritte küçük eklem tutulum örüntüsü için aşağıdakilerden hangisi tipiktir?

Cevabı göster

Cevap: C — Simetrik metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal tutulum, distal interfalangeal eklemlerin korunması

Kısaca — Romatoid sinovitin tipik dağılımı, metakarpofalangeal, proksimal interfalangeal eklemler ve el bileğinde simetrik tutulumla tanınır.

Sinovyumdaki kalıcı immün inflamasyon, kıkırdak ve kemik sınırına ilerleyen pannus dokusunu oluşturur; zamanla marjinal erozyonlar gelişir. El bileği en sık tutulan bölgelerden biridir ve karpal kemiklerde kaynaşmaya, karpal tünel sendromuna yol açabilir. Distal interfalangeal eklemlerin görece korunması, bu inflamatuvar küçük eklem paternini dejeneratif el artritinden ayırır.

Neden diğerleri değil

  • Birinci karpometakarpal eklemin tek taraflı tutulması — Birinci karpometakarpal eklem osteoartritini düşündürür; romatoid dağılım değildir.
  • Distal interfalangeal eklemlerin simetrik ve öncelikli tutulması — El osteoartritinde görülebilir; romatoid artritte öncelikli bölge değildir.
  • Sakroiliak eklemlerin simetrik ankilozu — Aksiyel spondiloartriti düşündürür; romatoid artritin tipik aksiyel tutulumu değildir.
  • Birinci metatarsofalangeal eklemin akut monoartriti — Podagra paternidir; öncelikle gut artritini düşündürür.

Aklında kalsın

Romatoid artritte servikal omurga tutulumu atlantoaksiyel instabiliteye yol açabilir; entübasyon öncesi boyun değerlendirmesi bu nedenle önem taşır.

3. soru

I. Akut miyokard enfarktüsü ile uyumlu klinik tabloda, komşu derivasyonlarda tanısal kriterleri karşılayan persistan ST elevasyonu acil reperfüzyon gerektirir

II. Troponin yüksekliği miyokard hasarını gösterir

III. Normal ilk EKG tanıyı dışlar

Akut koroner sendrom düşünülen hasta ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: A — I ve II

Kısaca — Akut miyokard enfarktüsü ile uyumlu klinikte, komşu derivasyonlarda tanısal kriterleri karşılayan persistan ST elevasyonu acil reperfüzyon gerektirir; troponin miyokard hasarını gösterir. İlk EKG dışlayıcı olmadığından yalnız I ve II doğrudur.

Akut koroner sendrom değerlendirmesinde EKG, devam eden transmural iskeminin aciliyetini; troponin ise kardiyomiyosit hasarını belirler. İskemi dinamik olduğundan tek bir normal kayıt güvenli dışlama sağlamaz.

İfadeler

  • I — Akut miyokard enfarktüsü ile uyumlu klinik tabloda, komşu derivasyonlarda tanısal kriterleri karşılayan persistan ST elevasyonu acil reperfüzyon gerektirir — doğru, komşu derivasyonlarda uyumlu kalıcı elevasyon akut koroner tıkanmayı düşündürür ve canlı miyokardı kurtarmak için damar hızla açılmalıdır.
  • II — Troponin yüksekliği miyokard hasarını gösterir — doğru, kardiyomiyosit zar bütünlüğünün bozulması kardiyak troponinin dolaşıma geçmesine yol açar; ancak yükselme tek başına nedeni belirlemez.
  • III — Normal ilk EKG tanıyı dışlar — yanlış, erken veya aralıklı iskemide ilk kayıt normal olabilir ve ST-T değişiklikleri sonraki kayıtlarda gelişebilir.

Aklında kalsın

Klinik şüphe sürüyorsa seri EKG ve seri troponin değerlendirmesi gerekir; troponin miyokarditi, taşiaritmiyi ve pulmoner emboliyi de içeren koroner dışı hasarlarda yükselebilir. I ve II doğru, III yanlış olduğundan cevap I ve II’dir.

4. soru

Uzun süredir menoraji şikâyetiyle başvuran 29 yaşındaki kadın hastanın laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 9,4 g/dL, MCV 71 fL ve RDW yüksek tespit ediliyor. Periferik yaymasında hipokromi ve anizositoz izleniyor.

Bu hastada demir eksikliği anemisi tanısını destekleyen laboratuvar paterni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ferritin düşük, total demir bağlama kapasitesi yüksek

Tükenen demir depoları ferritini düşürürken artan transferrin sentezi total demir bağlama kapasitesini yükseltir.

Depo demiri boşaldığında dolaşıma verilebilen demir azalır; karaciğer, demiri daha efektif yakalamak için transferrin üretimini artırır. Serum demiri azalırken bağlama kapasitesi arttığından transferrin satürasyonu düşer.

Demir parametre paternleri

PaternYorumFerritin yüksek,TDBK düşükİnflamasyonanemisiFerritindüşük,TDBKyüksekDemir eksikliğiFerritin yüksek,transferrinsatürasyonu yüksekDemir yüklenmesiFerritin normal,serum demiriyüksekDemir yetersizliğiylebağdaşmazFerritin düşük,transferrinsatürasyonu yüksekSatürasyonyükselmesibeklenmez

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Ferritin akut faz reaktanıdır; eşlik eden inflamasyon gerçek demir eksikliğinde ferritini normal ya da yüksek gösterebilir.

5. soru

Aşağıdakilerden hangisi malign plevral mezotelyoma gelişiminde en önemli risk faktörüdür?

Cevabı göster

Cevap: B — Asbest

Kısaca — Plevraya ulaşan biyopersistan asbest liflerinin kronik hasarı ve genotoksisitesi, mezotelyomayı en güçlü biçimde asbestle ilişkilendirir.

Solunan lifler akciğerden plevraya taşınır ve temizlenemediği için makrofaj aktivasyonu, kronik inflamasyon ve reaktif oksijen ürünleri oluşturur. Yıllar süren DNA hasarı mezotelyal hücrelerde malign dönüşüme yol açar; amfibol lifleri plevrada özellikle kalıcıdır.

Neden diğerleri değil

  • Sigara — Mezotelyoma için bağımsız risk oluşturmaz; asbestle sinerjisi mezotelyomada değil bronkojenik akciğer kanserinde görülür.
  • Silika — Üst lob ağırlıklı nodüler fibrozis, tüberküloz ve akciğer kanseri riskini artırır; plevral mezotelyomayla özgül ilişkisi yoktur.
  • Berilyum — Sarkoidozu taklit eden nonkazeifiye granülomatöz akciğer hastalığına yol açar; mezotelyal malign dönüşümün temel nedeni değildir.
  • Radon — Alfa parçacıklarıyla bronş epitelinde karsinogenez oluşturur ve akciğer kanseri riskini artırır; plevrayı seçici olarak etkilemez.

Aklında kalsın

Plevral plaklar asbest maruziyetinin göstergesidir ancak premalign lezyon değildir; mezotelyoma riski plağın kendisinden değil maruziyetten doğar.

6. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta yüzüğünün ve ayakkabılarının son yıllarda dar gelmesi, terleme ve baş ağrısı şikâyetleriyle başvuruyor. Muayenede prognatizm, frontal belirginleşme ve el-ayaklarda büyüme saptanıyor. Açlık kan şekeri 132 mg/dL’dir. Hipofiz kaynaklı büyüme hormonu fazlalığından şüpheleniliyor.

Bu hastada akromegali açısından yapılması gereken ilk biyokimyasal inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Serum IGF-1 ölçümü

Kısaca — IGF-1 gün içindeki pulsatil büyüme hormonu salınımını yansıttığı için akromegali şüphesinde ilk biyokimyasal incelemedir.

Büyüme hormonu karaciğerde IGF-1 sentezini uyarır; IGF-1'in daha uzun yarı ömrü ve bağlayıcı proteinlerle taşınması gün içindeki düzeyini büyüme hormonundan daha stabil kılar. Bu özellik, kronik büyüme hormonu fazlalığının taranmasını tek bir ölçümle mümkün kılar.

Tanıya götüren bulgular

  • Yüzük ve ayakkabıların yıllar içinde dar gelmesi → erişkinde akral dokuların ilerleyici büyümesini gösterir.
  • Prognatizm ve frontal belirginleşme → kronik büyüme hormonu fazlalığının tipik yüz-kemik değişiklikleridir.
  • Terleme ve baş ağrısı → yumuşak doku etkileri ile olası hipofiz kitlesini destekler.
  • Açlık glukozunun 132 mg/dL olması → büyüme hormonunun oluşturduğu insülin direnciyle uyumlu metabolik eşlikçidir.

Neden diğerleri değil

  • Rastgele büyüme hormonu ölçümü — Pulsatil salgı ve kısa yarı ömür nedeniyle tek ölçüm kronik hormon fazlalığını güvenilir biçimde göstermez.
  • İnsülin tolerans testi — Hipoglisemiyle büyüme hormonu ve ACTH rezervini değerlendirir; hormon fazlalığını taramaz.
  • Deksametazon supresyon testi — Kortizol geri bildirimini değerlendirerek Cushing sendromu taramasında kullanılır.
  • ACTH uyarı testi — Adrenal korteksin kortizol üretme kapasitesini değerlendirir; akromegaliyle ilişkili değildir.

Aklında kalsın

Yüksek IGF-1 sonrası oral glukozla büyüme hormonunun baskılanmaması biyokimyasal doğrulama sağlar; hipofiz MR incelemesi bundan sonra yapılır.

7. soru

Hipoterminin elektrokardiyografideki karakteristik bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Osborn (J) dalgası

Kısaca — Santral vücut sıcaklığının düşmesi, transmural repolarizasyon farkını büyüterek QRS-ST bileşkesinde Osborn (J) dalgası oluşturur.

Hipotermi, epikardiyal aksiyon potansiyelinin erken fazındaki çentiği endokarda göre belirginleştirir. Oluşan voltaj gradyanı J noktasında pozitif bir defleksiyon olarak kaydedilir; amplitüdü soğuma derinleştikçe artabilir.

Neden diğerleri değil

  • Delta dalgası — Aksesuar yol üzerinden ventriküler preeksitasyonu gösterir; kısa PR aralığıyla Wolff-Parkinson-White sendromunu düşündürür.
  • Epsilon dalgası — Sağ ventriküldeki gecikmiş aktivasyonu yansıtır; aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisiyle ilişkilidir.
  • U dalgası — T dalgasından sonra görülür ve belirginleşmesi hipokalemi veya bradikardiyi düşündürür.
  • Pulmoner P dalgası — Sivri ve yüksek P dalgasıyla sağ atriyal yüklenmeyi gösterir.

Aklında kalsın

Osborn dalgası hipotermiye özgü değildir; hiperkalsemi ve Brugada paterninde de görülebilir, yokluğu ise hipotermiyi dışlamaz.

8. soru

Yetmiş yaşındaki erkek hasta bel ağrısı ve kilo kaybı şikâyetleriyle başvuruyor. Serum alkalen fosfataz düzeyi artmış tespit ediliyor. Pelvis grafisinde çok sayıda sklerotik kemik lezyonu görülüyor.

Bu hastada en olası primer malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Prostat adenokarsinomu

Kısaca — İleri yaştaki bir erkekte pelvis ve aksiyel iskelette yaygın sklerotik kemik metastazı ve alkalen fosfataz yüksekliğinin en olası nedeni prostat adenokarsinomudur.

Prostat adenokarsinomu vertebral venöz pleksus üzerinden aksiyel iskelete yayılma eğilimindedir. Tümör hücrelerinin osteoblastları uyarması radyografide sklerotik lezyonlar oluştururken artan kemik yapım döngüsü serum alkalen fosfataz düzeyini yükseltir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yetmiş yaşında erkek hasta → prostat malignitesi için tipik demografik grubu oluşturur.
  • Çok sayıda sklerotik kemik lezyonu → osteoblastik kemik metastazı paternini gösterir.
  • Alkalen fosfataz artışı → artmış osteoblastik kemik yapım aktivitesini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Böbrek hücreli kanser — Kemikte çoğunlukla hipervasküler ve litik lezyonlar oluşturur; sklerotik patern beklenmez.
  • Multipl miyelom — Osteoklast aktivasyonuyla zımba deliği görünümünde litik lezyonlar yapar; sklerotik lezyon ve alkalen fosfataz yüksekliği tipik değildir.
  • Tiroid folliküler kanseri — Kemik metastazları çoğunlukla osteolitik ve hipervasküler karakterdedir.
  • Akciğer adenokarsinomu — Kemik metastazları baskın olarak litik veya mikst yapıdadır; saf osteoblastik patern nadirdir.

Aklında kalsın

Erkeklerde osteoblastik (sklerotik) kemik metastazının en sık nedeni prostat kanseridir; akciğer, böbrek ve tiroid kanserleri ise ağırlıklı olarak osteolitik metastaz yapar.

9. soru

Annesinde alerjik rinit öyküsü bulunan altı aylık bebek, yanaklarda başlayıp gövdeye yayılan kaşıntılı döküntü şikâyetiyle getiriliyor. Muayenede eritemli ve eksüdatif plaklar saptanıyor, bez bölgesinin korunduğu görülüyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Atopik dermatit

Epidermal bariyer defekti atopik inflamasyonu kolaylaştırdığı için bebekte yüz başlangıçlı kaşıntılı ekzema atopik dermatiti gösterir.

Stratum corneum bütünlüğünün bozulması su kaybını ve alerjen girişini artırır; gelişen tip 2 inflamasyon kaşıntı ve akut eksüdatif ekzemaya yol açar. Kaşıma da bariyeri daha fazla bozarak inflamasyonu sürdüren bir döngü oluşturur.

Atopik dermatit

bariyeri daha fazlabozarStratum corneumbütünlüğübozulmasıSu kaybı vealerjen girişiTip 2 inflamasyonKaşıntı ve akuteksüdatif ekzemaKaşıma

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Atopik dermatit bebekte yüz ve ekstansörleri, daha büyük çocukta fleksural bölgeleri tutma eğilimindedir; dağılım yaşla değişir.

10. soru

Yirmi sekiz yaşındaki kadın hasta iki gündür sağ gözünde görme azalması ve gözünü hareket ettirmekle artan retroorbital ağrı şikâyetiyle başvuruyor. Muayenede sağ gözde renk görme bozukluğu, görme keskinliğinde azalma ve rölatif afferent pupil defekti saptanıyor; fundus normal izleniyor. İki yıl önce kendiliğinden düzelen bacak uyuşması atağı olduğu öğreniliyor.

Bu hastada altta yatan demiyelinizan hastalığı desteklemesi en olası kraniyal MRG bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Periventriküler yerleşimli ovoid T2 hiperintens lezyonlar

Kısaca — Multipl sklerozda perivenüler demiyelinizasyon, ventriküllere komşu ve korpus kallozuma dik uzanan ovoid T2 lezyonları oluşturur.

Multipl skleroz plakları küçük medüller venler çevresinde gelişen inflamatuvar demiyelinizasyon alanlarıdır. Bu damarların yönelimi nedeniyle periventriküler plaklar ovoid görünür ve kallozoseptal yüzeyden dışa doğru uzanır; farklı bölgelerdeki plaklar hastalığın mekânda yayılımını gösterir.

Tanıya götüren bulgular

  • Göz hareketiyle artan ağrılı monoküler görme kaybı → retrobulber optik nöriti destekler.
  • Renk görme bozukluğu ve rölatif afferent pupil defekti → retina yerine afferent görme yolları tutulumunu gösterir.
  • Görme kaybına karşın fundusun normal olması → lezyonun optik diskin gerisinde bulunduğunu düşündürür.
  • Daha önce düzelmiş bacak uyuşması atağı → farklı zamanda gelişmiş ikinci santral sinir sistemi olayını destekler.

Neden diğerleri değil

  • Bazal ganglionlarda simetrik T1 hiperintensite — Metabolik veya toksik birikimlerde görülür; multipl sklerozun perivenüler plak paternine uymaz.
  • Tek bir temporal lobda kitle etkili lezyon — Neoplazi veya fokal enfeksiyonu düşündürür; mekânda dağılmış demiyelinizasyonu desteklemez.
  • Serebellopontin köşede ekstraaksiyel kitle — En sık vestibüler schwannomayı düşündürür; optik nörit ve ayrı duysal atağı birleştirmez.
  • Diffüz leptomeningeal kontrastlanma — Menenjit veya leptomeningeal yayılım paternidir; multipl sklerozun tipik parankimal plak görünümü değildir.

Aklında kalsın

Kontrastlanan ve kontrastlanmayan plakların aynı incelemede birlikte görülmesi, lezyonların farklı yaşlarda olduğunu göstererek zamanda yayılımı destekler.

11. soru

Hipertansiyon nedeniyle antihipertansif tedavi başlanan yaşlı kadın, bir hafta sonra gelişen bulantı, dengesizlik ve konfüzyon şikâyetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum sodyumu 119 mEq/L, glukozu normal sınırlarda bulunuyor.

Bu elektrolit bozukluğunu en fazla kolaylaştıran ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Hidroklorotiyazid

Hidroklorotiyazid, distal dilüsyon kapasitesini azaltıp ADH etkisini sürdürdüğü için özellikle yaşlı kadınlarda ağır hipotonik hiponatremi yapabilir.

Hidroklorotiyazid distal kıvrımlı tübülde sodyum-klorür geri emilimini engelleyerek kortikal dilüsyon segmentinin fonksiyonunu azaltır. Hafif hacim daralmasının tetiklediği ADH salınımı ve susama, böbreğin yoğunlaştırma yeteneği korunurken alınan suyun atılamamasına yol açar.

Hidroklorotiyazid ve hipotonik hiponatremi

HidroklorotiyazidDistal Na-Cl geriemilim ↓Kortikal dilüsyon↓Hafif hacimdaralmasıADH salınımı vesusamaAlınan suatılamazHipotonikhiponatremiYoğunlaştırmakaybı

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Kıvrım diüretikleri medüller yoğunluk gradyanını bozduğundan, tiyazidlere göre ağır hiponatremiye daha seyrek yol açar.

12. soru

Yetmiş altı yaşındaki kadın hasta pnömoni nedeniyle yatırıldıktan iki gün sonra gece saatlerinde yataktan kalkmaya çalışması, odada çocuklar gördüğünü söylemesi ve hemşireleri tanımaması üzerine değerlendiriliyor. Ailesi hastanın hastaneye yatmadan önce bağımsız yaşadığını ve belirgin unutkanlığı olmadığını ifade ediyor. Muayene sırasında bir süre sorulara uygun yanıt verirken birkaç dakika sonra dikkati dağılıyor; gün içinde bilinç düzeyi dalgalanıyor. Ateşi 38,7 °C, oksijen satürasyonu %88 ölçülüyor. Beyin bilgisayarlı tomografisinde akut lezyon saptanmıyor. Kısa bilişsel testte özellikle dikkat ve çalışma belleğinin bozulduğu görülüyor.

Bu hastadaki nöropsikiyatrik tablonun en olası tanısı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Deliryum

Kısaca — Saatler-günler içinde gelişen dikkat ve bilinç değişikliği, akut bedensel tetikleyici bulunduğunda deliryumu gösterir.

Sistemik enfeksiyon ve hipokseminin oluşturduğu akut beyin fonksiyon bozukluğu, uyanıklık ile dikkatin sürdürülebilmesini kesintiye uğratır. Bu nedenle bilişsel performans sabit bir düzeyde kalmaz ve gün içinde hızla değişir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hastaneye yatıştan iki gün sonra başlayan tablo → kronik nörobilişsel bozukluk yerine akut gelişen sendromu gösterir.
  • Yanıtların dakikalar içinde bozulması ve gün boyu değişen bilinç → deliryumun dalgalı seyrini gösterir.
  • Dikkat ve çalışma belleğindeki belirgin bozulma → deliryumun temel bilişsel alanının dikkat olduğunu destekler.
  • Pnömoni, ateş ve hipoksemi → akut beyin fonksiyon bozukluğunu tetikleyebilecek fizyolojik nedenleri sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Alzheimer hastalığı — Aylar-yıllar içinde sinsi ilerleyen bellek bozukluğu yapar; bilinç ve dikkat dakikalar içinde dalgalanmaz.
  • Kısa psikotik bozukluk — Sanrı, varsanı veya dezorganizasyonla seyreder; belirgin dikkat ve bilinç değişikliğini açıklamaz.
  • Majör depresif bozukluk — Sürekli çökkünlük ve ilgi kaybı gerektirir; akut yönelim bozukluğu ile değişken uyanıklık beklenmez.
  • Lewy cisimcikli demans — Kronik bilişsel gerilemeye parkinsonizm gibi çekirdek bulgular eşlik eder; başlangıç iki gün içinde olmaz.

Aklında kalsın

Deliryum ajitasyon olmadan, yalnızca uykuya eğilim ve ilgisizlikle de ortaya çıkabilir; hipoaktif tip özellikle yaşlı hastalarda kolayca gözden kaçar.

13. soru

Sekiz yaşındaki erkek çocuk, tekrarlayan ağrısız alt gastrointestinal kanama şikâyetiyle getiriliyor. Yapılan endoskopik incelemelerde kanama odağı tespit edilemiyor. Teknesyum-99m perteknetat sintigrafisinde sağ alt kadranda mideyle eş zamanlı beliren ve zamanla yoğunlaşan fokal aktivite tutulumu saptanıyor.

Bu hastada sintigrafik olarak görüntülenen doku aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Meckel divertikülündeki ektopik gastrik mukoza

Kısaca — Perteknetatı mideyle eş zamanlı tutan sağ alt kadran odağı, Meckel divertikülündeki fonksiyonel ektopik gastrik mukozayı gösterir.

Perteknetat gastrik mukozanın mukus salgılayan hücrelerinde tutulur. Meckel divertikülündeki ektopik gastrik mukoza da aynı taşıma özelliğini koruduğundan mideyle eş zamanlı belirir ve dokuda biriktikçe odağın yoğunluğu artar.

Tanıya götüren bulgular

  • Çocukluk çağında tekrarlayan ağrısız alt gastrointestinal kanama → ektopik gastrik mukoza içeren Meckel divertikülünü düşündürür.
  • Endoskopide kaynak bulunamaması → standart endoskopilerin ulaşamadığı distal ince bağırsak kaynağını gündeme getirir.
  • Odağın mideyle eş zamanlı belirmesi → perteknetat tutan gastrik mukoza varlığını destekler.
  • Sağ alt kadranda zamanla yoğunlaşan aktivite → hareketli bağırsak içeriğinden çok sabit ektopik dokuya işaret eder.

Neden diğerleri değil

  • Ektopik pankreas dokusu — Pankreas dokusu perteknetatı gastrik mukoza gibi seçici biçimde tutmaz.
  • Lenfoid hiperplazi — Lenfoid doku perteknetat biriktirmez ve mideyle eş zamanlı odak oluşturmaz.
  • Kolon adenomu — Adenomların saptanması endoskopik görüntüleme ve biyopsiye dayanır; perteknetat özgül bir polip ajanı değildir.
  • İnce bağırsak lenfanjiektazisi — Protein kaybettiren enteropatiye yol açar; gastrik mukoza benzeri perteknetat tutulumu göstermez.

Aklında kalsın

H2 reseptör blokörleri perteknetatın gastrik lümene salınmasını azaltarak ektopik mukozadaki aktivitenin korunmasına yardımcı olabilir.

14. soru

Aşağıdaki ağır metallerden hangisinin kronik maruziyeti itai-itai hastalığıyla ilişkilidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kadmiyum

Kısaca — Kadmiyum proksimal tübülü zedeleyip mineral kaybına yol açarak osteomalazi ve ağrılı kırıklarla seyreden itai-itai hastalığını oluşturur.

Kronik kadmiyum yükü böbrek korteksinde birikir ve proksimal tübüler geri emilimi bozar. Fosfat kaybı ile bozulmuş D vitamini metabolizması kemik mineralizasyonunu azaltır; yaygın kemik ağrısı ve patolojik kırıklar gelişir.

Neden diğerleri değil

  • Cıva — Metilcıva Minamata hastalığında ataksi, duyu bozukluğu ve görme alanı daralmasıyla seyreden nörotoksisite yapar.
  • Kurşun — Hem sentezini ve motor sinirleri etkileyerek mikrositer anemi, karın koliği ve düşük el tablosuna yol açar.
  • Arsenik — Kronik maruziyet yağmur damlası pigmentasyonu, palmoplantar hiperkeratoz ve cilt kanseriyle ilişkilidir.
  • Krom — Heksavalan krom nazal septum hasarı ve akciğer kanseri riskiyle ilişkilidir.

Aklında kalsın

İdrar kadmiyumu kronik vücut yükünü, kan kadmiyumu ise daha yakın dönem maruziyetini yansıtır.

15. soru

BI-RADS 5 olarak sınıflandırılan bir meme lezyonu için en uygun sonraki yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Doku tanısı için biyopsi planlamak

Kısaca — Çok yüksek malignite şüphesi taşıyan BI-RADS 5 lezyonda görüntüleme izlemi tanıyı geciktirir; histopatolojik doğrulama gerekir.

Malignite için tipik morfolojik özelliklerin bir araya gelmesi, yalnız görüntülemeyle benign karar verilmesini güvenilmez kılar. Biyopsi tanıyı kesinleştirir ve saptanan tümörün tedavisini yönlendirecek patolojik özellikleri belirler.

Neden diğerleri değil

  • Rutin iki yıllık taramaya dönmek — Negatif veya benign değerlendirmeden sonra uygundur; yüksek malignite şüphesinde kabul edilemez gecikme yaratır.
  • Yalnız altı ay sonra ultrasonografi yapmak — Kısa aralıklı izlem olasılıkla benign BI-RADS 3 lezyonlar içindir.
  • Lezyonu benign kabul etmek — BI-RADS 2 yaklaşımıdır; maligniteyi düşündüren morfolojiyi açıklamaz.
  • Görüntüleme izlemini sonlandırmak — Kesin benignlik veya tedavi sonrası plan gerektirir; tanısı doğrulanmamış şüpheli lezyonda uygun değildir.

Aklında kalsın

BI-RADS 0 ek görüntüleme gerektiren yetersiz değerlendirmeyi, BI-RADS 6 ise biyopsiyle kanıtlanmış maligniteyi tanımlar.

16. soru

Atopik genç erkek hasta tekrarlayan gıda takılması şikâyetiyle başvuruyor. Özofagusta halkalar ve lümen çapında daralma izleniyor; biyopside yaygın eozinofili tespit ediliyor.

Bu hastada halkalar ve kalıcı darlık gelişmesinden sorumlu en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Eozinofil aracılı kronik inflamasyonun subepitelyal fibrozis ve yeniden şekillenme oluşturması

Kısaca — Eozinofil ağırlıklı kronik inflamasyon, subepitelyal kollajen birikimi ve yeniden şekillenmeyle halkalar ile kalıcı darlık oluşturur.

Tip 2 immün yanıt, eozinofillerin özofagus mukozasında birikmesini ve sitotoksik granül proteinleriyle epitel hasarı oluşturmasını sağlar. Kronik inflamasyon fibroblastları ve dönüştürücü büyüme faktörü beta (TGF-beta) sinyalini aktive eder; subepitelyal fibrozis, kas hipertrofisi ve duvar sertliği zamanla fibrostenotik özofagusa dönüşür.

Tanıya götüren bulgular

  • Atopik genç erkek olması → tip 2 inflamasyonla ilişkili eozinofilik özofajiti destekler.
  • Tekrarlayan gıda takılması → geçici mukozal irritasyondan çok lümeni daraltan yapısal hastalığı düşündürür.
  • Halkalar ve lümen çapında daralma → kronik fibrostenotik yeniden şekillenmenin endoskopik karşılığıdır.
  • Biyopside yaygın eozinofili → eozinofil ağırlıklı özofagus inflamasyonunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Auerbach pleksusunda ganglion kaybı — Akalazyada peristaltizm kaybı ve sfinkter gevşeme bozukluğu yapar; eozinofilik halkaları açıklamaz.
  • Özofagus düz kasında amiloid birikimi — Amiloidozda dismotilite yapar; doku eozinofilisi ve halkalarla uyuşmaz.
  • Alt özofagus sfinkterinde nitrik oksit fazlalığı — Sfinkter tonusunu azaltıp reflüye yatkınlık sağlar; kalıcı fibrostenozu açıklamaz.
  • Portal hipertansiyona bağlı submukozal ven genişlemesi — Özofagus varislerine yol açarak üst gastrointestinal kanamaya neden olur; halkalar ve kalıcı fibrostenotik darlık oluşturmaz.

Aklında kalsın

Eozinofilik özofajitte mukozal inflamasyonun zamanında kontrol altına alınmaması, subepitelyal fibrozis ve yeniden şekillenmeye (remodeling) yol açarak geri dönüşsüz darlıklara ve gıda takılmalarına zemin hazırlar.

17. soru

Siroz tanılı altmış bir yaşındaki hasta yavaş konuşma ve asteriksis nedeniyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum amonyak düzeyi üst sınırın yalnızca hafif üzerinde, hemoglobin düşük ve üre yüksek tespit ediliyor. Yakınları hastanın son iki gündür melena yaptığını ve kabız olduğunu ifade ediyor.

Bu hasta ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: A — Hepatik ensefalopati klinik tanıdır; amonyak düzeyi şiddeti güvenilir şekilde derecelendirmez

Kısaca — Periferik amonyak beyin maruziyetini güvenilir yansıtmadığından hepatik ensefalopatinin tanısı ve evresi klinik bulgularla belirlenir.

Amonyak astrositlerde glutamine çevrilirken hücresel şişme ve nörotransmisyon bozukluğu oluşturur; ancak venöz düzey örnekleme koşulları, kas metabolizması ve karaciğer dışı temizlenmeden etkilenir. Bu nedenle tek bir serum değeri klinik şiddetle güvenilir paralellik göstermez; tanı nörolojik bulgular, alternatif nedenlerin dışlanması ve tetikleyicilerin belirlenmesine dayanır.

Tanıya götüren bulgular

  • Siroz zemininde yavaş konuşma ve asteriksis → hepatik ensefalopatiyle uyumlu klinik nörolojik tabloyu destekler.
  • Amonyağın yalnız hafif yüksek olması → klinik ensefalopatiyi dışlamaz ve evresini küçültmez.
  • Melena ile hemoglobin düşüklüğü ve üre yüksekliği → bağırsaktaki azot yükünü artıran üst gastrointestinal kanamayı destekler.
  • Kabızlık bulunması → azotlu içeriğin bağırsakta kalışını uzatarak ensefalopatiyi ağırlaştıran düzeltilebilir tetikleyiciyi gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Normal veya hafif yüksek amonyak ensefalopatiyi kesin dışlar — Periferik düzey beyin etkisini tam yansıtmaz; normal sonuç bile klinik tanıyı kesin dışlamaz.
  • Tedavi yalnız amonyak düzeyi normale dönene kadar sürer — Yanıt bilinç durumu ve tetikleyici kontrolüyle izlenir; laboratuvar değerine göre sonlandırılmaz.
  • Gastrointestinal kanama ensefalopatiyi tetiklemez — Sindirilen kan bağırsak azot yükünü ve amonyak üretimini artırarak güçlü bir tetikleyici olur.
  • Asteriksis yalnız üremiye özgüdür — Negatif miyoklonustur; hepatik ensefalopati yanında üremi ve hiperkapnide de görülebilir.

Aklında kalsın

Laktüloz dozu günde iki-üç yumuşak dışkı sağlayacak şekilde ayarlanır; tekrarlayan atakların önlenmesinde rifaksimin eklenebilir.

18. soru

Ankilozan spondilitli bir hastada hastalıkla ilişkili tipik üveit örüntüsü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Akut, tekrarlayıcı, genelde tek taraflı nongranülomatöz anterior üveit; farklı ataklarda diğer göz tutulabilir

Kısaca — Ankilozan spondilitte inflamasyonun ön üveada yoğunlaşması, akut ve çoğunlukla tek taraflı nongranülomatöz üveit atakları oluşturur.

İris ve siliyer cisim inflamasyonu kan-aköz bariyerini bozarak ön kamaraya hücre ve protein geçişine yol açar; ağrı, kızarıklık ve fotofobi gelişir. Ataklar arasında düzelme görülebilir ve sonraki atak karşı gözde gelişebilir; dönüşümlü tutulum eş zamanlı bilateral tutulum anlamına gelmez.

Neden diğerleri değil

  • Sinsi başlayan, kronik seyirli, çoğunlukla bilateral granülomatöz anterior üveit — Sarkoidozu düşündürür; granülomatöz nitelik ayırır.
  • Bilateral granülomatöz panüveit ile seröz retina dekolmanları — Vogt–Koyanagi–Harada hastalığını düşündürür; seröz dekolman tipik değildir.
  • Sinsi başlayan, kronik seyirli, vitreus inflamasyonunun baskın olduğu bilateral intermediyer üveit — Pars planitte görülür; vitreus baskındır.
  • Tekrarlayıcı posterior üveit veya panüveit ile oklüzif retinal vaskülit — Behçet hastalığını düşündürür; retinal damar tutulumu ayırır.

Aklında kalsın

Akut ağrılı kırmızı göz ve fotofobi, görmeyi tehdit eden üveit açısından hızlı göz değerlendirmesi gerektirir.

19. soru

Asimetrik septal hipertrofi ve istirahatte 55 mmHg sol ventrikül çıkış yolu gradiyenti olan 37 yaşındaki hasta efor dispnesi ve göğüs ağrısıyla başvuruyor. Elektrokardiyografisinde sinüs ritmi, ekokardiyografisinde normal ejeksiyon fraksiyonu saptanıyor. Fizik muayenesinde hipovolemi bulgusu saptanmıyor. Semptomların çıkış yolu obstrüksiyonuyla ilişkili olduğu düşünülen hastada astım veya ileri iletim hastalığı bulunmuyor.

Bu hastada başlangıç semptom tedavisinde en uygun ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Metoprolol

Kısaca — Beta-blokaj kalp hızını ve kasılmayı azaltarak dinamik çıkış yolu gradiyentini ve eforla artan semptomları hafifletir.

Obstrüksiyon, hipertrofik septum ile sistolde öne hareket eden mitral kapağın çıkış yolunu dinamik olarak daraltmasından kaynaklanır. Metoprolol sistolün kasılma gücünü azaltır, diyastolik doluş süresini uzatır ve bu temasın oluşturduğu gradiyenti düşürür.

Tanıya götüren bulgular

  • Asimetrik septal hipertrofi ve istirahatte 55 mmHg gradiyent → obstrüktif hipertrofik kardiyomiyopatiyi gösterir.
  • Efor dispnesi ve göğüs ağrısının obstrüksiyonla ilişkilendirilmesi → negatif kronotrop ve inotrop tedaviyi ön plana çıkarır.
  • Normal ejeksiyon fraksiyonu → semptomların sistolik pompa yetersizliğinden kaynaklanmadığını gösterir.
  • Astım ve ileri iletim hastalığının bulunmaması → beta-bloker kullanımını sınırlayacak başlıca engelleri dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Nitrogliserin — Venodilatasyonla ön yükü azaltır; küçük sol ventrikül boşluğunda dinamik obstrüksiyonu artırabilir.
  • Digoksin — Pozitif inotrop etkisi kasılmayı güçlendirir; çıkış yolu gradiyentini yükseltebilir.
  • Dobutamin — Pozitif inotropi ve taşikardi oluşturur; dinamik obstrüksiyonu ağırlaştırır.
  • Nifedipin — Arteriyel vazodilatasyonla ard yükü düşürüp refleks taşikardi yapabilir; obstrüktif formda uygun başlangıç ilacı değildir.

Aklında kalsın

Beta-bloker kullanılamazsa verapamil veya diltiazem düşünülebilir; dirençli semptomlarda disopiramid ya da septal redüksiyon girişimleri gündeme gelir.

20. soru

Altmış iki yaşındaki kadın hasta altı aydır artan yorgunluk şikâyetiyle başvuruyor. Öyküsünden romatoid artrit için düzenli tedavi aldığı öğreniliyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 9,8 g/dL ve MCV 82 fL ölçülüyor; retikülosit sayısı düşük, serum demiri ve total demir bağlama kapasitesi azalmış, ferritin 180 ng/mL tespit ediliyor. Böbrek ve tiroid fonksiyonları normal, gaitada gizli kan negatif saptanıyor. Periferik yaymada belirgin şekil bozukluğu görülmüyor.

Bu hastadaki aneminin gelişiminde en önemli mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Hepsidin artışına bağlı demirin makrofajlarda tutulması

İnflamatuvar Hepsidin artışı ferroportini yıkarak demiri depolarda tutar; eritropoeze sunulamayan demir kronik hastalık anemisi yapar.

İnflamasyon sırasında IL-6, karaciğerde Hepsidin sentezini artırır. Hepsidin enterosit ve makrofajlardaki ferroportini içselleştirip yıktığından bağırsaktan demir geçişi azalır, geri dönüştürülen demir makrofajlarda tutulur ve transferrin üretimi baskılanır.

Anemi mekanizmalarının ayrımı

MekanizmaBeklenen tabloBu olguya uyumKobalamin emilimbozukluğuMakrositoz venörolojiDemir paterniniaçıklamazSıcak IgG hemoliziRetikülositoz,sferosit, pozitif DATHipoproliferatifanemi değilKalıtsal globinazalmasıErken mikrositoz,hedef hücreDüşük transferrinyapmazHepsidin ile demirtutulmasıDüşük Fe ve TDBK,ferritin korunurKronik hastalıkanemisiPIGA mutasyonuCoombs-negatif IVhemoliz,retikülositozHipoproliferatifdemir paterni yok

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Çözünür transferrin reseptörü saf kronik hastalık anemisinde genellikle normal, eşlik eden gerçek demir eksikliğinde artmıştır.

21. soru

Kırk yaşındaki erkek hasta çenesini açamaması ve sırtında kasılma nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden iki hafta önce ayağına kirli bir çivi battığı ve aşılamasının eksik olduğu öğreniliyor. Muayenesinde trismus ve yaygın kas rijiditesi saptanıyor.

Aşağıdaki bulgulardan hangisi bu hastanın tablosuyla bağdaşmaz?

Cevabı göster

Cevap: A — Bilinç düzeyinde ilerleyici bozulma

Kısaca — Tetanospazmin motor disinhibisyon yapar ancak korteksi etkilemez; ağır spazmlara karşın bilinç korunur.

Tetanospazmin periferik sinir uçlarından alınarak retrograd taşınır ve sinaptobrevini parçalayarak inhibitör internöronlardan glisin ile GABA salınmasını engeller. Serebral korteks doğrudan etkilenmediğinden ilerleyici bilinç bozukluğu tetanozun beklenen nörolojik paterni değildir; saptanırsa hipoksi, ilaç etkisi veya başka bir neden aranır.

Tanıya götüren bulgular

  • Kirli çivinin oluşturduğu delici ayak yarası → sporların anaerobik dokuda çimlenebileceği giriş kapısını gösterir.
  • Yaralanmadan sonra iki hafta geçmesi → tetanozun olağan inkübasyon aralığıyla uyumludur.
  • Aşılamanın eksik olması → koruyucu nötralizan antitoksin bulunmaması olasılığını artırır.
  • Trismus ve yaygın kas rijiditesi → inhibitör motor kontrol kaybına bağlı jeneralize tetanozu destekler.

Neden diğerleri doğru

  • Ses ve dokunma gibi uyaranlarla tetiklenen yaygın kas spazmları — İnhibisyon kaybı refleks devrelerini aşırı uyarılabilir hâle getirir.
  • Risus sardonicus — Yüz kaslarının sürekli kasılması kaşların kalktığı, ağız köşelerinin çekildiği tipik görünümü oluşturur.
  • Taşikardi ve kan basıncı dalgalanmaları şeklinde otonom instabilite — Otonom disinhibisyon ağır hastalıkta sempatik aktivitenin hızla değişmesine yol açar.
  • Opistotonus — Güçlü paraspinal ekstansör spazmı gövdenin geriye doğru yay biçiminde kasılmasına neden olur.

Aklında kalsın

Tetanoz klinik tanıdır; yara kültürünün negatif olması toksinin önceden sinir uçlarına bağlanmış olmasını dışlamaz.

22. soru

Kronik spontan ürtikeri olan hasta, dört kat doza çıkarılmış ikinci kuşak H1 antihistaminiği sekiz haftadır düzenli kullanmasına karşın hemen her gün yaşadığı yaygın kabarıklık ve anjiyoödem şikâyetiyle başvuruyor. Öyküsünden lezyonların 24 saatten kısa sürdüğü, sistemik inflamasyon ya da vaskülit bulgusunun bulunmadığı öğreniliyor. Uzun süreli sistemik steroid tedavisinin risklerinden kaçınılması hedefleniyor.

Bu hastada bir sonraki en uygun tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Omalizumab

Serbest IgE’nin bağlanması mast hücresi üzerindeki FcεRI sinyalini azaltır; yüksek doz H1 tedavisine dirençte omalizumab eklenir.

Omalizumab serbest IgE’ye bağlanarak IgE’nin yüksek afiniteli reseptöre tutunmasını engeller ve zamanla mast hücresi ile bazofillerde FcεRI yoğunluğunu azaltır. Böylece hücrelerin aktivasyon eşiği yükselir ve histamin salınımı H1 reseptörünün ötesindeki bir basamakta baskılanır.

Omalizumab ve FcεRI

engellenirzamanlaOmalizumabSerbest IgEbağlanmasıFcεRI tutunmasıMast ve bazofilFcεRI azalırAktivasyon eşiğiyükselirHistamin salınımıbaskılanırH1 reseptörbasamağı

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Kronik spontan ürtikerde omalizumab dozu astımdakinden farklı olarak total IgE düzeyi veya vücut ağırlığına göre hesaplanmaz.

23. soru

Elli dokuz yaşındaki erkek hasta kolunu başının üstüne kaldırırken sağ omzunda ortaya çıkan ağrı ve güçsüzlük şikâyetiyle başvuruyor. Pasif eklem hareket açıklığı tam bulunuyor. Aktif abdüksiyonu başlatabiliyor ancak 60-120 derece arasında ağrı gelişiyor. Neer ve Hawkins testleri pozitif saptanıyor; servikal muayenesi normal sınırlarda bulunuyor.

Bu hastada etkilenmesi en olası yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Supraspinatus tendonu

Kısaca — Supraspinatusun akromiyon altında sıkışması, pasif hareket korunurken 60-120 derece abdüksiyonda ağrı ve sıkışma testlerinde pozitiflik oluşturur.

Supraspinatus tendonu, kol yükselirken humerus başı ile akromiyon arasındaki dar subakromiyal aralıktan geçer. Özellikle orta abdüksiyon açılarında mekanik basıya uğraması ağrılı ark oluşturur; Neer ve Hawkins manevraları bu aralığı daraltarak aynı ağrıyı üretir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kol baş üzerine kaldırılırken ağrı ve güçsüzlük → rotator manşet yüklenmesiyle ortaya çıkan fonksiyonel kaybı düşündürür.
  • Pasif hareket açıklığının tam olması → kapsüler sertlik ve eklem kontraktürünü dışlar.
  • 60-120 derece arasında ağrılı ark → subakromiyal yapıların orta açılarda sıkıştığını gösterir.
  • Neer ve Hawkins testlerinin pozitifliği → subakromiyal sıkışmayı destekler.

Neden diğerleri değil

  • Glenohumeral kapsül — Adheziv kapsülitte aktif ve pasif hareket birlikte kısıtlanır; burada pasif hareket tamdır.
  • Subskapularis tendonu — İç rotasyon yaptırır; patolojisi lift-off veya belly-press testinde güçsüzlükle belirginleşir.
  • Uzun baş biseps tendonu — Ön omuz ağrısı yapar; Speed veya Yergason manevralarıyla ağrı beklenir, ağrılı arkla değil.
  • Akromiyoklaviküler bağ — Eklem üstünde lokal ağrı yapar; çapraz kol addüksiyonu yakınmayı tetikler, pasif hareket genellikle korunur.

Aklında kalsın

Subakromiyal sıkışma sendromunda en sık etkilenen yapı supraspinatus tendonudur; 60–120 derece arasındaki ağrılı ark subakromiyal patolojiyi, 120 derece üzerindeki ağrı ise akromiyoklaviküler eklem patolojisini düşündürür.

24. soru

Fibrotik interstisyel akciğer hastalığı nedeniyle başvuran hastanın solunum fonksiyon testinde FVC %58, DLCO %34 bulunuyor. İstirahatte SpO2 değeri %95 olan hastanın altı dakika yürüme testinde bu değerin %82'ye düştüğü saptanıyor.

Bu hastada saptanan saturasyon düşüşünün en olası mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Egzersizde kısalan kapiller geçiş süresine karşı difüzyon kapasitesinin yetersiz kalması

Kısaca — Fibroziste kalınlaşmış gaz değişim bariyeri, egzersizde kısalan kapiller geçiş süresinde oksijen dengesini tamamlayamayarak desatürasyon yapar.

Fick ilkesine göre membran kalınlığının artması ve efektif yüzey alanının azalması oksijen difüzyonunu yavaşlatır. İstirahatte eritrositlerin kapillerde kaldığı süre denge için yeterli olabilir; egzersizde kalp debisi artıp geçiş süresi kısalınca sınırlı difüzyon kapasitesi yetersiz kalır ve arteriyel oksijenlenme düşer.

Tanıya götüren bulgular

  • Fibrotik interstisyel akciğer hastalığı → alveol-kapiller membranın kalınlaştığını ve gaz değişim yüzeyinin azaldığını gösterir.
  • FVC’nin %58 olması → restriktif hacim kaybını destekler ancak desatürasyonun büyüklüğünü tek başına açıklamaz.
  • DLCO’nun %34 olması → alveol-kapiller gaz transfer rezervinin belirgin azaldığını gösterir.
  • İstirahatte normal sınıra yakın satürasyonun yürümeyle %82'ye düşmesi → yük altında ortaya çıkan difüzyon kısıtlılığını destekler.

Neden diğerleri değil

  • Solunum merkezinin baskılanmasına bağlı alveoler hipoventilasyon — Merkezi hipoventilasyon hiperkapnik hipoksemi yapar ve genellikle istirahatte belirgindir; fibrotik hastalıkta solunum dürtüsü artmış olup bu egzersiz desatürasyon paternini açıklamaz.
  • Egzersizle ortaya çıkan sağdan sola intrakardiyak şant — Egzersiz desatürasyonu yapabilir ancak fibrotik hastalık ve belirgin DLCO düşüklüğü varlığında en olası mekanizma değildir; öyküde şantı düşündüren ek bulgu yoktur.
  • Oksihemoglobin afinitesinin artması — Sola kayma belirli oksijen basıncında satürasyonu korur fakat dokuya oksijen bırakılmasını güçleştirir; bu paterni açıklamaz.
  • Üst hava yolu obstrüksiyonuna bağlı alveoler ventilasyon azalması — Stridor veya ekspiratuvar akım kısıtlanması beklenir; düşük DLCO’lu fibrotik hastalıkta görülen egzersiz desatürasyonunun mekanizması değildir.

Aklında kalsın

DLCO yalnız interstisyel kalınlığı yansıtmaz: anemi ve pulmoner damar hastalığında azalırken alveoler hemorajide alveol içindeki hemoglobinin gaz bağlaması nedeniyle artabilir.

25. soru

Böbrek nakli öyküsü olan hasta, deride plak ve nodül şikâyetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde viyolase plak ve nodüller saptanıyor. Alınan deri biyopsisinde iğsi hücrelerin eritrosit içeren vasküler yarıklar oluşturduğu izleniyor; Warthin-Starry boyaması negatif, nötrofilik lobüler kapiller proliferasyon saptanmıyor.

Bu hastada basiller anjiyomatozdan ayrımı destekleyen en önemli ek bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — HHV-8 LANA-1 nükleer pozitifliği

Kısaca — HHV-8 ile latent enfeksiyonu gösteren nükleer LANA-1 pozitifliği, Kaposi sarkomunu bakteriyel vasküler proliferasyondan ayırır.

HHV-8, Kaposi sarkomundaki iğsi endotelyal hücrelerde latent olarak bulunur; LANA-1 boyası viral proteini hücre çekirdeğinde gösterir. Basiller anjiyomatoz ise Bartonella türlerinin oluşturduğu, basillerin ve belirgin nötrofilik yanıtın beklendiği reaktif kapiller proliferasyondur.

Tanıya götüren bulgular

  • Böbrek nakli öyküsü → immünsüpresyonla ilişkili Kaposi sarkomu olasılığını artırır.
  • Violase plak ve nodüller → kan içeren vasküler bir lezyonu düşündürür.
  • Eritrosit içeren vasküler yarıklar oluşturan iğsi hücreler → Kaposi sarkomunun karakteristik histolojik paternidir.
  • Warthin-Starry negatifliği ve nötrofilik lobüler proliferasyonun bulunmaması → basiller anjiyomatozdan uzaklaştırır.

Neden diğerleri değil

  • Desmoglein 3'e karşı hücreler arası IgG — Pemfigus vulgariste suprabazal akantolizi gösterir; iğsi hücreli vasküler proliferasyonu açıklamaz.
  • Tip VII kollajene karşı antikor — Edinsel epidermolizis büllozada subepidermal ayrışmayla ilişkilidir; vasküler tümör belirteci değildir.
  • Sitokeratin 20 ile perinükleer noktasal boyanma — Merkel hücreli karsinomun tipik immünohistokimyasal boyanma paternidir; endotelyal kökeni desteklemez.
  • BRAF V600E pozitifliği — Melanom ve bazı histiyositik neoplazilerde saptanabilir; Kaposi sarkomunun etkenini göstermez.

Aklında kalsın

Kaposi sarkomunda yeni damarların mevcut damar ve deri ekleri çevresinde ilerlemesi “promontory” bulgusu olarak adlandırılır.

26. soru

On altı yaşındaki erkek hasta çocukluğundan beri çok sınırlı sayıda yiyecek tüketmesi şikâyetiyle başvuruyor. Belirli dokulara ve kokulara aşırı duyarlı olduğu, et ve sebze yemeklerinden öğürme korkusuyla kaçındığı öğreniliyor. Son yılda büyüme eğrisinde gerileme, demir eksikliği ve belirgin kilo kaybı gelişmiştir. Beden şeklinden memnun olduğunu, kilo almaktan korkmadığını ve zayıflamak istemediğini söylüyor. Öyküsünde tıkınırcasına yeme, kusma veya aşırı egzersiz davranışı saptanmıyor. Gastrointestinal incelemelerinde organik hastalık saptanmamıştır. Ailesi beslenmesinin sosyal yaşamını da kısıtladığını belirtiyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kaçıngan/kısıtlayıcı yiyecek alımı bozukluğu

Kısaca — Duyusal özellikler veya öğürme korkusu nedeniyle kısıtlı beslenmenin yetersizliğe yol açması ve beden imgesi kaygısının olmaması ARFID’dir.

Kaçıngan/kısıtlayıcı yiyecek alımı bozukluğunda besinlerin duyusal özellikleri, yemeye ilgisizlik veya olumsuz sonuç korkusu alımı sınırlar. Bu kaçınma büyüme geriliği, kilo kaybı, besin eksikliği ya da psikososyal bozulma oluşturur; kilo ve beden şeklini değiştirme isteğiyle güdülenmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Belirli doku ve kokulara duyarlılık → besin seçimini beden imgesinden bağımsız duyusal kaçınmayla açıklar.
  • Et ve sebzelerden öğürme korkusuyla kaçınma → yemenin olumsuz sonucundan korkma mekanizmasını gösterir.
  • Büyüme eğrisinde gerileme, kilo kaybı ve demir eksikliği → kısıtlamanın klinik beslenme yetersizliği oluşturduğunu gösterir.
  • Kilo alma korkusu ile zayıflama isteğinin olmaması → kısıtlamanın anoreksiya güdüsü taşımadığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Anoreksiya nervoza — Düşük kiloya rağmen kilo alma korkusu ve beden ağırlığını algılamada bozulma gerektirir; bu güdüler reddediliyor.
  • Bulimiya nervoza — Tekrarlayan tıkınırcasına yeme ve uygunsuz telafi davranışlarıyla seyreder; ikisi de saptanmıyor.
  • Tıkınırcasına yeme bozukluğu — Kontrol kaybıyla aşırı miktarda yeme atakları gerektirir; temel sorun yeme miktarının kısıtlanmasıdır.
  • Pika — Besin değeri olmayan maddelerin sürekli yenmesidir; hasta gıda dışı madde tüketmiyor.

Aklında kalsın

Besin seçiciliği; kilo kaybı, besin eksikliği, enteral destek gereksinimi veya belirgin psikososyal bozulma yaptığında bozukluk düzeyine ulaşır.

27. soru

Kulak çınlaması ve kusma nedeniyle getirilen 23 yaşındaki kadının çok sayıda aspirin aldığı öğreniliyor. Huzursuz ve takipneik olan hastada pH 7,47, PaCO2 22 mmHg, HCO3 16 mmol/L ölçülüyor; ölçülemeyen anyonlarda artış saptanıyor. Akciğer grafisi normal izleniyor, glukozu normal ölçülüyor. Ateşi 38,1 °C ölçülüyor ve böbrek fonksiyonlarının korunduğu tespit ediliyor.

Bu hastada kan gazı bulgularının gösterdiği asit-baz bozukluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Respiratuvar alkaloz ile yüksek anyon açıklı metabolik asidoz

Salisilat, eş zamanlı solunum merkezi uyarısı ve organik asit birikimiyle respiratuvar alkalozu yüksek anyon açıklı asidozla birleştirir.

Salisilat medüller solunum merkezini doğrudan uyarırken oksidatif fosforilasyonu bozarak laktat ve ketoasit birikimine yol açar. HCO3− 16 mmol/L iken metabolik asidoza beklenen PaCO2 yaklaşık 32 mmHg’dir; 22 mmHg ölçülmesi ek respiratuvar alkalozu gösterir.

Salisilatın bu çift etkisi aşağıdaki şemada özetlenmiştir.

Salisilatta birleşik asit-baz bozukluğu

Salisilat (çoksayıda aspirin)Medüller solunummerkezi uyarılırTakipne,PaCO2düşer (22)RespiratuvaralkalozOksidatiffosforilasyonbozulurLaktat veketoasit birikimiYüksek anyonaçıklı metabolikasidozAlkali pH 7,47(respiratuvarbaskın)

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Salisilat zehirlenmesinde entübasyon sonrası hipoventilasyon ve asidemi, ilacın santral sinir sistemine geçişini artırarak hızla kötüleşmeye yol açabilir.

28. soru

Otuz yedi yaşındaki kadın hasta doğumdan iki hafta sonra giderek artan baş ağrısı ve ardından gelişen fokal nöbet nedeniyle getiriliyor. Nörolojik muayenede sağ kolda hafif güçsüzlük saptanıyor. Kontrastsız beyin BT’sinde parankimal kanama ve çevresinde ödem izleniyor; lezyonun tek bir arter sulama alanına uymadığı görülüyor. Laboratuvar tetkiklerinde trombosit sayısı ve protrombin zamanı normal sınırlarda tespit ediliyor.

Bu hastada tanıyı doğrulamak için yapılması en uygun görüntüleme yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — MR venografi

Kısaca — Postpartum hiperkoagülabilite venöz çıkışı tıkayarak arter alanını aşan hemorajik infarkt oluşturur; oklüzyonu MR venografi gösterir.

Serebral venöz sinüs trombozu venöz ve kapiller basıncı yükselterek vazojenik ödem, kanama ve nöbet eğilimi oluşturur. MR venografi sinüste akım kaybını veya dolum defektini göstererek venöz oklüzyonu doğrular.

Tanıya götüren bulgular

  • Doğumdan iki hafta sonra başlaması → postpartum hiperkoagülabiliteyi güçlü risk faktörü olarak öne çıkarır.
  • Giderek artan baş ağrısını fokal nöbet ve güçsüzlüğün izlemesi → venöz basınç artışıyla gelişen kortikal tutulumu destekler.
  • Kanama ve ödemin tek arter sulama alanına uymaması → venöz infarktı arteriyel infarkttan ayırır.
  • Trombosit sayısı ve protrombin zamanının normal olması → trombositopeniyi ve ekstrinsik/ortak yol koagülopatisini dışlar; kanama koagülopatiden değil, venöz tıkanmaya bağlı basınç artışından kaynaklanır.

Neden diğerleri değil

  • Karotis Doppler ultrasonografisi — Ekstrakraniyal karotis darlığını değerlendirir; intrakraniyal venöz sinüsleri göstermez.
  • Tekrarlayan kontrastsız BT — Kanamanın seyrini izleyebilir; sinüs içindeki trombozu güvenilir biçimde doğrulamaz.
  • Difüzyon ağırlıklı beyin MRG — Arteriyel iskemik infarktı erken dönemde gösterir; tek arter sulama alanına uymayan hemorajik lezyonda venöz oklüzyonu doğrulamaz.
  • Beyin MR anjiyografi — Arteriyel darlık ve oklüzyonu değerlendirir; venöz sinüs trombozunu göstermez.

Aklında kalsın

Serebral venöz sinüs trombozunda hemorajik venöz infarkt bulunması antikoagülasyona tek başına engel değildir; kanama venöz basınç artışının sonucudur.

29. soru

Kırk dört yaşındaki kadın hasta metabolik sendrom açısından değerlendiriliyor. Beden kitle indeksi 31,2 kg/m², kan basıncı 128/84 mmHg olarak ölçülüyor. Laboratuvar incelemelerinde açlık plazma glukozu 98 mg/dL, trigliserit 168 mg/dL, HDL kolesterol 47 mg/dL ve LDL kolesterol 162 mg/dL saptanıyor.

Aşağıdakilerden hangisinin saptanması bu hastada NCEP-ATP III kriterlerine göre metabolik sendrom tanısını koydurur?

Cevabı göster

Cevap: C — Bel çevresinin 90 cm olması

Kısaca — Bel çevresinin 90 cm olması, mevcut trigliserit yüksekliği ve HDL düşüklüğüne üçüncü kriteri ekleyerek metabolik sendrom tanısını koydurur. Doğru cevap C’dir.

Tanıya götüren bulgular

NCEP-ATP III tanısı beş kriterden en az üçünün karşılanmasını gerektirir. Trigliserit 168 mg/dL ile 150 mg/dL eşiğinin üzerindedir; HDL kolesterol 47 mg/dL ile kadınlar için 50 mg/dL sınırının altındadır. Kadında bel çevresinin 88 cm’yi aşması abdominal obezite kriterini karşılar; 90 cm üçüncü bileşeni sağlar. Kan basıncı 128/84 mmHg ve açlık glukozu 98 mg/dL olduğundan bu iki kriter karşılanmaz.

Neden diğerleri değil

HbA1c, TSH ve LDL kolesterol NCEP-ATP III tanı kriterleri arasında değildir. Beden kitle indeksinin artması obeziteyi gösterir ancak bel çevresi kriterinin yerini tutmaz.

30. soru

Medüller sünger böbrekte kistik dilatasyonun görüldüğü tübüler yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Toplayıcı kanallar

Kısaca — Medüller sünger böbrekte papiller toplayıcı kanallar genişler; oluşan idrar stazı taş ve hematüriye zemin hazırlar.

Konjenital gelişim bozukluğu, iç medulla ve papilla düzeyindeki toplayıcı kanallarda ektazi oluşturur. Genişleyen lümenlerde idrarın göllenmesi, kalsiyum tuzlarının çökmesini ve tekrarlayan taş oluşumunu kolaylaştırır.

Neden diğerleri değil

  • Proksimal tübül — Fanconi sendromunda çoklu geri emilim bozukluğunun yeridir; medüller sünger böbreğin kistik segmenti değildir.
  • Henle kulpunun inen kolu — Su geçirgenliğiyle idrar yoğunlaştırmaya katılır; hastalıktaki papiller kanal ektazisinin kaynağı değildir.
  • Distal kıvrıntılı tübül — Sodyum-klorür kotransportuyla ilişkilidir; medüller sünger böbrekte yapısal dilatasyon burada gelişmez.
  • Bowman kapsülü — Glomerüler filtratın toplandığı yapıdır; hastalık glomerüler değil medüller tübüler kökenlidir.

Aklında kalsın

İntravenöz ürografide papilla çevresindeki kontrast dolu geniş kanalların oluşturduğu fırça görünümü medüller sünger böbreği destekler.

31. soru

Altmış dört yaşındaki erkek hastada biyopsiyle pankreatik duktal adenokarsinom tanısı konuluyor. Evreleme görüntülemelerinde pankreas gövdesinde 3,6 cm kitle, kitlenin çölyak trunkus ve superior mezenterik arterin her biriyle 180 dereceden fazla teması ve karaciğerde birden fazla metastaz saptanıyor.

AJCC TNM 8. baskıya göre klinik T ve M kategorileri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — cT4 cM1

Kısaca — Majör arter tutulumu boyuttan bağımsız olarak cT4, uzak organ metastazı cM1 kategorisini belirler.

Pankreatik duktal adenokarsinomda T1–T3 ayrımı tümör boyutuna dayanırken çölyak trunkus, superior mezenterik arter veya ortak hepatik arter tutulumu T4 olarak sınıflanır. Bu arterlerden yalnız birinin tutulması yeterlidir; birden fazlasının tutulması daha yüksek bir T kategorisi oluşturmaz. T lokal yayılımı, M uzak yayılımı tanımladığından metastaz saptanması T kategorisini değiştirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • 3,6 cm kitle → T4 oluşturan arter tutulumu olmasaydı boyut T2 aralığına girerdi.
  • Çölyak trunkus ve superior mezenterik arterle 180 dereceden fazla temas → arterlerin çevrelenmesi klinik arter tutulumunu destekler.
  • Karaciğerde metastazlar → bölgesel yayılımın ötesinde uzak organ tutulumu, dolayısıyla M1 saptanıyor.

Neden diğerleri değil

  • cT2 cM1 — Uzak metastazlı, 2 cm’den büyük ve 4 cm’yi aşmayan tümörü tanımlar; T4 oluşturan arter tutulumu bu sınıflamayı dışlar.
  • cT2 cM0 — T4 kriteri taşımayan, T2 boyut aralığındaki metastazsız tümörü tanımlar; uzak organ metastazıyla bağdaşmaz.
  • cT3 cM1 — T4 kriteri taşımayan, 4 cm’den büyük ve uzak metastazlı tümörü tanımlar; T3 için gereken boyut eşiği aşılmıyor.
  • cT4 cM0 — İlgili majör arterlerden birini tutan, uzak metastazsız tümörü tanımlar; karaciğer metastazları M0’ı dışlar.

Aklında kalsın

Portal ven veya superior mezenterik ven tutulumu tek başına T4 anlamına gelmez; venöz tutulumun cerrahi çıkarılabilirliğe etkisi ayrıca değerlendirilir.

32. soru

Aşağıdakilerden hangisi kriyopirinle ilişkili periyodik sendromların özelliklerinden değildir?

Cevabı göster

Cevap: E — Otozomal resesif kalıtım

Kısaca — CAPS, otozomal dominant NLRP3 fonksiyon kazanımıyla geliştiğinden otozomal resesif kalıtım bu spektruma ait değildir.

Tek bir hastalık yapan NLRP3 aleli kriyopirin inflamazomunun aktivasyon eşiğini düşürmeye yeter. Bu nedenle ailesel olgular kuşak atlamayan dikey geçiş gösterirken fenotipin şiddeti değişken olabilir.

Neden diğerleri doğru

  • NLRP3 (CIAS1) gen mutasyonu — Kriyopirini kodlayan gendeki fonksiyon kazandıran varyantlar spektrumun ortak moleküler temelidir.
  • Ürtikeryal döküntü — Genellikle nötrofil ağırlıklı olan bu döküntü, CAPS fenotiplerinin ortak kutanöz bulgusudur.
  • İnterlökin-1β aşırı üretimi — Sürekli aktif kalan inflamazom, kaspaz-1 üzerinden pro-IL-1β olgunlaşmasını artırır.
  • İnterlökin-1 blokajına klinik yanıt — Anakinra ve kanakinumab, ortak son yol olan IL-1 sinyalini keserek sistemik inflamasyonu baskılar.

Aklında kalsın

CAPS şiddeti ailesel soğuk otoinflamatuvar sendromdan Muckle-Wells’e ve neonatal başlangıçlı multisistem inflamatuvar hastalığa doğru artar.

33. soru

Yetmiş altı yaşındaki erkek hasta kalp yetersizliği, el bileğinde iki taraflı karpal tünel sendromu ve lomber spinal stenoz öyküsüyle başvuruyor. Elektrokardiyografisinde düşük QRS voltajı varken ekokardiyografisinde belirgin duvar kalınlaşması, küçük ventrikül boşluğu ve longitudinal strain incelemesinde apikal korunma izleniyor. Serum ve idrar immünfiksasyonu ile serbest hafif zincir oranında monoklonal protein saptanmıyor.

Bu hastada transtiretin kardiyak amiloidozu tanısını noninvaziv olarak desteklemek için yapılması en uygun inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Teknesyum işaretli kemik sintigrafisi

Kısaca — Monoklonal protein yokluğunda kemik sintigrafisindeki belirgin kardiyak tutulum, ATTR kardiyak amiloidozunu biyopsisiz destekler.

Teknesyum işaretli fosfonatların miyokarddaki amiloid birikiminde tutulması, ATTR için görüntüleme imzası oluşturur. Bu özgüllük ancak monoklonal gamopati taraması AL amiloidozunu dışladığında geçerlidir.

Tanıya götüren bulgular

  • İleri yaşta kalp yetersizliği → doğal tip transtiretin birikimini ön plana çıkarır.
  • İki taraflı karpal tünel sendromu ve lomber spinal stenoz → kardiyak bulgulardan önce gelişebilen sistemik ATTR işaretleridir.
  • Kalın duvara eşlik eden düşük QRS voltajı, küçük ventrikül ve apikal korunma → hipertrofiden çok infiltratif kardiyomiyopatiyi düşündürür.
  • Monoklonal protein kanıtının bulunmaması → AL amiloidozu olasılığını azaltarak kemik sintigrafisinin ATTR için özgüllüğünü artırır.

Neden diğerleri değil

  • Kardiyak manyetik rezonans görüntüleme — Amiloid infiltrasyonunu morfolojik olarak destekleyebilir ancak ATTR ile AL ayırımını noninvaziv olarak yapamaz.
  • Kardiyak bilgisayarlı tomografi — Kardiyak yapıyı değerlendirebilir; ATTR ile AL amiloidozunu ayırmada kemik sintigrafisinin yerini tutmaz.
  • 18F-FDG pozitron emisyon tomografisi — Enflamatuvar miyokard tutulumunu (örneğin sarkoidoz) araştırır; ATTR tiplemesi için kullanılmaz.
  • Efor miyokard perfüzyon sintigrafisi — İskemik yükü değerlendirir; miyokarddaki amiloid protein tipini göstermez.

Aklında kalsın

Monoklonal protein saptanırsa pozitif kemik sintigrafisi ATTR ile AL amiloidozunu güvenle ayıramaz; doku örneğinde amiloid tiplemesi gerekir.

34. soru

Aşağıdaki fırsatçı enfeksiyonlardan hangisinin varlığında, henüz antiretroviral tedavi almayan HIV pozitif bir hastada antiretroviral tedavi başlangıcının ertelenmesi en uygundur?

Cevabı göster

Cevap: E — Kriptokoksik menenjit

Kısaca — Kriptokoksik menenjitte erken immün rekonstitüsyon ölümcül kafa içi inflamasyonu artırabildiği için antiretroviral tedavi ertelenir.

Antifungal tedaviyle mikroorganizma yükü azalmadan immünitenin toparlanması, santral sinir sistemindeki antijenlere yoğun inflamatuvar yanıt doğurabilir. Kapalı kafa içi alanda gelişen immün yeniden yapılanma inflamatuvar sendromu nörolojik kötüleşmeye yol açar; antiretroviral tedavi genellikle antifungal başlangıcından 4–6 hafta sonraya bırakılır.

Neden diğerleri değil

  • Pneumocystis jirovecii pnömonisi — Akciğer fırsatçı enfeksiyonudur; antiretroviral tedavi mümkünse ilk iki haftada başlanır.
  • Mukokutanöz herpes — Deri ve mukoza enfeksiyonudur; antiviral tedavi sırasında rutin antiretroviral erteleme gerekmez.
  • Özofageal kandidiyazis — Özofagusun mantar enfeksiyonudur; antifungal tedavi antiretroviral başlangıcını geciktirmez.
  • Basiller anjiyomatozis — Bartonella kaynaklı damar proliferasyonudur; antibiyotik tedavisiyle birlikte antiretroviral tedavi başlanabilir.

Aklında kalsın

Tüberküloz menenjiti de antiretroviral başlangıcında özel zamanlama gerektirir; merkezi sinir sistemi tutulumu tedavi sırasını değiştirebilir.

35. soru

Heparin tedavisinin 7. gününde trombosit sayısı %65 azalan hastada pulmoner emboli gelişiyor; böbrek yetmezliği mevcut olup karaciğer testleri normal ölçülüyor.

Bu hasta için en uygun antikoagülan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Argatroban

Kısaca — Argatroban, heparinden bağımsız trombin blokajı ve hepatik eliminasyonu sayesinde böbrek yetmezliğindeki akut trombotik HIT için uygundur.

Heparinin 5-10. günlerinde trombositlerin yarıdan fazla azalması ve yeni tromboz gelişmesi, PF4-heparin kompleksine karşı antikorların trombositleri aktive ettiği HIT paternidir. Argatroban doğrudan trombini baskılar, heparin antikorlarıyla çapraz tepki vermez ve karaciğerden temizlendiği için böbrek yetmezliğinde birikmez.

Neden diğerleri değil

  • Enoksaparin — Heparin kökenlidir ve PF4 antikorlarıyla çapraz tepki gösterebildiğinden HIT sürerken kullanılmaz.
  • Varfarin — Akut HIT’de erken protein C azalması mikrovasküler trombozu ve venöz gangreni ağırlaştırabilir.
  • Fondaparinuks — HIT’de kullanılabilse de böbrekten atıldığı için böbrek yetmezliğinde birikme riski taşır.
  • Dabigatran — Direkt trombin inhibitörüdür ancak büyük ölçüde böbrekten atılır ve ağır böbrek yetmezliğine uygun değildir.

Aklında kalsın

HIT düşünüldüğünde tedavi dozları kadar heparin yıkamaları ve heparin kaplı kateterler de kesilmelidir.

36. soru

Farenjitten iki hafta sonra ödem, hipertansiyon ve kola renkli idrar gelişen çocukta C3 düzeyi düşük tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Poststreptokoksik glomerülonefrit

Kısaca — Farenjit sonrası latent dönem ve kompleman tüketimiyle gelişen nefritik tablo, poststreptokoksik glomerülonefrite özgü birlikteliktir.

Nefritojenik streptokok antijenlerine karşı gelişen immün yanıt glomerüllerde immün kompleks birikimine ve kompleman aktivasyonuna yol açar. Ortaya çıkan inflamasyon glomerüler kanama, filtrasyon azalması ve tuz-su tutulması oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Minimal değişiklik hastalığı — Çocukta nefrotik sendrom yapar; belirgin hematüri ve kompleman düşüklüğü tipik değildir.
  • Alport sendromu — Kalıtsal bazal membran hastalığıdır; kronik hematüriye işitme veya göz bulguları eşlik eder, C3 normaldir.
  • İnce bazal membran nefropatisi — Genellikle ailevi, izole mikroskopik hematüri yapar; hipertansiyon ve düşük C3 beklenmez.
  • Nefronofitizis — Tuz kaybı, poliüri ve ilerleyici tubülointerstisyel hasar yapar; akut nefritik sendrom oluşturmaz.

Aklında kalsın

C3 genellikle 6-8 haftada normale döner; düşüklüğün sürmesi membranoproliferatif glomerülonefrit veya C3 glomerülopatisini düşündürür.

37. soru

Aşağıdaki hastalık–tanı kriteri eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: E — Akut romatizmal ateş – Jones kriterleri

Kısaca — Streptokok sonrası gelişen majör ve minör klinik bulguları birleştiren Jones kriterleri, akut romatizmal ateş tanısını kurdurur.

Jones kriterleri; geçirilmiş A grubu streptokok enfeksiyonu kanıtıyla birlikte kardit, artrit ve diğer sistemik bulguları değerlendirir. Duke kriterleri ise kan kültürü ve endokard tutulumuna dayanır.

Neden diğerleri değil

  • Juvenil idiyopatik artrit – Duke kriterleri — JİA, başka nedenler dışlandıktan sonra en az altı hafta süren artritle tanımlanır.
  • Akut romatizmal ateş – Duke kriterleri — Duke kriterleri infektif endokardit içindir.
  • İnfektif endokardit – Jones kriterleri — İnfektif endokarditte Duke kriterleri kullanılır.
  • Kawasaki hastalığı – Duke kriterleri — Kawasaki tanısı uzamış ateş ve özgül mukokutanöz bulgularla konur.

Aklında kalsın

Akut romatizmal ateşte ekokardiyografiyle saptanan belirti vermeyen kapak tutulumu da kardit kabul edilir.

38. soru

Miadında, 3.300 gram doğan ve doğum salonunda resüsitasyon ihtiyacı olmayan bir bebeğin yaşamın ikinci saatindeki muayenesinde kalp hızı 132/dakika, solunum sayısı 44/dakika ve vücut sıcaklığı 36,8 °C ölçülüyor. Dili ve gövdesi pembe, el ve ayakları morumsu görünüyor.

Bu bebekteki bulgu için en uygun değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Geçiş döneminde görülebilen akrosiyanozdur

Kısaca — Yalnız distal morarma, santral oksijenlenme bozukluğunu değil, geçiş dönemindeki akrosiyanozu gösterir.

Doğumdan sonra periferik vazokonstriksiyon ve distal kan akımının yavaş olması, el ve ayaklarda indirgenmiş hemoglobin oranını geçici olarak artırır. Santral dolaşım yeterliyse dil ve gövde pembe kalır; dolaşım uyum sağladıkça görünüm düzelir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yaşamın ikinci saatinde ortaya çıkması → geçiş dönemindeki (doğumdan sonraki ilk saatler) fizyolojik dolaşım uyumunu destekler.
  • Dil ve gövdenin pembe olması → santral siyanozu dışlar.
  • Morarmanın el ve ayaklarla sınırlı kalması → periferik akım yavaşlamasını düşündürür.
  • Vital bulguların normal olması → solunum veya dolaşım yetersizliğinden uzaklaştırır.

Neden diğerleri değil

  • Santral siyanozu gösterir ve acil oksijen verilmelidir — Santral siyanoz dil ve oral mukozayı da tutar; pembe santral alanlar bu durumu dışlar.
  • Konjenital kalp hastalığına bağlı santral siyanozdur — Kalp hastalığında beklenen santral siyanoz dil ve gövdeyi de tutar; pembe dil ve gövde bu değerlendirmeyi dışlar.
  • Hipotermiye bağlı periferik siyanozdur — Hipotermi periferik vazokonstriksiyonu artırabilir; 36,8 °C vücut sıcaklığı bunu desteklemez.
  • Neonatal sepsisin ilk bulgusu kabul edilmelidir — Sepsis ısı düzensizliği, beslenme bozukluğu ve dolaşım etkilenmesi yapar; bebek klinik olarak stabildir.

Aklında kalsın

Santral siyanoz değerlendirilirken sağ el ve ayaktan oksijen satürasyonu ölçülmesi, duktus düzeyindeki preduktal-postduktal farkı gösterebilir.

39. soru

Yedi yaşındaki erkek çocuk kış günü gölete düştükten yaklaşık sekiz dakika sonra sudan çıkarılıyor. Öyküsünden olay yerinde ventilasyon ve göğüs basılarına başlandığı öğreniliyor. Acil servise ulaştığında spontan dolaşımının geri döndüğü ancak bilincinin kapalı olduğu görülüyor. Vücut sıcaklığının 32 °C, oksijen satürasyonunun destekle %96 olduğu ve akciğerlerinde iki taraflı ince raller olduğu saptanıyor. İlk saat içinde ateş, pürülan sekresyon veya aspirasyon öncesi enfeksiyon bulgusu saptanmıyor. Akciğer grafisinde yaygın hafif infiltrasyon izleniyor.

Bu hastanın yönetiminde aşağıdaki yaklaşımlardan hangisinin uygulanması uygun değildir?

Cevabı göster

Cevap: E — Enfeksiyon bulgusu olmadan profilaktik antibiyotik başlanması

Kısaca — Su aspirasyonu enfeksiyon kanıtı değildir; ateş, pürülan sekresyon veya başka enfeksiyon bulgusu yoksa profilaktik antibiyotik önerilmez.

Aspirasyon başlangıçta steril kimyasal akciğer hasarı ve geçirgenlik artışına yol açabilir; erken infiltrasyonların bulunması bakteriyel enfeksiyonu göstermez. Antibiyotik, gelişen enfeksiyon bulgularına veya ağır kirli su maruziyetine göre başlanır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yaklaşık sekiz dakika suda kalma ve kardiyopulmoner canlandırma → hipoksik hasar nedeniyle solunum ve dolaşım desteğini zorunlu kılar.
  • Vücut sıcaklığının 32 °C olması → kontrollü yeniden ısıtma gerektiren hipotermiyi gösterir.
  • İki taraflı ince raller ve yaygın hafif infiltrasyon → aspirasyona bağlı akciğer hasarını düşündürür; tek başına enfeksiyon kanıtı değildir.
  • Ateş, pürülan sekresyon ve önceden enfeksiyon bulgusu olmaması → ampirik antibiyotik için klinik dayanak bulunmadığını gösterir.

Neden diğerleri doğru

  • Oksijenasyon ve ventilasyonun sürdürülmesi — Boğulmadaki temel hasar hipoksemidir; yeterli gaz değişimi sürdürülerek sekonder organ hasarı sınırlandırılır.
  • Kontrollü yeniden ısıtma — Orta dereceli hipotermi ritim bozukluğu ve koagülopati riskini artırdığından çekirdek sıcaklık izlenerek düzeltilir.
  • Nörolojik ve kardiyak izlemin sürdürülmesi — Hipoksi bilinç bozukluğu ve ritim bozukluğuna yol açabileceğinden dolaşım döndükten sonra da yakın izlem gerekir.
  • Akciğer komplikasyonlarının izlenmesi — Aspirasyon sonrası akciğer ödemi ve solunum yetersizliği gecikerek ağırlaşabilir.

Aklında kalsın

Boğulmada servikal omurga immobilizasyonu rutin değildir; dalış, yüksek enerjili travma veya nörolojik bulgu varsa uygulanır.

40. soru

On yaşındaki erkek çocuk, okul başarısında düşme, davranış değişikliği ve giderek sıklaşan miyoklonik nöbetler nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden dört yaşında kızamık geçirdiği öğreniliyor. Elektroensefalografide düzenli aralıklarla tekrarlayan yüksek voltajlı yavaş dalga kompleksleri; beyin omurilik sıvısı incelemesinde oligoklonal IgG ve yüksek kızamık antikor titresi tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Subakut sklerozan panensefalit

Kısaca — Beyinde kalıcı kalan defektif kızamık virüsü, yıllar sonra ilerleyici bilişsel gerileme ve periyodik miyoklonik ensefalit oluşturur.

Mutasyona uğramış kızamık virüsü nöron ve glialarda tam virion oluşturmadan hücreden hücreye yayılıp kronik inflamasyon ve demiyelinizasyon oluşturur. İntratekal immün yanıtı BOS kızamık antikorunu yükseltirken yaygın kortikal deşarjlar düzenli aralıklı EEG komplekslerine dönüşür.

Tanıya götüren bulgular

  • Kızamıktan yıllar sonra okul başarısı ve davranışın bozulması → latent enfeksiyonu izleyen ilerleyici ensefalopatiyi destekler.
  • Giderek sıklaşan miyokloniler → bilişsel evreyi izleyen motor evreyi gösterir.
  • Düzenli aralıklı yüksek voltajlı EEG kompleksleri → subakut sklerozan panensefalitin karakteristik periyodik paternidir.
  • BOS’ta oligoklonal IgG ve yüksek kızamık antikoru → santral sinir sisteminde kalıcı virüse karşı intratekal yanıtı gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Rasmussen ensefaliti — Tek hemisfer inflamasyonu fokal nöbet ve ilerleyici hemiparezi yapar; periyodik jeneralize kompleks beklenmez.
  • Anti-NMDA reseptör ensefaliti — Akut psikiyatrik bulgular, diskinezi ve otonom instabilite yapar; yıllar süren kızamık latansı yoktur.
  • Juvenil nöronal seroid lipofusinoz — Görme kaybı, nöbet ve demans yapar; yüksek BOS kızamık antikorunu açıklamaz.
  • Wilson hastalığı — Hepatik ve ekstrapiramidal tutulumla seyreder; kızamığa özgü intratekal antikor yanıtı oluşturmaz.

Aklında kalsın

Kızamık aşılaması yalnız akut enfeksiyonu değil, yıllar sonra gelişebilen subakut sklerozan panensefaliti de önler.

41. soru

Sağlıklı çocuklarda büyümeyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: B — Ön fontanel genellikle dördüncü-altıncı aylarda kapanır.

Ön fontanel 4-6. ayda değil, çoğunlukla 9-18. ayda kapanır; arka fontanel ise genellikle ilk iki ayda kapanır.

Kalvaryal büyüme sürerken frontal ve parietal kemikler arasındaki ön fontanel ilk yarıyılda çoğunlukla açıktır; 4-6. ay kapanma için erkendir. Erken kapanma, baş çevresinin seri seyri ve sütürlerin muayenesiyle birlikte değerlendirilir.

Büyüme ve fontanel zaman çizelgesi

İlk günler:fizyolojik kayıp%5-1010-14. gün: kayıpgeri alınırİlk 2 ay: arkafontanel kapanır4-6. ay: iki kat;ön fontanel açık1 yaş: üç katağırlık, boy %50artar9-18. ay: önfontanel kapanır

Neden diğerleri doğru

Aklında kalsın

Baş çevresi büyümesi normalse küçük veya erken kapanmış ön fontanel tek başına kraniyosinostoz göstermez; büyümede yavaşlama ve sütür çıkıntısı araştırmayı gerektirir.

42. soru

Ağır adenovirüs pnömonisi geçirdiği bilinen on yaşındaki erkek çocuk, bu enfeksiyondan üç ay sonra süren dispne ve hışıltı şikâyetleriyle getiriliyor. Hava yolu obstrüksiyonunun bronkodilatör tedaviyle düzelmediği saptanıyor. Ekspiratuvar toraks tomografisinde mozaik perfüzyon ve yamalı hava hapsi izleniyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Postenfeksiyöz bronşiolitis obliterans

Kısaca — Ağır viral alt solunum yolu enfeksiyonunun terminal bronşiyollerde fibrotik daralma bırakması, kalıcı obstrüksiyon ve hava hapsi oluşturur.

Bronşiyol epitelindeki ağır hasarı izleyen düzensiz onarım, küçük hava yollarında granülasyon dokusu ve konsantrik fibrozis geliştirir. Lümenin kısmen veya tamamen silinmesi özellikle ekspirasyonda havanın dışarı çıkmasını engeller; bölgesel hipoventilasyon refleks perfüzyon azalmasıyla mozaik görünüm oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağır adenovirüs pnömonisi öyküsü → çocukluk çağındaki postenfeksiyöz bronşiyol hasarı için klasik tetikleyiciyi gösterir.
  • Dispne ve hışıltının enfeksiyondan üç ay sonra sürmesi → geçici bronkospazmdan çok kalıcı yapısal daralmayı destekler.
  • Obstrüksiyonun bronkodilatörle düzelmemesi → düz kas kasılmasından çok fibrotik küçük hava yolu tıkanıklığını düşündürür.
  • Ekspiratuvar tomografide yamalı hava hapsi ve mozaik perfüzyon → küçük hava yollarındaki heterojen obliterasyonu görünür kılar.

Neden diğerleri değil

  • Kontrolsüz eozinofilik astım — Değişken, çoğunlukla bronkodilatör yanıtlı obstrüksiyon yapar; sabit postviral hava hapsini açıklamaz.
  • Vokal kord disfonksiyonu — İnspirasyonda paradoksal glottik kapanma ve üst hava yolu sesi yapar; ekspiratuvar tomografide hava hapsi oluşturmaz.
  • Alerjik bronkopulmoner aspergilloz — Mantar duyarlanması, yüksek IgE ve santral bronşiektaziyle seyreder; ağır viral enfeksiyon sonrası sabit daralma yapmaz.
  • Primer siliyer diskinezi — Doğumdan başlayan ıslak öksürük ve kronik sinopulmoner enfeksiyon yapar; tek bir enfeksiyon sonrası başlaması beklenmez.

Aklında kalsın

Bronşiolitis obliteransın tek taraflı belirgin hava hapsi ve damar azalmasıyla seyreden geç radyolojik görünümü Swyer-James-MacLeod sendromu olarak adlandırılır.

43. soru

Sarılık şikâyetiyle getirilen, konjuge hiperbilirübinemisi olan bir çocukta laboratuvar incelemelerinde diğer karaciğer testlerinin normal olduğu saptanıyor. Karaciğer biyopsisinde hepatositlerde kaba siyah-kahverengi pigment izleniyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Dubin-Johnson sendromu

Kısaca — MRP2 defekti konjuge bilirübinin kanaliküler atılımını bozar; siyah-kahverengi hepatosit pigmenti Dubin-Johnson sendromunu gösterir.

Kanaliküler taşıyıcının fonksiyon kaybı, konjuge bilirübinin safraya atılamayıp kana geri dönmesine neden olur. Epinefrin metabolitlerinden oluşan melanin benzeri pigment hepatositlerde birikerek karaciğere koyu renk verir; hepatosit fonksiyonu genellikle korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • Konjuge hiperbilirübinemi → bilirübinin üretim veya konjugasyonundan çok atılım bozukluğunu düşündürür.
  • Diğer karaciğer testlerinin normal olması → inflamatuvar veya yapısal karaciğer hastalığına karşıdır.
  • Kaba siyah-kahverengi hepatosit pigmenti → Dubin-Johnson sendromunun karakteristik histolojik ipucudur.

Neden diğerleri değil

  • Rotor sendromu — Konjuge hiperbilirübinemi yapar ancak hepatositlerde koyu pigment birikimi oluşturmaz.
  • Wilson hastalığı — Bakır birikimi hepatoselüler hasar yapar; izole bilirübin artışı ve siyah karaciğer beklenmez.
  • Alagille sendromu — İnterlobüler safra kanalı azlığına bağlı sendromik kolestazdır; kaba koyu pigmentle tanınmaz.
  • Gilbert sendromu — Bilirübin konjugasyon kapasitesini azaltarak indirekt hiperbilirübinemi yapar.

Aklında kalsın

Dubin-Johnson’da toplam idrar koproporfirini normal, tip I oranı artmıştır; Rotor sendromunda toplam koproporfirin atılımı da artar.

44. soru

Prekürsör B hücreli ALL için idame tedavisi alan dokuz yaşındaki erkek çocuk ağrısız tek taraflı testis büyümesi nedeniyle getiriliyor.

Ultrasonografide diffüz infiltrasyon görülüyor.

Kemik iliği ve beyin omurilik sıvısında blast saptanmıyor; testis biyopsisinde diffüz blast infiltrasyonu saptanıyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — İzole testiküler lösemi nüksü

Kısaca — ALL idame tedavisi sırasında kemik iliği ve beyin omurilik sıvısında blast yokken testiste diffüz blast infiltrasyonu saptanması, testisin sığınak bölge olması nedeniyle gelişen izole testiküler lösemi nüksünü gösterir.

Kan-testis bariyeri kemoterapötik ajanların testise penetrasyonunu sınırladığından testis ALL için önemli bir sığınak bölgesidir. Sistemik remisyondaki bir hastada idame tedavisi sırasında ağrısız testis büyümesi ve biyopside blast görülmesi ekstramedüller relapsı kanıtlar; kemik iliği ve BOS negatifliği nüksün izole olduğunu doğrular.

Tanıya götüren bulgular

  • ALL idamesi sırasında ağrısız tek taraflı testis büyümesi → lösemik infiltrasyonu düşündürür.
  • Ultrasonografide diffüz infiltrasyon → fokal kitle lezyonundan ziyade yaygın neoplastik hücre tutulumunu destekler.
  • Testis biyopsisinde blast infiltrasyonu → lösemik tutulumu doğrular.
  • Kemik iliği ve BOS’ta blast saptanmaması → nüksün izole testiküler yerleşimli olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Yeni primer germ hücreli tümör — Fokal heterojen kitle yapar; histopatolojide blast infiltrasyonu değil, germ hücre elemanları görülür.
  • Tedaviye bağlı sekonder malignite — Genellikle kemoterapiye ikincil miyelodisplastik sendrom veya AML şeklinde gelişir; izole testiküler blast tutulumu yapmaz.
  • Geçici viral orşit — Akut ağrı ve inflamatuvar bulgularla seyreder; blast infiltrasyonu oluşturmaz.
  • Primer testis lenfoması — Çocukluk çağında son derece nadirdir; mevcut ALL zeminindeki testiküler blast tutulumu primer bir lenfomayı değil, ALL nüksünü gösterir.

45. soru

Dört yaşındaki erkek çocuk iki aydır süren ishal, karında şişlik ve göz kapaklarında ödem yakınmalarıyla getiriliyor. Kan basıncı normal ölçülüyor, idrar analizinde protein saptanmıyor; karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri normal sınırlarda tespit ediliyor. Serum albümini 1,9 g/dL, total lenfosit sayısı ve immünoglobulin düzeyleri düşük tespit ediliyor. Üst gastrointestinal endoskopide duodenum mukozasında beyaz noktacıklar izleniyor; biyopside villuslarda genişlemiş lenfatik kanallar saptanıyor. Dışkı incelemesinde belirgin yağ artışı da tespit ediliyor.

Bu hastada gastrointestinal sistemden protein kaybını göstermek için aşağıdaki testlerden hangisi en uygundur?

Cevabı göster

Cevap: C — Fekal alfa-1 antitripsin klirensi

Kısaca — Proteolize dirençli alfa-1 antitripsinin fekal klirensi, plazma proteinlerinin bağırsak lümenine kaçışını kantitatif olarak gösterir.

Alfa-1 antitripsin, bağırsakta büyük ölçüde parçalanmadan dışkıya geçen serum kökenli bir proteindir. Dışkı konsantrasyonu ve hacminin serum düzeyiyle ilişkilendirilmesi, gastrointestinal protein kaybını fekal klirens olarak ölçer.

Tanıya götüren bulgular

  • Ödem ve ağır hipoalbüminemi → plazma onkotik basıncını düşüren protein kaybını gösterir.
  • İdrarda protein olmaması ve karaciğer-böbrek fonksiyonlarının normal bulunması → renal kayıp ile sentez bozukluğu olasılığını azaltır.
  • Lenfopeni ve immünoglobulin düşüklüğü → bağırsak lümenine lenf kaçağını destekler.
  • Duodenal beyaz noktacıklar ve genişlemiş villöz lenfatikler → intestinal lenfanjiektaziyi gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Dışkıda redüktan madde — Emilmeyen karbonhidratları araştırır; plazma proteini kaybını ölçmez.
  • Fekal elastaz — Pankreasın ekzokrin enzim üretimini değerlendirir; bağırsaktan protein kaçağını göstermez.
  • Fekal kalprotektin — Nötrofil kökenli bağırsak inflamasyonunu yansıtır; protein kaybettiren enteropatiye özgü değildir.
  • Dışkıda gizli kan — Gözle görülmeyen gastrointestinal kanamayı saptar; lenf yoluyla protein kaybını kantitatif olarak ölçmez.

Aklında kalsın

Protein kaybının yerini belirlemek gerektiğinde işaretli albümin sintigrafisi gastrointestinal kaçak odağını gösterebilir.

46. soru

Ağır kombine immün yetmezlik tanısı alan bir süt çocuğunun izlem ve tedavisinde aşağıdaki yaklaşımlardan hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Düzenli intravenöz immünoglobulin replasmanı hücresel immünite defektini tamamen düzeltir.

Kısaca — İntravenöz immünoglobulin pasif antikor sağlar ancak T hücre defektini gidermez; hücresel immünite kök hücre nakliyle yeniden kurulur.

Verilen immünoglobulinler dolaşımdaki antikor açığını kapatır; T lenfosit gelişimini başlatamaz ve hücresel yanıt oluşturamaz. Kalıcı immün yeniden yapılanma hematopoetik kök hücre nakliyle sağlanır.

Neden diğerleri doğru

  • Transfüzyon gereksiniminde tüm hücresel kan ürünleri ışınlanmalıdır. — Işınlama, donör T lenfositlerinin çoğalmasını durdurarak transfüzyon ilişkili greft karşı konak hastalığını önler.
  • Pneumocystis jirovecii profilaksisi için trimetoprim-sulfametoksazol başlanmalıdır. — Ağır T hücre yetersizliğinde fırsatçı pnömoni riski yüksek olduğundan bu profilaksi gerekir.
  • BCG ve rotavirüs gibi canlı aşıların uygulanması kontrendikedir. — T hücre kontrolü olmadığında aşı suşu çoğalarak yaygın ve ağır enfeksiyona yol açabilir.
  • CMV bulaşını engellemek için seropozitif annenin emzirmesi durdurulmalıdır. — Anne sütündeki CMV, T hücre yetersizliği olan bebekte ağır ve yaygın enfeksiyona yol açabilir.

Aklında kalsın

Yenidoğan taramasında T hücre reseptör eksizyon halkalarının düşük olması, timustan yeni çıkan T hücrelerinin azlığını gösterir.

47. soru

On altı yaşındaki erkek hasta, bacaklarda ilerleyici güçsüzlük nedeniyle getiriliyor. Uzun süredir okul başarısının düştüğü, ağız-burun çevresinde kronik irritasyon bulunduğu ve giysilerinde boya kokusu alındığı öğreniliyor. Laboratuvarda hipokalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidoz saptanıyor.

Bu hastada gelişen tablodan sorumlu olması en olası madde aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Uçucu madde (tiner)

Kısaca — Kronik toluen inhalasyonu distal renal tübüler asidoz, hipokalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidoz yapar; perioral irritasyon ve boya kokusu maruziyeti doğrular.

Toluen içeren uçucu maddeler kronik kullanımda distal tübülde hidrojen iyonu salgılanmasını bozar. Bunun sonucu hipokalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidozdur; hipokalemi ilerleyici kas güçsüzlüğü oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağız-burun çevresinde kronik irritasyon ve giysilerde boya kokusu → inhalasyon yoluyla tiner/toluen maruziyetini gösterir.
  • Okul başarısının düşmesi → kronik uçucu madde kullanımının nörodavranışsal etkisini destekler.
  • Hipokalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidoz → toluenin distal renal tübüler asidozunu işaret eder.
  • Bacaklarda ilerleyici güçsüzlük → hipokalemik miyopati ile uyumludur.

Neden diğerleri değil

  • Esrar (kannabis) — Motivasyon kaybı ve okul başarısında düşüş yapabilir; boya kokusu, perioral irritasyon ve normal anyon açıklı asidozu açıklamaz.
  • Ekstazi (MDMA) — Hipertermi, terleme ve hiponatremiyle seyreder; hipokalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidoz beklenmez.
  • Kokain — Hipertansif sempatomimetik uyarılma ve iskemi yapar; distal tübüler asidoz ve solvent dermatiti oluşturmaz.
  • Eroin — Miyozis, bradipne ve bilinç bulanıklığı yapar; kronik asidoz-hipokalemi tablosu beklenmez.

Aklında kalsın

Akut tiner inhalasyonu katekolamin duyarlılığıyla ventriküler aritmiye yol açabilir; kronik tablo ise distal RTA ve hipokalemik güçsüzlükle ayrılır.

48. soru

On yaşındaki kız çocuk üç haftadır her akşam 39,5 °C’ye yükselip sabaha doğru normale dönen ateş, hâlsizlik ve eklem ağrıları nedeniyle getiriliyor. Fizik muayenesinde ateş yükselirken gövdesinde beliren, ateş düşünce kaybolan somon renkli maküler döküntü, servikal lenfadenopati, hepatosplenomegali ve her iki dizde artrit saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde enfeksiyon kültürlerinin negatif, ferritin ve akut faz belirteçlerinin belirgin yüksek olduğu öğreniliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Sistemik juvenil idiyopatik artrit

Kısaca — Sitokin aracılı sistemik inflamasyon, her gün tekrarlayan ateşe eşlik eden geçici somon döküntüsü ve artritle sistemik JİA’yı gösterir.

Doğuştan immün sistemin kontrolsüz aktivasyonuyla artan IL-1, IL-6 ve IL-18; quotidian ateş, geçici döküntü ve retiküloendotelyal organ tutulumunu oluşturur. Yoğun makrofaj aktivasyonu akut faz belirteçleriyle ferritini belirgin yükseltir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç haftadır her akşam yükselip sabah normale dönen ateş → enfeksiyondan çok quotidian inflamatuvar ateş paternini gösterir.
  • Yalnız ateş yükselirken beliren somon renkli döküntü → sistemik JİA için ayırt edici eş zamanlılığı sağlar.
  • Diz artritiyle lenfadenopati ve hepatosplenomegali → eklem hastalığına sistemik inflamasyonun eşlik ettiğini gösterir.
  • Negatif kültürler ve belirgin ferritin yüksekliği → bakteriyel enfeksiyondan uzaklaştırır, otoinflamasyonu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Akut romatizmal ateş — Streptokok sonrası gezici artrit ve kardit yapar; ateşle kaybolup beliren somon döküntüsü beklenmez.
  • Sistemik lupus eritematozus — Otoantikor, sitopeni ve fotosensitif deri bulguları ön plandadır; quotidian ateş-döküntü ilişkisi tipik değildir.
  • Kawasaki hastalığı — Uzamış ateşe mukozit ve konjonktivit eşlik eder; quotidian ateş ile somon renkli döküntü bileşimi uymaz.
  • Poliarteritis nodoza — Orta çaplı arter iskemisi hipertansiyon, livedo ve nöropati yapar; ateşle eş zamanlı geçici döküntü beklenmez.

Aklında kalsın

Sistemik JİA’da hızla yükselen ferritin ve trigliserit ile düşen trombosit ve fibrinojen, yaşamı tehdit eden makrofaj aktivasyon sendromunu düşündürür.

49. soru

13 yaşındaki kız çocukta alerjik rinit düşünülüyor. Yaygın dermatografizm nedeniyle deri prik testi yorumlanamıyor. Bu hastada aeroalerjen duyarlılığını göstermek için aşağıdakilerden hangisine başvurulur?

Cevabı göster

Cevap: E — Serum spesifik IgE ölçümü

Kısaca — Serum spesifik IgE, derinin mekanik yanıtından bağımsız olarak belirli bir aeroalerjene duyarlanmayı gösterir.

Dermatografizmde çizilme, alerjen olmadan da kabarıklık oluşturduğundan deri testinin özgül yanıtı ayırt edilemez. Serumda belirli alerjene bağlanan IgE’nin ölçülmesi, bu deri yanıtını devre dışı bırakarak duyarlanmanın hedefini belirler.

Neden diğerleri değil

  • Yalnızca burun yaymasında eozinofil aranması — Eozinofilik inflamasyonu gösterir; nonalerjik rinitte de saptanabilir.
  • Total eozinofil sayısı tek başına — Parazitoz gibi başka durumlarda da artabilir; sorumlu aeroalerjeni belirlemez.
  • Serum kompleman C4 düzeyi — C1 inhibitörü eksikliğiyle ilişkili anjiyoödem araştırmasında kullanılır; duyarlanmayı göstermez.
  • Toplam serum IgE ölçümü — Dolaşımdaki toplam IgE’yi ölçer; hangi alerjene yönelik olduğunu ayırmaz.

Aklında kalsın

Serum spesifik IgE düzeyi, gelecekteki alerjik reaksiyonun şiddetini tek başına öngörmez.

50. soru

Çocuklarda akut otitis media ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: B — İki yaşın altındaki iki taraflı olgularda önce 48-72 saat gözlem önerilir, antibiyotik ancak düzelme olmazsa başlanır.

Kısaca — İki yaş altındaki iki taraflı akut otitis mediada tedavisiz başarısızlık riski arttığından gözlem yerine antibiyotik başlanır.

Küçük yaş ve iki taraflı tutulum, bakteriyel hastalık olasılığı ile komplikasyon riskini artırır.

Neden diğerleri doğru

  • Tanı için orta kulak efüzyonuna akut inflamasyon bulgularının, yani timpanik zarda belirgin bombeleşme ya da yeni başlayan otorenin eşlik etmesi gerekir. — Efüzyon tek başına akut enfeksiyonu göstermez.
  • Altı ayın altındaki tüm olgularda antibiyotik tedavisi başlanır. — Bu yaşta komplikasyon riski ve tanısal belirsizlik gözlem seçeneğini sınırlar.
  • Antibiyotik verilecekse ilk seçenek yüksek doz amoksisilindir. — Pnömokoka etkinliği ve dar spektrumu nedeniyle başlangıç tedavisidir.
  • Akut atak düzeldikten sonra orta kulak efüzyonu haftalarca sürebilir ve tek başına antibiyotik gerektirmez. — Kalıcı sıvı, akut inflamasyon yoksa tedavi başarısızlığı sayılmaz.

Aklında kalsın

Gözlem, izlem güvencesi varsa 6-23 ayda tek taraflı; iki yaş ve üzerinde tek veya iki taraflı ağır olmayan olguda düşünülebilir.

51. soru

Megaloblastik anemide aşağıdaki laboratuvar bulgularından hangisi, vitamin B12 eksikliğini folat eksikliğinden ayırt etmede kullanılır?

Cevabı göster

Cevap: E — Serum metilmalonik asit düzeyinde artış

Kısaca — B12 eksikliği metilmalonil-KoA dönüşümünü bozarak metilmalonik asidi yükseltir; folat eksikliği bu basamağı etkilemez.

Adenozilkobalamin, metilmalonil-KoA mutazın kofaktörüdür; bu enzim metilmalonil-KoA’yı süksinil-KoA’ya dönüştürür. B12 yetersizliğinde dönüşüm aksar ve metilmalonik asit birikir; folat bu reaksiyonda görev almaz.

Neden diğerleri değil

  • Serum laktat dehidrogenaz düzeyinde artış — İlik içindeki öncül hücre yıkımını yansıtır; her iki eksiklikte de saptanabilir.
  • Plazma homosistein düzeyinde artış — Metiyonin sentezi hem B12 hem folat gerektirir; iki eksiklikte de yükselir.
  • Serum indirekt bilirubin düzeyinde artış — Etkisiz eritropoeze bağlı hem yıkımını yansıtır; her iki eksiklikte de görülebilir.
  • Ortalama eritrosit hacminde artış — DNA sentezi aksayınca hücre bölünmesi azalır; her iki eksiklik de makrositoz yapabilir.

Aklında kalsın

Böbrek fonksiyon bozukluğu da metilmalonik asidi yükseltebilir; yüksek sonuç tek başına B12 eksikliğine özgü değildir.

52. soru

On sekiz aylık çocuk büyüme geriliği, poliüri, polidipsi ve raşitizm bulguları nedeniyle getiriliyor. Laboratuvarda normal anyon açıklı metabolik asidoz, hipofosfatemi, glukozüri ve genelleşmiş aminoasidüri saptanıyor. Böbrek ultrasonografisinde nefrokalsinozis, yarık lamba muayenesinde korneada kristal birikimi görülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Nefropatik sistinozis

Kısaca — Lizozomal sistin taşıma bozukluğu, proksimal tübülü zedeleyerek Fanconi sendromu oluşturur; korneal sistin kristalleri tanıyı ayırır.

CTNS defektinde sistinozin aracılı sistin çıkışı bozulur ve sistin lizozomlarda kristalleşir. Proksimal tübül hücrelerinin hasarı bikarbonat, fosfat, glukoz ve aminoasit kaybına; sistemik birikim ise korneal kristallere yol açar.

Tanıya götüren bulgular

  • Glukozüri ve genelleşmiş aminoasidüri → proksimal tübüler geri emilimin yaygın bozulduğunu gösterir.
  • Normal anyon açıklı asidoz ve hipofosfatemi → bikarbonat ile fosfat kaybına bağlı Fanconi sendromunu destekler.
  • Büyüme geriliği ve raşitizm → kronik fosfat kaybının iskelet sonucudur.
  • Nefrokalsinozisle birlikte korneal kristaller → böbrek dışı sistin birikimini göstererek nedeni daraltır.

Neden diğerleri değil

  • Primer hiperoksalüri tip 1 — Hepatik glioksilat metabolizması bozukluğudur; oksalat taşları ve nefrokalsinozis yapar, korneal sistin kristali yapmaz.
  • Wilson hastalığı — Bakır atılım bozukluğudur; karaciğer ve nörolojik tutulumla Kayser-Fleischer halkası yapar, infantil Fanconi paterni beklenmez.
  • Lowe sendromu — Oküloserebrorenal hastalıktır; doğumsal katarakt ve nörogelişimsel bozukluk Fanconi sendromuna eşlik eder.
  • Dent hastalığı — X’e bağlı proksimal tübülopatidir; düşük molekül ağırlıklı proteinüri ve hiperkalsiüri yapar, korneal kristal yapmaz.

Aklında kalsın

Sisteamin lizozom içindeki sistini azaltarak böbrek dışı organ hasarını geciktirir; Fanconi kayıpları için ayrıca fosfat, bikarbonat ve sıvı desteği gerekir.

53. soru

Erkek çocuk boy kısalığı nedeniyle getiriliyor; muayenesinde hipertelorizm, düşük yerleşimli kulaklar, yele boyun ve pektus deformitesi saptanıyor. Ekokardiyografisinde pulmoner kapak darlığı tespit ediliyor.

Bu hastalıkta en sık etkilenen hücresel yolak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — RAS-MAPK yolu

Kısaca — Noonan sendromunda RAS-MAPK sinyalini artıran varyantlar büyüme ve kardiyak gelişimi bozarak tipik RASopati fenotipini oluşturur.

RAS-MAPK yolu, büyüme faktörü sinyalini çekirdek içindeki proliferasyon ve farklılaşma programlarına taşır. PTPN11 başta olmak üzere yolak düzenleyicilerindeki patojenik varyantlar sinyali uzatarak kraniyofasiyal, iskelet ve kalp gelişimini etkiler.

Tanıya götüren bulgular

  • Erkek çocukta kısa boy, hipertelorizm, düşük kulak ve yele boyun → Turner benzeri görünümün Noonan sendromuna ait olduğunu destekler.
  • Pektus deformitesi → Noonan sendromundaki karakteristik göğüs kafesi gelişim bozukluğunu tamamlar.
  • Pulmoner kapak darlığı → Noonan sendromunun tipik doğumsal kalp bulgusunu düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • mTOR yolu — TSC1 veya TSC2 kaybında aşırı aktive olarak tüberosklerozdaki hamartomları oluşturur; Noonan’ın temel yolağı değildir.
  • Hedgehog sinyal yolağı — Orta hat ve ekstremite paternlenmesinde görev alır; bozukluğu holoprozensefali veya polidaktiliyle ilişkilidir.
  • Wnt/beta-katenin yolu — Hücre kaderi ve doku yenilenmesini düzenler; klasik Noonan fenotipinin başlıca moleküler temeli değildir.
  • JAK-STAT yolu — Sitokin ve hematopoietik büyüme sinyallerini iletir; bu Turner benzeri RASopati fenotipini açıklamaz.

Aklında kalsın

Noonan sendromunda pulmoner darlığa ek olarak hipertrofik kardiyomiyopati gelişebilir; normal kapak bulguları kardiyak izlemi gereksiz kılmaz.

54. soru

Dört aylık bebek bir sonraki aşı dozu için getiriliyor. Öyküsünden önceki boğmaca bileşeni içeren aşı dozundan sonra 36 saat süreyle ateşinin olduğu ve üç saat ağladığı öğreniliyor. Nörolojik muayenesi normal sınırlarda bulunuyor. Öyküsünden ailenin bir sonraki dozdan çekindiği öğreniliyor.

Aşağıdaki öykülerden hangisi boğmaca içeren aşı için kesin kontrendikasyon oluşturur?

Cevabı göster

Cevap: A — Önceki dozdan sonraki yedi gün içinde başka nedenle açıklanamayan ensefalopati

Kısaca — Boğmaca bileşeninden sonraki açıklanamayan ensefalopati, yeniden maruziyetle ağır nörolojik zarar olasılığı nedeniyle kesin engeldir.

Önceki dozdan sonraki yedi gün içinde gelişen, başka nedenle açıklanamayan bilinç bozukluğu, koma veya uzamış nöbet ensefalopati kabul edilir. Sonraki dozlarda boğmaca bileşeni çıkarılırken difteri ve tetanoza karşı bağışıklama uygun formülasyonla sürdürülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Ateşin 36 saat sürmesi → önceki doza bağlı sistemik reaksiyonu düşündürür, ensefalopatiyi göstermez.
  • Üç saat ağlama → uzamış lokal veya sistemik rahatsızlıkla uyumludur, kalıcı nörolojik fonksiyon bozukluğu değildir.
  • Nörolojik muayenenin normal olması → önceki doz sonrası açıklanamayan ensefalopati lehine bulgu olmadığını gösterir.
  • Ailenin bir sonraki dozdan çekinmesi → gerçek kontrendikasyon ile beklenen aşı reaksiyonunun ayrılmasını gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Önceki dozdan sonra 39 °C ateş — Aşı sonrası ateş görülebilir; tek başına boğmaca bileşeninin sonraki dozlarına kesin engel değildir.
  • Ailede febril nöbet öyküsü — Kalıtsal nöbet yatkınlığı aşı alıcısında ensefalopati geliştiğini göstermez.
  • İğne yerinde ağrı ve şişlik — Sık görülen lokal inflamatuvar yanıttır; nörolojik kontrendikasyon oluşturmaz.
  • Üç saatten uzun ağlama — Uzamış ve teselli edilemeyen ağlama tanımlanmış bir aşı sonrası olaydır; kesin kontrendikasyon değildir.

Aklında kalsın

İlerleyici veya kontrolsüz nörolojik hastalık kesin kontrendikasyon değil, durum açıklığa kavuşup stabilize olana kadar erteleme nedenidir.

55. soru

On dört yaşındaki kız çocuk, altı ayda belirgin kilo kaybı şikâyetiyle getiriliyor. Öğünleri atladığı; ancak kilo almaktan korkmadığını, vücudundan memnun olduğunu ve yiyeceklerin kokusu ile dokusuna çocukluğundan beri aşırı duyarlı olduğu için yiyemediğini söylediği öğreniliyor. Öyküde tıkınırcasına yeme, kusma veya aşırı egzersiz saptanmıyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı bozukluğu

Kısaca — Duyusal özellikler nedeniyle yetersiz beslenme gelişirken kilo alma korkusunun bulunmaması, kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı bozukluğunu gösterir.

Yiyeceğin duyusal özelliklerine aşırı duyarlılık, alımı enerji gereksinimini karşılamayacak ölçüde sınırlar ve kilo kaybına yol açar. Kısıtlama beden ağırlığını ya da şeklini değiştirme amacı taşımadığından anoreksiya nervozadaki temel bilişsel mekanizmadan ayrılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Altı ayda belirgin kilo kaybı → seçici yemenin klinik açıdan anlamlı beslenme yetersizliğine dönüştüğünü gösterir.
  • Kilo almaktan korkmama ve bedeninden memnun olma → ağırlık ve beden şekline dayalı yeme bozukluğunu dışlar.
  • Koku ve dokuya çocukluktan beri aşırı duyarlılık → kısıtlamanın duyusal kaçınma tarafından sürdürüldüğünü gösterir.
  • Tıkınırcasına yeme, kusma ve aşırı egzersizin olmaması → telafi davranışlarıyla seyreden tabloları dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Anoreksiya nervoza — Kilo alma korkusu veya kilo almayı engelleyen davranış ve beden algısı bozukluğu gerektirir; bu bilişler bulunmuyor.
  • Bulimiya nervoza — Tekrarlayan tıkınırcasına yeme ve uygunsuz telafi davranışlarıyla tanımlanır; ikisi de saptanmıyor.
  • Pika — Besin değeri olmayan maddelerin sürekli yenmesidir; burada sorun olağan yiyeceklerin duyusal özelliklerinden kaçınmadır.
  • Somatik belirti bozukluğu — Bedensel belirtilere aşırı düşünce ve kaygıyla belirgindir; kilo kaybını açıklayan doğrudan besin kısıtlaması bulunuyor.

Aklında kalsın

Kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı yalnız duyusal hassasiyetle değil, yemeye ilgisizlik veya boğulma ve kusma gibi sonuçlardan korkmayla da gelişebilir.

56. soru

Daha önce gelişimi normal olan dört aylık erkek bebek, beş gündür giderek azalan emme gücü, zayıf ağlama ve hareketlerinde azalma nedeniyle getiriliyor. Bilinci açık; yaygın hipotoni, bilateral pitoz ve azalmış derin tendon refleksleri saptanıyor. Serum kreatin kinaz düzeyi normal. Elektrofizyolojik incelemede duysal sinir iletimleri normal, bileşik kas aksiyon potansiyeli amplitüdleri düşük bulunuyor; yüksek frekanslı tekrarlayan sinir uyarımıyla belirgin inkrement izleniyor.

Bu hastadaki en olası hastalığın nöromusküler iletim bozukluğuna yol açan mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Presinaptik SNARE proteinlerinin proteolitik yıkımı sonucu asetilkolin veziküllerinin ekzositozunun engellenmesi

Kısaca — İnfantil botulizmde asetilkolin salınımının engellenmesi, duyu korunurken gevşek paraliziye yol açar.

Botulinum toksini, motor sinir ucunda vezikülün presinaptik zarla kaynaşmasını sağlayan SNARE proteinlerini parçalar; kası uyaracak asetilkolin salınamaz. Yüksek frekanslı uyarımda sinir ucunda biriken Ca2+, kalan salınım kapasitesini artırarak kas yanıtında inkrement oluşturur. Böylece kas lifinin yapısal hasarından çok, presinaptik salınım bozukluğu belirginleşir.

Tanıya götüren bulgular

  • Önceden normal gelişimden sonra beş günde ilerleyen güçsüzlük → doğuştan süregelen bozukluktan çok edinilmiş süreci destekler.
  • Emme ve ağlama gücünde azalma, bilateral pitoz → bulber ve oküler kasları tutan nöromusküler iletim bozukluğunu düşündürür.
  • Açık bilinç, normal duysal iletim ve normal kreatin kinaz → santral bilinç bozukluğu ve yaygın kas yıkımından uzaklaştırır.
  • Düşük kas yanıtına yüksek frekansta belirgin inkrement eşlik etmesi → presinaptik iletim bozukluğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Periferik sinir miyelininin immün aracılı hasarlanması — Demiyelinizan nöropati yapar; belirgin inkrement tipik değildir.
  • Postsinaptik asetilkolin reseptörlerinin anneden geçen antikorlarla fonksiyonsuzlaşması — Geçici neonatal miyasteni doğumdan hemen sonra başlar.
  • SMN proteini eksikliğine bağlı ön boynuz motor nöronlarının dejenerasyonu — Spinal müsküler atrofi yapar; belirgin inkrement beklenmez.
  • Asetilkolin reseptör kanalının açık kalma süresini uzatan kalıtsal fonksiyon bozukluğu — Yavaş kanal sendromudur; defekt postsinaptiktir.

Aklında kalsın

İnfantil botulizm, bağırsakta çoğalan Clostridium botulinum tarafından üretilen toksinle gelişir; önceden oluşmuş toksinin besinle alınması gerekmez. Bal verilmemiş olması tanıyı dışlamaz.

57. soru

Voiding sistoüretrografide kontrast maddenin üreter, renal pelvis ve kaliksleri doldurduğu; üreterde ve pelvikalisiyel sistemde dilatasyon olmadığı, kaliks fornikslerinin normal görünümünü koruduğu saptanıyor.

Uluslararası sınıflandırmaya göre bu vezikoüreteral reflü hangi evrededir?

Cevabı göster

Cevap: E — Evre II

Kısaca — Reflünün kalikslere kadar ulaşmasına karşın genişleme oluşturmaması, üst toplayıcı sisteme uzanan dilatasyonsuz evre II’yi tanımlar.

Vezikoüreteral bileşkenin geri akımı önleyememesi kontrastın mesaneden yukarı ilerlemesine izin verir. Evreleme yalnız ulaşılan en üst düzeye değil, üreter ve toplayıcı sistemde gelişen genişleme ile kaliks biçimindeki değişikliğe dayanır; üst sisteme ulaşmak tek başına ileri evre anlamına gelmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Kontrastın renal pelvis ve kaliksleri doldurması → yalnız üreterle sınırlı reflüyü dışlar.
  • Üreter ve pelvikalisiyel sistemde dilatasyon olmaması → genişlemeyle tanımlanan evreleri dışlar.
  • Kaliks fornikslerinin normal kalması → ileri dereceli kaliks deformasyonu olmadığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Evre IV — Üreterde ve toplayıcı sistemde orta dereceli genişleme, fornikslerde küntleşme beklenir; dilatasyon bulunmamasıyla uyuşmaz.
  • Evre III — Hafif-orta dilatasyonla tanımlanır; forniksler korunabilse de genişlemenin bulunmaması bu evreyi dışlar.
  • Evre V — Belirgin dilatasyon, üreterde kıvrımlanma ve papiller izlerin kaybıyla seyreder; normal kaliks yapısıyla uyuşmaz.
  • Evre I — Geri kaçış üreterle sınırlıdır; renal pelvis ve kalikslerin dolmasını açıklamaz.

Aklında kalsın

İşeme sistoüretrografisi reflüyü gösterir; böbrekte kortikal skar araştırılması ise DMSA sintigrafisinin görevidir.

58. soru

Zamanında 3.100 gram doğup evine taburcu edilen bebek, postnatal 9. günde ateş, emmeme ve irritabilite nedeniyle getiriliyor. Fontanel bombeliği saptanıyor; ciltte vezikül yok. BOS incelemesinde lökosit 1.800/mm³ (%90 PNL), glukoz 18 mg/dL (eşzamanlı kan glukozu 92 mg/dL), protein 180 mg/dL bulunuyor.

Bu bebekte en uygun ampirik antibiyotik tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Ampisilin + sefotaksim

Kısaca — Yenidoğanda bakteriyel menenjit düşündüren bu tabloda en uygun seçenek ampisilin + sefotaksimdir.

Ampisilin Listeria monocytogenes ve grup B streptokoku, sefotaksim ise BOS’a iyi geçerek enterik gram-negatif basilleri kapsar.

Tanıya götüren bulgular

Ateş, emmeme ve fontanel bombeliğine eşlik eden PNL baskın BOS lökositozu, düşük BOS glukozu ve yüksek protein bakteriyel menenjiti destekler.

Neden diğerleri değil

Sefotaksim + gentamisin yeterli Listeria kapsamı sağlamaz. Gentamisinin BOS’a geçişi sınırlı olduğundan penisilin G + gentamisin ve ampisilin + gentamisin menenjit için tercih edilen kombinasyonlar değildir. Seftriakson yenidoğanda bilirubini albüminden ayırma ve kalsiyumla çökelme riski nedeniyle tercih edilmez; seftriakson + vankomisin de bu yaş grubunun tipik etkenlerine yönelik uygun ampirik seçenek değildir.

59. soru

Otuz kilogram ağırlığındaki dokuz yaşındaki çocukta nabızsız ventriküler fibrilasyon nedeniyle KPR uygulanıyor. İlk şok 2 J/kg, ikinci ve üçüncü şoklar 4 J/kg olarak uygulanıyor. İkinci şoktan sonraki KPR sırasında, 90 saniye önce 0,01 mg/kg IV epinefrin verilmiştir. Üçüncü şok öncesindeki ritim kontrolünde ventriküler fibrilasyonun sürdüğü görülmüş; şokun hemen ardından KPR yeniden başlatılmıştır. Henüz antiaritmik verilmemiştir.

Bu aşamada KPR sürdürülürken uygulanması en uygun ek ilaç ve IV/IO bolus dozu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Amiodaron 150 mg

Kısaca — Şoka dirençli ventriküler fibrilasyonda elektriksel kararsızlığı baskılamak için amiodaron 5 mg/kg, yani 150 mg IV/IO bolus uygulanır.

Amiodaron, başta potasyum kanalları olmak üzere birden çok iyon kanalını etkileyerek repolarizasyonu ve refrakter dönemi uzatır; yeniden giriş devrelerinin sürmesini güçleştirir. Üçüncü defibrilasyon sonrasında KPR sırasında verilen antiaritmik, ritmin sonlandırılmasını ve yeniden fibrilasyonun önlenmesini destekler; defibrilasyonun yerini almaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Üçüncü şoka kadar ventriküler fibrilasyonun sürmesi → şoka dirençli ritimde antiaritmik eklenmesini gerektirir.
  • Henüz antiaritmik verilmemesi ve ağırlığın 30 kg olması → ilk amiodaron dozu 5×30=150 mg olarak hesaplanır.
  • Epinefrinin 90 saniye önce verilmesi → tekrar dozu için gereken sürenin dolmadığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Lidokain 15 mg — Sodyum kanalı blokajıyla alternatif antiaritmiktir; başlangıç dozu 1 mg/kg olduğundan 30 mg gerekir.
  • Amiodaron 300 mg — İlk bolusun üst sınırıdır; bu çocukta ağırlığa göre hesaplanan başlangıç dozunun iki katına karşılık gelir.
  • Epinefrin 0,3 mg — Koroner perfüzyonu destekleyen uygun ağırlık dozudur; ancak tekrar aralığı 3–5 dakika olduğundan henüz erkendir.
  • Magnezyum sülfat 750 mg — Uzun QT ile ilişkili polimorfik ventriküler taşikardide kullanılır; rutin ventriküler fibrilasyon ilacı değildir.

Aklında kalsın

Nabızlı taşikardide amiodaronun uygulama hızı arresttekinden farklıdır; hızlı uygulama hipotansiyona yol açabilir.

60. soru

Miadında doğan erkek bebekte yaşamın ilk saatlerinde ilerleyici santral siyanoz görülüyor; belirgin solunum sıkıntısı görülmüyor. Ekokardiyografide büyük arterlerin transpozisyonu tespit ediliyor.

Bu bebekte aşağıdaki bulgulardan hangisinin bulunması en az olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: B — Hiperoksi testinde %100 oksijen verilmesiyle arteriyel parsiyel oksijen basıncının 150 mmHg’nin üzerine çıkması

Kısaca — Transpozisyonda paralel dolaşımlar oksijen karışımını sınırladığı için %100 oksijenle PaO2’nin 150 mmHg üzerine çıkması beklenmez.

Akciğerde oksijenlenen kan pulmoner dolaşıma, sistemik venöz kan ise sistemik dolaşıma geri döner. Bu anatomik ayrılık oksijen verilmesiyle düzeltilemez; yaşam, iki dolaşım arasındaki bağlantılardan gerçekleşen karışıma bağlıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yaşamın ilk saatlerinde ilerleyici santral siyanoz → duktal daralma ve yetersiz karışımla ağırlaşan siyanotik kalp hastalığını düşündürür.
  • Belirgin solunum sıkıntısının bulunmaması → ağır hipokseminin primer akciğer hastalığından kaynaklanma olasılığını azaltır.
  • Ekokardiyografide büyük arterlerin transpozisyonu → aort ve pulmoner arterin uygunsuz ventriküllerden çıktığını gösterir.

Neden diğerleri doğru

  • Akciğer grafisinde kalbin yumurta şeklinde ve üst mediastenin dar izlenmesi — anormal büyük arter yerleşimi dar pedikül ve yumurta görünümü oluşturabilir.
  • Prostaglandin E1 infüzyonuyla oksijenlenmenin düzelmesi — duktusun açık kalması dolaşımlar arası karışımı artırabilir.
  • Foramen ovale ve duktus arteriozus açıklığının sistemik oksijenlenmeyi belirlemesi — sistemik kana oksijen aktarımı bu karışım yollarının genişliğine bağlıdır.
  • Belirgin solunum sıkıntısı olmaksızın ağır hipoksemi bulunması — akciğer ventilasyonu korunurken paralel dolaşım sistemik desatürasyon oluşturur.

Aklında kalsın

Atriyal bağlantı yetersizse balon atriyal septostomi, dolaşımlar arasındaki karışımı hızla artırarak kesin tedaviye köprü olur.

61. soru

Aşağıdakilerden hangisi çıkan kolon adenokarsinomunda uygulanan standart cerrahi rezeksiyondur?

Cevabı göster

Cevap: E — Sağ hemikolektomi

Kısaca — Sağ hemikolektomi, çıkan kolon tümörünü bölgesel lenfatik drenaj alanıyla birlikte çıkardığı için standart rezeksiyondur.

Kolon kanseri lenfatikleri besleyici damarlar boyunca yayılır; bu nedenle rezeksiyon yalnız tümörlü bağırsak parçasıyla sınırlanmaz. Sağ hemikolektomi, çıkan kolonla birlikte ileokolik ve ilgili sağ kolik damarlar çevresindeki mezokolon ve lenf nodlarını içerir.

Neden diğerleri değil

  • Sol hemikolektomi — Sol kolonun damar ve lenfatik alanını çıkarır; çıkan kolonun bölgesel drenajını kapsamaz.
  • Abdominoperineal rezeksiyon — Rektum ve anal sfinkter kompleksini çıkarır; sağ kolon tümörünün anatomik alanına yönelik değildir.
  • Hartmann prosedürü — Distal bağırsak güdüğünü kapatıp uç kolostomi oluşturur; çıkan kolon için standart onkolojik rezeksiyon değildir.
  • Sigmoid kolektomi — Sigmoid kolonun segmenter rezeksiyonudur; çıkan kolonu içermez.

Aklında kalsın

Komşu organa doğrudan invazyon şüphesinde tümör yapıştığı dokudan sıyrılmaz; negatif sınır için tutulan yapıyla birlikte çıkarılır.

62. soru

Akut kolanjitin klasik Charcot triadını oluşturan bulgular aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Ateş, sarılık ve sağ üst kadran ağrısı

Kısaca — Safra yolu obstrüksiyonuna eklenen enfeksiyon ateş, sarılık ve sağ üst kadran ağrısını birlikte oluşturarak Charcot triadını verir.

Tıkalı safra yolunda basınç artışı bakteriyel çoğalmayı ve kana geçişi kolaylaştırır; bu süreç sistemik ateş yanıtı oluşturur. Safra akımının engellenmesi konjuge hiperbilirubinemiye, kanal distansiyonu ise üst kadran ağrısına yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Hipotansiyon, taşikardi ve hematemez — Dolaşım bozukluğu ile üst gastrointestinal kanamayı düşündürür; kolestatik triadı içermez.
  • Sarılık, asit ve splenomegali — Kronik karaciğer hastalığı ve portal hipertansiyon paternidir; akut biliyer enfeksiyonu göstermez.
  • Ateş, diyare ve sol alt kadran ağrısı — Enfeksiyöz kolit veya divertikülit ile uyumludur; safra yolu obstrüksiyonunu göstermez.
  • Kusma, epigastrik ağrı ve melena — Üst gastrointestinal patolojiyi düşündürür; sarılık ve biliyer enfeksiyon bileşenleri yoktur.

Aklında kalsın

Charcot triadına hipotansiyon ve bilinç değişikliği eklenmesi Reynolds pentadını oluşturur ve ağır, septik kolanjiti düşündürür.

63. soru

Aşağıdakilerden hangisi Glasgow Koma Skalası’nda motor yanıt bileşeninin en yüksek puanına karşılık gelir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sözel komutlara uyma

Kısaca — Sözel komuta amaçlı hareketle yanıt vermek, komutu anlama ve uygulamayı gösterdiği için motor bileşende en yüksek puanı alır.

Emirleri yerine getirme, yalnız ağrılı uyaranla ortaya çıkan hareketten daha bütünleşmiş bir yanıtı gösterir ve 6 puandır. Burada puanlanan konuşma değil, söyleneni yerine getiren motor davranıştır.

Neden diğerleri değil

  • Ağrılı uyarana çekme — Ekstremiteyi uyarandan uzaklaştıran normal fleksiyondur; 4 puan alır.
  • Ağrıya dekortike (fleksör) yanıt — Stereotipik anormal fleksiyondur; amaçlı komut yanıtı değildir ve 3 puan alır.
  • Ağrıya deserebre (ekstansör) yanıt — Anormal ekstansiyon yanıtıdır; 2 puan alır.
  • Ağrılı uyarana lokalizasyon — Elin uyaranın kaynağına yönelerek onu uzaklaştırmaya çalışmasıdır; emirleri yerine getirme olmadan 5 puan alır.

Aklında kalsın

Entübasyon sözel yanıtın değerlendirilmesini engelleyebilir, motor yanıtı kendiliğinden geçersiz kılmaz; sedasyon ve nöromüsküler blokaj ise motor değerlendirmeyi etkiler.

64. soru

Diyabetli bir hastada yapılan dilate fundus muayenesinde nonproliferatif diyabetik retinopatinin en erken klinik bulgusu olarak aşağıdakilerden hangisi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: A — Retinal mikroanevrizmalar

Kısaca — Perisit kaybıyla zayıflayan retinal kapiller duvarın ilk klinik görünür sonucu mikroanevrizmadır.

Kronik hiperglisemi; perisit kaybı, bazal membran kalınlaşması ve endotel disfonksiyonu oluşturur. Kapiller duvarın lokal olarak dışa bombeleşmesiyle mikroanevrizmalar gelişir; sızıntı ve oklüzyona bağlı diğer nonproliferatif bulgular bunları izler.

Neden diğerleri değil

  • Neovaskülarizasyon — Retinal iskemiye yanıt olarak gelişen kırılgan yeni damarlardır; proliferatif evreyi tanımlar.
  • Vitreus hemorajisi — Yeni damarların yırtılmasıyla oluşan ileri evre komplikasyondur; başlangıç bulgusu değildir.
  • Traksiyonel retina dekolmanı — Fibrovasküler dokunun retinayı çekmesiyle gelişir; ileri proliferatif hastalığı gösterir.
  • Retinal sert eksüdalar — Kronik sızıntıya bağlı lipid birikimleridir; nonproliferatif retinopatinin gerçek bulgularındandır ancak mikroanevrizmalardan sonra ortaya çıkar.

Aklında kalsın

Diyabetik maküla ödemi retinopatinin herhangi bir evresinde gelişebilir; proliferatif bulgu saptanması gerekmez.

65. soru

Ağrısız alt gastrointestinal sistem kanaması nedeniyle araştırılan bir çocuk hastada Meckel divertikülünden şüphelenilerek teknesyum-99m perteknetat sintigrafisi planlanıyor.

Bu hastada yapılan sintigrafide tutulum göstermesi beklenen doku aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Ektopik gastrik mukoza

Kısaca — Çocukta ağrısız Meckel kanamasını görünür kılan hedef, radyofarmasötiği tutan ektopik gastrik mukozadır.

Perteknetat, gastrik mukozanın mukus salgılayan epitel hücrelerince alınarak yoğunlaştırılır; divertiküldeki ektopik gastrik doku böylece işaretlenir. Bu dokunun pariyetal hücrelerinden salgılanan asit, komşu ileumda ülserasyon ve kanamaya yol açabilir.

Neden diğerleri değil

  • Pankreatik asinüs — Meckel içinde ektopik bulunabilse de perteknetatı seçici biçimde yoğunlaştırmaz.
  • Lenfoid folikül — Bağırsak immün dokusudur; perteknetat sintigrafisinin hedeflediği hücresel taşıma sistemine sahip değildir.
  • Düz kas hipertrofisi — Duvarın motor katmanındaki yapısal değişikliktir; gastrik mukoza izleyicisiyle görüntülenmez.
  • Kolonik goblet hücresi — Mukus üretmesine karşın perteknetat tutulumu gastrik epitele özgüdür; sintigrafik hedef oluşturmaz.

Aklında kalsın

Negatif sintigrafi Meckel divertikülünü bütünüyle dışlamaz; ektopik gastrik mukoza azsa odak saptanamayabilir.

66. soru

Otuz altı yaşındaki kadın hasta çarpıntı ve kilo kaybı şikâyetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde TSH baskılı, serbest T4 yüksek tespit ediliyor. Tiroid ultrasonografisinde sağ lobda 2,5 cm çapında solid nodül tespit ediliyor; sintigrafide bu nodülde artmış tutulum, bezin kalan kısmında ise baskılanma izleniyor. Fizik muayenesinde göz bulgusu, laboratuvar tetkiklerinde ise TSH reseptör antikoru saptanmıyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Toksik adenom

TSH’den bağımsız çalışan tek bir nodül hormon salgılayıp bezin kalanını baskıladığında toksik adenom oluşur.

Otonom nodül, dolaşımdaki TSH düşük olsa da tiroid hormonu üretmeyi sürdürür. Yükselen hormonlar hipofizer TSH’yi baskıladığı için sintigrafide nodül hiperfonksiyone, çevre parankim ise baskılanmış görünür.

Tanıya götüren bulgular

  • Baskılı TSH ve yüksek serbest T4 → primer tirotoksikozu gösterir.
  • Tek solid nodülde artmış tutulum ve kalan bezde baskılanma → hormon üreten tek otonom odağı gösterir.
  • Göz bulgusu ve TSH reseptör antikorunun bulunmaması → otoimmün diffüz uyarıyı desteklemez.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilGraves hastalığıTSH reseptörantikorlarıyla bezintamamını uyarırsintigrafide diffüzartmış tutulumbeklenir.Subakut tiroiditDepolanmışhormonlarınsalınmasına bağlıdırbezin iyot tutulumkapasitesi azalır.Toksik multinodülerguatrBirden fazla otonomodak ve heterojentutulum oluştururburada tek baskınsıcak nodül vardır.Papiller tiroidkanseriÇoğunlukla hormonüretmeyen soğuknodül oluştururçevre bez dokusunufonksiyonel olarakbaskılamaz.

Aklında kalsın

TSH baskılı bir tiroid nodülünde ilk fonksiyonel inceleme sintigrafidir; hiperfonksiyone nodüllerde malignite olasılığı düşüktür.

67. soru

On dört yaşındaki erkek çocuk, iki aydır süren her iki meme başı altında hafif hassas, hareketli, disk şeklinde doku büyümesi nedeniyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sistemik muayene ve testis muayenesi normal saptanıyor; öyküsünde ilaç kullanımı olmadığı öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Fizyolojik pubertal jinekomasti olarak izlem

Pubertedeki geçici östrojen-androjen dengesizliği simetrik subareolar büyüme yaptığından şüpheli bulgu yoksa izlem yeterlidir.

Pubertede östrojen etkisinin androjen etkisine göre geçici olarak baskınlaşması duktal ve stromal proliferasyona yol açar. Bu fizyolojik süreç çoğunlukla zamanla gerilediği için erken dönemde güven verme ve klinik izlem, gereksiz girişimleri önler.

Pubertal jinekomasti

PuberteGeçici östrojenbaskınlığıDuktal ve stromalproliferasyonSimetriksubareolarbüyümeGüven verme veklinik izlemBilateralmastektomi

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Spironolakton, antiandrojenler ve anabolik steroidler jinekomasti yapabilir; ilaç öyküsü sekonder neden araştırmasının temel parçasıdır.

68. soru

Şiddetli kusma sonrasında ani başlayan retrosternal ağrı, dispne ve boyunda krepitasyon gelişen hastanın toraks bilgisayarlı tomografisinde distal özofagus komşuluğunda hava ve sol plevral efüzyon tespit ediliyor. Plevral sıvı amilaz düzeyi yüksek ölçülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Spontan transmural özofagus rüptürü

Kusmanın oluşturduğu ani basınç artışı tam kat özofagus yırtığına, mediastinal kontaminasyona ve amilazdan zengin plevral efüzyona yol açar.

Kapalı üst özofagus sfinkterine karşı şiddetli kusma, özofagus içi basıncı hızla yükselterek duvarın tüm katlarını yırtabilir. Lümen içeriğinin mediastene ve çoğunlukla sol plevraya kaçması kimyasal inflamasyonu kısa sürede ağır enfeksiyona dönüştürür.

Tam kat özofagus yırtığı

Şiddetli kusmaÖzofagus içibasınç artışıTam katözofagus yırtığıMediastene ve solplevraya kaçakAmilazdan zenginplevral efüzyonBoyundakrepitasyonMukozayla sınırlıyırtıkMediastinalkaçak

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Özofagus perforasyonunda erken görüntüleme yanıltıcı olabilir; klinik şüphe sürüyorsa suda eriyen kontrastlı özofagografiyle kaçak araştırılır.

69. soru

Diyabetik hasta perinede hızla ilerleyen ağrı, ödem, krepitasyon ve toksik görünüm nedeniyle başvuruyor. Görüntülemede fasyal planlarda gaz izleniyor.

Bu hasta için temel tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Acil geniş cerrahi debridman ve geniş spektrumlu antibiyotik

Kısaca — Perineal nekrotizan fasiit (Fournier gangreni) cerrahi bir acildir; tromboze ve nekrotik dokulara ilaç ulaşamayacağından hayat kurtarıcı temel tedavi acil geniş cerrahi debridman ve eş zamanlı geniş spektrumlu parenteral antibiyotiktir.

Mikrovasküler tromboz ve anaerob-aerob polimikrobiyal enfeksiyon fasyal planlar boyunca hızla ilerleyerek yaygın doku nekrozu ve sepsise neden olur. Cerrahi olarak tüm nekrotik ve cansız dokular kanayan sağlıklı doku sınırına kadar acilen temizlenmeli, eş zamanlı olarak geniş spektrumlu antibiyoterapi ve agresif sıvı resüsitasyonu uygulanmalıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Diyabet zemininde perinede hızla ilerleyen ağrı, ödem ve toksik tablo → Fournier gangreninin tipik klinik prezantasyonudur.
  • Krepitasyon ve fasyal planlarda gaz izlenmesi → Gaz oluşturan mikroorganizmaların neden olduğu nekrotizan enfeksiyonu kanıtlar.

Neden diğerleri değil

  • Yalnızca parenteral geniş spektrumlu antibiyotik — Mikrovasküler tromboz nedeniyle nekrotik alana antibiyotik penetrasyonu yetersizdir; cerrahi debridman olmadan medikal tedavi tek başına mortaliteyi engelleyemez.
  • Yalnızca hiperbarik oksijen tedavisi — Cerrahi debridman ve antibiyoterapinin yerini alamaz; uygun merkezlerde ancak adjuvan (destekleyici) olarak kullanılabilir.
  • Elektif cerrahi debridman — Fournier gangreni saatler içinde fulminan sepsise ve ölüme yol açabileceğinden müdahale geciktirilemez; acil cerrahi şarttır.
  • Perkütan drenaj ve izlem — Nekrotizan fasiit fasyal düzlemlerde yaygın doku nekrozuyla seyreder; lokalize bir apse olmadığından drenajla tedavi edilemez.

Aklında kalsın Fournier gangreninde testisler kanlanmasını retroperitoneal kaynaklı arteria testicularis’ten (aorta dalı) aldığı için skrotum ve perine derisi nekroze olsa bile genellikle korunur.

70. soru

On altı yaşındaki erkek hasta üç aydır sağ diz çevresinde giderek artan ağrı ve şişlik nedeniyle başvuruyor. Öyküsünde travma saptanmıyor; son haftalarda ağrının istirahatte de sürdüğü öğreniliyor. Muayenede distal uylukta sert, hassas kitle saptanıyor. Direkt grafide distal femur metafizinde korteksi bozan, karışık litik-sklerotik lezyon; güneş ışını tarzında periost reaksiyonu ve Codman üçgeni izleniyor. Akciğer grafisi evreleme amacıyla planlanırken lezyondan uygun merkezde biyopsi hazırlığı yapılıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Osteosarkom

Kısaca — Malign osteoid üreten tümörün metafiz korteksini aşması, osteosarkoma özgü agresif kemik yapımı ve periost reaksiyonunu doğurur.

Osteosarkomda malign mezenkimal hücreler doğrudan osteoid üretir. Hızlı tümör büyümesi korteksi yıkar; periostun ardışık biçimde kaldırılması Codman üçgenini, damarlar boyunca reaktif kemik oluşması ışınsal görünümü oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Adölesan yaş ve distal femur metafizi yerleşimi → osteosarkomun klasik yaş ve diz çevresi dağılımını destekler.
  • Travmasız, giderek artan ve istirahatte süren ağrı → mekanik bir lezyondan çok agresif tümörü düşündürür.
  • Korteksi bozan karışık litik-sklerotik lezyon → hem destrüksiyon hem tümöral kemik yapımını gösterir.
  • Güneş ışını periost reaksiyonu ve Codman üçgeni → hızlı büyüyen malign kemik tümörünü destekler.

Neden diğerleri değil

  • Ewing sarkomu — Sıklıkla diyafizi tutan küçük yuvarlak hücreli tümördür; soğan zarı periost reaksiyonu daha tipiktir.
  • Osteoid osteom — Küçük niduslu benign lezyondur; gece ağrısının nonsteroid antiinflamatuvarla belirgin azalması beklenir.
  • Kondroblastom — İskelet gelişimi tamamlanmamış hastada epifiz yerleşimli benign tümördür; metafiz kökenli agresif patern beklenmez.
  • Basit kemik kisti — Çoğunlukla santral metafizer, düzgün sınırlı litik lezyondur; sıklıkla patolojik kırıkla belirti verir.

Aklında kalsın

Primer malign kemik tümöründe biyopsi yolu, kesin rezeksiyonda çıkarılabilecek kompartımandan geçirilmelidir; plansız biyopsi cerrahi alanı kirletir.

71. soru

Kasık fıtıkları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: C — Femoral fıtık, inguinal ligamentin üstünde ve pubik tüberkülün medialinde ele gelir.

Kısaca — Femoral fıtık inguinal ligamentin altında ve pubik tüberkülün lateralinde ele geldiğinden verilen yerleşim yanlıştır.

Femoral kese, femoral kanaldan ligamentin altına geçerek femoral venin medialinde ilerler. Pubik tüberkülün üst-medialindeki bir şişlik ise inguinal kanal kökenini destekler.

Neden diğerleri doğru

  • İndirekt inguinal fıtık, inferior epigastrik damarların lateralinden çıkar. — Derin halka damarların lateralindedir; kese buradan kanala girer.
  • Direkt inguinal fıtık, Hesselbach üçgeninden çıkar. — Kese zayıf transversalis fasyadan damarların medialine kabarır.
  • Femoral fıtık kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. — Kadın pelvis anatomisi femoral kanaldan herniasyona yatkınlık sağlar.
  • Strangülasyon riski en yüksek kasık fıtığı tipi femoral fıtıktır. — Dar, rijit halka kese boynunu kolayca sıkıştırır.

Aklında kalsın

Femoral kanalın önünde inguinal ligament, arkasında pektineal ligament, medialinde lakunar ligament ve lateralinde femoral ven bulunur.

72. soru

Yeni doğan bir bebekte karaciğeri de içeren geniş ve zarla kaplı omfalosel saptanıyor. Hemodinamik olarak stabil olan bebeğin omfalosel kesesinde rüptür izlenmiyor ve yapılan ekokardiyografide doğumsal kalp hastalığı tespit ediliyor.

Bu bebek için ilk aşamada yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Keseyi koruyup ısı-sıvı kaybını önlemek ve eşlik eden anomalileri değerlendirmek

Kısaca — Omfaloselde sağlam kese sıvı-ısı kaybını sınırlar; dev defekti zorla kapatmadan önce stabilizasyon ve eşlik eden anomalilerin taranması gerekir.

Kesenin örtülüp korunması buharlaşmaya bağlı sıvı ve ısı kaybını, travmayı ve enfeksiyonu önler. Karaciğer içeren geniş defektin ani kapatılması karın içi basıncı artırarak solunumu ve venöz dönüşü bozabileceğinden onarım fizyolojik duruma göre planlanır.

Neden diğerleri değil

  • Keseyi açıp bağırsakları yatak başında batına itmek — Kontrolsüz redüksiyon keseyi bozar; enfeksiyon ve abdominal kompartman riski doğurur.
  • Oral beslenmeyi hemen başlatmak — Cerrahi planı bekleyen yenidoğanda aspirasyon ve bağırsak distansiyonu riskini artırır.
  • Eşlik eden anomalilerin değerlendirilmesini erteleyerek primer cerrahi kapatma yapmak — Karaciğer içeren geniş omfaloselde ani primer kapatma abdominal kompartman riski doğurur; eşlik eden anomalilerin taranması ertelenmemelidir.
  • İlk yaklaşım olarak silastik silo yerleştirip aşamalı redüksiyona başlamak — Silo rüptüre kese veya primer kapatılamayan defektlerde sonraki basamaktır; sağlam keseli geniş omfaloselde ilk yaklaşım keseyi korumak ve anomalileri değerlendirmektir.

Aklında kalsın

Primer kapatmaya uygun olmayan dev omfaloselde silo ile aşamalı redüksiyon veya kese epitelizasyonunu sağlayan geciktirilmiş yöntemler kullanılabilir.

73. soru

Erken evre glottik larenks kanseri tanısı konan bir hastada hastalıkla ilişkili aşağıdaki bulgulardan hangisi görülmez?

Cevabı göster

Cevap: E — Tanı sırasında iki taraflı boyun lenf nodu metastazı bulunması

Kısaca — Glottisin seyrek lenfatikleri erken nodal yayılımı sınırlar; bu nedenle tanıda iki taraflı boyun metastazı en az olası bulgudur.

Gerçek vokal kordların lenfatik ağı seyrektir; ayrıca küçük bir lezyon bile fonasyonu bozarak erken başvuruya yol açar. Bu iki özellik, erken evre glottik tümörlerin nodal yayılım gelişmeden yakalanmasını sağlar; iki taraflı tutulum ise daha da az beklenir.

Neden diğerleri doğru

  • Erken dönemde ses kısıklığı gelişmesi — Küçük bir vokal kord lezyonu bile titreşimi bozduğundan ses kısıklığı erken ortaya çıkar.
  • Uzun süreli sigara kullanımı öyküsü — Sigara, larenks skuamöz hücreli karsinomu için başlıca risk faktörüdür.
  • Histolojik olarak skuamöz hücreli karsinom saptanması — Larenksin primer malign tümörlerinin büyük çoğunluğu bu histolojik tiptedir.
  • Tümörün vokal kord ile sınırlı kalması — Erken glottik tümör, yayılım göstermeden tek vokal kordla sınırlı saptanabilir.

Aklında kalsın

Supraglottis zengin ve iki taraflı lenfatik drenaja sahip olduğundan supraglottik kanserlerde erken ve iki taraflı boyun metastazı daha olasıdır.

74. soru

Üç damar koroner arter hastalığı ve diyabeti olan 59 yaşındaki hastaya koroner arter baypas cerrahisi planlanıyor. Koroner anjiyografide sol ön inen arterde uzun ve ciddi proksimal darlık tespit ediliyor. Cerrah uzun dönem açıklığı yüksek bir grefti bu damara anastomoz etmek istiyor. Allen testi normal saptanıyor; safen venin de kullanılabilir olduğu belirleniyor.

Bu hastada sol ön inen arter için uzun dönem açıklığı en yüksek greft aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sol internal torasik arter

Kısaca — Ateroskleroza dirençli duvarı ve fonksiyonel endoteli, sol internal torasik arterin sol ön inen arter grefti olarak uzun süre açık kalmasını sağlar.

Sol internal torasik arterin endoteli vazodilatör ve antiagregan özelliklerini korur; arter duvarı safen vene göre aterosklerotik dejenerasyona daha dirençlidir. Yerinde bırakılan proksimal kanlanması ve sol ön inen arterle uygun akım özellikleri, uzun dönem açıklığını artırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç damar hastalığı ve diyabet → cerrahi revaskülarizasyondan belirgin yarar beklenen yaygın hastalığı gösterir.
  • Sol ön inen arterde ciddi proksimal darlık → yüksek akımlı, klinik önemi büyük bir greft hedefi oluşturur.
  • Uzun dönem açıklığın öncelenmesi → arteriyel ve ateroskleroza dirençli bir greft seçimini gerektirir.
  • Allen testinin normal ve safen venin kullanılabilir olması → alternatif greftlerin varlığı, sol ön inen arter için internal torasik arter üstünlüğünü değiştirmez.

Neden diğerleri değil

  • Büyük safen ven — Kolay temin edilir ve çoklu hedeflerde kullanılır; intimal hiperplazi ve aterosklerozla açıklığı daha hızlı azalır.
  • Sağ gastroepiploik arter — Seçilmiş olgularda özellikle inferior koroner hedeflere uzatılır; sol ön inen arter için primer greft değildir.
  • İnferior epigastrik arter — Kullanılabilir arteriyel grefttir; deneyim ve uzun dönem açıklık verisi internal torasik arterden daha sınırlıdır.
  • Radial arter — Allen testi normal olduğunda kullanılabilir ikinci arteriyel grefttir; sol ön inen arter için uzun dönem açıklığı internal torasik arterden düşüktür.

Aklında kalsın

Diyabetli hastada iki taraflı internal torasik arter kullanımı, özellikle obezite eşlik ediyorsa sternal yara komplikasyonu riskini artırabilir.

75. soru

Geniş doku yaralanması nedeniyle acil servise getirilen hastada günlük idrar üre azotu artıyor ve idrarla 3-metilhistidin atılımı hızla yükseliyor.

Bu hastanın azot dengesi ve temel kaynak dokusu aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: C — Negatif – İskelet kası

Kısaca — Travma proteolizi iskelet kasından aminoasit koparıp idrar azotunu artırdığı için azot dengesi negatife döner.

Katabolik hormonlar ve inflamatuvar sitokinler iskelet kası proteinlerini parçalayarak alanin ile glutamini dolaşıma verir. Karaciğerde glukoneogenez ve akut faz sentezinde kullanılan bu aminoasitlerin azotu üreye çevrilip atıldığından kayıp, alımı aşar.

Tanıya götüren bulgular

  • Günlük idrar üre azotunun artması → vücuttan protein kökenli azot kaybının yükseldiğini gösterir.
  • İdrarla 3-metilhistidin atılımının hızla yükselmesi → mobilize edilen aminoasitlerin temel kaynağını iskelet kası olarak belirler.

Neden diğerleri değil

  • Pozitif – İskelet kası — İskelet kası gerçekten temel aminoasit kaynağıdır; ancak artan üriner azot kaybı pozitif dengeyle bağdaşmaz.
  • Negatif – Karaciğer proteinleri — Negatif denge doğrudur; 3-metilhistidin ise karaciğer proteinlerini değil iskelet kası miyofibril yıkımını yansıtır.
  • Nötr – Kemik dokusu — Kemik, akut travma katabolizmasında başlıca aminoasit deposu değildir; artan kayıp nötr dengeyi dışlar.
  • Negatif – Eritrositler — Negatif denge mümkündür ancak hızlı protein mobilizasyonunun ana deposu eritrositler değil iskelet kasıdır.

Aklında kalsın

Geniş yanık ve fistüllerde idrar dışı azot kaybı da arttığından yalnız idrar üre azotuna dayanan hesap gerçek negatifliği olduğundan az gösterebilir.

76. soru

Aşağıdakilerden hangisi ülseratif kolitin bağırsak dışı bulgularından değildir?

Cevabı göster

Cevap: D — Primer biliyer kolanjit

Kısaca — Küçük safra kanallarının otoimmün yıkımı primer biliyer kolanjiti tanımlar; ülseratif kolitin tipik eşliği sklerozan kolanjittir.

Primer biliyer kolanjit antimitokondriyal antikorlarla ilişkili, küçük intrahepatik safra kanallarını tutan ayrı bir otoimmün hastalıktır. Ülseratif kolitle güçlü birliktelik gösteren hepatobiliyer hastalık ise intrahepatik ve ekstrahepatik kanallarda inflamasyon, fibrozis ve darlık yapan primer sklerozan kolanjittir.

Neden diğerleri doğru

  • Primer sklerozan kolanjit — Ülseratif kolitle güçlü ilişkili kolestatik safra yolu hastalığıdır.
  • Pyoderma gangrenozum — Ağrılı ülserlerle seyreden nötrofilik deri bulgusudur.
  • Eritema nodozum — Alt ekstremitelerde hassas, eritemli deri altı nodülleri yapar.
  • Sakroiliit — İnflamatuvar bağırsak hastalığına eşlik eden seronegatif artropatiler arasındadır.

Aklında kalsın

Primer sklerozan kolanjit bağırsak aktivitesinden bağımsız seyredebilir ve kolektomiden sonra da ilerleyebilir.

77. soru

Karaciğer parankiminde sağ hepatik ven ile orta hepatik ven arasında, portal pedikülün transvers düzleminin kraniyalinde yerleşen bir kist hidatik izleniyor.

Couinaud sınıflamasına göre bu kistin bulunduğu segment aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Segment VIII

Kısaca — Sağ anterior sektörün portal düzlemin kraniyalindeki parçası segment VIII’dir.

Orta hepatik ven sağ ve sol fonksiyonel karaciğeri, sağ hepatik ven ise sağ anterior ve posterior sektörleri ayırır. Bu iki ven arasındaki sağ anterior sektör, portal pedikülün transvers düzlemiyle kraniyal segment VIII ve kaudal segment V olarak bölünür.

Tanıya götüren bulgular

  • Sağ ve orta hepatik venler arasında yerleşim → lezyonu sağ anterior sektöre, yani segment V-VIII çiftine yerleştirir.
  • Portal pedikülün transvers düzleminin kraniyalinde bulunması → sağ anterior sektörün üst segmentini seçtirir.
  • Hepatik venlerin sınır olarak verilmesi → lob görünümünden değil fonksiyonel Couinaud anatomisinden hareket edilmesini gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Segment V — Sağ anterior sektörün portal düzlemin kaudalinde kalan alt bölümüdür.
  • Segment IV — Orta hepatik venin solunda bulunan sol medial sektördür; tarif edilen iki ven arasındaki alanda yer almaz.
  • Segment VII — Sağ posterior sektörün kraniyal bölümüdür; sağ hepatik venin posteriorunda bulunur.
  • Segment I — Vena kava önündeki kaudat lobdur ve sağ anterior sektör sınırları içinde değildir.

Aklında kalsın

Sol lateral sektörde aynı kraniyal-kaudal ayrım segment II ile segment III’ü birbirinden ayırır.

78. soru

Ateş, hipotansiyon ve yan ağrısı nedeniyle acil servise getirilen hastada alkali idrar, lökositoz, Proteus üremesi ve renal pelvisi dolduran staghorn taş tespit ediliyor. Proksimalinde belirgin hidronefroz izleniyor.

Bu hastada yapılması gereken ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Antibiyotik ve acil üst sistem drenajı; definitif taş tedavisinin ertelenmesi

Kısaca — Enfekte ve tıkalı üst üriner sistemde önce antibiyotikle birlikte acil drenaj yapılır; taş tedavisi sepsis düzeldikten sonra tamamlanır.

Üreaz üreten Proteus, üreyi amonyağa çevirerek idrarı alkalileştirir ve magnezyum amonyum fosfat taşlarının büyümesini kolaylaştırır. Obstrüksiyon enfekte idrarın boşalmasını engellediğinde antibiyotik tek başına kaynak kontrolü sağlayamaz; üreteral stent veya perkütan nefrostomiyle acil drenaj gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ateş, hipotansiyon ve lökositoz → üriner kaynaklı sepsis ve acil kaynak kontrolü gereksinimini gösterir.
  • Belirgin hidronefroz → enfekte üst sistemin basınç altında ve tıkalı olduğunu gösterir.
  • Alkali idrar ile Proteus üremesi → üreaz aracılı enfeksiyon taşı oluşumunu destekler.
  • Pelvisi dolduran staghorn taş → yaygın taş yükünün obstrüksiyon kaynağı olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Acil şok dalga litotripsisi — Sepsis sürerken taş manipülasyonu bakteriyemi riskini artırır; önce sistem drene edilmelidir.
  • Yalnız idrarı asitleştirme — Obstrüksiyonu ve enfeksiyon odağını ortadan kaldırmadığından kaynak kontrolü sağlamaz.
  • Antibiyotik sonrası aylarca izlem — Drenajsız tıkalı sistemde antibiyotik yeterli değildir ve sepsis ilerleyebilir.
  • Antibiyotik altında acil perkütan nefrolitotomi ile taşın aynı seansta temizlenmesi — Enfekte obstrüksiyonda akut dönemde definitif girişim ürosepsisi alevlendirir; taş cerrahisi enfeksiyon düzeldikten sonraya ertelenmelidir.

79. soru

Aşağıdaki klinik durumların hangisinde splenektomi endikasyonu vardır?

Cevabı göster

Cevap: E — Herediter sferositoz – Transfüzyon gerektiren ağır hemolitik anemi

Kısaca — Herediter sferositozda transfüzyon gerektiren ağır hemolitik anemi, splenektomi endikasyonudur.

Şekil değiştirme yeteneği azalan sferositler dalakta tutulup yıkılır; dalağın çıkarılması membran defektini düzeltmese de hemolizi azaltır.

Bu nedenle doğru cevap E’dir.

Neden diğerleri değil —

Yeni tanılı, kanamasız immün trombositopenide splenektomi ilk yaklaşım değildir; trombosit sayısı ve kanama riskine göre izlem veya ilaç tedavisi seçilir. Küçük, asemptomatik basit dalak kisti ve hafif, asemptomatik hipersplenizm tek başına splenektomi gerektirmez. Hemodinamik olarak stabil, düşük dereceli dalak yaralanmasında ise nonoperatif izlem tercih edilir.

80. soru

Altı yaşındaki erkek çocuk, baş ağrısı ve kusma şikâyetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde papilödem saptanıyor. Manyetik rezonans görüntülemesinde dördüncü ventrikülün lateral resesinden serebellopontin köşeye uzanan, dördüncü ventrikül tabanına yapışık, heterojen ve kalsifik bir kitle izleniyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ependimom

Kısaca — Dördüncü ventrikül tabanından köken alan ependimom, lateral reses ve Luschka deliği boyunca serebellopontin köşeye uzanır (plastik büyüme) ve sıklıkla kalsifikasyon içerir.

Ependimom ventrikül duvarındaki ependimal hücrelerden geliştiği için dördüncü ventrikül tabanına yapışık izlenir. Foramen Luschka ve Magendie gibi çıkış deliklerinden subaraknoid mesafeye ve serebellopontin köşeye doğru büyümesi ile kalsifikasyon içermesi tipik özellikleridir.

Tanıya götüren bulgular

  • Baş ağrısı, kusma ve papilödem → arka çukur kitlesine ve hidrosefaliye bağlı kafa içi basınç artışını gösterir.
  • Dördüncü ventrikül tabanına yapışıklık → ependimomun karakteristik ventriküler taban yerleşimini destekler.
  • Lateral resesten serebellopontin köşeye uzanım → Luschka deliğinden dışarı taşan plastik büyüme paternini gösterir.
  • Heterojen ve kalsifik kitle → ependimomla uyumlu radyolojik bulgulardır.

Neden diğerleri değil

  • Medulloblastom — Çocukluk çağında sık görülmekle birlikte dördüncü ventrikül tavanından (vermis) köken alır; ventrikül tabanına yapışık ve kalsifiye kitle beklenmez.
  • Pilositik astrositom — Genellikle serebellar hemisferde kistik lezyon içinde mural nodül olarak izlenir; ventrikül tabanından çıkış deliklerine uzanmaz.
  • Dermoid kist — Yağ ve skuamöz debris içeren konjenital bir lezyondur; dördüncü ventrikül tabanına yapışık solid-kalsifik tümör oluşturmaz.
  • Vestibüler schwannom — Sekizinci kraniyal sinirden ve internal akustik kanaldan gelişir; çocuklarda nörofibromatozis tip 2 dışında nadirdir ve dördüncü ventrikül tabanıyla ilişkili değildir.

Aklında kalsın Dördüncü ventrikül tavanından çıkan ve vermis kökenli olan medulloblastom; tabanından çıkan, Luschka deliğinden serebellopontin köşeye uzanan ve kalsifiye olan ependimomdur.

81. soru

Altmış yaşındaki erkek hasta sağ bacakta ülser şikâyetiyle başvuruyor. Yirmi yıl önce yanık geçirdiği, skar zemininde son üç aydır büyüme ve ara ara kanama olduğu öğreniliyor. Muayenesinde yanık skarı üzerinde 4×3 cm boyutlarında, kenarları kabarık ülser görülüyor. İnguinal bölgede lenfadenopati palpe edilmiyor.

Bu hastada lezyona yönelik en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — İnsizyonel biyopsi

Kısaca — Skar zeminindeki geniş ve şüpheli ülserde tedaviyi belirleyecek histolojik tanı, lezyon kenarından insizyonel biyopsiyle konur.

Kronik yanık skarında yıllar sonra gelişen ülserasyon, çoğunlukla yassı hücreli karsinom olan Marjolin ülserini düşündürür. Geniş lezyonda cerrahi sınırlar ve nodal evreleme histolojik tipe göre değiştiğinden, sağlam deri-lezyon geçişini içeren insizyonel biyopsi tedaviden önce yapılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yirmi yıl önce geçirilmiş yanık ve skar zemini → uzun latent dönemli Marjolin dönüşümünü düşündürür.
  • Son üç ayda büyüme ve aralıklı kanama → durağan skardan malign değişime geçişi düşündürür.
  • Kabarık kenarlı 4×3 cm ülser → invaziv yassı hücreli karsinom olasılığını ve insizyonel örnekleme gereğini artırır.
  • İnguinal lenfadenopati saptanmaması → klinik nodal hastalık lehine bulgu olmadığını gösterir; primer lezyonun tanısı yine gerekir.

Neden diğerleri değil

  • Geniş lokal eksizyon — Histolojik tanıdan sonraki tedavidir; tümör tipi ve derinliği bilinmeden uygun cerrahi sınır belirlenemez.
  • Ampütasyon — Kemik veya eklem invazyonlu, koruyucu rezeksiyona uygun olmayan hastalıkta düşünülür; böyle bir bulgu saptanmıyor.
  • Sistemik kemoterapi — Rezeke edilemeyen veya metastatik hastalıkta gündeme gelir; lokal şüpheli lezyonun ilk adımı değildir.
  • Kriyoterapi — Yüzeyel lezyonlarda kullanılabilir; skar ülserinde histolojik tip ve invazyon derinliğini değerlendiremez.

Aklında kalsın

Marjolin ülseri yalnız yanık skarında görülmez; kronik bası yarası ve osteomiyelit sinüsü de özellikle yassı hücreli karsinoma dönüşebilir.

82. soru

Rokuronyumun oluşturduğu derin nöromüsküler blok aşağıdaki ilaçlardan hangisiyle geri çevrilebilir?

Cevabı göster

Cevap: E — Sugammadeks

Kısaca — Sugammadeks, serbest rokuronyumu bağlayıp sinir-kas kavşağından uzaklaştırdığı için derin bloğu da geri çevirebilir.

Modifiye gama-siklodekstrin yapısındaki Sugammadeks, plazmadaki rokuronyumu enkapsüle ederek serbest ilaç düzeyini düşürür. Oluşan konsantrasyon farkı rokuronyumun nikotinik reseptörden ayrılıp plazmaya geçmesini sağlar; etki asetilkolin miktarına bağlı değildir.

Neden diğerleri değil

  • Neostigmin — Asetilkolinesterazı inhibe eder; derin blokta yeterli spontan çözülme yoksa tavan etkisi nedeniyle güvenilir değildir.
  • Nalokson — Opioid reseptör antagonistidir; nöromüsküler bloke edici ilaçları bağlamaz.
  • Flumazenil — Benzodiazepinlerin GABA-A reseptöründeki etkisini antagonize eder; rokuronyuma etkisizdir.
  • Protamin — Heparini iyonik kompleks oluşturarak nötralize eder; nöromüsküler bloğu geri çevirmez.

Aklında kalsın

Sugammadeks vekuronyumu da bağlar; süksinilkolin ve benzilizokinolinyum grubu ilaçların bloğunu geri çeviremez.

83. soru

Dört aydır konservatif olarak izlenen enterokutanöz fistülün debisi düşük olmasına ve beslenme durumunun düzeltilmesine rağmen kapanmadığı görülüyor. Fistülografide bağırsakla deri arasında kısa bir trakt ve kontrastın distal bağırsak segmentine geçmediği tam tıkanıklık tespit ediliyor.

Spontan kapanmayı engelleyen en belirleyici bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Distal bağırsak obstrüksiyonu

Kısaca — Enterokutanöz fistüllerde spontan kapanmayı engelleyen en belirleyici mekanik faktör distal bağırsak obstrüksiyonudur.

Bağırsak lümeninde distal tıkanıklık olduğunda fistül dekompresyon yolu olarak çalışmayı sürdürür; lüminal içerik distale ilerleyemediğinden düşük debi ve beslenme desteğine rağmen fistül spontan kapanmaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Fistülografide kontrastın distal segmente geçmemesi → Tam distal bağırsak obstrüksiyonunu ve mekanik engeli kanıtlar.
  • Dört aydır kapanmama → Konservatif izlem sınırını aşan mekanik bir engelin varlığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Düşük günlük debi — Günlük debinin <500 mL olması spontan kapanma şansını artıran olumlu bir faktördür.
  • Fistülün tek traktlı olması — Kompleks ve çoklu traktların aksine tek trakt bulunması kapanmayı kolaylaştırır.
  • Fistülün postoperatif olması — Enterokutanöz fistüllerin en sık nedeni cerrahidir; postoperatif olması tek başına spontan kapanmaya mutlak bir engel oluşturmaz.
  • Sepsisin kontrol edilmiş olması — Sepsis ve enfeksiyonun kontrol altına alınması fistülün kapanmasını destekleyen temel faktördür.

84. soru

Aşağıdaki benign meme lezyonlarından hangisi meme kanseri gelişme riskini artıran proliferatif lezyonlardan değildir?

Cevabı göster

Cevap: C — Duktal ektazi

Kısaca — Duktal ektazi epitelyal çoğalma göstermeyen involüsyonel bir süreç olduğundan proliferatif risk grubuna girmez.

Subareolar büyük duktuslarda genişleme ve sekresyon birikimi gelişir; bunu kronik inflamasyon ile periduktal fibrozis izler. Hücresel proliferasyon ya da atipi içermediği için kanser riskini artıran lezyon kriterini karşılamaz.

Neden diğerleri doğru

  • Sklerozan adenozis — Lobül içindeki asinüs ve stromanın çoğalmasıyla gelişen atipisiz proliferatif bir lezyondur.
  • Florid duktal hiperplazi — Duktus lümenini dolduran belirgin usual tip epitel çoğalması, riski hafif artırır.
  • Atipik duktal hiperplazi — Düşük dereceli duktal neoplaziye benzeyen klonal proliferasyon, riski belirgin artırır.
  • Atipik lobüler hiperplazi — Lobüllerde diskohezif atipik hücre çoğalması, her iki memede kanser riskini yükseltir.

Aklında kalsın

Atipik hiperplazi yalnız gelecekteki kanserin öncülü değil, karşı memeyi de kapsayan bir risk belirtecidir.

85. soru

Kapalı bir odada çıkan yangında dumana maruz kalan otuz beş yaşındaki erkek hasta acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde yüzde yüzeyel yanık, burun kıllarında yanık ve ağız çevresinde is birikimi saptanıyor.

Bu hastada inhalasyon yaralanmasının erken döneminde aşağıdaki bulgulardan hangisinin görülmesi en az olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: D — Başvuru sırasında çekilen akciğer grafisinde yaygın infiltrasyonlar bulunması

Kısaca — İnhalasyon hasarında infiltrasyonlar tipik olarak 24-48 saatte belirir; başvuru grafisinde yaygın infiltrasyon en az beklenir.

Dumanın kimyasal etkisi mukosiliyer temizliği bozar; bronşiyal ödem, sekresyon ve parankimal inflamasyon ilk saatlerde radyolojik karşılık vermez, genellikle 24-48 saat içinde infiltrasyon olarak görünür hâle gelir. Bu nedenle erken normal akciğer grafisi inhalasyon yaralanmasını dışlamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Kapalı odada dumana maruz kalma → yoğun duman ve karbonmonoksit maruziyeti olasılığını artırır.
  • Yüzde yüzeyel yanık ve burun kıllarında yanık → sıcak gazın üst hava yoluna ulaştığını düşündürür.
  • Ağız çevresinde is birikimi → solunum yoluna partikül taşındığını destekler.

Neden diğerleri doğru

  • Ses kısıklığı ve stridor gelişmesi — Laringeal ödem ses değişikliği yapar; ilerleyen üst hava yolu darlığında stridor gelişir.
  • Karbonlu (isli) balgam çıkarması — Alt hava yollarına ulaşan yanma partikülleri sekresyonu siyaha boyar.
  • Bronkoskopide trakeobronşiyal mukozada ödem ve is izlenmesi — Bronkoskopi alt hava yolu hasarını doğrudan gösteren temel incelemedir.
  • Karboksihemoglobin düzeyinin yüksek ölçülmesi — Kapalı alan dumanındaki karbonmonoksit hemoglobine bağlanarak düzeyi yükseltir.

Aklında kalsın

Standart nabız oksimetresi karboksihemoglobini oksihemoglobinden ayıramadığı için yanlış normal görünebilir; karbonmonoksit maruziyeti ko-oksimetriyle değerlendirilir.

86. soru

Altmış yedi yaşında, uzun süredir hipertansiyonu olan bir hasta sol gözünde ağrısız belirgin görme azalması ile başvuruyor. Rölatif afferent pupil defekti pozitiftir; fundusta dört kadranda yaygın retinal hemoraji, venöz dilatasyon ve kıvrım artışı ile pamuk yünü lekeleri görülüyor. Üçüncü ayda iriste neovaskülarizasyon gelişiyor. Göz içi basıncı 17 mmHg, ön kamara açısı açıktır. Fundus lazer uygulamasına elverişlidir.

I. Bulgular iskemik santral retinal ven tıkanıklığı ile uyumludur.
II. Göz içi basıncı normal olsa da iris neovaskülarizasyonu gelişmesi panretinal fotokoagülasyon endikasyonudur.
III. İntravitreal anti-VEGF sonrasında iris neovaskülarizasyonu gerilerse, yaygın retinal iskemi sürmesine rağmen panretinal fotokoagülasyona gerek kalmaz.

Bu ifadelerden hangileri yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: A — Yalnız III

Kısaca — Anti-VEGF ile yeni damarların gerilemesi retinal iskemiyi ortadan kaldırmaz; yalnız III yanlıştır.

I

Dört kadrandaki hemorajiler ve venöz değişikliklere belirgin görme kaybı, rölatif afferent pupil defekti ve iris neovaskülarizasyonunun eşlik etmesi iskemik santral retinal ven tıkanıklığını destekler.

II

İris neovaskülarizasyonu geliştiğinde göz içi basıncı normal olsa da panretinal fotokoagülasyon gerekir; basıncın yükselmesi beklenmez.

III

Anti-VEGF yeni damarları hızla baskılayabilir, ancak süren retinal iskeminin anjiyojenik uyarısını kalıcı olarak gidermez. Fundus lazere elverişli olduğundan panretinal fotokoagülasyondan vazgeçilmez.

Çeldirici notu

Açının açık ve basıncın normal olması neovaskülarizasyonun tedavi gereksinimini ortadan kaldırmaz.

Doğru seçenek A’dır.

87. soru

Prolaktinoma ve gastrinomanın eşlik ettiği hiperkalsemi nedeniyle tek paratiroid bezi eksizyonu yapılan hastanın ameliyat sonrası laboratuvar tetkiklerinde PTH düzeyinin yüksek seyrettiği görülüyor.

Bu tablo için en uygun yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — MEN 1 – Çok bezli hastalığa yönelik paratiroid cerrahisi planlanmalıdır.

Kısaca — Prolaktinoma, gastrinoma ve primer hiperparatiroidi birlikteliği MEN 1'i düşündürür. Tek bez paratiroidektomisinden sonra PTH yüksekliğinin sürmesi, çok bezli paratiroid hastalığı açısından değerlendirme gerektirir; doğru cevap D’dir.

MEN 1'de yalnız baskın bezi çıkarmak yeterli olmayabilir. Kalan bezler değerlendirilerek deneyimli merkezde kapsamlı paratiroid cerrahisi planlanmalıdır.

Neden diğerleri değil —

A’da sendrom doğru tanınsa da yalnız en büyük odağın çıkarılması çok bezli hastalığı karşılamaz. MEN 2B ve Von Hippel-Lindau bu tümör birlikteliğini açıklamaz. Carney kompleksi de bu üçlüye uymaz; yalnız hipofiz kitlesinin çıkarılması paratiroid hastalığını tedavi etmez.

88. soru

Billroth II gastrektomi sonrası alkalen reflü gastrit ile ilgili olarak:

I. Mekanizma, duodenal içeriğin (safra ve pankreas salgısı) gastrik güdüğe reflüsüdür.

II. Medikal tedaviye dirençli olgularda Roux-en-Y gastrojejunostomi tercih edilen revizyondur.

III. Reflüyü önlemek için Roux ansının 15–20 cm tutulması yeterlidir.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: D — Yalnız III

Kısaca — Yalnız III yanlıştır; 15–20 cm’lik Roux ansı biliyopankreatik içeriğin mideye geri ulaşmasını önleyecek yeterli uzaklığı sağlamaz.

Billroth II anatomisinde pilorun bariyer fonksiyonu kaybolur ve afferent ansla taşınan safra ile pankreas salgısı gastrojejunostomiden mide güdüğüne ulaşabilir. Alkalen reflü gastritte cerrahi düzeltmenin amacı asidi azaltmak değil, mukozayı zedeleyen bu salgıların akımını mideden uzaklaştırmaktır.

İfadeler

  • I — Duodenal içeriğin gastrik güdüğe reflüsü — Doğru; safra ve pankreas salgısının güdüğe geri kaçışı mukozal bariyeri bozarak kimyasal hasar oluşturur.
  • II — Dirençli olguda Roux-en-Y revizyonu — Doğru; biliyopankreatik akımı gastrojejunostomiden uzaktaki bir jejunojejunostomiye yönlendirir.
  • III — Roux ansının 15–20 cm tutulmasının yeterliliği — Yanlış; bu uzunluk yetersizdir, reflüyü sınırlamak için ans genellikle 40–60 cm düzenlenir.

Aklında kalsın

Roux ansının aşırı uzatılması boşalma bozukluğu ve Roux stazını artırabilir; reflünün azaltılması ile bağırsak içeriğinin ilerlemesi birlikte değerlendirilir. I ve II doğru, III yanlış olduğundan istenen bileşim Yalnız III’tür.

89. soru

Laparoskopik kolesistektomi sonrası patolojide tümörün muskularis propriayı invaze ettiği (T1b), serozaya ulaşmadığı ve kistik kanal cerrahi sınırının negatif olduğu safra kesesi adenokarsinomu bildiriliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Segment 4b-5 rezeksiyonu ve lenfadenektomi

Kısaca — Kas tabakasına geçen safra kesesi kanserinde mikroskobik karaciğer yatağı ve nodal hastalık riski, tamamlama rezeksiyonunu gerektirir.

Safra kesesinde submukoza bulunmadığından muskularis propria invazyonu, tümöre lenfatiklere ve komşu karaciğer yatağına yayılma olanağı kazandırır. Segment 4b-5 rezeksiyonu komşu karaciğer yatağını, bölgesel lenfadenektomi ise hepatoduodenal ligament drenaj alanını kapsar. Negatif kistik kanal sınırı, rutin ekstrahepatik safra yolu rezeksiyonu gerektirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Kolesistektomi materyalinde rastlantısal kanser saptanması → ilk ameliyatın onkolojik yeterliliğinin evreye göre yeniden değerlendirilmesini gerektirir.
  • Muskularis propria invazyonu → lezyonu T1a’dan ayırır ve nodal yayılım riskini anlamlı hâle getirir.
  • Serozaya ulaşmaması → yaygın lokal invazyon bulunmadığını ve küratif tamamlama cerrahisinin mümkün olduğunu gösterir.
  • Kistik kanal sınırının negatif olması → ana safra yolunu kapsayan ek rezeksiyon gereksinimini azaltır.

Neden diğerleri değil

  • Ek cerrahi yapılmadan izlem — Basit kolesistektomi T1a için yeterlidir; T1b’de karaciğer yatağı ve bölgesel lenfatikler tedavisiz kalır.
  • Genişletilmiş sağ hepatektomi — Majör hepatik veya hilar invazyonda gerekebilir; serozaya ulaşmamış T1b tümör için gereksiz genişliktedir.
  • Pankreatikoduodenektomi — Distal safra yolu ya da pankreas-duodenum invazyonunda düşünülür; lokalize T1b safra kesesi tümörünü hedeflemez.
  • Yalnızca sistemik kemoterapi — Rezeke edilemeyen veya yaygın hastalıkta kullanılır; küratif rezeksiyona uygun lokal tümörde tek başına yeterli değildir.

Aklında kalsın

T2 safra kesesi tümöründe hepatik yüz yerleşimi T2b, peritoneal yüz yerleşimi T2a olarak sınıflandırılır ve daha yüksek yayılım riski taşır.

90. soru

On sekiz yıllık yaygın ülseratif koliti olan hasta, rutin sürveyans kolonoskopisi için başvuruyor. Alınan biyopsilerde görünür lezyonla ilişkili olmayan multifokal yüksek dereceli displazi tespit ediliyor ve ikinci merkezde doğrulanıyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Proktokolektomi önermek

Kolite bağlı görünmez multifokal yüksek dereceli displazi bir alan hastalığıdır; gizli kanser riski nedeniyle proktokolektomi gerekir.

Uzun süreli yaygın kolitte kronik inflamasyon tüm kolorektal mukozada kanserleşmeye yatkın bir alan oluşturur. Birden fazla yerde görünür lezyon olmaksızın yüksek dereceli displazi bulunması, örneklenmeyen mukozada eş zamanlı kanser veya ek displazi olasılığını yükseltir; lokal tedavi riskli mukozayı geride bırakır.

Alan hastalığı ve proktokolektomi

görünür lezyon yokriskli mukoza kalır18 yıl yaygınülseratif kolitKronikinflamasyonAlan hastalığıMultifokal yüksekdereceli displaziGizli kanser riskiProktokolektomiTek hedef lezyonLokal tedavi

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Kolitte sınırları belirgin görünür displazi tamamen endoskopik çıkarılabiliyor ve başka yerde displazi bulunmuyorsa yakın sürveyansla kolon korunabilir.

91. soru

On sekiz yaşındaki kadın hasta dört aydır âdet görememe ile başvuruyor. Öncesinde sikluslarının düzenli olduğu öğreniliyor.

Bu hastada amenore değerlendirmesine başlanırken öncelikle istenmesi gereken tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Serum β-hCG

Kısaca — Üreme çağındaki yeni amenorede siklus öyküsünden bağımsız olarak önce gebelik serum β-hCG ile dışlanır.

İmplantasyondan sonra sinsityotrofoblastın salgıladığı hCG erken gebeliğin biyokimyasal göstergesidir. Gebelik hipotalamus-hipofiz-over eksenini fizyolojik olarak değiştirdiğinden amenore algoritmasının diğer basamakları ancak gebelik dışlandıktan sonra anlam kazanır.

Neden diğerleri değil

  • Serum FSH — Over ve santral nedenleri ayırmada kullanılır; gebeliği dışlamadan ilk basamak olamaz.
  • Pelvik ultrasonografi — Uterus ve over morfolojisini değerlendirir; çok erken gebelikte serum testinden daha az duyarlıdır.
  • Serum TSH — Tiroid kaynaklı amenoreyi araştırır; gebelik dışlandıktan sonraki hormonal değerlendirmededir.
  • Serum prolaktin — Hiperprolaktinemiyi araştırır; gebeliğin fizyolojik prolaktin etkisinden sonra yorumlanır.

Aklında kalsın

Çok erken gebelikte veya dilüe idrarda idrar testi negatif kalabilir; klinik şüphede serum β-hCG daha duyarlıdır.

92. soru

Gebelik öncesinde diyabet tanısı bulunmayan ve erken değerlendirmede diyabet saptanmayan gebelerde rutin gestasyonel diyabet taraması aşağıdaki gebelik haftalarının hangisinde yapılır?

Cevabı göster

Cevap: C — 24–28. haftalarda

Kısaca — Gebeliğe bağlı insülin direnci ikinci yarıda belirginleştiği için rutin gestasyonel diyabet taraması 24–28. haftalarda yapılır.

Plasental büyüme hormonu ve insan plasental laktojeni gibi hormonlar maternal dokularda insülin etkisini azaltır. Pankreasın beta hücreleri insülin salgısını yeterince artıramazsa hiperglisemi gelişir; erken dönemde normal bulunan glukoz değerleri bu sonraki yetersizliği dışlamaz.

Neden diğerleri değil

  • 35–37. haftalarda — Geç üçüncü trimester dönemidir; rutin taramayı buraya bırakmak hiperglisemiye müdahaleyi geciktirir.
  • 11–14. haftalarda — İlk trimester anöploidi taramasının zamanıdır; gebeliğe bağlı insülin direnci henüz yeterince belirginleşmemiştir.
  • 16–20. haftalarda — İkinci trimester serum taramalarının yapılabildiği dönemdir; rutin glukoz taraması için erkendir.
  • 30–32. haftalarda — Gerektiğinde yeniden glukoz değerlendirmesi yapılabilir; ancak rutin tarama aralığı geçirilmiştir.

Aklında kalsın

Maternal glukoz plasentayı geçer, insülin geçmez; fetal hiperinsülinemi makrozomiye ve doğumdan sonra neonatal hipoglisemiye yol açabilir.

93. soru

Elli sekiz yaşındaki hasta polikliniğe başvuruyor; yapılan değerlendirmede bilateral kompleks adneksiyal kitleler, asit ve omental kalınlaşma tespit ediliyor. Laboratuvar tetkiklerinde CA-125 düzeyinin belirgin yükseldiği ölçülüyor. Endoskopide gastrointestinal primer gösterilmiyor.

Bu klinik tablonun en olası kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Yüksek dereceli seröz tubo-ovaryan karsinom

Kısaca — İleri yaşta bilateral kompleks adneksiyal kitleye asit ve omental tutulum eşlik etmesi, seröz tubo-ovaryan kaynağı ön plana çıkarır.

Yüksek dereceli seröz karsinom çoğunlukla distal tüpün sekretuvar epitelindeki TP53 bozukluklu öncül hücrelerden gelişir. Periton yüzeyine dökülen hücreler karşı overi ve omentumu tutar; yaygın serozal implantlar asit oluşumunu ve CA-125 yükselmesini açıklar.

Tanıya götüren bulgular

  • Elli sekiz yaş → Epitelyal tubo-ovaryan maligniteyi, genç yaşta görülen germ hücreli tümörlerin önüne geçirir.
  • Bilateral kompleks adneksiyal kitleler → Tek taraflı benign kitle yerine seröz epitelyal malignite ve yüzey yayılımını destekler.
  • Asit ve omental kalınlaşma → Transçölomik peritoneal yayılımı ve omental implantları gösterir.
  • Belirgin CA-125 yüksekliği ve gastrointestinal primer saptanmaması → Müllerian seröz kaynağı destekler, gastrointestinal metastaz olasılığını azaltır.

Neden diğerleri değil

  • Metastatik endometrium stromal sarkomu — Genellikle bilinen uterin primerle ilişkilidir; tipik başlangıç paterni bilateral adneksiyal karsinomatozis değildir.
  • Primer peritoneal mezotelyoma — Nadir ve öncelikle peritoneal kökenlidir; baskın bilateral kompleks adneksiyal kitle paterni beklenmez.
  • Kolon adenokarsinomu — Overlere ve peritona metastaz yapabilir; gastrointestinal primer gösterilememesi bu kaynağı zayıflatır.
  • Disgerminom — Daha çok genç kadınlarda solid kitle ve LDH yüksekliğiyle görülür; ileri yaş karsinomatozis paternine uymaz.

Aklında kalsın

Tubal, ovaryan ve primer peritoneal yüksek dereceli seröz karsinomlar aynı Müllerian hastalık spektrumunda evrelenir ve tedavi edilir.

94. soru

Aktif meme kanseri tedavisi gören kadın hasta, etkili ve geri dönüşümlü bir kontrasepsiyon yöntemi istiyor.

Bu hastada en uygun yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Bakırlı rahim içi araç

Kısaca — Bakırlı rahim içi araç hormon reseptörlerini uyarmadan yüksek etkili ve geri dönüşümlü korunma sağladığı için aktif meme kanserinde uygundur.

Bakırın uterus içindeki lokal etkisi sperm fonksiyonunu ve fertilizasyonu bozar; kontraseptif etkinlik östrojen veya progestin maruziyetine dayanmaz. Böylece hormona duyarlı tümörün seyrini olumsuz etkileyebilecek hormonal uyarıdan kaçınılır.

Neden diğerleri değil

  • Kombine oral kontraseptif — Östrojen ve progestin içerdiğinden aktif hormona duyarlı meme kanserinde kullanılmaz.
  • Etonogestrel implant — Sistemik progestin salgıladığı için aktif meme kanserinde uygun değildir.
  • Levonorgestrel salgılayan intrauterin sistem — Etkisi çoğunlukla lokal olsa da progestin içerir ve hormonsuz yöntem sayılmaz.
  • Depot medroksiprogesteron — Uzun etkili sistemik progestin maruziyeti oluşturduğundan aktif meme kanserinde kullanılmaz.

Aklında kalsın

Kondom, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı da koruma sağlayabilen tek kontraseptif yöntemdir.

95. soru

Fonksiyonel over kistleri reprodüktif çağda sık izlenir.

Aşağıdaki kist tiplerinden hangisi premenopozal dönemde tesadüfen saptanan bu kistlerin en sık tipidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Folikül kisti

Kısaca — Ovulasyon gerçekleşmeyince dominant folikül gerilemek yerine kistleşir; bu nedenle en sık fonksiyonel over kisti folikül kistidir.

Yetersiz LH yükselişi dominant folikülün rüptürünü engeller. Folikül sıvı biriktirerek büyür ve çoğunlukla birkaç siklus içinde kendiliğinden geriler.

Neden diğerleri değil

  • Korpus luteum kisti — Ovulasyon sonrasında luteal yapının gerilememesi veya içine kanamasıyla oluşan daha seyrek bir fonksiyonel kisttir.
  • Seröz kistadenom — Over yüzey epiteli kökenli benign neoplazidir; siklik folikül gelişiminin ürünü değildir.
  • Teka lutein kisti — Güçlü hCG uyarısıyla çoğunlukla iki taraflı ve çok sayıda gelişir.
  • Matür kistik teratom — Yağ, kıl ve kalsifikasyon içerebilen germ hücreli neoplazidir; fonksiyonel kist değildir.

Aklında kalsın

Kombine oral kontraseptifler yeni ovulasyonu baskılar ancak mevcut fonksiyonel kistin gerilemesini hızlandırmaz.

96. soru

Aşağıdaki yapılardan hangisi ligamentum latum uteri içinde yer almaz?

Cevabı göster

Cevap: C — İnferior epigastrik arter

Kısaca — İnferior epigastrik arter ön karın duvarında seyrettiği için ligamentum latumun iki yaprağı arasında bulunmaz.

İnferior epigastrik arter eksternal iliak arterden çıkar, inguinal ligamentin üzerinden ön karın duvarına yönelir ve rektus kılıfına girer. Pelvik peritonun çift katlı uzantısı olan ligamentum latumun içeriğine katılmaz.

Neden diğerleri doğru

  • Tuba uterina — Ligamentum latumun serbest üst kenarındaki mezosalpinksle sarılıdır.
  • Ligamentum teres uteri — Ön yapraklar arasında ilerleyerek derin inguinal halkaya yönelir.
  • Uterin arter — Ligamentum latumun tabanındaki parametrium içinde seyreder.
  • Epoophoron — Mezonefrik kökenli bu kalıntı, tuba ile over arasındaki mezosalpinkste bulunur.

Aklında kalsın

Üreter serviks lateralinde uterin arterin altından geçer; bu kesişim histerektomide klasik yaralanma bölgesidir.

97. soru

Otuz sekiz yaşındaki, 16 haftalık gebe tarama testinde yüksek risk saptanması nedeniyle polikliniğe başvuruyor. Hastaya ultrasonografi eşliğinde genetik amniyosentez uygulanıyor.

Bu hastada genetik amniyosenteze bağlı olarak aşağıdaki komplikasyonlardan hangisi görülmez?

Cevabı göster

Cevap: E — Fetal ekstremite redüksiyon defekti

Kısaca — Fetal ekstremite redüksiyon defekti, ikinci trimester amniyosentezinden çok erken koryon villus örneklemesiyle ilişkilidir.

Ekstremite tomurcuklarının geliştiği erken dönemde plasentaya yapılan girişimin damar bütünlüğünü bozması, hipoperfüzyon ve doku kaybıyla redüksiyon defekti oluşturabilir. Standart zamanda yapılan amniyosentez bu gelişim döneminden sonra olduğundan aynı mekanizma beklenmez.

Tanıya götüren bulgular

  • 16. gebelik haftasında işlem yapılması → standart ikinci trimester zamanlamasını ve erken embriyogenez döneminin tamamlandığını gösterir.
  • Ultrasonografi eşliğinde girişim → iğne yolunun izlenmesi doğrudan fetal travmayı azaltır; membran ve plasentaya bağlı riskleri sıfırlamaz.

Neden diğerleri doğru

  • Amniyon sıvısı kaçağı — Membrandaki iğne deliğinden vajinal sıvı kaçağı gelişebilir.
  • Gebelik kaybı — Membran, plasenta veya fetusun etkilenmesi düşük bir ek gebelik kaybı riski taşır.
  • Koryoamniyonit — Transabdominal iğne girişi mikroorganizmaları amniyon boşluğuna taşıyabilir.
  • Fetomaternal kanama — İğnenin plasental damarlara teması fetal eritrositlerin maternal dolaşıma geçmesine yol açabilir.

Aklında kalsın

RhD negatif ve duyarlanmamış gebede invaziv prenatal girişim fetomaternal kanama oluşturabileceğinden işlem sonrası anti-D immünoglobulin profilaksisi gerekir.

98. soru

Stres üriner inkontinans değerlendirmesinde üretraya yerleştirilen pamuklu çubuğun istirahat ve ıkınma sırasındaki açısı ölçülüyor. Ikınmayla yataya göre 38 derecelik değişim saptanıyor.

Bu bulgu aşağıdakilerden hangisini destekler?

Cevabı göster

Cevap: E — Üretral hipermobilite

Kısaca — Ikınmayla üretral eksenin 30 dereceden fazla dönmesi, üretra ve mesane boynunu sabitleyen pelvik desteğin yetersizliğini gösterir.

Pamuklu çubuk testi proksimal üretranın istirahat ile ıkınma arasındaki açısal hareketini ölçer. Pelvik fasya ve bağ desteği zayıfladığında mesane boynu ile üretra aşağı ve arkaya doğru aşırı dönerek hipermobil hale gelir.

Tanıya götüren bulgular

  • Stres üriner inkontinans değerlendirmesi → üretral destek kaybının araştırıldığını gösterir.
  • Üretraya yerleştirilen çubuğun açısının ölçülmesi → pamuklu çubuk testini tanımlar.
  • Ikınmayla 38 derecelik değişim → 30 derecelik hipermobilite eşiğini aşar.

Neden diğerleri değil

  • İntrinsik sfinkter yetmezliği — Sabit üretrada da stres kaçağı yapabilir; pamuklu çubuk testi sfinkter gücünü ölçmez, 30 dereceyi aşan açı hipermobiliteyi destekler.
  • Detrusör aşırı aktivitesi — Ani sıkışma ile kaçak mekanizmasıdır; ürodinamik incelemede istemsiz detrusör kasılmasıyla gösterilir, üretral açı değişimi tanısal değildir.
  • Fistüle bağlı sürekli inkontinans — Sürekli vajinal kaçak yapar; üretral hipermobilite ölçümü fistülü göstermez.
  • Taşma inkontinansı — Kronik retansiyonda taşarak kaçaktır; artmış rezidü ile araştırılır, pamuklu çubuk testi tanı koydurmaz.

Aklında kalsın

Pamuklu çubuk testinde 30 derecenin altındaki açı değişimi üretranın görece sabit olduğunu düşündürür; bu durumda stres kaçağından intrinsik sfinkter yetmezliği sorumlu olabilir.

99. soru

Vajinal doğum sonrası yumuşak, gevşek uterus ve bol kanama izleniyor. Mesane boşaltılıyor, bimanuel kompresyon ve intravenöz oksitosin uygulanıyor ancak kanama sürüyor. Hasta hemodinamik olarak stabil.

Bu hasta için aşağıdaki yaklaşımlardan hangisi bir sonraki en uygun basamaktır?

Cevabı göster

Cevap: E — İkinci basamak uterotonik ve balon tamponad

Kısaca — Oksitosine dirençli uterin atonide hasta stabilse ek uterotonik ve ardından balon tamponadla uterus koruyucu basamaklara geçilir.

Atonide kasılmayan miyometriyum, plasenta yatağındaki damarları canlı ligatür gibi sıkıştıramaz. Farklı reseptörlerden etkili ek uterotonik kontraksiyonu artırır; kanama sürerse balonun uterus duvarına uyguladığı basınç açık damarları mekanik olarak tamponlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Yumuşak ve gevşek uterus → doğum kanalı travmasından çok uterin atoniyi düşündürür.
  • Mesane boşaltma, kompresyon ve oksitosine rağmen kanamanın sürmesi → ilk basamağa dirençli atoniyi gösterir.
  • Hemodinamik stabilite → acil definitif cerrahiden önce uterus koruyucu tedavilere zaman tanır.

Neden diğerleri değil

  • Uterin arter embolizasyonu — Etkili bir kanama kontrol yöntemidir; ikinci basamak uterotonik ve balon tamponad henüz uygulanmamış stabil hastada sonraki basamak değildir.
  • Eksternal iliak arter ligasyonu — Uterin kanama için hedef damar değildir ve alt ekstremite iskemisi riski taşır.
  • B-Lynch kompresyon sütürü — Laparotomi gerektiren cerrahi bir kompresyon yöntemidir; ilaç ve tamponad basamağı tüketilmeden tercih edilmez.
  • Acil postpartum histerektomi — Kontrolsüz kanamada hayat kurtarıcıdır; stabil hastada ilaç ve tamponad tüketilmeden uygulanmaz.

Aklında kalsın

Metilergonovin hipertansiyonda, karboprost astımda kullanılmaz. Traneksamik asit uterotonik değil, fibrinolizi azaltan erken bir yardımcı tedavidir.

100. soru

Aşağıdaki klinik durumların hangisinde, yardımla üreme tedavisinde intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulaması bir endikasyon oluşturmaz?

Cevabı göster

Cevap: D — İzole bilateral tubal tıkanıklığa bağlı infertilite

Kısaca — Tubal tıkanıklık gametlerin karşılaşmasını engeller; IVF bu engeli aştığından normal semen varlığında ayrıca ICSI gerekmez.

Konvansiyonel IVF’de oositler tüpler dışında spermlerle birlikte inkübe edildiği için tubal geçiş gereksinimi ortadan kalkar. ICSI ise sperm-oosit etkileşimini mikroenjeksiyonla aşar; izole tubal faktörde bu basamağa ait bir bozukluk saptanmaz.

Neden diğerleri doğru

  • Şiddetli oligoastenoteratozoospermi saptanması — Az sayıdaki fonksiyonel spermin oosite doğrudan verilmesi, bozulmuş bağlanma ve penetrasyon basamaklarını aşar.
  • Testiküler yolla (TESE) elde edilmiş sperm kullanımı — Cerrahi yolla elde edilen sınırlı sayı ve hareketlilikteki spermlerle döllenme ICSI ile sağlanır.
  • Önceki siklusta total fertilizasyon başarısızlığı — Konvansiyonel IVF’de döllenmeme, sonraki siklusta sperm-oosit etkileşiminin ICSI ile aşılmasını gerektirir.
  • Preimplantasyon genetik test planlanan olgular — Özellikle tek gen hastalığı testinde ICSI, kümülüs ve yapışık sperm DNA’sı kaynaklı kontaminasyonu azaltır.

Aklında kalsın

ICSI döllenmeyi kolaylaştırır ancak sperm kaynaklı genetik hastalık riskini ortadan kaldırmaz; gerektiğinde genetik inceleme ayrıca planlanır.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin, bittiğinde her sorunun çözümünü ve sınavın kendi ölçeğinde bir puan tahmini görürsün. Muafiyetini ve ek süreni uygulamada da seçebilirsin; süre ve puan ona göre işler.

Denemenin tamamını uygulamada çöz

TUS — Klinik Tıp Bilimleri denemesinin tamamı · TUS — Klinik Tıp Bilimleri hakkında her şey