Cepte soru çözTUS — Temel Tıp BilimleriDenemeTemel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri deneme — ücretsiz, 100 soru, çözümlü

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Her yanlış, bir doğrunun 1/4 kadarını götürür
  • Ücretsiz

TUS — Temel Tıp Bilimleri denemesinin Temel Tıp Bilimleri bölümü — 100 soru. Şıkları işaretle, en altta Bitir’e bas; doğru, yanlış ve netini gör.

Bu deneme, uygulamadaki 1. Deneme ile aynıdır. Soruları burada çözersen, bu denemeye uygulamada süre tutarak girmek istediğinde sorular sana artık yeni gelmez.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Midenin arkasındaki bursa omentalis içine yayılan sıvının periton boşluğunun geri kalanına geçmesini sağlayan doğal açıklık aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Foramen epiploicum

Kısaca — Bursa omentalis ile büyük periton boşluğu arasındaki tek doğal bağlantı, küçük kesenin sağ kenarındaki foramen epiploicumdur.

Bursa omentalis midenin arkasında yer alan bir periton aralığıdır ve sağda foramen epiploicum üzerinden büyük keseye açılır. Açıklığın önünde ligamentum hepatoduodenale, arkasında vena cava inferior bulunduğundan sıvının doğal geçiş yolu bu dar komşulukla sınırlıdır.

Neden diğerleri değil

  • Hiatus oesophageus — Özofagus ve vagal trunkusların diyaframdan geçtiği açıklıktır; iki periton kesesini birleştirmez.
  • Anulus inguinalis profundus — Fascia transversalis açıklığı ve inguinal kanalın girişidir; bursa omentalis ile ilişkili değildir.
  • Foramen obturatum — Büyük bölümü membrana obturatoria ile kapalıdır; açık kalan canalis obturatorius’tan yalnızca obturator damar ve sinir geçer, periton boşlukları arasında geçit oluşturmaz.
  • Hiatus aorticus — Aorta ve ductus thoracicusun geçtiği diyafram açıklığıdır; periton boşluklarına açılmaz.

Aklında kalsın

Foramen epiploicumun üst sınırını lobus caudatus, alt sınırını duodenumun birinci bölümü oluşturur; sınırlar kesitsel anatomi sorularında kullanılabilir.

2. soru

Zorlu bir vajinal doğum sonrasında idrar kaçırma ve vajinal dolgunluk şikâyetiyle başvuran otuz sekiz yaşındaki kadın hastanın fizik muayenesinde pelvik taban kas tonusunun ileri derecede azaldığı ve sistosel geliştiği saptanıyor.

Bu hastada hasarı pelvik organ prolapsusuna yol açan ve diaphragma pelvis’in en büyük bölümünü oluşturan kas aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Musculus levator ani

Kısaca — Musculus levator ani, pelvis çıkımını kapatıp urogenital hiatusu dar tuttuğu için pelvik organların aşağı yer değiştirmesini önler.

Musculus levator ani; puborectalis, pubococcygeus ve iliococcygeus bölümleriyle pelvis çıkımının büyük kısmını döşer. Sürekli tonusu pelvik viscerayı taşır; doğumla gelişen avülsiyon veya denervasyon urogenital hiatusu genişleterek mesane ve vajina desteğini bozar.

Tanıya götüren bulgular

  • Zorlu vajinal doğum → Pelvik tabanda kas avülsiyonu veya sinir hasarı olasılığını artırır.
  • İleri derecede azalmış pelvik taban tonusu → Organları yukarıda tutan aktif kas desteğinin kaybını gösterir.
  • Sistosel ve vajinal dolgunluk → Mesanenin ön vajinal duvarla birlikte aşağı yer değiştirdiğini düşündürür.
  • İdrar kaçırma → Mesane boynu ve üretranın pelvik taban desteğinin bozulduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Musculus transversus perinei superficialis — Perineal cismi sabitleyen yüzeyel perine kasıdır; diaphragma pelvis’in geniş kas tabakasına katılmaz.
  • Musculus bulbospongiosus — Bulbus vestibuli ve vajina girişini çevreleyen yüzeyel kastır; pelvis çıkımını döşemez.
  • Musculus sphincter urethrae externus — Üretrayı istemli olarak kapatan derin perine kasıdır; desteği lokaldir ve pelvik diyaframın ana kitlesini oluşturmaz.
  • Musculus ischiocavernosus — Crus clitoridis’i örter ve erektil dokudaki kanı korur; pelvik viscerayı taşıyan kas tabakasına katılmaz.

Aklında kalsın

Diaphragma pelvis’i musculus levator ani ile daha küçük olan musculus coccygeus oluşturur; hiatus urogenitalis, üretra ve vajinanın geçtiği doğal zayıf bölgedir.

3. soru

Aşağıdaki kranial sinirlerden hangisi fossa cranii media’da yer alan foramen rotundum’dan geçerek kafa boşluğunu terk eder?

Cevabı göster

Cevap: B — Nervus maxillaris

Kısaca — Nervus trigeminus’un ikinci dalı olan nervus maxillaris, fossa cranii media tabanındaki foramen rotundum’dan geçerek fossa pterygopalatina’ya ulaşır.

Fossa cranii media’da os sphenoidale’nin ala major’u üzerinde önden arkaya doğru foramen rotundum, foramen ovale ve foramen spinosum sıralanır. Nervus maxillaris (V2) kafa tabanını terk etmek için yalnızca foramen rotundum’u kullanır.

Neden diğerleri değil

  • Nervus ophthalmicus — Fissura orbitalis superior’dan geçerek orbita boşluğuna girer.
  • Nervus mandibularis — Foramen ovale’den geçerek fossa infratemporalis’e açılır.
  • Nervus trochlearis — Fissura orbitalis superior aracılığıyla orbitaya geçer.
  • Nervus abducens — Fissura orbitalis superior’dan geçerek kraniumu terk eder.

Aklında kalsın

Nervus trigeminus’un üç dalı sırasıyla üç ayrı açıklıktan geçer: V1 fissura orbitalis superior, V2 foramen rotundum ve V3 foramen ovale.

4. soru

Sağ tractus corticospinalis lateralis’i torakal spinal kord düzeyinde tamamen kesilen bir hastada, lezyon seviyesinin altında aşağıdaki bulgulardan hangisi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: D — Lezyon altında sağ alt ekstremitede üst motor nöron bulguları

Kısaca — Lateral kortikospinal lifler medullada çaprazladığından torakal korddaki sağ keside lezyon altında sağ alt ekstremitede üst motor nöron bulguları gelişir.

Sağ lateral kortikospinal demet, piramidal çaprazdan sonra sol motor korteks kökenli lifleri sağ spinal motor devrelere taşır. Torakal düzeyde kesilmesi üst ekstremiteyi etkilemez; aşağı segmentlere inen kortikal kontrol aynı tarafta kalkarak sağ alt ekstremitede spastisite, hiperrefleksi ve Babinski bulgusu oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Sol yüz kaslarında alt motor nöron paralizisi — Yüz felci facial çekirdek veya sinir hasarı gerektirir; torakal kortikospinal lezyon yüzü etkilemez.
  • İki kolda flask paralizi — Bilateral kol flasklığı servikal ön boynuz veya periferik motor yapı hasarı gerektirir.
  • Sağ yüzde ağrı kaybı — Yüz ağrısı trigeminal yollarla taşınır; torakal lateral kortikospinal demette seyretmez.
  • Lezyon altında solda derin duyu kaybı — Derin duyu arka kordonda ipsilateral yükselir; lateral kortikospinal kesiden etkilenmez.

Aklında kalsın

Akut ağır spinal kord lezyonunda spinal şok geçici flasklık ve refleks kaybı yapabilir; şok çözülünce kalıcı üst motor nöron paterni belirginleşir.

5. soru

Derin palmar yaralanma nedeniyle arcus palmaris profundusun ana besleyici damarı bağlanıyor. Yüzeyel arkın bütünlüğü korunmasına rağmen başparmak ve işaret parmağının radial tarafına giden derin dallarda akım azalıyor.

Bu arkın başlıca kaynağı olan ve arteria ulnaris’in derin dalı ile birleşen damar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Arteria radialis

Arteria radialis avuç içine derinden girip ulnar arterin derin dalıyla birleştiği için arcus palmaris profundusun ana kaynağıdır.

Arteria radialis anatomik enfiye çukurunu geçtikten sonra birinci dorsal interosseöz kasın başları arasından avuç içine girer ve metakarp tabanları düzeyinde mediale yönelir. Ulnar arterin ramus palmaris profundusuyla birleşerek derin arkı tamamlar; arteria princeps pollicis ve arteria radialis indicis bu derin radial sistemle ilişkilidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Derin palmar arkın ana besleyicisinin bağlanması → yüzeyel arktan farklı olarak radial arter ağırlıklı sistemi gösterir.
  • Yüzeyel arkın sağlam kalması → baskın ulnar kaynağın korunmasına rağmen derin ark hasarını destekler.
  • Başparmak ve işaret parmağının radial tarafındaki akım azalması → radial arterin derin palmar dallarını düşündürür.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilArteria ulnarisYüzeyel palmararkın anakaynağıdırderin arkı yalnızderin palmar dalıylatamamlar.Arteria interosseaanteriorÖn kolun derin önkompartımanınıbeslerpalmar arkın başlıcakaynağı değildir.Arteria princepspollicisBaşparmağa gidenradial kökenli birdaldırderin arkı oluşturanana gövde değildir.Arteria recurrensradialisDirsek çevresindekianastomoza katılırpalmar dolaşımaulaşmaz.

Aklında kalsın

Derin palmar ark fleksör tendonların derininde metakarp tabanlarına, yüzeyel palmar ark ise palmar aponevrozun derin yüzüne komşudur.

6. soru

C5–C6 diskine anterior yaklaşımla ulaşan cerrah, prevertebral fasyayı geçip vertebra gövdesinin ön yüzüne geliyor.

Epidural aralığa doğru ilerlerse diskin arkasından sonra karşılaşacağı son bağ aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Ligamentum longitudinale posterius

Kısaca — Diskin posteriorundaki posterior longitudinal bağ, anterior cerrahi hatta epidural aralığın hemen önündeki son bağdır.

Ligamentum longitudinale posterius, vertebra gövdeleri ile disklerin posterior yüzlerini örterek vertebral kanalın anterior duvarına katılır. Anteriordan diski geçen cerrah bu bağı aşınca dura mater spinalisin önündeki epidural aralığa ulaşır.

Tanıya götüren bulgular

  • Prevertebral fasyanın geçilmesi → yaklaşımın vertebral kolonun anteriorundan ilerlediğini gösterir.
  • Vertebra gövdesinin ön yüzüne ulaşılması → anterior longitudinal bağ ile disk hattının epidural aralıktan önce bulunduğunu gösterir.
  • Diskin arkasından epidural aralığa ilerlenmesi → kanalın anterior duvarındaki son bağın sorgulandığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Ligamentum flavum — Komşu laminaları birleştirip kanalın posterior duvarına katılır; anterior disk hattında bulunmaz.
  • Ligamentum nuchae — Servikal spinöz çıkıntılar ile occiput arasındaki posterior orta hat bağıdır; vertebral kanalın içine girmez.
  • Ligamentum supraspinale — Spinöz çıkıntı uçlarını birleştirir; disklerin posterior yüzüyle komşuluğu yoktur.
  • Ligamentum longitudinale anterius — Gövde ve disklerin anterior yüzündedir; diske ulaşılırken epidural aralıktan önce geçilir.

Aklında kalsın

Posterior longitudinal bağın lomber bölgede daralması, disk hernilerinin posterolateral yerleşimine katkı sağlar.

7. soru

Görüntüleme sırasında alınan bir enine kesitte collum pancreatis, her iki hilum renale ve 9. kıkırdak kostaların uçları aynı yatay planda izleniyor.

Aşağıdaki vertebra gövdelerinden hangisinin hizasından bu kesit geçiyor?

Cevabı göster

Cevap: C — L1

Kısaca — Planum transpyloricum omurgayı L1 corpus vertebrae düzeyinde kestiğinden bu düzlemi gösteren organ ve yüzey işaretleri L1'i seçtirir.

Planum transpyloricum, incisura jugularis ile symphysis pubica’nın üst kenarı arasındaki mesafenin ortasında bulunur ve arkada L1 corpus vertebrae’den geçer. Birbirinden bağımsız yüzey ve visseral işaretlerin aynı düzlemde birleşmesi, kesit seviyesini tek bir değişken organa göre daha güvenilir biçimde belirler.

Tanıya götüren bulgular

  • Collum pancreatis’in kesitte bulunması → planum transpyloricum’u düşündürür.
  • Her iki hilum renale’nin aynı düzleme yaklaşması → üst lomber, transpilorik seviyeyi destekler.
  • Dokuzuncu kıkırdak kostaların uçlarının görülmesi → düzlemin ön yüzey sınırlarını doğrudan tanımlar.

Neden diğerleri değil

  • L5 — Planum intertuberculare ve vena cava inferior’un oluşumu ile ilişkilidir; transpilorik düzeyden aşağıdadır.
  • L4 — Planum supracristale ve bifurcatio aortae için tipik düzeydir.
  • T12 — Hiatus aorticus ve truncus coeliacus başlangıcına yakındır; planum transpyloricum’dan yukarıdadır.
  • L3 — Planum subcostale ve arteria mesenterica inferior’un orijiniyle ilişkilidir.

Aklında kalsın

Sağ böbrek karaciğer nedeniyle soldakinden biraz aşağıdadır; bu nedenle renal hila kesin simetrik değil, yaklaşık düzey işaretleridir.

8. soru

Sağ akciğer hilusunda arteria pulmonalis ile bronchus principalis arasındaki konum ilişkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Arter, bronşun anteriorundadır

Kısaca — Sağ hilusta pulmoner arter ana bronşun önünden geçtiği için ilişki RALS kuralının sağdaki anterior bileşenidir.

Akciğer kökünde temel ön-arka dizilim pulmoner ven, pulmoner arter ve bronş biçimindedir; bu nedenle sağ pulmoner arter bronchus principalis’in anteriorunda kalır. Sol tarafta arterin bronşa göre superior konumu, taraf ayrımını sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Arter, bronşun superiorundadır — Bu ilişki sol hilusa özgüdür; sağda arter ana bronşun anteriorundadır.
  • Arter, bronşun posteriorundadır — Hilusta bronş pulmoner arterin posteriorunda yer alır; ifade ilişkiyi ters çevirir.
  • Arter, bronşun inferiorundadır — İnferior konum ana bronşla arter arasındaki sağ hilar ilişkiyi tanımlamaz.
  • Arter, bronşun medialindedir — Medial-lateral eksen taraf ayrımında kullanılmaz; belirleyici ilişki ön-arka eksendedir.

Aklında kalsın

Her iki akciğer kökünde nervus phrenicus önden, nervus vagus arkadan geçer; lenf nodları ise bronşların çevresinde yoğunlaşır.

9. soru

Sıkı kemer kullanımıyla artan, uyluğun anterolateralinde yanıcı ağrı ve uyuşma şikâyetiyle başvuran obez bir hastanın fizik muayenesinde kas gücü ile reflekslerin normal olduğu saptanıyor. Bu tabloda sinirin ligamentum inguinale yakınında spina iliaca anterior superior’un medialinden geçerken sıkıştığı düşünülüyor.

Bu hastada etkilenmesi en olası sinir aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Nervus cutaneus femoris lateralis

Kısaca — Saf duyusal anterolateral uyluk yakınması ve normal motor muayene, meralgia parestheticayı düşündürür.

Nervus cutaneus femoris lateralis, spina iliaca anterior superiorun hemen medialinde ligamentum inguinale altından veya içinden geçerken basıya açıktır. Yalnız duyusal lif taşıdığı için sıkışması anterolateral uylukta yanma ve uyuşma yaparken kas gücü ile refleksleri korur.

Tanıya götüren bulgular

  • Sıkı kemer ve obeziteyle artan yakınmalar → ligamentum inguinale düzeyindeki mekanik basıyı destekler.
  • Anterolateral uylukta yanma ve uyuşma → lateral femoral kutanöz sinirin duyusal alanını düşündürür.
  • Kas gücü ile reflekslerin normal olması → motor lif taşıyan femoral ve obturator sinir lezyonlarını dışlar.
  • Spina iliaca anterior superiorun medialindeki sıkışma → sinirin tipik geçiş noktasını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Ramus femoralis nervi genitofemoralis — Ligamentum inguinale altındaki küçük üst ön uyluk alanını taşır; geniş anterolateral alanla örtüşmez.
  • Nervus saphenus — Femoral sinirin saf duyusal dalıdır; medial bacak ve ayağın medial kenarına duyu taşır.
  • Nervus obturatorius — Adduktor kasları ve medial uyluğun sınırlı duyusuyla ilişkilidir; anterolateral alanı taşımaz.
  • Nervus femoralis — Lezyonu quadriceps güçsüzlüğü ve patellar refleks azalması yapar; motor muayenenin normal olmasıyla bağdaşmaz.

Aklında kalsın

Meralgia paresthetica periferik bir mononöropatidir; bel ağrısı veya motor kayıp eşlik ediyorsa üst lomber kök ya da pleksus lezyonu aranır.

10. soru

Crus penis yaralanmasına bağlı hematom, perineal membran ile membranöz yüzeyel perine fasyası arasında sınırlı kalıyor.

Bu boşluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Spatium superficiale perinei

Kısaca — Perineal membranın altında, Colles fasyasının üstünde yer alan crus penis spatium superficiale perinei içindedir.

Yüzeyel perine aralığının tavanını perineal membran, tabanını membranöz yüzeyel perine fasyası oluşturur. Penis kökü ile yüzeyel perine kasları bu iki tabaka arasında bulunduğundan crus kaynaklı hematom aynı aralıkta sınırlanır.

Neden diğerleri değil

  • Spatium profundum perinei — Perineal membranın üstündedir ve eksternal üretral sfinkter kompleksi gibi derin yapıları içerir.
  • Fossa ischioanalis — Anal kanalın iki yanında bulunan yağ dolgulu aralıktır; crus penis’in yerleşim bölgesi değildir.
  • Spatium retropubicum — Symphysis pubica ile mesane arasında yer alır; perineal membranın altındaki erektil kökleri içermez.
  • Cavitas peritonealis — Periton yaprakları arasındaki potansiyel boşluktur; penis kökü ekstraperitonealdir.

Aklında kalsın

Glandula vestibularis major yüzeyel, glandula bulbourethralis ise derin perine aralığında bulunur.

11. soru

Temporal kemik kırığı nedeniyle başvuran hastada ipsilateral yüz felci, hiperakuzi, dilin ön üçte ikisinde tat kaybı ve submandibular sekresyonda azalma saptanıyor; lakrimasyonun ise korunduğu görülüyor.

Bu hastada canalis facialis içindeki lezyonun aşağıdaki yapıların hangileri arasında yer alması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: C — Nervus petrosus major ile nervus stapedius arasında

Kısaca — Lakrimasyon korunup hiperakuzi gelişiyorsa fasiyal kanal lezyonu nervus petrosus major çıkışından sonra, nervus stapedius’tan öncedir.

Nervus facialis’in kanal içindeki dallanma sırası lezyon düzeyini fonksiyon kayıplarından kurmayı sağlar. Nervus petrosus major ayrıldıktan sonra oluşan, ancak nervus stapedius ve chorda tympani ayrılmadan önce kalan hasar; gözyaşını korurken stapedius refleksi, tat ve submandibular sekretomotor iletimi bozar.

Tanıya götüren bulgular

  • İpsilateral yüz felci → lezyonun fasiyal motor lifleri içeren ana gövdede olduğunu gösterir.
  • Lakrimasyonun korunması → nervus petrosus major’un lezyonun proksimalinde ayrıldığını gösterir.
  • Hiperakuzi → nervus stapedius liflerinin henüz ana gövdeden ayrılmadığını gösterir.
  • Tat kaybı ve submandibular sekresyon azalması → chorda tympani’nin lezyonun distalinde kaldığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Chorda tympani ile foramen stylomastoideum arasında — Chorda ve stapedius dalları ayrılmış olacağından tat kaybı ile hiperakuzi beklenmez.
  • Nervus petrosus major ile ganglion geniculi arasında — Dal ganglion düzeyinden çıkar; bunun proksimalindeki hasar lakrimasyonu da azaltır.
  • Nervus stapedius ile chorda tympani arasında — Stapedius dalı korunacağından tat kaybı olabilir ancak hiperakuzi gelişmez.
  • Meatus acusticus internus ile nervus petrosus major arasında — Petrosus major lifleri de kesileceğinden yüz felcine lakrimasyon azalması eklenir.

Aklında kalsın

Stapedius paralizisinde akustik refleks kaybolur; sağlam musculus tensor tympani bu kaybı telafi edemediğinden yüksek sesler rahatsız edici algılanır.

12. soru

Nörolojik muayenesinde sağ periferik fasiyal paralizi, sağ gözde abdüksiyon kaybı ve sol hemiparezi saptanan bir hastada duyu kaybı tespit edilmiyor.

Bu hastada lezyonun en olası yerleşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Sağ kaudal ponsun paramedian ventral bölümü

Kısaca — İpsilateral VI-VII alt motor nöron bulguları ile kontralateral hemiparezi, sağ kaudal paramedian ponsta çapraz sendromu gösterir.

N. abducens ve n. facialis fasikülleri sağda tutulurken henüz çapraz yapmamış kortikospinal liflerin hasarı sol vücutta güçsüzlük oluşturur. Duyunun korunması, somatosensoryel uzun yolları dışlayan ventral paramedian yerleşimi destekler.

Neden diğerleri değil

  • Sağ lateral medulla — Nucleus ambiguus, sempatik ve spinothalamik yolları tutar; VI-VII fasikül birlikteliğini açıklamaz.
  • Sol mesencephalon tegmentumu — İpsilateral III. sinir bulgusu ile kontralateral tremor/ataksi ve duyu kaybı beklenir (piramidal hemiparezi ventral crus cerebri tutulumunu gerektirir); taraf ve kraniyal sinir paterni uymaz.
  • Sağ cerebellar hemisfer — İpsilateral koordinasyon bozukluğu yapar; periferik fasiyal paralizi ve gerçek hemiparezi oluşturmaz.
  • Sol capsula interna — Sağ yüz ve vücutta üst motor nöron bulgusu yapar; sağ VI-VII alt motor nöron bulgularını açıklamaz.

Aklında kalsın

Periferik fasiyal paralizide alın da tutulur; supranükleer lezyonda bilateral kortikal innervasyon nedeniyle alın korunur.

13. soru

Akut arteria mesenterica superior tıkanıklığı saptanan bir hastada aşağıdaki bağırsak bölümlerinden hangisinin iskemik olması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: D — Proksimal colon transversum

Kısaca — Proksimal transvers kolon orta bağırsak kökenli olduğu için arteria colica media üzerinden arteria mesenterica superiora bağımlıdır.

Arteria mesenterica superior, orta bağırsaktan gelişen kolon bölümünü arteria colica media aracılığıyla besler. Bu alan transvers kolonun proksimal üçte ikisini kapsadığından akut tıkanıklıkta doğrudan iskemi riski taşır.

Neden diğerleri değil

  • Distal colon transversum — Son bağırsak kökenlidir ve başlıca arteria colica sinistra üzerinden arteria mesenterica inferiordan beslenir.
  • Colon descendens — Arteria colica sinistranın çıkan ve inen dallarıyla arteria mesenterica inferior alanında kalır.
  • Colon sigmoideum — Arteriae sigmoideae ile beslenen bir arteria mesenterica inferior bölgesidir.
  • Canalis analis’in alt bölümü — Arteriae rectales inferioresle arteria pudenda interna sisteminden beslenir.

Aklında kalsın

Flexura coli sinistra yakınındaki Griffith noktası, arteria mesenterica superior ile inferior alanları arasında hipoperfüzyona duyarlı bir sınır bölgesidir.

14. soru

Bronşiyol epitelinde lümen yüzüne ulaşan partiküller, üzerini örten mukus tabakasıyla birlikte proksimale doğru taşınır. Bu taşımayı sağlayan apikal farklılaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Silya

Kısaca — Dineinin 9+2 aksonemde oluşturduğu düzenli bükülme, mukus ve yakalanan partiküllerin silyalarla proksimale taşınmasını sağlar.

Aksonemdeki dinein kolları ATP kullanarak komşu mikrotübül çiftlerini birbiri üzerinde kaydırır; bağlantı proteinleri bu kaymayı bükülmeye çevirir. Efektif ve geri dönüş vuruşlarının eşgüdümü mukosilier akımı oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Glikokaliks — Hücre yüzeyini örten karbonhidratça zengin tabakadır; enzim ve reseptör taşır ancak ritmik hareket üretmez.
  • Mikrovillus — Aktin çekirdekli hareketsiz uzantı olarak emilim yüzeyini artırır; mukusu lümen boyunca ilerletmez.
  • Stereosilya — Uzun aktin uzantısıdır ve motil aksonem taşımaz; mukosilier taşıma yapmaz.
  • Terminal ağ — Apikal sitoplazmadaki aktin ağıdır; mikrovillusları destekler ancak lümene uzanıp materyal taşımaz.

Aklında kalsın

Primer silyer diskinezide dinein fonksiyon bozukluğu tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, infertilite ve bazen situs inversusla birliktedir.

15. soru

İnce bağırsak villusunun merkezinde emilen şilomikronları taşıyan yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Santral lenfatik

Kısaca — Kapillerlere doğrudan geçemeyecek kadar büyük olan şilomikronlar, villusun santral lenfatiğine alınarak taşınır.

Enterositlerde yeniden esterlenen uzun zincirli yağ asitleri şilomikronlar hâlinde paketlenir. Bu lipoprotein parçacıkları villus kapillerleri yerine kör uçlu lenfatik damara geçer ve mezenterik lenf yoluyla dolaşıma katılır.

Neden diğerleri değil

  • Merkezi venül — Suda çözünen besinler villus kan kapillerlerine geçer; şilomikronların başlangıç yolu venöz dolaşım değildir.
  • Fenestralı kapiller — Villus kapillerleri fenestralıdır ancak şilomikronlar bu damarlara giremeyecek kadar büyüktür; lipidlerin ilk yolu lenfatiktir.
  • Düz kas demeti — Villusun lamina propriasındaki düz kas lifleri villusu kısaltır; emilmiş şilomikronları taşımaz.
  • Kript lümeni — Lieberkühn kriptleri villus tabanındaki bezlerdir; emilmiş lipidi dolaşıma iletmez.

Aklında kalsın

Kısa ve orta zincirli yağ asitleri şilomikron oluşturmadan portal kana geçebilir; lenf yolu özellikle uzun zincirli yağlar içindir.

16. soru

Bronş mukozasında hücre ve damar profilleri belirgin, kollajen lifleri ise seyrek ve rastgele dağılmış bir bağ dokusu izleniyor. Aşağıdaki bağ dokusu tiplerinden hangisi bu tanımı karşılar?

Cevabı göster

Cevap: E — Gevşek bağ dokusu

Kısaca — Gevşek lif ağı ve bol temel madde, bronş mukozasına difüzyon ile savunma hücresi göçüne elverişli esnek destek sağlar.

Bol amorf temel madde, küçük damarlarla epitel arasında metabolitlerin difüzyonunu ve savunma hücrelerinin hareketini kolaylaştırır. İnce lif ağı da mukozanın hareket sırasında biçim değiştirmesine izin verir.

Neden diğerleri değil

  • Sıkı düzenli bağ dokusu — Paralel Tip I kollajen demetleriyle tek eksenli çekmeye direnç gösterir; bronş lamina propriasının esnek dolgu fonksiyonuna uymaz.
  • Kahverengi yağ dokusu — UCP1 içeren multiloküler adiposit lobülleriyle tanınır; bağ dokusu hücreleri ile gevşek lif ağının egemen olduğu kesiti açıklamaz.
  • Sıkı düzensiz bağ dokusu — Farklı yönlerde uzanan kalın kollajen demetleriyle çok yönlü gerilmeye direnir; liflerin seyrek olduğu alanda beklenmez.
  • Beyaz yağ dokusu — Periferik çekirdekli uniloküler adipositlerin oluşturduğu lobüllerden oluşur; çeşitli bağ dokusu hücrelerinin baskın olduğu görünümü vermez.

Aklında kalsın

Papiller dermis gevşek, retiküler dermis ise sıkı düzensiz bağ dokusudur; dermis sorularında tabakanın adı ayırıcıdır.

17. soru

Seminifer epitelde büyük çekirdeği ve belirgin kaba kromatiniyle en sık görülen, uzun profaz I evresindeki germ hücresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Primer spermatosit

Kısaca — Profaz I’in uzun sürmesi primer spermatositleri kesitte biriktirir; iri çekirdek ve kaba kromatin homolog kromozom eşleşmesini yansıtır.

Spermatogonyumdan gelişen hücre DNA’sını eşledikten sonra adluminal kompartmana geçer ve uzun mayoz I profazına girer. Özellikle pakiten evresinin süresi, iri çekirdekli ve belirgin kromatinli bu hücrelerin seminifer epitelde sık görülmesine yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Spermatogonyum — Bazal laminaya komşu, mitozla çoğalan daha küçük germ hücresidir; profaz I kromatini taşımaz.
  • Sekonder spermatosit — Mayoz II’ye hızla girdiği için ömrü kısadır ve histolojik kesitlerde seyrek görülür.
  • Erken spermatid — Mayozu tamamlamış, lümene yakın yerleşen küçük ve yuvarlak haploid hücredir; iri kaba kromatinli değildir.
  • Geç spermatid — Spermiogenez sırasında çekirdeği uzayıp yoğunlaşan lümene yakın hücredir; profaz I evresinde bulunmaz.

Aklında kalsın

Homolog kromozomların kardeş olmayan kromatidleri arasındaki parça değişimi profaz I’in pakiten evresinde gerçekleşir.

18. soru

N-ucundaki kısa hidrofobik amino asit dizisi silinmiş salgı proteini, sentez sürerken ER’ye giremiyor.

İlk aksayan olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sinyal tanıma parçacığının bağlanamaması

Kısaca — N-terminal ER sinyal dizisi yoksa SRP bağlanamaz ve salgı proteininin kotranslasyonel ER hedeflenmesi daha başlamadan kesilir.

Ribozomdan çıkan hidrofobik sinyal dizisi, sinyal tanıma parçacığının bağlanma bölgesidir. Bu dizi silinince translasyon duraklatılamaz, kompleks ER zarındaki SRP reseptörü ve translokona götürülemez; sentez sitozolde sürer.

Neden diğerleri değil

  • COP-I vezikülü oluşamaması — Golgi’den ER’ye geri taşıma ve Golgi içi taşımada görev alır; proteinin ilk ER hedeflenmesinden sonra işler.
  • Mannoz-6-fosfat eklenememesi — Lizozomal hidrolazların Golgi’deki hedefleme işlemidir; protein ER’ye girmeden bu basamağa ulaşamaz.
  • Klatrin kılıfın ayrılamaması — Tomurcuklanan vezikülün sonraki taşınma basamağını aksatır; ribozomun ER’ye yönelmesini başlatmaz.
  • KDEL reseptörünün aktive olamaması — Golgi’ye kaçan ER lümen proteinlerini geri getirir; yeni sentezlenen proteinin ER’ye ilk girişini sağlamaz.

Aklında kalsın

Serbest ve ER’ye bağlı ribozomlar yapısal olarak aynıdır; ribozomun yerini sentezlenen proteindeki hedefleme dizisi belirler.

19. soru

Gastrulasyonda primitif çizgiden göç etmeyip epiblast yüzeyinde kalan hücreler aşağıdakilerden hangisini oluşturur?

Cevabı göster

Cevap: C — Ektoderm

Kısaca — İçe girmeyen epiblast, endoderm ve mezoderm ayrıldıktan sonra yüzeyde ektoderm olarak kalır.

Primitif çizgiden giren ilk epiblast hücreleri hipoblastı yerinden ederek definitif endodermi, daha sonra girenler iki tabaka arasına yayılarak intraembriyonik mezodermi oluşturur. Göç etmeyen epiblast hücreleri böylece üçüncü germ yaprağı olan ektoderme dönüşür.

Neden diğerleri değil

  • Definitif endoderm — Primitif çizgiden ilk geçen epiblast hücrelerinin hipoblastın yerini almasıyla oluşur.
  • Ekstraembriyonik mezoderm — Primitif çizgi oluşmadan önce belirir ve trilaminar embriyonun üç germ yaprağından biri değildir.
  • Notokord — Primitif düğümden kraniyale göç eden orta hat mezoderm hücrelerinin ardışık dönüşümleriyle gelişir.
  • Ara mezoderm — Primitif çizgiden göç eden intraembriyonik mezodermin paraaksiyal ve lateral plak arasındaki bölümüdür.

Aklında kalsın

Orofaringeal ve kloakal membranlarda ektoderm ile endoderm doğrudan temas eder; bu iki bölgede araya mezoderm girmez.

20. soru

İntravasküler belirtecin aköz hümöre geçmesi, aşağıdaki hücre bağlantılarından hangisinin bozulduğunu düşündürür?

Cevabı göster

Cevap: C — Pigmentsiz siliyer epitel sıkı bağlantısı

Kısaca — Pigmentsiz siliyer epitelde sıkı bağlantı kaybı paracelüler yolu açarak kandaki belirtecin aköz hümöre geçmesine neden olur.

Siliyer çıkıntı kapillerleri fenestralı olduğundan plazma bileşenleri stromaya ulaşabilir. Pigmentsiz epitel hücreleri arasındaki zonula okludensler bu maddelerin hücreler arasından arka kamaraya sızmasını önler; bağlantının bozulması kan-aköz bariyerinin epitelyal ayağını ortadan kaldırır.

Neden diğerleri değil

  • Kornea endotel desmozomu — Kornea endotel bağlantıları stromal sıvı dengesine katkı sağlar; intravasküler geçişi sınırlayan kan-aköz bariyeri değildir.
  • Kornea epitel hücreleri arasındaki desmozom — Kornea yüzey epitelindeki hücreler arası mekanik tutunmayı sağlar; damar lümeni ile aköz hümör arasındaki kan-aköz bariyerini oluşturmaz.
  • Lens lifi gap junction’ı — Avasküler lenste iyon ve metabolit paylaşımını sağlar; kan ile aköz hümör arasındaki sızıntıyı kontrol etmez.
  • Kornea epitel hemidesmozomu — Kornea epitelini bazal membrana bağlar; damar lümeni ile aköz hümör arasındaki kan-aköz bariyerini oluşturmaz.

Aklında kalsın

Ön üveitte bariyer geçirgenliğinin artması, proteinlerin ön kamaraya çıkmasına ve biyomikroskopide aköz flare’e yol açar.

21. soru

Aşağıdaki maddelerden hangisi hücre zarının lipit çift tabakasından basit difüzyonla kolayca geçmez?

Cevabı göster

Cevap: E — Sodyum iyonu

Kısaca — Na+, yükü ve hidrasyon kabuğu nedeniyle lipit faza giremediğinden çift tabakayı basit difüzyonla kolayca aşamaz.

Bir iyonun düşük dielektrik özellikteki hidrofobik çekirdeğe girmesi, çevresindeki su moleküllerinden ayrılmasını gerektiren büyük bir enerji engeli oluşturur. Bu nedenle Na+ membranı ancak iyon kanalları veya taşıyıcı proteinler aracılığıyla geçer.

Neden diğerleri doğru

  • Oksijen — Küçük, yüksüz ve apolar olduğundan lipit çekirdeğinde çözünerek konsantrasyon gradyanı yönünde geçer.
  • Karbondioksit — Küçük ve yüksüz bir gaz olduğundan çift tabakayı taşıyıcı gerektirmeden aşar.
  • Etanol — Küçük ve yüksüzdür; lipitte çözünen bölümü çift tabakadan geçişine izin verir.
  • Steroid yapılı hormonlar — Kolesterol türevi ve lipofilik olduklarından plazma membranından doğrudan geçer.

Aklında kalsın

Yüksüz olmak tek başına yeterli değildir; büyük ve hidrofilik glukoz membranı kolaylaştırılmış difüzyonla geçer.

22. soru

I. Kasılmada A bandının boyu kısalır

II. I bandı kısalır

III. H zonu daralır

Çizgili kasta kasılma mekanizması ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: B — II ve III

Kısaca — Kalın filament boyu sabit, aktin-miyozin örtüşmesi artmış olduğundan A bandı değişmez; I bandı ve H zonu daralır, bileşim II ve III’tür.

Kayan filament modelinde bant değişiklikleri filamentlerin kısalmasından değil, ince filamentlerin sarkomer merkezine ilerleyerek kalın filamentlerle daha fazla örtüşmesinden doğar.

İfadeler

  • I — A bandının boyu kısalır — yanlış, A bandı kalın filamentin tüm uzunluğunu gösterir ve kasılmada değişmez.
  • II — I bandı kısalır — doğru, yalnız ince filament içeren bölge artan örtüşmeyle daralır.
  • III — H zonu daralır — doğru, yalnız kalın filament içeren merkez bölgeye aktinlerin ilerlemesi H zonunu küçültür.

Aklında kalsın

Filament boyları korunurken Z çizgileri yaklaşır ve sarkomer kısalır. I yanlış, II ve III doğru olduğundan cevap II ve III’tür.

23. soru

Aşağıdaki hormon – başlıca etki eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — Kolesistokinin – Safra kesesi kasılması

Kısaca — Duodenal yağ ve amino asitlerle salınan kolesistokinin, CCK-A reseptörleri üzerinden safra kesesini kasarak safra akışını artırır.

I hücrelerinden salınan kolesistokinin, safra kesesi düz kasını uyarırken Oddi sfinkterinin gevşemesini destekler. Böylece depolanmış safra, özellikle lipit sindirimi için duodenuma yönlendirilir.

Neden diğerleri değil

  • Sekretin – Mide asit salgısında artış — Sekretin duodenal asitle salınır ve mide asidi üretimini artırmak yerine baskılar.
  • Sekretin – Safra kesesi kasılması — Sekretin bikarbonatça zengin kanal salgısını artırır; güçlü safra kesesi kasılması CCK etkisidir.
  • Gastrin – Pankreastan bikarbonat salgısı — Gastrinin başlıca etkisi mide asidi salgısıdır; pankreas kanal bikarbonatını sekretin uyarır.
  • Kolesistokinin – Mide boşalmasında hızlanma — Kolesistokinin duodenal yağ yükünü sınırlamak için mide boşalmasını yavaşlatır.

Aklında kalsın

Kolesistokinin vagal afferentleri uyararak tokluk sinyali de oluşturur; yağlı bir öğünden sonra erken doyma hissinin nedenlerinden biridir.

24. soru

Akciğerin sınırlı bir bölgesinde alveoler oksijen parsiyel basıncının düşmesiyle gelişen lokal damar yanıtının temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hipoksik bölgedeki arteriyollerin daralarak kanı daha iyi havalanan bölgelere yönlendirmesi

Kısaca — Alveoler hipoksi pulmoner arteriyolleri daraltarak az havalanan bölgenin kanlanmasını azaltır ve ventilasyon-perfüzyon uyumunu iyileştirir.

Düşük alveoler oksijen, pulmoner damar düz kasında oksijene duyarlı potasyum kanallarının aktivitesini azaltıp depolarizasyona yol açar. Kalsiyum girişiyle gelişen kasılma lokal damar direncini artırır; kan akımı daha iyi havalanan alanlara kayar.

Neden diğerleri değil

  • Hipoksik bölgedeki venüllerin genişleyerek bu bölgenin kapiller kan hacmini artırması — Venül genişlemesi kanın bölgeden uzaklaştırılmasını sağlamaz.
  • Hipoksik bölgedeki bronşiyollerin daralarak bu bölgenin ventilasyonunu azaltması — Havayolu yanıtıdır; sorulan damar yanıtını açıklamaz.
  • Hipoksik bölgedeki kapiller geçirgenliğin artarak gaz difüzyonunu hızlandırması — Geçirgenlik artışı ödem yapıp difüzyonu zorlaştırır.
  • Hipoksik bölgedeki arteriyollerin genişleyerek bu bölgenin kan akımını artırması — Sistemik dokudaki hipoksi yanıtıdır; akciğerde yön tersidir.

Aklında kalsın

Yüksek irtifa gibi yaygın alveoler hipokside kanın yönlendirileceği iyi havalanan alan azalır; yaygın vazokonstriksiyon pulmoner arter basıncını yükseltir.

25. soru

Ortalama arteriyel basınç 95 mmHg olan bir kişide alveolar hiperventilasyonla arteriyel PCO2 düşer. Serebral arteriyoller PCO2 ve H+ değişimine duyarlıdır.

Bu durumda serebral kan akımı için beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Arteriyoler vazokonstriksiyonla akım azalır

Kısaca — Akut hipokapni serebral arteriyolleri daraltır; normal perfüzyon basıncında serebral kan akımı azalır.

CO2 kan-beyin bariyerini hızla geçer ve beyin hücre dışı sıvısında H+ oluşumunu belirler. Arteriyel PCO2 azalınca H+ da azalır; damar düz kası kasılarak serebral direnci yükseltir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ortalama arteriyel basıncın 95 mmHg olması → basınç otoregülasyonu korunur; ancak basınca bağlı otoregülasyon hipokapninin vazokonstriktör etkisini ortadan kaldırmaz.
  • Alveolar hiperventilasyonla arteriyel PCO2 düşmesi → akut hipokapniyi ve vazokonstriktör yönü gösterir.
  • Serebral arteriyollerin PCO2 ile H+ değişimine duyarlı olması → değişikliğin kimyasal aracısını belirler.

Neden diğerleri değil

  • Otoregülasyon sayesinde akım değişmez — Basınca bağlı otoregülasyon hipokapninin vazokonstriktör etkisini ortadan kaldırmaz; akım azalır.
  • Metabolik vazodilatasyonla akım artar — Metabolik aktivite artışı belirtilmiyor; hipokapninin vazokonstriktör etkisi yönü belirler.
  • Hipoksinin baskın etkisiyle akım artar — Arteriyel hipoksi saptanmıyor; hiperventilasyonun doğrudan değişkeni PCO2’dir.
  • Adenozin birikimiyle akım artar — Adenozin iskemi veya yüksek metabolik gereksinimde birikir; burada bu koşullar bulunmuyor.

Aklında kalsın

Uzamış PCO2 değişikliklerinde beyin omurilik sıvısındaki bikarbonat uyumu, serebral damar yanıtını zamanla zayıflatır.

26. soru

Aşağıdaki metabolik değişikliklerden hangisi büyüme hormonunun IGF-1 aracılığı gerektirmeyen, anti-insülin etkilerinden biridir?

Cevabı göster

Cevap: A — Yağ dokusunda triaçilgliserol yıkımının artırılması

Kısaca — Büyüme hormonu, IGF-1 gerektirmeden yağ depolarını mobilize ederek insülinin yağ depolayıcı etkisine karşı koyar.

Büyüme hormonu adipositlerde lipolizi uyarır; dolaşıma çıkan serbest yağ asitleri enerji kaynağı olarak kullanılır. Kas ve yağ dokusunda insülinin glukoz kullanımını artırıcı etkisinin zayıflaması, glukozun dolaşımda kalmasına katkıda bulunur.

Neden diğerleri değil

  • İskelet kasında glukoz alımının artırılması — İnsülinin GLUT4 taşıyıcılarını hücre zarına yerleştirmesiyle gerçekleşir.
  • Karaciğerde glukoz üretiminin azaltılması — İnsülinin glukoneogenez ve glikojenolizi baskılayan etkisidir.
  • Yağ dokusunda yağ asitlerinin triaçilgliserole esterifikasyonunun artırılması — İnsülinin desteklediği yağ depolama yönüdür.
  • İskelet kasında glikojen sentezinin artırılması — İnsülinin glikojen sentazı aktive eden etkisiyle uyumludur.

Aklında kalsın

Büyüme hormonunun protein sentezini artırması, karbonhidrat metabolizmasında da insülin gibi davrandığı anlamına gelmez; fazlalığı glukoz intoleransına yol açabilir.

27. soru

Aşağıdakilerden hangisi serebral kan akımını artıran fizyolojik faktörlerden biri değildir?

Cevabı göster

Cevap: C — Arteriyel oksijen parsiyel basıncının normalin belirgin üzerine çıkması

Kısaca — Normalin üzerindeki arteriyel oksijen basıncı vazodilatör uyaran oluşturmaz; hiperoksi hafif vazokonstriksiyonla akımı azaltabilir.

Hemoglobin normal koşullarda oksijene büyük ölçüde doymuş olduğundan arteriyel oksijen basıncının daha da yükselmesi kanın oksijen içeriğini yalnızca sınırlı artırır. Metabolik vazodilatasyon oluşmaz; hiperoksinin damar direncini hafifçe artırması serebral kan akımında artışı engeller.

Neden diğerleri doğru

  • Arteriyel karbondioksit parsiyel basıncında yükselme — Karbondioksit kan-beyin bariyerini geçip hidrojen iyonu oluşumunu artırarak güçlü vazodilatasyon yapar.
  • Beyin dokusunda hidrojen iyonu konsantrasyonunda artma — Hücre dışı sıvıda pH düşmesi serebral direnç damarlarını genişletir.
  • Bölgesel nöronal aktivitede artma — Aktif dokuda biriken metabolitler ve damar sinyalleri bölgesel fonksiyonel hiperemi oluşturur.
  • Arteriyel oksijen parsiyel basıncının ağır şekilde düşmesi — Ağır hipoksemi serebral arteriyolleri genişleterek oksijen sunumunu korumaya çalışır.

Aklında kalsın

Serebral perfüzyon basıncı yaklaşık olarak ortalama arter basıncı ile intrakraniyal basınç arasındaki farktır; intrakraniyal basınç artışı akımı azaltır.

28. soru

İzole toplayıcı kanal hücresinde ADH su geçirgenliğini artırmıyor. V2 reseptör sayısı ölçümlerde normal düzeyde tespit ediliyor. Forskolin cAMP’yi, apikal AQP2'yi ve su akımını düzeltiyor.

Bu bozukluk aşağıdaki basamaklardan hangisinde ortaya çıkıyor?

Cevabı göster

Cevap: E — V2 reseptörü ile adenilat siklaz arasındaki Gs eşleşmesi

Kısaca — Forskolinin tüm distal yanıtı düzeltmesi, defekti adenilat siklazın önündeki V2–Gs sinyal eşleşmesine yerleştirir.

ADH, V2 reseptöründen Gs aracılığıyla adenilat siklazı aktive eder; oluşan cAMP, protein kinaz A üzerinden AQP2'nin apikal membrana yerleşmesini sağlar. Forskolin adenilat siklazı reseptör ve Gs’yi atlayarak aktive ettiğinden cAMP, AQP2 ve su akımının düzelmesi sonraki basamaklarının sağlam olduğunu gösterir.

Tanıya götüren bulgular

  • ADH’nin etkisiz olması ve V2 reseptör sayısının normal bulunması → reseptör kaybını dışlayıp reseptör sonrası iletim bozukluğunu düşündürür.
  • Forskolinle cAMP’nin düzelmesi → adenilat siklazın fonksiyonel olduğunu, defektin onun önünde bulunduğunu gösterir.
  • Apikal AQP2 ve su akımının birlikte düzelmesi → protein kinaz A’dan su geçişine kadar olan distal yolun sağlam olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • AQP2 su kanalının por yapısı — Forskolin sonrası su akımının düzelmesi AQP2 porunun su iletebildiğini gösterir.
  • Bazolateral AQP3 üzerinden su çıkışı — Hücre boyunca su akımının düzelmesi bazolateral çıkış yolunun fonksiyonel olduğunu gösterir.
  • Protein kinaz A’nın AQP2 veziküllerini fosforile etmesi — Forskolinle apikal AQP2 artışı, cAMP sonrası protein kinaz A basamağının çalıştığını gösterir.
  • AQP2 veziküllerinin apikal membranla birleşmesi — Apikal AQP2'nin düzelmesi vezikül birleşme mekanizmasının sağlam olduğunu gösterir.

Aklında kalsın

Nefrojenik diabetes insipidusta böbrek ADH sinyaline yanıt veremediğinden desmopressin etkisiz veya sınırlı etkili kalır.

29. soru

Belirteç – ilişkili organ veya doku eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: B — GGT – Safra yolları

Kısaca — Safra kanalikülü ve duktus epitelindeki GGT’nin kolestazla dolaşıma geçmesi, enzimi safra yolu hasarının belirteci yapar.

GGT hepatobiliyer hücrelerin zarında yoğun bulunur ve safra akımının bozulmasıyla serum aktivitesi artar. Bu nedenle kolestatik enzim paterninin değerlendirilmesinde kullanılır.

Neden diğerleri değil

  • GGT – Kalp kası — GGT kardiyak kas hasarı belirteci değildir; kalp kökenli nekroz troponinlerle değerlendirilir.
  • Kreatin kinaz MB – Safra yolları — CK-MB esas olarak miyokartla ilişkilidir; safra yolu epitel hasarını yansıtmaz.
  • ALP – Yalnızca böbrek — ALP’nin karaciğer ve kemik başta olmak üzere birden fazla dokuya ait izoenzimleri bulunur.
  • Lipaz – Kalp kası — Lipaz pankreas asiner hücre hasarını yansıtır; kardiyak kas belirteci değildir.

Aklında kalsın

Akut pankreatitte lipaz, amilaza göre pankreas için daha özgüdür ve serumda daha uzun süre yüksek kalır.

30. soru

Aşağıdakilerden hangisi insülinin iskelet kasındaki etkilerinden biridir?

Cevabı göster

Cevap: C — GLUT4'ün plazma zarına taşınarak glukoz alımının artması

Kısaca — İnsülin, hücre yüzeyindeki GLUT4 sayısını artırarak iskelet kasına glukoz girişini hızlandırır.

İnsülin reseptörünün tirozin kinaz aktivitesi, IRS üzerinden PI3K/Akt yolunu uyarır. Akt, GLUT4 içeren veziküllerin hücre içinden plazma zarına taşınmasını sağlar; böylece yeni taşıyıcı sentezi beklenmeden glukozun kolaylaştırılmış difüzyonla hücreye girişi artar.

Neden diğerleri değil

  • Glikojen fosforilazın fosforilasyonla aktifleşmesi — Glikojen yıkımını artırır; insülin bu enzimin defosforilasyonla inaktivasyonunu destekler.
  • Hormona duyarlı lipazın aktifleştirilmesi — Yağ dokusunda lipolizi artırır; insülin lipolizi baskılar.
  • Protein yıkımının hızlanması — Amino asit açığa çıkaran katabolik etkidir; insülin kas proteolizini azaltır.
  • Glukoneojenik enzim transkripsiyonunun artması — Karaciğerin açlık yanıtıdır; insülin bu genlerin transkripsiyonunu baskılar.

Aklında kalsın

Kas kasılması da insülinden bağımsız olarak GLUT4'ü hücre yüzeyine taşır; bu nedenle insülin direncinde egzersiz sırasında glukoz alımı artabilir.

31. soru

Uzamış açlıkta karaciğer mitokondrisinde asetil-KoA birikimi bir glukoneogenez enzimini allosterik olarak aktive eder.

ATP ve biyotin kullanan bu enzim, pirüvatı aşağıdaki ürünlerden hangisinin oluşumu yönünde karboksiller?

Cevabı göster

Cevap: E — Oksaloasetat

Kısaca — Asetil-KoA ile aktive olan biyotinli pirüvat karboksilaz, ATP harcayarak pirüvattan oksaloasetat oluşturur.

Pirüvat karboksilazda biyotine bağlanan CO2, ATP ile aktive edildikten sonra pirüvata aktarılır. Oluşan oksaloasetat, glukoneogenezin mitokondrideki ilk zorunlu ara ürünüdür.

Neden diğerleri değil

  • Laktat — Pirüvatın laktat dehidrojenazla NADH kullanılarak indirgenmesiyle oluşur; karboksilasyon ürünü değildir.
  • Asetil-KoA — Pirüvat dehidrojenazın oksidatif dekarboksilasyon ürünüdür ve pirüvat karboksilazı aktive eden sinyaldir.
  • Alanin — Pirüvatın alanin aminotransferazla amino grubu alması sonucu oluşur; ATP ve biyotin kullanılmaz.
  • Fosfoenolpirüvat — Oksaloasetattan PEP karboksikinaz aracılığıyla ve GTP harcanarak oluşan bir sonraki üründür.

Aklında kalsın

Oksaloasetat mitokondri iç zarını doğrudan geçemez; sitozole çoğunlukla malat veya aspartat biçiminde taşınır.

32. soru

Hipoksantin ve guanini PRPP kullanarak yeniden nükleotide dönüştüren kurtarma yolu enzimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Hipoksantin-guanin fosforiboziltransferaz (HGPRT)

Kısaca — HGPRT, PRPP’nin fosforibozil grubunu hipoksantin ve guanine aktararak bu bazları sırasıyla IMP ve GMP olarak kurtarır.

HGPRT serbest pürin bazlarını yeniden kullanıma sokarken PRPP tüketir ve de novo pürin sentezine giden akışı azaltır. Enzim kaybında hem kurtarma aksar hem de artan PRPP nedeniyle pürin sentezi ve ürik asit oluşumu hızlanır.

Neden diğerleri değil

  • Adenozin deaminaz — Adenozin ve deoksiadenozini deamine eder; serbest bazları PRPP’ye bağlamaz.
  • Ksantin oksidaz — Hipoksantin ile ksantini ürik aside doğru oksitler; kurtarma değil yıkım yolunda çalışır.
  • PRPP sentetaz — Riboz-5-fosfattan PRPP üretir; hipoksantin veya guanini nükleotide dönüştürmez.
  • AMP deaminaz — AMP’yi IMP’ye çevirir; serbest pürin bazlarının kurtarılmasını katalizlemez.

Aklında kalsın

Tam HGPRT eksikliği Lesch-Nyhan sendromuna; kısmi eksiklik ise nörolojik bulgu olmaksızın hiperürisemi ve gut paternine yol açabilir.

33. soru

Bitkisel kaynaklı demirin bağırsaktan emilimini artırmak için ferrik demiri daha çözünebilir ferro şekle indirgeyen vitamin aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — C vitamini

Kısaca — Askorbik asit, non-hem demiri indirgenmiş ve çözünür durumda tutarak duodenal taşınmaya elverişli hâle getirir.

Bitkisel demirin Fe3+ biçimi bağırsak lümeninde kolayca çözünmez. Askorbat bunu Fe2+ biçimine indirger ve çözünür kompleksler oluşturarak demirin duodenal enterosite taşınmasını kolaylaştırır.

Neden diğerleri değil

  • A vitamini — Görme döngüsü ve epitel farklılaşmasında görev yapar; lümende ferrik demiri indirgemez.
  • B₁₂ vitamini — İntrinsik faktörle terminal ileumdan emilir ve iki enzime kofaktörlük eder; non-hem demir emilimini artırmaz.
  • D vitamini — Bağırsakta başlıca kalsiyum ve fosfat emilimini artırır; demiri ferro biçime dönüştürmez.
  • K vitamini — Pıhtılaşma proteinlerinin γ-karboksilasyonunda kofaktördür; demir için indirgen değildir.

Aklında kalsın

Hepcidin, ferroportinin hücre içine alınmasını sağlayarak enterositten kana demir çıkışını ve makrofajlardan demir salınmasını azaltır.

34. soru

Yenidoğan taramasında fenilalanin düzeyi yüksek bulunan bebekte açık ten, egzamatöz döküntü ve idrarda küf kokusu gelişiyor. Tedavi gecikirse nörogelişimsel gerilik bekleniyor.

Aşağıdaki amino asitlerden hangisinin bu hastanın beslenmesinde yeterli verilmesi özellikle önemlidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Tirozin

Kısaca — Fenilalaninden tirozin üretilemediğinde tirozin koşullu esansiyel olur; fenilalanin kısıtlanırken yeterli tirozin verilmelidir.

Fenilalanin hidroksilaz normalde tetrahidrobiyopterin kullanarak fenilalanini tirozine dönüştürür. Bu basamak çalışmadığında hem nörotoksik fenilalanin ve fenilketonlar birikir hem de endojen tirozin üretimi azalır; bu nedenle tedavi yalnız fenilalanini kısıtlamakla tamamlanmaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Yenidoğan taramasında fenilalanin yüksekliği → fenilalanin metabolizmasındaki bloğu erken dönemde gösterir.
  • Açık ten, tirozin ve melanin sentezindeki azalmanın fenotipik sonucudur.
  • Egzamatöz döküntü, tedavisiz fenilketonüride yüksek fenilalanin ve metabolitlerinin toksik etkisiyle ilişkili deri bulgusudur.
  • İdrarda küf kokusu → fenilalaninden oluşan fenilasetat gibi yan ürünleri düşündürür.
  • Tedavisiz nörogelişimsel gerilik → yüksek fenilalaninin gelişen beyindeki toksik etkisini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Metiyonin — Kükürtlü esansiyel amino asittir; fenilalanin hidroksilaz bloğu metiyonin gereksinimini seçici olarak artırmaz.
  • Triptofan — Serotonin ve niasin öncüsüdür; fenilalaninden sentezlenmediği için bu blokta koşullu esansiyel hâle gelmez.
  • Valin — Dallı zincirli esansiyel amino asittir; fenilalanin-tirozin yolunun ürünü değildir.
  • Histidin — Büyümede gerekli esansiyel amino asittir; fenilalanin metabolizmasındaki blokla özgül ilişkisi yoktur.

Aklında kalsın

Tetrahidrobiyopterin defektleri fenilalanin yüksekliğine ek olarak dopamin ve serotonin sentezini de azaltır; yalnız diyet tedavisi yeterli olmayabilir.

35. soru

Çekirdekli hücrelerde üretilen, kas kitlesinden görece bağımsız olan ve glomerüler filtrasyon hızı tahmininde kullanılan düşük molekül ağırlıklı protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sistatin C

Kısaca — Sistatin C’nin üretimi kas kitlesine az bağımlı olduğundan serum düzeyi, kas kaybında da filtrasyonun kestirimine yardımcı olur.

Sistatin C, sistein proteaz inhibitörüdür; glomerülden serbestçe süzülür, proksimal tübülde geri alınarak parçalanır ve tübüler sekresyona uğramaz. Filtrasyon azaldığında dolaşımdan uzaklaştırılması yavaşlar ve serum düzeyi yükselir.

Neden diğerleri değil

  • İnülin — Filtrasyon ölçümünde kullanılan eksojen polisakkarittir; hücrelerde üretilen protein değildir.
  • Kreatinin — Kas kreatininden oluşur; üretimi kas kitlesinden belirgin etkilenir.
  • Üre — Karaciğerde azotun uzaklaştırılması için sentezlenir; protein değil, küçük azotlu moleküldür.
  • PAH — Belirgin tübüler sekresyonu sayesinde efektif renal plazma akımını ölçmede kullanılır.

Aklında kalsın

Sistatin C de böbrek dışı etkenlerden tamamen bağımsız değildir; glukokortikoid kullanımı ve tiroit fonksiyon bozuklukları yorumunu etkileyebilir.

36. soru

Sitoplazmada yanlış katlanmış, kısa ömürlü bir proteinin ATP bağımlı olarak parçalanmasından öncelikle sorumlu olan sistem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ubiquitin-proteazom sistemi

Kısaca — Poliubiquitin etiketi, kısa ömürlü veya defektif sitozolik proteini ATP kullanan 26S proteazomda seçici yıkıma gönderir.

E1 enziminin ATP ile aktive ettiği ubiquitin, E2 ve özgüllüğü sağlayan E3 ligaz aracılığıyla hedef proteine zincir hâlinde eklenir. 26S proteazom işaretli proteini tanır, ATP kullanarak açar ve çekirdek bölümünde kısa peptitlere ayırır.

Neden diğerleri değil

  • Lizozomal hidrolaz sistemi — Endositoz kargosu, uzun ömürlü protein ve organelleri asidik ortamda yıkar; kısa ömürlü sitozolik hedeflerde öncelikli değildir.
  • Peroksizomal oksidaz sistemi — Çok uzun zincirli yağ asitlerini okside eder ve hidrojen peroksit üretir; protein kalite kontrol sistemi değildir.
  • Endozomal geri dönüşüm sistemi — İçselleştirilen reseptör ve zar bileşenlerini hücre yüzeyine döndürür; sitozolik proteinleri parçalamaz.
  • Kaspaz aracılı proteoliz sistemi — Apoptozda hedef proteinleri kaspazlar keser; kısa ömürlü yanlış katlanmış sitozolik proteinlerin ATP bağımlı seçici yıkımı değildir.

Aklında kalsın

Endoplazmik retikulumda yanlış katlanan proteinler de ilişkili yıkım yoluyla sitozole çıkarılır, ubiquitinlenir ve proteazoma teslim edilir.

37. soru

Bikarbonat tampon sisteminin pKa değeri plazma pH’ından uzak olmasına rağmen güçlü fizyolojik etki göstermesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Bileşenlerinin akciğer ve böbreklerce bağımsız düzenlenmesi

Kısaca — Bileşenlerin iki organca ayrı ayrı ayarlanması tamponu açık sistem yapar; sürekli yenilenme, uygun olmayan pKa değerini telafi eder.

Ventilasyon CO2’yi uzaklaştırırken böbrekler süzülen HCO3− iyonunu geri emer ve yeni bikarbonat üretir. Pay ile paydanın bağımsız kontrol edilmesi, asit veya baz yükü karşısında tampon çiftinin tükenmesini sınırlar.

Neden diğerleri değil

  • Her iki bileşenin böbrekten süzülmemesi — HCO3− glomerülden süzülür ve büyük ölçüde geri emilir; bu önerme sistemin gücünü açıklamaz.
  • Yalnız eritrositte bulunması — Bikarbonat plazma ve interstisyel sıvıda da bulunur; ekstrasellüler tamponlamanın temel bileşenidir.
  • Proteinlere geri dönüşümsüz bağlanması — Tamponlama geri dönüşümlü proton alışverişi gerektirir; geri dönüşümsüz bağlanma sistemi tüketirdi.
  • Karbonik anhidrazdan bağımsız çalışması — Reaksiyon kendiliğinden olsa da enzim, fizyolojik hızda denge kurulmasını sağlar.

Aklında kalsın

Karbonik anhidraz inhibisyonu bikarbonat kaybına yol açarak normal anyon açıklıklı metabolik asidoz oluşturabilir.

38. soru

Gebeliğin otuz ikinci haftasında doğan bir yenidoğan için total parenteral nütrisyon planlanıyor.

Transsülfürasyon yolağı enzimlerinin henüz olgunlaşmamış olması nedeniyle bu bebekte koşullu esansiyel hale gelen amino asit aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sistein

Kısaca — Prematürede transsülfürasyon yetersizliği, metiyoninden üretimi sınırlayarak sisteini dışarıdan karşılanması gereken koşullu esansiyel amino asit yapar.

Metiyonin önce homosisteine dönüşür; homosistein ile serinden sistatiyonin β-sentaz aracılığıyla sistatiyonin, ardından sistatiyonin γ-liyaz aracılığıyla sistein oluşur. Prematürede özellikle sistatiyonin γ-liyaz aktivitesi düşük olduğundan endojen sentez büyüme gereksinimini karşılayamaz ve parenteral nütrisyonla sistein sağlanması gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Gebeliğin otuz ikinci haftasında doğum → amino asit sentez yollarının olgunlaşmadığı prematüre dönemi gösterir.
  • Total parenteral nütrisyon planlanması → endojen üretimi yetersiz amino asidin beslenme çözeltisiyle karşılanmasını gerektirir.
  • Transsülfürasyon enzimlerinin olgunlaşmamış olması → metiyoninden sistein sentezindeki basamağı hedefler.

Neden diğerleri değil

  • Tirozin — Fenilalaninden fenilalanin hidroksilazla sentezlenir; prematürede koşullu esansiyel olabilse de transsülfürasyon ürünü değildir.
  • Arginin — Üre döngüsü ve bağırsak-böbrek eksenindeki sentez yetersizliğinde koşullu esansiyel olur; metiyoninden oluşmaz.
  • Alanin — Pirüvatın transaminasyonuyla kolayca sentezlenen nonesansiyel amino asittir; bu yol prematüriteye özgü olarak sınırlanmaz.
  • Prolin — Glutamattan sentezlenen nonesansiyel amino asittir; transsülfürasyon enzimlerinin aktivitesine bağımlı değildir.

Aklında kalsın

Transsülfürasyonun iki temel enzimi de vitamin B6 bağımlıdır; sistatiyonin β-sentaz eksikliğinde homosistein birikir.

39. soru

Glukagon etkisiyle karaciğer pirüvat kinazının aktivitesinin azalmasına yol açan düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Protein kinaz A aracılı fosforilasyon

Kısaca — Açlıkta cAMP–PKA sinyali karaciğer pirüvat kinazını fosforile ederek glikolizi yavaşlatır ve karbonu glukoneogeneze yönlendirir.

Glukagon reseptörü Gs üzerinden adenilat siklazı aktive eder; yükselen cAMP, protein kinaz A’yı uyarır. Protein kinaz A’nın karaciğer L izoenzimini fosforile etmesi fosfoenolpirüvatın pirüvata dönüşümünü azaltarak açlıkta glukozun korunmasını sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Protein fosfataz aracılı defosforilasyon — İnsülin etkisiyle L izoenzimini aktive eder; glukagonun oluşturduğu inhibisyonu tersine çevirir.
  • Sınırlı proteoliz — Zimojenleri genellikle geri dönüşümsüz aktive eder; hızlı ve geri dönüşümlü hormonal düzenleme değildir.
  • Ubikuitinlenme — Proteazomal yıkıma yönlendirerek enzim miktarını değiştirir; akut kovalent aktivite anahtarı değildir.
  • Alanin ile allosterik inhibisyon — Alanin karaciğer pirüvat kinazının gerçek bir allosterik inhibitörüdür; glukagonun L izoenzimini baskılaması ise protein kinaz A aracılı fosforilasyonla gerçekleşir.

Aklında kalsın

Glukagonun fosforilasyonla oluşturduğu bu düzenleme karaciğer L izoenzimine özgüdür; kas M izoenzimi aynı açlık sinyaline yanıt vermez.

40. soru

Üçlü heliks yapısı normal olan prokollajenin hücre dışına salgılanması korunmasına rağmen kollajen fibrillerinin oluşmadığı saptanıyor; bu duruma aşağıdaki basamaklardan hangisinin engellenmesi neden olur?

Cevabı göster

Cevap: D — Prokollajen uç peptitlerinin kesilmesi

Kısaca — Hücre dışında uç propeptitler kesilmezse tropokollajen açığa çıkmaz ve normal prokollajen salgılansa bile fibril kurulamaz.

Prokollajenin amino ve karboksil uçlarındaki uzantılar, molekülü hücre içinde çözünür tutar. Salgı sonrası prokollajen peptidazların yaptığı kesim, tropokollajenin yan yana dizilmesini ve fibril polimerizasyonunu mümkün kılar.

Neden diğerleri değil

  • Alfa zincir translasyonu — Prokollajen polipeptitlerini üretir; bozulsa normal üçlü heliks elde edilemezdi.
  • Prolin hidroksilasyonu — Üçlü heliksi hidrojen bağlarıyla stabilize eder; eksikliğinde heliks normal kalmazdı.
  • Üçlü heliks oluşumu — Prokollajenin hücre içindeki katlanma basamağıdır; normal olduğu baştan gösterilmiştir.
  • Golgi paketlenmesi — Prokollajeni salgı veziküllerine yönlendirir; hücre dışında molekül bulunması bu basamağın işlediğini gösterir.

Aklında kalsın

Fibril oluştuktan sonraki dayanıklılık basamağı, lizil oksidazın bakıra bağımlı olarak tropokollajenler arasında kovalent çapraz bağ kurmasıdır.

41. soru

İdrar yolu enfeksiyonu için trimetoprim başlanan bir kadın hastada birkaç gün içinde serum kreatinininde belirgin yükselme saptanıyor. Aynı dönemde üre ve sistatin C düzeylerinde değişiklik saptanmıyor, idrar çıkışı korunuyor ve idrar sedimentinde aktif bulgu tespit edilmiyor.

Bu hastada gerçek glomerüler filtrasyon hızı değişmeksizin gelişen tabloya yol açması en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Proksimal tübülde kreatinin sekresyonunun kompetitif inhibisyonu

Kısaca — Trimetoprim kreatinin sekresyonunu azaltarak serum kreatininini yükseltir; filtrasyon korunuyorsa bu artış yalancı GFH düşüşüdür.

Kreatinin glomerüler filtrasyona ek olarak proksimal tübüldeki organik katyon taşıyıcılarıyla bir miktar sekrete edilir. Trimetoprim bu taşıma basamağını engelleyince renal kreatinin atılımı azalır ve yeni denge daha yüksek serum kreatininiyle kurulur; nefron filtrasyonu zarar görmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Kreatinin artışının trimetoprim başlandıktan birkaç gün sonra gelişmesi → ilaçla ilişkili taşıyıcı inhibisyonunu düşündürür.
  • Üre ve sistatin C’nin değişmemesi → gerçek GFH azalmasını desteklemez.
  • İdrar çıkışının korunması → belirgin akut filtrasyon kaybı olasılığını azaltır.
  • İdrar sedimentinde aktif bulgu olmaması → glomerüler veya tübülointerstisyel hasar lehine kanıt sağlamaz.

Neden diğerleri değil

  • Glomerüler kapiller hidrostatik basıncın azalması — Gerçek GFH’yi düşürür ve kreatinin dışındaki filtrasyon belirteçlerini de etkilerdi.
  • Sistatin C üretiminin ilaca bağlı indüklenmesi — Sistatin C artışı beklenirdi; serum düzeyinin değişmemesi bu mekanizmayı dışlar.
  • Distal tübülde kreatinin reabsorpsiyonunun artması — Kreatinin klinik olarak anlamlı geri emilmez; ilaç etkisi proksimal sekresyon üzerindedir.
  • Karaciğerde üre döngüsü enzimlerinin baskılanması — Üre üretimini azaltabilir; seçici serum kreatinin artışı oluşturmaz.

Aklında kalsın

Simetidin de tübüler kreatinin sekresyonunu baskılayarak gerçek GFH değişmeden serum kreatinininde artış yapabilir.

42. soru

Kolesterol sentezinin hız kısıtlayıcı enzimi olan HMG-KoA redüktazın hücre içi yerleşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Endoplazmik retikulum membranı (sitozolik yüz)

Kısaca — HMG-KoA redüktaz membrana gömülü bir enzim olduğundan endoplazmik retikulumda yerleşir, katalitik bölgesi sitozole uzanır.

Enzimin amino ucundaki hidrofobik bölgeler endoplazmik retikulum membranına tutunmasını sağlar. Karboksi ucundaki katalitik bölge sitozoldeki HMG-KoA ve NADPH’ye erişerek mevalonat oluşumunu gerçekleştirir; reaksiyon retikulum lümeninde yürütülmez.

Neden diğerleri değil

  • Golgi lümeni — Salgı proteinlerinin işlenmesine ve glikozillenmesine katılır; mevalonat sentezinin yeri değildir.
  • Peroksizom matriksi — Çok uzun zincirli yağ asitlerinin β-oksidasyonu ve safra asidi yan zincirinin kısaltılmasıyla ilişkilidir.
  • Lizozom lümeni — Asit lipaz burada lipoproteinlerden gelen kolesterol esterlerini hidroliz eder; bu işlem yeni kolesterol sentezi değildir.
  • Mitokondri matrisi — HMG-KoA’nın ketogeneze katıldığı bölmedir; burada HMG-KoA liyaz asetoasetat oluşumunu sağlar.

Aklında kalsın

AMP ile aktive olan protein kinaz, HMG-KoA redüktazı fosforilleyerek inhibe eder; enerji azlığında kolesterol sentezi baskılanır.

43. soru

I. Nefrotik sendrom – albümin azalır, α2 artar

II. Siroz – albümin azalır, β-γ köprüleşmesi izlenir

III. Akut faz yanıtı – α1 ve α2 artar

IV. α1-antitripsin eksikliği – α1 bandı artar

Yukarıdaki serum protein elektroforez paternlerinden hangileri geçerlidir?

Cevabı göster

Cevap: D — I, II ve III

Kısaca — Protein kaybı, karaciğer fonksiyon bozukluğu ve akut faz yanıtı I, II ve III’ü açıklar; α₁-antitripsin eksikliği bandı artırmaz, azaltır.

Elektroforez fraksiyonları tek bir proteini değil, benzer hareketlilikteki proteinlerin toplamını gösterir. Patern yorumlanırken idrarla kayıp, karaciğerde sentez ve immünoglobulin üretimi birlikte değerlendirilir.

İfadeler

  • I — Nefrotik sendromda albümin azalır, α2 artar — Doğru; albümin idrarla kaybedilirken büyük moleküllü α2-makroglobulin dolaşımda tutulur ve artan hepatik sentezle bu fraksiyon belirginleşir.
  • II — Sirozda albümin azalır, β-γ köprüleşmesi izlenir — Doğru; hepatik albümin sentezi azalırken poliklonal immünoglobulin, özellikle IgA artışı iki bölge arasındaki çukuru doldurabilir.
  • III — Akut faz yanıtında α1 ve α2 artar — Doğru; inflamatuvar sitokinler α1-antitripsin, haptoglobin ve serüloplazmin gibi pozitif akut faz proteinlerinin hepatik sentezini artırır.
  • IV — α1-antitripsin eksikliğinde α1 bandı artar — Yanlış; bu fraksiyonun başlıca bileşeninin eksikliği bandı azaltır.

Aklında kalsın

Plazma örneğinde kalan fibrinojen, β-γ arasında bant oluşturarak patolojik bileşenle karışabilir; protein elektroforezinde serum kullanılmasının gerekçelerinden biri budur. Kayıp ve sentez değişiklikleriyle uyumlu bileşim I, II ve III’tür.

44. soru

Tiroid hormonlarının sentez ve metabolizması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: D — İki molekül monoiyodotirozinin eşleşmesi sonucunda plazmaya salınan tiroksin hormonu meydana gelir.

Kısaca — Tiroksin (T4) iki molekül diiyodotirozinin (DIT) eşleşmesiyle sentezlenir; iki monoiyodotirozin (MIT) eşleşmesi T4 oluşturmaz.

Tiroid hormon sentezinin eşleşme (kenetlenme) basamağında, tiroid peroksidaz enzimi iki molekül diiyodotirozini (DIT + DIT) birleştirerek tiroksini (T4, tetraiyodotironin) oluşturur. Bir molekül MIT ile bir molekül DIT eşleştiğinde ise triiyodotironin (T3) meydana gelir.

Neden diğerleri doğru

  • İyodürün tiroglobulindeki tirozin kalıntılarına bağlanması tiroid peroksidaz enzimiyle katalizlenir. — İyodun organifikasyonu folikül lümeninde tiroid peroksidaz (TPO) ile gerçekleştirilir.
  • Bir molekül monoiyodotirozin ile bir molekül diiyodotirozinin eşleşmesiyle triiyodotironin sentezlenir. — MIT ve DIT moleküllerinin TPO katalizli eşleşmesiyle aktif T3 hormonu sentezlenir.
  • Dolaşımdaki triiyodotironinin büyük kısmı periferik dokularda tiroksinin deiyodinasyonu ile oluşur. — Dolaşımdaki T3’ün yaklaşık %80'i karaciğer ve böbrekteki 5'-deiyodinasyonla oluşur.
  • Tiroglobulin proteoliziyle açığa çıkan serbest MIT ve DIT molekülleri tiroid içinde deiyodine edilir. — İntratiroidal iyodotirozin deiyodinaz (DEHAL1) MIT ve DIT’i yıkarak iyotu geri kazandırır.

Aklında kalsın

DIT + DIT = T4 (tiroksin) ve MIT + DIT = T3 (triiyodotironin) iken iki MIT eşleşmesi hormon oluşturmaz.

45. soru

I. İzositrat dehidrogenaz inhibe olur.
II. α-Ketoglutarat dehidrogenaz inhibe olur.
III. Pirüvat karboksilaz inhibe olur.

Mitokondride NADH/NAD+ ve ATP/ADP oranları belirgin şekilde yükseldiğinde sitrik asit döngüsü ile anaplerotik reaksiyonlar açısından yukarıdakilerden hangileri beklenir?

Cevabı göster

Cevap: E — I ve II

Kısaca — I ve II beklenir; yüksek enerji ve indirgenme yükü döngünün dehidrogenazlarını baskılarken pirüvat karboksilazı inhibe etmez.

Yüksek NADH, NADH oluşturan basamaklarda ürün inhibisyonunu; yüksek ATP ise enerji üretme gereksiniminin düşük olduğunu bildirir. Buna karşı anaplerotik pirüvat karboksilazın temel pozitif düzenleyicisi asetil-KoA’dır.

İfadeler

  • I — İzositrat dehidrogenaz inhibisyonu — doğru; ATP ile NADH enzimi baskılar, ADP ise düşük enerji durumunda enzimi aktive eder.
  • II — α-Ketoglutarat dehidrogenaz inhibisyonu — doğru; yüksek NADH ürün baskısı oluşturur ve oksidatif akışı yavaşlatır.
  • III — Pirüvat karboksilaz inhibisyonu — yanlış; döngü yavaşlayınca biriken asetil-KoA bu anaplerotik enzimi aktive ederek oksaloasetat oluşumunu destekler.

Aklında kalsın

Yüksek mitokondriyal NADH, oksaloasetatı malata kaydırarak döngü akışını ayrıca sınırlar; I ve II doğru olduğundan cevap I ve II’dir.

46. soru

Klinik olarak stabil bir hastanın serumunda potasyum 8,1 mmol/L, total kalsiyum 3,0 mg/dL, magnezyum 0,5 mg/dL ve alkalen fosfataz 7 U/L ölçülüyor. Hemoliz indeksi normal, EKG’de hiperkalemi bulgusu saptanmıyor.

Bu sonuç paternine yol açan en olası preanalitik hata aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — EDTA içeren tüpten serum tüpüne kontaminasyon

Potasyum yükü ile katyon şelasyonu birlikteliği, K2EDTA kontaminasyonunun yalancı hiperkalemi ve düşük ALP paternini oluşturur.

K2EDTA çözündüğünde örneğe potasyum eklerken kalsiyum ve magnezyumu bağlar. ALP ölçümü için gerekli magnezyum ve çinkonun da şelasyonu, enzim aktivitesinin yalancı düşük ölçülmesine yol açar.

K2EDTA kontaminasyon zinciri

K2EDTA kontaminasyonuÖrneğepotasyum eklerCa, Mg ve ZnbağlarYalancıhiperkalemiALP yalancıdüşük

Tanıya götüren bulgular

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Kan alma sırasında serum tüpü EDTA tüpünden önce doldurulur ve tüpler arasında kan aktarılmaz.

47. soru

Gram boyama yönteminde mordan görevi gören reaktif aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Lugol iyot solüsyonu

Kısaca — Lugol iyot solüsyonu, kristal viyoleyle büyük kompleksler oluşturarak boyanın hücrede tutulmasını güçlendirir.

Mordan, primer boyayla birleşerek çözünürlüğü düşük bir kompleks oluşturur. Gram-pozitif bakterilerin kalın peptidoglikan tabakası, alkolle susuzlaştığında bu kompleksin uzaklaşmasını sınırlar; Gram-negatif bakteriler ise dekolorizasyon sırasında kompleksi kaybeder.

Neden diğerleri değil

  • Safranin — Karşıt boyadır; dekolorizasyonda primer boyayı kaybeden bakterileri pembe-kırmızı gösterir.
  • Karbol fuşin — Aside dirençli boyamada primer boyadır; mikolik asitten zengin duvara nüfuz eder.
  • Kristal viyole — Primer boyadır; iyot uygulanmadan önce her iki bakteri grubunu da mor boyar.
  • Aseton-alkol karışımı — Dekolorizandır; Gram-negatif bakterilerin dış zarını bozarak boya kompleksinin uzaklaşmasını sağlar.

Aklında kalsın

Aşırı dekolorizasyon Gram-pozitif bakterileri yanlışlıkla Gram-negatif gösterebilir; eski kültürlerde de Gram-değişken görünüm saptanabilir.

48. soru

Mantar hücre membranında bulunan, amfoterisin B’nin bağlandığı ve azol grubu antifungallerin sentezini inhibe ettiği sterol aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ergosterol

Kısaca — Mantar hücre membranının temel sterolü ergosteroldür; membran stabilitesini sağlar ve amfoterisin B ile azol grubu antifungallerin seçici hedefidir.

Mantarlar ökaryotik hücre yapısına sahip olmalarına rağmen plazma membranlarında memeli hücrelerindeki kolesterol yerine temel olarak ergosterol bulundururlar. Bu biyokimyasal farklılık, fungal membrana bağlanan polienler (amfoterisin B) ve ergosterol sentezini engelleyen azol grubu ilaçlar için seçici toksisite sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Kolesterol — İnsan ve hayvan hücre membranlarının temel sterolü olup mantar hücre membranında ana bileşen olarak yer almaz.
  • Lanosterol — Ergosterol biyosentez yolunda 14-alfa-demetilaz enziminin substratı olan bir ara üründür, olgun membran sterolü değildir.
  • Sitosterol — Bitki hücre zarlarında bulunan temel bir fitosteroldür, fungal hücre membranında ana yapısal sterol değildir.
  • Stigmasterol — Bitkisel kaynaklı bir diğer fitosterol olup mantar hücre membranının yapısında ana sterol olarak bulunmaz.

Aklında kalsın

İnsan membranında kolesterol, mantar membranında ergosterol bulunur; azoller ergosterol sentezini inhibe ederken amfoterisin B doğrudan ergosterole bağlanır.

49. soru

Aşağıdaki Escherichia coli patotipi – hastalık eşleştirmelerinden hangisi ilgili patotipin en karakteristik klinik ilişkisini gösterir?

Cevabı göster

Cevap: C — Enterohemorajik E. coli – Hemolitik üremik sendrom

Kısaca — Enterohemorajik E. coli, Shiga toksininin endotel hasarıyla mikroanjiyopati oluşturması sonucunda HÜS’e yol açar.

Toksin Gb3 taşıyan glomerül endotel hücrelerine girip 28S rRNA’yı etkisizleştirir. Protein sentezinin durmasıyla gelişen endotel hasarı trombosit tüketimi, eritrosit parçalanması ve akut böbrek hasarı oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Enterohemorajik E. coli – Turist ishali — EHEC kanlı kolit yapar; turist ishalinin klasik etkeni ısıya duyarlı ve dayanıklı toksin üreten ETEC’dir.
  • Enterotoksijenik E. coli – Hemolitik üremik sendrom — ETEC cAMP veya cGMP artışıyla sulu ishal yapar; endotel hasarı ve HÜS oluşturmaz.
  • Enteroinvaziv E. coli – Turist ishali — EIEC kolon mukozasını invaze ederek ateşli, kanlı dizanteri benzeri tablo oluşturur.
  • Enteropatojenik E. coli – Hemolitik üremik sendrom — EPEC tutunma-silinme lezyonuyla özellikle bebeklerde sulu ishal yapar; Shiga toksini üretmez.

Aklında kalsın

EHEC enfeksiyonunda antibiyotiklerin toksin salınımını artırabilmesi ve antimotilite ilaçların toksinle temas süresini uzatabilmesi nedeniyle her iki gruptan kaçınılır.

50. soru

Çıplak ayakla toprakta çalışan bir hastada kaşıntılı ayak lezyonunu demir eksikliği anemisi izliyor.

Bu hastada tabloya yol açması en olası helmint aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Ancylostoma duodenale

Kısaca — Deriden giren Ancylostoma duodenale, bağırsakta kronik kan kaybı oluşturarak giriş lezyonunu demir eksikliği anemisine bağlar.

Topraktaki filariform larva deriyi geçerken kaşıntılı dermatite yol açar, ardından dolaşım ve akciğer üzerinden ince bağırsağa ulaşır. Erişkin kancalı kurt mukozaya tutunup kan emdiği için süregelen enfeksiyonda demir kaybı gelişir.

Neden diğerleri değil

  • Enterobius vermicularis — Yumurtaları ağızdan alınır ve perianal kaşıntı yapar; deriden giriş veya kan emme evresi yoktur.
  • Trichuris trichiura — Embriyonlu yumurtası ağızdan alınır; ağır enfeksiyon anemi yapabilse de kaşıntılı deri girişi oluşturmaz.
  • Ascaris lumbricoides — Embriyonlu yumurtası ağızdan alınır ve erişkini bağırsak içeriğiyle beslenir; kronik kan emmez.
  • Trichinella spiralis — Etteki larvayla bulaşır; ateş, miyalji ve periorbital ödemle seyreden kas invazyonu yapar.

Aklında kalsın

Necator americanus da aynı deri-akciğer-bağırsak yolunu izler; kancalı kurt yumurtaları dışkıda tür düzeyinde ayırt edilemez.

51. soru

I. Pertussis toksini Gi proteinini ADP-ribozile eder

II. Bordet-Gengou besiyerinde üretilir

III. Lenfositoz yapar

Bordetella pertussis ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: E — I, II ve III

Kısaca — Pertussis toksininin Gi blokajı, özel besiyerinde üreme ve toksine bağlı lenfositoz birlikte bulunduğundan üç ifade de doğrudur.

İfadeler Bordetella pertussis için toksin mekanizmasını, kültür gereksinimini ve karakteristik kan sayımı bulgusunu sınar. Bu üç özellik aynı klinik-mikrobiyolojik zincirin parçalarıdır.

İfadeler

  • I — Pertussis toksininin Gi proteinini ADP-ribozile etmesi — doğru, Gi inaktivasyonu adenilat siklaz üzerindeki freni kaldırarak hücre içi cAMP’yi artırır.
  • II — Bordet-Gengou besiyerinde üreme — doğru, etken seçici ve zenginleştirilmiş özel besiyerinde üretilebilir.
  • III — Lenfositoz yapması — doğru, toksin lenfositlerin damar dışına geçişini bozarak mutlak lenfositoza yol açar.

Aklında kalsın

Regan-Lowe besiyeri kültür için kullanılan diğer seçici ortamdır. Toksin, kültür ve hematolojik bulgu uyumlu olduğundan cevap I, II ve III’tür.

52. soru

Kanlı agarda çift zonlu hemoliz oluşturan, hareketsiz ve lesitinaz pozitif anaerop bakteri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Clostridium perfringens

Kısaca — Alfa toksinin lesitinaz aktivitesi ile teta toksinin hemolizi birleşince Clostridium perfringens çift zonlu hemoliz oluşturur.

Alfa toksin, fosfolipaz C olarak hücre zarındaki lesitini parçalar ve kısmi hemolize katkı sağlar. Oksijene duyarlı teta toksinin tam hemolizi bunun üzerine eklenerek içte tam, dışta kısmi hemoliz zonu meydana getirir.

Neden diğerleri değil

  • Clostridium tetani — Hareketli, terminal sporlu bir basildir; temel ayırt edicileri tenis raketi görünümü ve tetanospazmindir.
  • Clostridium botulinum — Hareketli ve subterminal sporludur; nörotoksini flask paralizi yapar, klasik çift zonlu hemoliz oluşturmaz.
  • Clostridioides difficile — Toksin aracılı kolit etkenidir; lesitinaz pozitif, çift zonlu hemolizli ve hareketsiz değildir.
  • Clostridium septicum — Hareketli ve aerotolerandır; yayılan kolonileri ile spontan miyonekroz ilişkisi öne çıkar.

Aklında kalsın

Yumurta sarılı agarda alfa toksine bağlı opaklığın özgül antitoksinle kaybolması Nagler reaksiyonudur.

53. soru

Aşağıdaki terimlerden hangisi, optimal üreme için ortamda %5-10 oranında karbondioksit (CO2) bulunmasına gereksinim duyan mikroorganizmaları tanımlar?

Cevabı göster

Cevap: D — Kapnofilik

Kısaca — Artmış CO2, temel karboksilasyon reaksiyonlarını desteklediği için bu ortama gereksinim duyan mikroorganizmalar kapnofilik olarak tanımlanır.

Çözünmüş CO2’den oluşan bikarbonat, bazı biyosentez reaksiyonlarında karbon kaynağıdır; atmosferik düzey bu gereksinimi karşılamadığında çoğalma sınırlanır. Bu mikroorganizmalar laboratuvarda CO2’li etüvde üretilir.

Neden diğerleri değil

  • Mikroaerofilik — Atmosferik düzeyden düşük oksijen basıncında optimal üremeyi tanımlar; kriter CO2 artışı değildir.
  • Halofilik — Yüksek tuz konsantrasyonunda optimal üremeyi tanımlar; belirleyici çevresel etken ozmotik basınçtır.
  • Psikrofilik — Düşük sıcaklıkta optimal üreyen mikroorganizmaları tanımlar; gaz bileşimiyle ilgili değildir.
  • Barofilik — Yüksek hidrostatik basınç altında optimal üremeyi tanımlar; özellikle derin deniz koşullarına uyumu ifade eder.

Aklında kalsın

Neisseria gonorrhoeae ve Neisseria meningitidis çikolata agarda, artmış CO2 içeren ortamda daha iyi ürer.

54. soru

Mukozal bariyerlerde nötrofil toplanmasını sağlayarak özellikle hücre dışı bakteri ve mantarlara karşı savunmada görev yapan yardımcı T hücresi alt grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Th17

Kısaca — Th17 yanıtı, bariyer dokularda nötrofil üretimini ve göçünü artırarak hücre dışı bakteri ile mantarları sınırlar.

IL-17, epitel ve stromal hücrelerde kemokin ile granülosit koloni uyarıcı faktör üretimini artırır; böylece nötrofil üretimi ve enfeksiyon alanına göçü hızlanır. IL-22 epitel bütünlüğünü ve antimikrobiyal peptit üretimini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Th1 — IFN-gama ile makrofajları aktive eder ve hücre içi mikroorganizmalara karşı savunmayı güçlendirir.
  • Th2 — IL-4 ve IL-5 ekseniyle IgE üretimini ve eozinofil yanıtını destekler.
  • Treg — Baskılayıcı mekanizmalarla periferik toleransı korur ve aşırı inflamasyonu sınırlar.
  • Tfh — B hücrelerine folikül içinde yardım ederek antikor yanıtının olgunlaşmasını sağlar.

Aklında kalsın

IL-23, Th17 yanıtının devamlılığını sağlar; bu eksendeki bozukluklar mukokütanöz Candida enfeksiyonlarına yatkınlık oluşturur.

55. soru

Bakteriyel peptidoglikanın muramil dipeptid bölümünü sitozolde tanıyan ve varyantları Crohn hastalığıyla ilişkili olan reseptör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — NOD2

Kısaca — NOD2, sitozolik muramil dipeptidi RIPK2 üzerinden NF-κB’ye bağlar; fonksiyon kaybettiren varyantları Crohn hastalığı riskini artırır.

Muramil dipeptidin algılanması NOD2'yi oligomerleştirir ve CARD–CARD etkileşimiyle RIPK2'yi toplar. TAK1–IKK ve MAPK yollarının aktivasyonu inflamatuvar yanıtı başlatırken fonksiyon kaybı bağırsak mikrobiyota yanıtını ve bariyer homeostazını bozar.

Neden diğerleri değil

  • TLR2 — Hücre yüzeyindeki bakteriyel lipoproteinleri tanır; sitozolik muramil dipeptid sensörü değildir.
  • TLR4 — Lipopolisakkaridi MD-2 ve CD14 yardımıyla algılar; Crohn ile ilişkili NOD reseptörü değildir.
  • Dectin-1 — Mantar β-glukanlarını Syk–CARD9 üzerinden tanır; peptidoglikan parçasını algılamaz.
  • RIG-I — 5′-trifosfatlı kısa viral RNA’yı MAVS üzerinden algılar; bakteriyel hücre duvarı sensörü değildir.

Aklında kalsın

NOD1 daha çok Gram-negatif bakterilerde bulunan iE-DAP yapısını, NOD2 ise bakteriler arasında yaygın muramil dipeptidi tanır.

56. soru

Bakteriyel enterik patojenlerin kültürü için alınan dışkı örneğinin laboratuvara ulaştırılması gecikecekse, aşağıdaki ortamlardan hangisine alınması en uygundur?

Cevabı göster

Cevap: D — Cary-Blair taşıma besiyeri

Kısaca — Cary-Blair taşıma besiyeri, aşırı çoğalmayı sınırlarken enterik bakterilerin canlılığını koruduğu için geciken dışkı nakline uygundur.

Düşük besin içeriği, taşıma sırasında bazı bakterilerin hızla çoğalıp diğerlerini baskılamasını sınırlar. Tamponlanmış, yarı katı ortam kuruma ve ortam koşullarındaki değişiklikleri azaltarak patojenlerin kültürde geri kazanılmasına yardımcı olur.

Neden diğerleri değil

  • Formalin çözeltisi — Morfolojiyi koruyan fiksatiftir; canlı bakterilerin kültürde üretilmesini engeller.
  • Alkali peptonlu su — Özellikle Vibrio türlerini zenginleştirir; genel enterik patojen taşıma ortamı değildir.
  • Salmonella–Shigella agar — Seçici ve ayırt edici izolasyon besiyeridir; örnek taşımak için kullanılmaz.
  • Selenit F buyyonu — Özellikle Salmonella için seçici zenginleştirme sağlar; taşıma sırasında çoğalmayı sınırlamak amacı taşımaz.

Aklında kalsın

Kültür ve parazit incelemesi birlikte isteniyorsa örnek uygun ayrı kaplara bölünür; bir incelemeye uygun koruyucu madde diğer incelemeyi geçersiz kılabilir.

57. soru

HIV ile izlenen 36 yaşındaki erkek hasta bir haftadır süren baş ağrısı, ateş ve konfüzyon ile başvuruyor. Kraniyal görüntülemede çok sayıda halka tarzında kontrast tutan lezyon saptanıyor; serum Toxoplasma IgG pozitif, IgM negatif bulunuyor. Bu hastadaki tablonun patogenezinde rol oynayan temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Doku kistlerindeki bradizoitlerin reaktivasyonu

Kısaca — Doku kistlerindeki bradizoitlerin reaktivasyonu serebral toksoplazmoza yol açar; doğru cevap B’dir.

Hücresel bağışıklık zayıfladığında latent kistlerdeki bradizoitler hızla çoğalan takizoitlere dönüşerek nekrotizan beyin lezyonları oluşturur. HIV zemininde çok sayıda halka tarzında kontrast tutan lezyon ve IgG pozitif, IgM negatif seroloji, geçirilmiş enfeksiyonun reaktivasyonunu destekler.

Neden diğerleri değil —

Gamont oluşumu kedideki seksüel döngüye aittir. Sporlanmış ookistlerin ağızdan alınması primer enfeksiyon yoludur; reaktivasyon mekanizması değildir. Olgunlaşmamış ookistler sporlanmadan enfektif değildir. Takizoitlerin transplasental geçişi ise doğumsal enfeksiyonu açıklar.

Aklında kalsın —

Bradizoit kist içinde kalıcılığı, takizoit aktif çoğalma ve doku hasarını sağlar.

58. soru

On beş yaşındaki orak hücre anemili hastada ani hemoglobin düşüşü ve belirgin retikülositopeni gelişiyor. Aynı enfeksiyonu geçiren, önceden sağlıklı kardeşinde ise yanaklarda eritemli döküntüye rağmen belirgin anemi oluşmuyor.

Etkenin hücresel hedefini ve iki kardeşteki anemi şiddeti farkını birlikte en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Eritroid öncülerin üretken enfeksiyonu; kısa eritrosit ömrü nedeniyle geçici üretim durmasının hızla ağır anemi yapması

Kısaca — Eritroid üretimi durduran Parvovirus B19, eritrosit ömrü kısa hastada kayıplar karşılanamadığı için hızla ağır anemi oluşturur.

Parvovirus B19, çoğalma için gerekli hücresel ortamı sağlayan eritroid öncüllerde üretken enfeksiyon ve hücre yıkımı oluşturarak eritropoezi geçici olarak kesintiye uğratır. Kronik hemolizde eritrosit kitlesinin korunması sürekli yüksek üretime bağımlı olduğundan bu kesinti geçici aplastik krize yol açar. Normal eritrosit ömrüne sahip kişide dolaşımdaki hücreler kısa üretim kesintisini büyük ölçüde karşılar.

Tanıya götüren bulgular

  • Orak hücre anemisi → kronik hemoliz nedeniyle eritrosit üretimine bağımlılığın arttığını gösterir.
  • Ani hemoglobin düşüşüyle belirgin retikülositopeni → kaybı karşılayan kemik iliği yanıtının kesildiğini destekler.
  • Sağlıklı kardeşte yanaklarda eritem → Parvovirus B19 ile ilişkili eritema infeksiyozumu destekler.
  • Kardeşte belirgin anemi oluşmaması → aynı üretim baskısının eritrosit ömrüne göre farklı sonuç doğurduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Olgun eritrositlerin üretken enfeksiyonu; orak biçimli eritrositlerde viral çoğalmanın daha hızlı gerçekleşmesi — Çekirdeksiz hücre üretkenliğe elvermez.
  • Eritroid öncülerin üretken enfeksiyonu; orak hücre anemisinde eritrosit yaşam süresinin normal olması, ancak demir depolarının daha az olması — Ömür kısalır.
  • Dalak makrofajlarının üretken enfeksiyonu; eritropoez korunurken eritrosit sekestrasyonunun artması — Sekestrasyonda retikülosit yanıtı korunur.
  • Multipotent hematopoietik kök hücrelerin üretken enfeksiyonu; tüm kan hücresi serilerinin eşit derecede baskılanması — Baskı eritroid seride belirgindir.

Aklında kalsın

Fetüste aynı eritroid baskılanma ağır anemi ve hidrops fetalise yol açabilir; immünsüprese hastada enfeksiyon temizlenemediğinde saf eritroid aplazi gelişebilir.

59. soru

Aedes sivrisineğiyle bulaşan, ağır olgularda sarılık ve hemorajik bulgulara yol açan zarflı flavivirus aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sarı humma virusu

Kısaca — Hepatosit nekrozu hem sarılığa hem pıhtılaşma faktörü kaybına bağlı kanamaya yol açtığından etken Sarı humma virusudur.

Sarı humma virusu sivrisinek ısırığından sonra lenf nodlarında çoğalır ve viremiyle karaciğere ulaşır. Orta zon hepatosit nekrozu ve apoptotik Councilman cisimcikleri ağır karaciğer yetersizliğine; koagülopati de hemorajik bulgulara yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Chikungunya virusu — Aedes ile bulaşan bir alfavirustur; kalıcı olabilen şiddetli poliartraljiyle öne çıkar.
  • Rift Vadisi ateşi virusu — Sivrisinek ve enfekte hayvan temasıyla bulaşabilen bir flebovirustur; Flaviviridae ailesinde değildir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu — Kenelerle veya enfekte kan ve dokuyla bulaşan bir nairovirustur; Aedes kaynaklı flavivirus değildir.
  • Colorado kene ateşi virusu — Kene ile bulaşan, segmentli çift sarmallı RNA taşıyan bir coltivirustur.

Aklında kalsın

Sarı humma aşısı canlı atenüe 17D aşısıdır; immünsüpresyon ve gebelik gibi durumlarda canlı aşı kısıtları değerlendirilir.

60. soru

Üriner kateteri bulunan erişkin bir hastanın idrar kültüründe katalaz negatif gram-pozitif kok ürediği bildiriliyor. İzolatın safra-eskülin testi pozitif bulunuyor ve bakteri %6,5 NaCl içeren besiyerinde ürüyor.

Bu hastada en olası etken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Enterococcus faecalis

Kısaca — Safra ve tuz toleransı enterokok fenotipini, kateter ilişkili üriner yerleşim ise Enterococcus faecalis olasılığını destekler.

Enterokoklar safranın varlığında eskülini hidrolize eder ve yüksek ozmotik basınca dayanarak tuzlu ortamda çoğalır. Enterococcus faecalis, kateter yüzeyinde biyofilm oluşturarak üriner sistemde kalıcılık ve enfeksiyon geliştirebilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üriner kateter → sağlık bakımı ilişkili idrar yolu etkenlerini, özellikle enterokokları öne çıkarır.
  • Katalaz negatif gram-pozitif kok → stafilokokları dışlar; streptokok ve enterokokları olası kılar.
  • Safra-eskülin pozitifliği → Grup D fenotipini destekleyerek olasılıkları enterokoklar ve non-enterokok Grup D streptokoklara daraltır.
  • %6,5 NaCl içeren besiyerinde üreme → yüksek tuz toleransı nedeniyle enterokoku non-enterokok Grup D streptokoklardan ayırır.

Neden diğerleri değil

  • Streptococcus pyogenes — Grup A, beta-hemolitik ve PYR pozitif bir streptokoktur; safra-eskülin negatifliği ve tuzda ürememesi dışlar.
  • Streptococcus pneumoniae — Alfa-hemolitik, optokine duyarlı ve safrada çözünen bir diplokoktur; safra-eskülin hidrolizi yapmaz.
  • Staphylococcus saprophyticus — Novobiyosine dirençli, koagülaz negatif bir üriner enfeksiyon etkenidir; katalaz pozitif olması dışlar.
  • Streptococcus agalactiae — Grup B, CAMP pozitif bir streptokoktur; safra-eskülini hidrolize etmemesi bu olguda dışlar.

Aklında kalsın

Enterokoklar sefalosporinlere doğal dirençlidir. Enterococcus faecium, Enterococcus faecalis’e göre edinilmiş vankomisin direnciyle daha çok ilişkilidir.

61. soru

Doğumda peteşi, hepatosplenomegali ve mikrosefali saptanan yenidoğanda konjenital sitomegalovirus enfeksiyonundan şüpheleniliyor.

Bu bebekte konjenital sitomegalovirus enfeksiyonuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: B — Annenin serumundaki sitomegalovirus IgG pozitifliği bebekteki tanıyı doğrular.

Kısaca — Maternal CMV IgG plasentayı geçtiği için konjenital enfeksiyonu kanıtlamaz; tanı ilk üç haftada virusun doğrudan gösterilmesini gerektirir.

Annenin CMV IgG pozitifliği yalnızca geçmişte virusla karşılaştığını gösterir. Bu antikor plasentadan fetüse geçtiğinden yenidoğandaki pozitiflik bebeğin enfekte olduğunu veya enfeksiyonun gebelikte geliştiğini ayırt edemez.

Neden diğerleri doğru

  • Yaşamın ilk üç haftasında alınan idrar örneğinde virusun moleküler yöntemle gösterilmesi tanıyı doğrular — Konjenital enfeksiyonu doğrudan kanıtlar.
  • Kraniyal görüntülemede periventriküler kalsifikasyonlar görülebilir — CMV’nin fetal beyin tutulumunda karakteristik görüntüleme bulgusudur.
  • Sensörinöral işitme kaybı görülebilir — Doğumda bulunabilir veya sonradan gelişebilir ve konjenital CMV’nin önemli sekellerindendir.
  • Kord kanında IgM aranmasının duyarlılığı düşüktür — Negatif IgM sonucu konjenital CMV enfeksiyonunu dışlamaz.

Aklında kalsın

Konjenital CMV’de kalsifikasyonlar çoğunlukla periventrikülerdir; konjenital toksoplazmozda ise kafa içine daha yaygın dağılır.

62. soru

Hif boyunca ara veya uç konumda, kalın duvarlı ve çevresel strese dirençli dinlenme hücreleri görülüyor. Bu hücrelerin hifin parçalanmasıyla değil, mevcut hücre duvarının kalınlaşmasıyla oluştuğu belirtiliyor. Sözü edilen yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Klamidokonidyum

Kısaca — Hif hücresinin duvarını kalınlaştırarak dinlenme yapısına dönüşmesi, strese dirençli klamidokonidyumu oluşturur.

Terminal veya interkalar bir hif hücresi genişleyip besin depolar ve çevresine kalın bir duvar biriktirir. Böylece yeni bir kese içinde ya da hifin kırılmasıyla değil, mevcut hücrenin yerinde farklılaşmasıyla eşeysiz bir sağkalım yapısı gelişir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hif boyunca ara veya uç konumda bulunma → interkalar ya da terminal klamidokonidyum yerleşimini destekler.
  • Kalın duvarlı ve strese dirençli olma → yayılma sporundan çok dinlenme ve sağkalım yapısını düşündürür.
  • Hif parçalanmasının bulunmaması → fragmantasyonla gelişen artrokonidyumu dışlar.
  • Mevcut hücre duvarının kalınlaşması → yeni bir tomurcuk veya spor kesesi yerine hücrenin yerinde farklılaştığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Sporanjiyospor — Sporanjiyum içinde oluşan eşeysiz spordur; tek bir hif hücresinin duvar kalınlaşmasıyla gelişmez.
  • Artrokonidyum — Hifin septalar arasından parçalanmasıyla oluşur; mevcut hücrenin yerinde kalınlaşmasına dayanmaz.
  • Blastokonidyum — Ana hücreden tomurcuklanarak gelişir; hif hücresinin dinlenme yapısına dönüşümü değildir.
  • Askospor — Askus içinde mayozla oluşan eşeyli spordur; kalınlaşmış hif hücresi kökenli değildir.

Aklında kalsın

Mısır unu agarında terminal klamidokonidyum görülmesi Candida albicans ve Candida dubliniensis için destekleyicidir; tek başına tür ayrımı sağlamaz.

63. soru

Gram boyamasında kokobasil şeklinde görülen, hareketsiz ve oksidaz negatif olan nonfermentatif bakteri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Acinetobacter baumannii

Kısaca — Acinetobacter baumannii, oksidaz negatifliği ve hareketsiz kokobasil morfolojisiyle diğer hareketli veya oksidaz pozitif nonfermentatiflerden ayrılır.

Acinetobacter türleri, mikroskopta çiftler veya kümeler oluşturan hareketsiz gram-negatif kokobasillerdir. Glukozu fermente etmezler, katalaz pozitif ve sitokrom oksidaz negatiftirler.

Neden diğerleri değil

  • Pseudomonas aeruginosa — Oksidaz pozitif ve tek kutupsal kirpiğiyle belirgin hareketli bir basildir.
  • Stenotrophomonas maltophilia — Oksidaz negatiftir fakat çok sayıda kutupsal kirpiği sayesinde hareketlidir.
  • Burkholderia cepacia — Oksidaz pozitif (veya zayıf pozitif) ve kutupsal kirpikleriyle hareketli basildir.
  • Alcaligenes faecalis — Oksidaz testi pozitif ve peritriş kirpikleriyle belirgin hareketli bir basildir.

Aklında kalsın

Nonfermentatif gram-negatif bakteriler arasında hareketsiz ve oksidaz negatif kombinasyonu doğrudan Acinetobacter cinsini işaret eder.

64. soru

Kompleman fiksasyon testinde hasta serumu bilinen antijen ve kompleman ile inkübe edildikten sonra hemolizinle duyarlılaştırılmış eritrositler eklenir. Tüpte hemoliz gözlenmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?

Cevabı göster

Cevap: B — Serumda özgül antikor bulunmadığını

Kısaca — Özgül antikor yoksa kompleman serbest kalıp indikatör eritrositlerini parçalar; hemoliz bu testte negatif sonucu gösterir.

İlk aşamada özgül antikor bulunursa oluşan antijen-antikor kompleksleri komplemanı bağlayarak tüketir. Antikor bulunmadığında serbest kalan kompleman, ikinci aşamada hemolizinle duyarlılaştırılmış eritrositlerin parçalanmasına yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Serbest komplemanın tamamen tükendiğini — Kompleman tüketilmiş olsaydı indikatör eritrositlerini parçalayacak aktif kompleman kalmaz ve hemoliz görülmezdi.
  • Serumda özgül antikor bulunduğunu — Özgül antikor komplemanı antijen-antikor kompleksine fikse eder; pozitif reaksiyon hemolizin olmamasıdır.
  • Antijen ile antikorun eşdeğer zonda olduğunu — Eşdeğer zon presipitasyon ve aglütinasyonda kafes oluşumunu açıklar; kompleman fiksasyonunun okuma kriteri değildir.
  • Prozon nedeniyle yalancı negatiflik oluştuğunu — Prozon antikor fazlalığının kafes oluşumunu bozmasıdır; tek başına hemoliz bu mekanizmayı kanıtlamaz.

Aklında kalsın

Hastanın kendi komplemanı önce ısıyla etkisizleştirilir, ardından standart miktarda dış kaynaklı kompleman eklenir; böylece sonuçlar karşılaştırılabilir olur.

65. soru

Aşağıdakilerden hangisi otoimmün gastritte immün yanıtın asıl hedefi olan hücredir?

Cevabı göster

Cevap: A — Pariyetal hücre

Kısaca — Otoimmün yanıtın pariyetal hücreleri zedelemesi, asit ve intrinsik faktör üretimini azaltarak oksintik mukozada fonksiyon kaybına yol açar.

Başlıca hasar, pariyetal hücre antijenlerine yönelen T hücreleri aracılığıyla gelişir; temel otoantijen proton pompası olan H+/K+-ATPazdır. Antipariyetal hücre antikorları bu pompaya yönelirken, intrinsik faktör antikorları vitamin B12 emilimini ayrıca bozar.

Neden diğerleri değil

  • Foveolar mukus hücresi — Yüzey koruyucu mukusu üretir; otoimmün yanıtın temel hedefi değildir.
  • Esas hücre — Pepsinojen üretir; oksintik bez atrofisinde sekonder kayba uğrasa da primer hedef değildir.
  • Enterokromaffin benzeri hücre — Histamin salgılar; asit kaybını izleyen hipergastrinemiyle hiperplazi gösterir.
  • Gastrin üreten G hücresi — Antrumdan gastrin salgılar; asit geri bildirimi azalınca baskılanmak yerine uyarılır.

Aklında kalsın

Otoimmün gastritte demir eksikliği, vitamin B12 depolarının tükenmesiyle gelişen pernisiyöz anemiden önce ortaya çıkabilir.

66. soru

Oral kavitede en sık görülen malign tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Skuamöz hücreli karsinom

Kısaca — Oral kavite mukozası çok katlı yassı epitel ile döşeli olduğundan bu bölgenin malign tümörlerinin yaklaşık yüzde 95'ini skuamöz hücreli karsinom oluşturur.

Oral mukozayı örten skuamöz epitel; tütün, alkol ve kronik irritasyon gibi karsinojenik etkenlere doğrudan maruz kalır. Bu zeminde gelişen skuamöz hücreli karsinom, oral kavitenin en sık izlenen primer malign neoplazisidir.

Neden diğerleri değil

  • Mukoepidermoid karsinom — Tükürük bezlerinin en sık malign tümörü olup oral kavitede minör bezlerden gelişebilse de skuamöz karsinomdan belirgin olarak seyrektir.
  • Adenoid kistik karsinom — Minör tükürük bezlerinde ve damakta sık görülen, perinöral invazyonla karakterize bir tükürük bezi malignitesidir.
  • Malign melanom — Mukozal melanositlerden nadiren köken alan ve oral kavitede oldukça düşük sıklıkta izlenen agresif bir tümördür.
  • Lenfoma — Waldeyer halkası ve lenfoid dokulardan gelişebilen ancak oral kavitede skuamöz karsinoma kıyasla çok daha nadir saptanan bir neoplazidir.

Aklında kalsın

Oral kavitede gelişen malign tümörlerin ezici çoğunluğunu skuamöz hücreli karsinom oluştururken tükürük bezi malignitelerinde ilk sırada mukoepidermoid karsinom yer alır.

67. soru

Güneş gören deride ülserli plak oluşturan invaziv atipik skuamöz hücre adalarında aşağıdaki histolojik yapılardan hangisi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: C — Keratin incileri

Kısaca — İnvaziv skuamöz hücrelerin merkezde olgunlaşıp konsantrik keratin üretmesi, iyi diferansiye tümörde keratin incileri oluşturur.

Skuamöz farklılaşmasını koruyan malign keratinositler dermise adalar hâlinde ilerlerken hücreler arası köprüler ve keratin sentezi sürer. Ada merkezindeki tabakalı keratinizasyon yuvarlak, eozinofilik inciler meydana getirir.

Neden diğerleri değil

  • Horn kistleri — Seboreik keratozda epidermis içindeki keratin dolu yuvarlak boşluklardır; invazyon göstergesi değildir.
  • Melanin içeren dendritik hücre yuvaları — Melanositik proliferasyonu düşündürür; invaziv skuamöz farklılaşmayı göstermez.
  • Call-Exner cisimcikleri — Overin granüloza hücreli tümöründe eozinofilik materyal çevresindeki rozet benzeri yapılardır.
  • Pautrier mikroabseleri — Mikozis fungoideste epidermis içindeki atipik T lenfosit kümeleridir.

Aklında kalsın

Aktinik keratoz kutanöz skuamöz hücreli karsinomun öncülüdür; Bowen hastalığında atipi epidermisle sınırlı kalır.

68. soru

Testiste iyi sınırlı, altın-kahverengi kitle görülüyor. Tümör hücrelerinde eozinofilik granüler sitoplazma ve çubuk şekilli Reinke kristalleri bulunuyor.

Tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Leydig hücreli tümör

Kısaca — Steroid üreten eozinofilik hücrelerde Reinke kristalleri bulunması, Leydig hücreli tümör için ayırt edicidir.

Leydig hücrelerinin steroid sentezine uyumlu bol granüler sitoplazması ve lipid pigment içeriği tümöre altın-kahverengi görünüm kazandırır. Sitoplazmadaki çubuk biçimli Reinke kristalleri bu hücresel kökeni güçlü biçimde destekler.

Neden diğerleri değil

  • Seminom — Berrak uniform hücreleri lenfosit içeren fibröz septalarla ayrılır; steroid hücre morfolojisi göstermez.
  • Sertoli hücreli tümör — Hücreleri tübül veya kordonlar hâlinde dizilir; Reinke kristalleri beklenmez.
  • Embriyonel karsinom — Pleomorfik ilkel hücreli, nekroz ve hemoraji içeren agresif germ hücreli tümördür.
  • Yolk sak tümör — Retiküler mimari, Schiller-Duval cisimcikleri ve AFP üretimiyle tanınır.

Aklında kalsın

Hormon üreten Leydig hücreli tümör çocukta erken virilizasyona, erişkinde östrojen üretimine bağlı jinekomastiye yol açabilir.

69. soru

Akut inflamasyonda lökositlerin endotel yüzeyinde yuvarlanmasını başlatan düşük afiniteli ve geçici bağların oluşmasından başlıca sorumlu adezyon molekülü ailesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Selektinler

Kısaca — Selektinlerin karbonhidrat ligandlarına zayıf ve kısa süreli bağlanması, akan lökositleri yavaşlatıp endotel üzerinde yuvarlandırır.

Endoteldeki E- ve P-selektin ile lökositteki L-selektin, sialil-Lewis X içeren ligandlarla ardışık olarak bağlanıp ayrılır. Bu düşük afiniteli etkileşimler lökositi durdurmaz; sıkı yapışma öncesinde damar yüzeyinde yuvarlanmasını sağlar.

Neden diğerleri değil

  • İmmünoglobulinler — ICAM-1 ve VCAM-1 bu süperailededir; aktive integrinlere bağlanarak sıkı yapışmaya katılır.
  • Kadherinler — Kalsiyuma bağımlı hücre-hücre bağlantılarını sürdürür; lökosit yuvarlanmasının temel molekülleri değildir.
  • İntegrinler — Kemokinle yüksek afiniteye geçerek ICAM-1 ve VCAM-1'e bağlanır; lökositin sıkı adezyonunu sağlar.
  • Kollektinler — Mikrobiyal karbonhidratları tanıyan doğal immün proteinleridir; endotel üzerinde yuvarlanma oluşturmaz.

Aklında kalsın

Lökosit adezyon eksikliği tip 2'de sialil-Lewis X sentezlenemez; selektin ligandı kaybı nedeniyle yuvarlanma bozulur.

70. soru

İleri derecede kas ve yağ dokusu kaybı bulunan, ödemi olmayan aç bir çocukta en olası malnütrisyon tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Marasmus

Kısaca — Toplam enerji açığı yağ ve kas depolarını tüketirken albümini görece koruduğu için marasmus ileri zayıflıkla, ödemsiz seyreder.

Uzun süreli kalori yetersizliğinde glukagon ve kortizol etkisiyle önce yağ dokusu, ardından iskelet kası enerji kaynağı olarak kullanılır. Visseral protein sentezinin görece korunması plazma onkotik basıncının ağır biçimde düşmesini önler.

Neden diğerleri değil

  • Kwashiorkor — Baskın protein eksikliği hipoalbuminemi, ödem ve yağlı karaciğerle seyreder.
  • Skorbüt — C vitamini eksikliğine bağlı defektif kollajen; diş eti kanaması, peteşi ve kötü yara iyileşmesi yapar.
  • Raşitizm — D vitamini eksikliğinde büyüme plağı mineralizasyonunun bozulmasıyla gelişen kemik hastalığıdır.
  • Beriberi — Tiamin eksikliği kalp yetersizliği veya periferik nöropati yapar; yaygın doku tüketiminin adı değildir.

Aklında kalsın

Şiddetli malnütrisyon timik atrofi ve hücresel immünite bozukluğu yapar; enfeksiyonlar belirgin ateş ya da lökositoz olmadan ilerleyebilir.

71. soru

Pankreas başında sert, infiltratif adenokarsinom saptanan hastanın çevre parankimindeki küçük duktuslarda yassı-müsinöz epitelden papiller, yüksek dereceli atipili epitele uzanan mikroskobik öncü lezyonlar izleniyor. Düşük dereceli odaklarda KRAS aktivasyonu, daha ileri odaklarda CDKN2A kaybı; invaziv tümörde ise TP53 ve SMAD4 kayıpları tespit ediliyor.

Bu hastada çevre parankimde izlenen öncü lezyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Pankreatik intraepitelyal neoplazi

Küçük duktuslarda basamaklı atipi ve KRAS→CDKN2A→TP53/SMAD4 dizisi, duktal adenokarsinomun PanIN öncülünü gösterir.

KRAS aktivasyonu düşük dereceli displaziyi başlatır; CDKN2A kaybı hücre döngüsü kontrolünü kaldırır. TP53 ve SMAD4 kayıplarının eklenmesi, yüksek dereceli PanIN’den invaziv duktal adenokarsinoma ilerlemeyi destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • Küçük duktuslarla sınırlı mikroskopik odaklar → makroskopik kistik neoplazmları dışlar.
  • Yassı-müsinöz epitelden papiller yüksek dereceli atipiye geçiş → aşamalı intraepitelyal neoplastik ilerlemeyi gösterir.
  • KRAS→CDKN2A→TP53/SMAD4 sıralaması → pankreatik duktal adenokarsinom gelişim yolunu tanımlar.
  • Sert ve infiltratif adenokarsinom → öncü lezyonun invaziv duktal karsinomla ilişkisini destekler.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilMüsinöz kistikneoplazmGenelliklegövde-kuyruktamakroskopik kist veovarian tip stromaoluştururküçük duktus içiodak değildir.Seröz kistadenomGlikojenden zenginberrak epitel veVHL yolu ileilişkilidirmüsinöz displastikduktus lezyonuoluşturmaz.Solid psödopapillerneoplazmGenç kadınlardahemorajiksolid-kistik kitle veCTNNB1aktivasyonu yaparduktal öncü değildir.Asiner hücrelikarsinomAsiner farklılaşmave sindirim enzimiüretimi göstereninvaziv tümördürintraepitelyalduktus lezyonudeğildir.

Aklında kalsın

PanIN çoğunlukla görüntülemede kist oluşturmaz; IPMN ise makroskopiktir ve pankreatik duktus sistemiyle bağlantılıdır.

72. soru

Metafizden dışa doğru büyüyen, kıkırdak şapkalı kemik çıkıntısında korteks ve medüller boşluğun ana kemikle devamlılık gösterdiği saptanıyor.

Bu lezyonla ilişkili gen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — EXT1

Kısaca — Büyüme plağı kökenli osteokondromlarda heparan sülfat sentezinin bozulması, EXT1 fonksiyon kaybını işaret eder.

EXT1, heparan sülfat zincirlerinin uzatılmasında görev alan bir glikoziltransferazı kodlar. Fonksiyon kaybı büyüme plağındaki kondrositlerin düzenini ve sinyal dağılımını bozarak korteks ve medullası ana kemikle devamlı kıkırdak şapkalı ekzostoz oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • TP53 — DNA hasarı yanıtını düzenleyen tümör baskılayıcıdır; kaybı birçok sarkomda görülse de osteokondromun tanımlayıcı olayı değildir.
  • NF1 — RAS sinyalini baskılar; kaybı nörofibrom ve malign periferik sinir kılıfı tümörü yatkınlığı oluşturur.
  • APC — β-katenin yıkım kompleksinin bileşenidir; kaybı ailesel adenomatöz polipozis ve desmoid fibromatozisle ilişkilidir.
  • VHL — Hipoksi yanıtını sınırlar; kaybı berrak hücreli renal hücreli karsinom yatkınlığı oluşturur.

Aklında kalsın

Erişkinde osteokondromun kıkırdak şapkasının büyümesi veya kalınlaşması, sekonder periferik kondrosarkom açısından şüphe uyandırır.

73. soru

Bir hastada başka nedenle yapılan biyopside terminal duktus-lobüler ünitede küçük, uniform ve diskoheziv hücrelerin asinüsleri genişletip doldurduğu görülüyor. Nekroz ve kalsifikasyon saptanmıyor. Hücrelerde E-kaderin membran boyanmasının kayıp olduğu ve p120'nin sitoplazmik boyandığı tespit ediliyor. Benzer odaklar aynı memenin farklı alanlarında ve karşı memede de bulunabiliyor. Bu hastada lezyonun en olası tanısı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Lobüler karsinoma in situ

Kısaca — Terminal duktus-lobüler ünitede asinüsleri dolduran diskoheziv uniform hücreler, stromal invazyonun olmaması ve E-kaderin kaybı (sitoplazmik p120) lobüler karsinoma in situ (LCIS) tanısını koydurur.

CDH1 gen inaktivasyonu sonucu E-kaderin kaybı ve kateninlerin (p120 katenin) sitoplazmaya yer değiştirmesi lobüler neoplazilerin patognomonik özelliğidir. Hücrelerin bazal membranı aşmayıp asinüs lümenlerini genişleterek doldurması, komedonekroz ve mikrokalsifikasyonun izlenmemesi in situ lezyonu gösterir. LCIS sıklıkla multifokal ve bilateraldir.

Tanıya götüren bulgular

  • TDLU’da küçük, uniform ve diskoheziv hücre proliferasyonu → lobüler morfolojiyi gösterir.
  • E-kaderin kaybı ve p120'nin sitoplazmik olması → CDH1 inaktivasyonunu (lobüler fenotipi) kanıtlar.
  • Nekroz ve kalsifikasyon bulunmaması, stromal invazyonun olmaması → in situ lezyonu (LCIS) doğrular.
  • Multisentrik ve bilateral odaklar → LCIS’in tipik biyolojik davranışıdır.

Neden diğerleri değil

  • Duktal karsinoma in situ — Hücreler kohezivdir; E-kaderin membranöz pozitif, p120 membranöz boyanır; sıklıkla nekroz ve mikrokalsifikasyon içerir.
  • İnvaziv lobüler karsinom — Benzer sitoloji ve E-kaderin kaybı gösterir ancak stromal invazyon (tek sıra ‘kızılderili sırası’ veya hedef tahtası paterninde infiltrasyon) mevcuttur.
  • Atipik duktal hiperplazi — Duktal hücre proliferasyonudur; kohezivdir ve E-kaderin membranöz olarak korunur.
  • İntraduktal papillom — Genişlemiş duktus içinde fibrovasküler korları döşeyen çift sıralı epitelle karakterizedir; diskoheziv hücreler ve E-kaderin kaybı görülmez.

Aklında kalsın

E-kaderin kaybı duktal ve lobüler lezyon ayrımında temel belirteçtir. E-kaderin kaybına p120'nin sitoplazmik translokasyonu eşlik eder.

74. soru

Over kitlesinde Call-Exner cisimcikleri ve kahve çekirdeği görünümünde nükleuslar izleniyor.

Bu tümör için en yararlı serum belirteci aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — İnhibin

Kısaca — Granüloza hücrelerinin salgıladığı inhibin, Call-Exner cisimcikli seks kord-stromal tümörün izleminde en yararlı serum belirtecidir.

Granüloza hücreleri normalde inhibin üreterek hipofizden FSH salınımını baskılar. Aynı farklılaşmayı koruyan tümör hücreleri de inhibin salgıladığından serum düzeyi tümör yükü ve nüks izlemiyle ilişkilendirilebilir.

Neden diğerleri değil

  • CA 19-9 — Daha çok pankreatobiliyer ve bazı müsinöz tümörlerde yükselir; granüloza farklılaşmasını göstermez.
  • Alfa-fetoprotein — Yolk sac tümörünün klasik belirtecidir; seks kord-stromal kökeni desteklemez.
  • Karsinoembriyonik antijen — Gastrointestinal ve müsinöz tümörlerle ilişkilidir; granüloza hücreleri tarafından tipik olarak salgılanmaz.
  • β-hCG — Trofoblastik tümörlerde ve sinsityotrofoblast içeren germ hücreli tümörlerde yükselir.

Aklında kalsın

Granüloza hücreli tümörün östrojen üretimi endometrial hiperplaziye, düzensiz kanamaya ve eş zamanlı endometrium karsinomuna yol açabilir.

75. soru

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta, halsizlik ve son bir yılda sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu şikâyetiyle polikliniğe başvuruyor. Serum protein elektroforezinde dar tabanlı monoklonal bant tespit ediliyor; kemik iliği aspirasyonunda atipik plazma hücrelerinin oranında belirgin artış saptanıyor. Bu hastada aşağıdaki laboratuvar ve radyolojik bulgulardan hangisi saptanmaz?

Cevabı göster

Cevap: B — Serum alkalen fosfataz aktivitesinde belirgin yükselme

Kısaca — Multipl miyelomda osteoklastik yıkıma osteoblastik yapım eşlik etmediğinden yaygın litik lezyonlara karşın alkalen fosfataz genellikle belirgin yükselmez.

Miyelom hücreleri osteoklastları uyarıp osteoblastları baskıladığı için kemik rezorpsiyonu artar ancak yeni kemik yapımı oluşmaz. Alkalen fosfataz osteoblast aktivitesini yansıttığından belirgin yükselmesi, eşlik eden kırık veya başka bir osteoblastik süreç yoksa beklenmez.

Tanıya götüren bulgular

  • İleri yaş ve tekrarlayan enfeksiyonlar → fonksiyonsuz monoklonal immünglobulin üretimine bağlı humoral bağışıklık bozukluğunu düşündürür.
  • Dar tabanlı monoklonal bant → tek plazma hücresi klonunun immünglobulin salgıladığını gösterir.
  • Kemik iliğinde atipik plazma hücresi artışı → plazma hücreli neoplaziyi destekler.

Neden diğerleri doğru

  • Kafatası grafisinde zımba deliği şeklinde litik lezyonlar — Osteoklast aktivasyonu, osteoblastik kenarı olmayan keskin litik odaklar oluşturur.
  • Serum kalsiyum düzeyinde artma — Kemik rezorpsiyonu kalsiyumu dolaşıma geçirerek hiperkalsemiye yol açar.
  • İdrarla hafif zincir (Bence Jones proteini) atılımı — Serbest immünglobulin hafif zincirleri glomerülden süzülür.
  • Periferik yaymada eritrositlerde rulo oluşumu — Monoklonal proteinler eritrositler arasındaki itici kuvveti azaltarak rulo oluşturur.

Aklında kalsın

Saf litik miyelom lezyonlarında osteoblast yanıtı zayıf olduğundan kemik sintigrafisi hastalık yükünü olduğundan az gösterebilir.

76. soru

Aşağıdakilerden hangisi kalıtsal (primer) hiperkoagülabilite nedenlerinden biri değildir?

Cevabı göster

Cevap: B — Heparin ilişkili trombositopeni

Kısaca — Heparin ilişkili trombositopeni, ilaçla tetiklenen antikor yanıtından kaynaklandığı için kalıtsal hiperkoagülabilite grubuna girmez.

Heparin–PF4 kompleksine karşı gelişen IgG, trombositlerin Fc reseptörlerini uyararak trombosit aktivasyonu ve trombin üretimini artırır. Trombositler tüketilirken tromboz gelişir; neden, doğuştan bir antikoagülan defekti değil, sonradan kazanılan immün yanıttır.

Neden diğerleri doğru

  • Protrombin G20210A mutasyonu — Kalıtsal olarak protrombin düzeyini artırıp venöz tromboza yatkınlık oluşturur.
  • Faktör V Leiden mutasyonu — Faktör Va’nın aktive protein C ile inaktivasyonunu bozan kalıtsal değişikliktir.
  • Protein C eksikliği — Kalıtsal biçiminde faktör Va ve VIIIa’nın inaktivasyonu azalır.
  • Antitrombin III eksikliği — Kalıtsal biçiminde trombin ve faktör Xa üzerindeki doğal inhibisyon azalır.

Aklında kalsın

Primer trombofilide defekt kalıtsaldır; malignite ve immobilizasyon da trombozu artırır, ancak edinsel risk faktörleridir.

77. soru

Yüksek doz parasetamol kullanımı sonrası karaciğer yetmezliği gelişen hastada sentrilobüler hepatositlerde zedelenme görülüyor. Toksik metabolit glutatyonu tüketip mitokondriyal proteinlere bağlanıyor ve reaktif oksijen türlerini artırıyor. Hücrelerde ATP kaybı, mitokondriyal geçirgenlik geçişi, plazma membranı bozulması ve inflamasyon tespit ediliyor.

Bu hastada görülen en olası hücre ölümü ve zedelenme eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Nekroz – mitokondriyal hasar ve hücre lizisi

Kısaca — ATP kaybı, mitokondriyal geçirgenlik geçişi, plazma membranının bozulması ve inflamasyon, nekroz – mitokondriyal hasar ve hücre lizisi (A) eşleştirmesini gösterir.

Parasetamolün toksik metaboliti NAPQI, glutatyon tükendiğinde mitokondriyal proteinlere bağlanarak oksidatif stresi artırır. Enerji üretiminin çökmesi ve zar bütünlüğünün kaybıyla hücre içeriği dışarı çıkar, inflamasyon gelişir.

Neden diğerleri değil

Apoptozda zar bütünlüğü başlangıçta korunur ve belirgin inflamasyon beklenmez. Ferroptoz için demire bağımlı lipid peroksidasyonu, piroptoz için inflamazom–gazdermin yolu gösterilmelidir. Otofajideki otolizozom oluşumu ise tek başına bu hücre ölümü tablosunu açıklamaz.

78. soru

Bronşiyal astım olgularının balgamında görülebilen Charcot-Leyden kristallerinin temel yapısını oluşturan protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Galektin-10

Kısaca — Charcot-Leyden kristalleri, eozinofillerin lizofosfolipaz aktivitesine sahip proteini olan galektin-10 moleküllerinin bir araya gelmesiyle oluşur.

Bronşiyal astımda hava yollarında toplanan ve degranüle olan eozinofillerden salınan galektin-10, heksagonal çift piramit şekilli kristallere dönüşerek Charcot-Leyden kristallerini meydana getirir. Bu yapılar dokuda ve balgamda eozinofilik inflamasyonun özgül morfolojik kanıtıdır.

Neden diğerleri değil

  • Majör bazik protein — Eozinofil granüllerinin kristaloid korunda yer alan ve epitele sitotoksik etki gösteren temel proteindir.
  • Eozinofil katyonik protein — Eozinofil granül matriksinde bulunan ve membranlarda por oluşturan ribonükleaz yapılı sitotoksik moleküldür.
  • Eozinofil peroksidaz — Granül matriksinde yerleşen ve reaktif oksijen ürünleri sentezleyerek doku hasarı oluşturan enzimdir.
  • Miyeloperoksidaz — Nötrofillerin azurofilik granüllerinde yer alan ve respiratuvar patlamada hipokloröz asit üreten enzimdir.

Aklında kalsın

Charcot-Leyden kristallerinin proteini galektin-10, Curschmann spiralleri bronşiyal mukus tıkaçları, Creola cisimcikleri ise dökülmüş epitel hücre kümeleridir.

79. soru

Tekrarlayan piyojenik enfeksiyonlara ve immün kompleks hastalığına en güçlü yatkınlığı oluşturan kompleman eksikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — C3

Kısaca — Tüm kompleman yollarının C3'te birleşmesi, eksikliğinde hem mikrop opsonizasyonunu hem immün kompleks temizliğini ağır biçimde bozar.

C3 parçalanınca oluşan C3b, özellikle kapsüllü bakterileri fagositlerin kompleman reseptörlerine bağlayan başlıca opsonindir. C3b ayrıca immün komplekslerin eritrositler üzerinden karaciğer ve dalağa taşınmasını sağladığından eksikliği enfeksiyonla birlikte kompleks birikimine yol açar.

Neden diğerleri değil

  • C1 inhibitörü — Eksikliği kontrolsüz kallikrein-bradikinin oluşumuyla herediter anjiyoödeme yol açar; temel sorun opsonizasyon değildir.
  • C2 — Klasik yol defekti lupus benzeri immün kompleks hastalığı yapabilir; alternatif yol üzerinden C3 aktivasyonu korunur.
  • C5 — Terminal kompleman yolunu ve membran atak kompleksini bozar; özellikle tekrarlayan Neisseria enfeksiyonlarına yatkınlık yapar.
  • C9 — Membran atak kompleksinin por oluşturmasını bozar; C3b aracılı opsonizasyon ve kompleks taşınması korunur.

Aklında kalsın

C3 ortak kavşakta bulunduğundan eksikliğinde hem klasik yolu ölçen CH50 hem alternatif yolu ölçen AH50 belirgin düşük saptanır.

80. soru

Aşağıdakilerden hangisi insan için kanıtlanmış karsinojenler (IARC Grup 1) arasında yer almaz?

Cevabı göster

Cevap: D — Sakarin

Kısaca — Sakarin insan için kanıtlanmış karsinojen değildir; epidemiyolojik çalışmalar riski desteklemeyince IARC Grup 3'e alınmıştır, diğer dört etken Grup 1'dir.

Sakarin, erken hayvan çalışmalarındaki mesane tümörü bulguları nedeniyle uzun süre şüpheli kalmış; ancak bu bulgunun kemirgenlere özgü bir mekanizmayla oluştuğu anlaşılınca ve insan epidemiyolojik verileri riski desteklemeyince IARC tarafından insan için karsinojenliği sınıflandırılamaz (Grup 3) kategorisine alınmıştır.

Neden diğerleri doğru

  • Asbest — mezotelyoma ve akciğer kanseriyle kanıtlanmış ilişkisi olan Grup 1 karsinojenidir
  • Vinil klorid — karaciğer anjiyosarkomuyla ilişkisi kanıtlanmış Grup 1 karsinojenidir
  • Arsenik bileşikleri — deri, akciğer ve mesane kanseriyle ilişkili Grup 1 karsinojenidir
  • Aflatoksinler — hepatoselüler karsinomla ilişkisi kanıtlanmış Grup 1 karsinojenleridir

Aklında kalsın

Kemirgende tümör yapan her madde insanda karsinojen değildir; sakarin, hayvan verisi insana uyarlanamadığı için şüpheli listeden çıkarılan klasik örnektir.

81. soru

Santral skarlı, kahverengi renal kitlede bol granüler eozinofilik sitoplazmalı, muntazam yuvarlak nükleuslu hücreler görülüyor.

Tümörün köken aldığı hücre aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Toplayıcı kanalın interkale hücresi

Kısaca — Santral skarlı kahverengi kitle ve bol granüler eozinofilik (onkositik) sitoplazma renal onkositomu tanımlar; bu tümör toplayıcı kanalın interkale hücrelerinden köken alır.

Renal onkositom, toplayıcı kanalların interkale hücrelerinden köken alan benign bir epiteliyal neoplazidir. Bol granüler eozinofilik sitoplazma, hücre içinde yoğun miktarda biriken mitokondrilerden kaynaklanır; makroskopik olarak maun kahverengi görünüm ve santral skar karakteristiktir.

Neden diğerleri değil

  • Proksimal tübül hücresi — Berrak hücreli ve papiller renal hücreli karsinomların kökenidir; onkositik diferansiasyonu ve santral skarlı benign kitleyi açıklamaz.
  • Podosit — Glomerüler filtrasyon bariyerini oluşturan visseral epitel hücresidir; parankimal renal epitel tümörlerinin kökeni değildir.
  • Jukstaglomerüler hücre — Aferent arteriyol duvarında yer alan modifiye düz kas hücresidir; renin salgılayan jukstaglomerüler hücreli tümörün (reninoma) kökenidir.
  • Ürotelyal hücre — Renal pelvis ve üriner toplayıcı sistemi döşer; ürotelyal karsinomların kökenidir.

Aklında kalsın

Kromofob renal hücreli karsinom da toplayıcı kanalın interkale hücrelerinden köken alır. Birt-Hogg-Dubé sendromunda (FLCN mutasyonu) hem onkositom hem de kromofob karsinom görülme riski artmıştır.

82. soru

Mide yerleşimli gastrointestinal stromal tümörler (GIST) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Aynı boyut ve mitoz sayısına sahip ince bağırsak GIST’lerine kıyasla metastaz potansiyelleri daha yüksektir.

Kısaca — Mide GIST’leri, aynı boyut ve mitotik aktiviteye sahip ince bağırsak GIST’lerine göre daha iyi klinik gidişli olup metastaz potansiyelleri daha düşüktür.

Gastrointestinal stromal tümörlerde anatomik lokalizasyon biyolojik davranışı belirleyen bağımsız bir prognostik faktördür. Mide GIST’leri, aynı çap ve mitoz sayısına sahip duodenum veya jejunum/ileum GIST’lerine kıyasla çok daha düşük nüks ve metastaz oranına sahiptir.

Neden diğerleri doğru

  • Olguların büyük kısmında c-KIT veya PDGFRA genlerinde aktive edici mutasyonlar bulunur. — GIST’lerin %75-80'inde c-KIT, %10'unda PDGFRA mutasyonu vardır.
  • Histopatolojik incelemede iğsi hücreli veya epitelioid hücreli morfoloji gösterebilir. — Tümörlerin yaklaşık %70'i iğsi, %20'si epitelioid patern sergiler.
  • İmmünohistokimyasal boyamada DOG1 (anoctamin-1) ekspresyonu yüksek duyarlılıkla saptanır. — DOG1, c-KIT negatif olgular dahil GIST için son derece duyarlıdır.
  • Malignite riskini belirlemede tümörün çapı ve mitoz sayısı temel histopatolojik parametrelerdir. — NIH/Miettinen risk sınıflamasında çap ve mitoz ana kriterdir.

Aklında kalsın

GIST’lerde prognoz proksimalden distale doğru kötüleşir; mide yerleşimli tümörler ince bağırsak ve rektum yerleşimlilere göre en iyi prognoza sahiptir.

83. soru

Aşağıdaki tiroit ilaçları ve etkileri eşleştirmelerinden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: E — Propiltiyourasil – Periferik T4'ün T3'e dönüşümünü engeller

Kısaca — Propiltiyourasil periferik deiyodinazı inhibe ederek dolaşımdaki T4’ün daha aktif hormon olan T3’e dönüşmesini azaltır.

Propiltiyourasil, tiroit peroksidaz aracılı iyotlanma ve eşleşmeyi de engeller. Periferik dönüşüm üzerindeki ek etkisi, hormon sentezini baskılayan diğer tiyonamidlerden ayrılmasını sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Radyoaktif iyot – Gebelikte ilk seçenek — Radyoaktif iyot plasentayı geçip fetal tiroidi tahrip edebildiği için gebelikte kontrendikedir.
  • Levotiroksin – Periferik dönüşümü engeller — Levotiroksin sentetik T4 yerine koyma tedavisidir; periferde T3’e dönüştürülerek etki gösterir.
  • Metimazol – Tiroit hormonu yerine koyma tedavisi — Metimazol tiroit peroksidazını inhibe eden bir antitiroit ilaçtır; hormon sağlamaz.
  • Propiltiyourasil – Tiroit hormonu yerine koyma tedavisi — Propiltiyourasil hormon sentezini ve periferik dönüşümü baskılar; eksik hormonu yerine koymaz.

Aklında kalsın

Tiyonamid kullanan hastada ateş ve boğaz ağrısı agranülositozu düşündürür; ilaç kesilerek lökosit sayısı değerlendirilir.

84. soru

Güçlü dopamin D2 blokajı nedeniyle ekstrapiramidal belirti ve hiperprolaktinemi oluşturma olasılığı en yüksek antipsikotik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Haloperidol

Kısaca — Haloperidol, yüksek potensli tipik bir antipsikotik olarak güçlü D2 reseptör blokajı yapar; bu nedenle ekstrapiramidal belirti ve hiperprolaktinemi oluşturma olasılığı en yüksektir.

Nigrostriatal dopaminerjik iletimin kesilmesi ekstrapiramidal belirtilere, tuberoinfundibüler yolakta prolaktin üzerindeki dopamin baskısının kalkması ise hiperprolaktinemiye yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Klozapin — Zayıf ve kısa süreli D2 blokajı yapan atipik antipsikotiktir; ekstrapiramidal belirti ve prolaktin artışı riski düşüktür.
  • Ketiapin — D2 reseptörlerinden hızlı ayrılan atipik antipsikotiktir; motor ve prolaktin yan etkileri görece azdır.
  • Aripiprazol — D2 parsiyel agonistidir; prolaktini artırmak yerine azaltabilir.
  • Olanzapin — Atipik antipsikotiktir; ekstrapiramidal yan etkiden çok kilo artışı ve metabolik bozukluklarla ayırt edilir.

Aklında kalsın

Akut distoni ve ilaç parkinsonizmi antimuskariniklerle, akatizi ise çoğunlukla propranolol ile tedavi edilir.

85. soru

Herpes simpleks tedavisinde kullanılan ve viral timidin kinazla aktive edildikten sonra viral DNA polimerazı inhibe eden ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Asiklovir

Kısaca — Viral timidin kinazla seçici aktivasyon, Asiklovir’i enfekte hücrede yoğunlaştırıp HSV DNA sentezini zincir sonlanmasıyla durdurur.

Asiklovir asiklik guanozin analoğudur. İlk fosfatı viral timidin kinaz, sonraki fosfatları hücresel kinazlar ekler; oluşan trifosfat viral DNA polimeraza bağlanır ve 3′-OH taşımadığı için zinciri sonlandırır.

Neden diğerleri değil

  • Oseltamivir — İnfluenza A ve B nöraminidazını inhibe eder; herpesvirus DNA polimerazı için substrat değildir.
  • Ribavirin — Guanozin analoğudur; fosforillenmiş metabolitleri viral RNA sentezini bozar, HSV timidin kinazına seçici değildir.
  • Foskarnet — Pirofosfat analoğu olarak DNA polimeraza doğrudan bağlanır; aktive olmak için viral kinaza gereksinmez.
  • Efavirenz — HIV-1 ters transkriptazının allosterik NNRTI inhibitörüdür; herpesvirus DNA polimerazını hedeflemez.

Aklında kalsın

Valasiklovir, Asiklovir’in oral biyoyararlanımı artırılmış ön ilacıdır ve aynı aktif trifosfata dönüşür.

86. soru

Aşağıdakilerden hangisi β2-adrenerjik reseptör uyarılması sonrası düz kas hücresinde beklenen post-reseptör değişikliktir?

Cevabı göster

Cevap: C — Adenilat siklaz aktivasyonu ile cAMP artışı

Kısaca — β2 reseptörünün Gs ile eşleşmesi, adenilat siklazı uyararak hücre içi cAMP düzeyini artırır.

Reseptör uyarılınca Gs proteininin alfa alt birimi GDP yerine GTP bağlar ve adenilat siklazı aktive eder. Oluşan cAMP, protein kinaz A üzerinden miyozin hafif zincir kinazının aktivitesini azaltarak düz kas gevşemesine katkıda bulunur.

Neden diğerleri değil

  • Guanilat siklaz aktivasyonu ile cGMP artışı — Nitrik oksidin düz kas gevşetici yoludur; β2 reseptörünün ikinci haberci yolu değildir.
  • Fosfolipaz C aktivasyonu ile IP3 artışı — Gq ile eşleşen reseptörlerde hücre içi kalsiyumu artıran yoldur.
  • Tirozin kinaz reseptör dimerizasyonu — Büyüme faktörü reseptörlerinde görülür; adrenerjik reseptörler G proteiniyle eşleşir.
  • Ligand kapılı Na+ kanalının açılması — İyonotropik reseptörlerde hızlı depolarizasyon oluşturur; ikinci haberci gerektirmez.

Aklında kalsın

cAMP kalpte kasılmayı artırırken düz kasta gevşemeye yol açabilir; etkinin yönünü ikinci habercinin adı değil, hücredeki hedef proteinler belirler.

87. soru

İfosfamid metaboliti akroleinin mesanede oluşturduğu hemorajik sistiti önlemek amacıyla verilen ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Mesna

Kısaca — Mesna’nın idrardaki serbest sülfhidril grubu akroleini nötralize ederek toksik metabolit ürotelyuma zarar vermeden önce etkisizleştirir.

Mesna dolaşımda dimesnaya oksitlenir, böbrekte yeniden serbest tiyol biçimine indirgenerek idrarda yoğunlaşır. Tiyol grubu akroleinle toksik olmayan ürün oluşturur; böylece sistemik antitümör etkiyi azaltmadan mesaneyi korur.

Neden diğerleri değil

  • Amifostin — Aktif tiyole dönüşen doku sitoprotektanıdır; özellikle sisplatin nefrotoksisitesi ve radyoterapi kserostomisinde kullanılır.
  • Deksrazoksan — Antrasiklin kardiyotoksisitesini ve bazı antrasiklin ekstravazasyon hasarlarını azaltır; akroleini bağlamaz.
  • Lökovorin — Dihidrofolat redüktaz basamağını atlayan indirgenmiş folattır; yüksek doz metotreksat kurtarmasında kullanılır.
  • Glukarpidaz — Dolaşımdaki metotreksatı inaktif metabolitlere parçalayan enzimdir; hemorajik sistiti önlemez.

Aklında kalsın

Siklofosfamid de akrolein oluşturabilir; Mesna mesane toksisitesini azaltır ancak alkilleyici ajanların kemik iliği baskılanmasını önlemez.

88. soru

İnflamatuvar bağırsak hastalığı nedeniyle azatiyoprin kullanan bir hastada eş zamanlı allopurinol başlanması durumunda ortaya çıkabilecek şiddetli miyelotoksisitenin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Azatiyoprinin metaboliti olan 6-merkaptopürinin ksantin oksidaz aracılı inaktivasyonunun engellenmesi

Kısaca — Allopurinol, azatiyoprinin metaboliti olan 6-merkaptopürinin ksantin oksidaz aracılı inaktivasyonunu engelleyerek sitotoksik tiyopürin nükleotidlerinin birikmesine ve ağır miyelotoksisiteye yol açar.

Azatiyoprin hızla 6-merkaptopürine dönüşür; ksantin oksidaz 6-MP’yi inaktif 6-tiyoürik aside yıkar. Allopurinol bu çıkışı kapatınca 6-MP, sitotoksik 6-TGN oluşumuna yönelir; biriken 6-TGN çoğalan kemik iliği hücrelerinde DNA sentezini baskılar.

Neden diğerleri değil

  • Tiopürin S-metiltransferaz enziminin geri dönüşümsüz inhibisyonu — Düşük TPMT aktivitesi toksisite yapar; allopurinolün hedefi TPMT değildir.
  • Hipoksantin-guanin fosforiboziltransferaz enziminin aşırı uyarılması — HGPRT 6-MP’yi aktive eder; artan akış enzim uyarılmasına bağlı değildir.
  • İnozin monofosfat dehidrogenaz enziminin kompetitif olarak bloke edilmesi — Mikofenolatın hedefidir; bu etkileşimi başlatan enzim değildir.
  • UDP-glukuroniltransferaz enzim aktivitesinin indüklenmesi — Glukuronidasyon temel tiyopürin inaktivasyon yolu değildir; indüksiyon birikimi açıklamaz.

Aklında kalsın

Febuksostat da ksantin oksidaz inhibitörüdür; azatiyoprin veya 6-merkaptopürin ile birlikte kullanımı kontrendikedir. Allopurinol ile tiyopürin birlikte kullanılacaksa tiyopürin dozu belirgin azaltılmalı ve kan sayımı yakından izlenmelidir.

89. soru

Okside hemoglobindeki ferrik demiri yeniden ferroz duruma indirgemeyi hızlandıran standart methemoglobinemi antidotu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Metilen mavisi

Kısaca — Metilen mavisi, methemoglobindeki ferrik demirin (Fe3+) oksijen bağlayabilen ferroz demire (Fe2+) indirgenmesini hızlandırır.

Eritrositte NADPH aracılığıyla oluşan lökometilen mavisi, bu dönüşüm için elektron aktarır.

Neden diğerleri değil

Deferipron demir şelatörüdür; dimerkaprol arsenik ve cıva gibi ağır metalleri şelate eder. Pralidoksim organofosfatla inhibe olmuş asetilkolinesterazı yaşlanma öncesinde yeniden aktive eder. N-asetilsistein ise parasetamol zehirlenmesinde glutatyon depolarını destekler.

Aklında kalsın

G6PD eksikliğinde NADPH yetersizliği nedeniyle metilen mavisinin etkinliği azalabilir ve hemoliz gelişebilir.

90. soru

Gebeliğin 30. haftasında ağır hipertansiyon saptanan bir hastada fetüsün renin-anjiyotensin sisteminin korunması hedefleniyor.

Bu hastada kullanılabilecek en uygun antihipertansif ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Labetalol

Kısaca — Labetalolün α1 blokajı damar direncini düşürürken β blokajı refleks taşikardiyi sınırlar ve fetal renin-anjiyotensin sistemini doğrudan baskılamaz.

Periferik α1 reseptör blokajı vazodilatasyon, β1 blokajı ise kalp hızı ve renin salınımında azalma oluşturur. Bu dengeli hemodinamik etki, ilacı gebelikte ağır hipertansiyonun tedavisine uygun kılar.

Neden diğerleri değil

  • Enalapril — ACE inhibisyonu fetal böbrek perfüzyonunu bozarak oligohidramniyos ve böbrek hasarı yapabilir.
  • Losartan — AT1 reseptör blokajıyla fetal renin-anjiyotensin sistemini baskılar; gebelikte kullanılmaz.
  • Aliskiren — Doğrudan renin inhibitörüdür; fetal böbrek gelişimini ve fonksiyonunu tehlikeye sokar.
  • Spironolakton — Mineralokortikoid reseptör antagonistidir; antiandrojenik etkisi nedeniyle gebelik hipertansiyonunda tercih edilmez.

Aklında kalsın

Gebelikte akut ağır hipertansiyonda hidralazin ve nifedipin de kullanılabilir; kronik tedavide metildopa köklü bir seçenektir.

91. soru

Aşağıdaki farmakolojik özelliklerden hangisinin aminoglikozidlerin zorunlu anaerop bakterilere karşı etkisiz olmasına yol açması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: E — Bakteriye girişlerinin oksijene bağımlı olması

Kısaca — Solunum zinciri çalışmayan zorunlu anaeroplar aminoglikozidi sitoplazmaya taşıyamadığı için ribozomal hedef ilaçla buluşamaz.

Aminoglikozidlerin sitoplazmik zarı aşan enerjiye bağımlı taşıma evresi, oksijenli metabolizmanın oluşturduğu elektrokimyasal gradyanı gerektirir. Zorunlu anaeroplarda bu basamak gerçekleşmeyince hücre içi ilaç düzeyi 30S inhibisyonuna yetmez.

Neden diğerleri değil

  • Safrayla atılmaları — Konak eliminasyon yolunu belirtir; bakterinin ilacı hücre içine alamamasını açıklamaz.
  • Yalnız 50S’e bağlanmaları — Aminoglikozidler 30S’e bağlanır; yanlış alt birim anaeroplara özgü etkisizliğin nedeni olamaz.
  • Beta-laktamazla parçalanmaları — Beta-laktamazlar beta-laktam halkasını hidrolizler; aminoglikozidler bu yapıyı taşımaz.
  • Hücre içinde asetillenmeleri — Asetiltransferaz aracılı kazanılmış dirençtir; tüm zorunlu anaeroplarda bulunan sınıfsal özellik değildir.

Aklında kalsın

Asidik ve oksijeni düşük enfeksiyon odaklarında aminoglikozid aktivitesi azalır; hücre duvarını bozan ilaçlar girişlerini kolaylaştırabilir.

92. soru

Klomifen sitrat, anovulatuvar infertilitede ovulasyon indüksiyonu amacıyla ilk basamak oral bir ajan olarak kullanılıyor.

Aşağıdaki mekanizmalardan hangisi bu ilacın ovulasyonu indüklemesinin temel mekanizmasıdır?

Cevabı göster

Cevap: D — Hipotalamustaki östrojen reseptörlerini bloke ederek GnRH salınımını artırması

Kısaca — Hipotalamik östrojen geri bildiriminin kaldırılması, GnRH ve gonadotropinleri artırarak klomifenle ovulasyonu başlatır.

Bir SERM olan klomifen, hipotalamusta östrojen sinyalini antagonize eder. Hipotalamus düşük östrojen varmış gibi GnRH pulslarını artırır; FSH folikül gelişimini, LH artışı ovulasyonu tetikler.

Neden diğerleri değil

  • Over granüloza hücrelerinde FSH reseptörlerini doğrudan uyarması — Bu etki eksojen FSH’ye aittir; klomifen reseptörü doğrudan uyarmaz.
  • LH reseptör agonisti gibi davranarak siklus ortası LH artışını taklit etmesi — Bu etki hCG’ye aittir; klomifen endojen LH salınımını dolaylı artırır.
  • Progesteron reseptörlerini antagonize ederek luteolizis oluşturması — Progesteron reseptör antagonizması mifepristonun özelliğidir; klomifen bu reseptörü hedeflemez ve ovulasyonu luteolizle başlatmaz.
  • Aromataz enzimini inhibe ederek östrojen sentezini azaltması — Letrozolün mekanizmasıdır; klomifen östrojen sentezini azaltmaz.

Aklında kalsın

Klomifende çoğul gebelik ve over büyümesi, birden fazla folikülün gonadotropinlerle uyarılmasının sonuçlarıdır.

93. soru

Parkinson hastalığında striatal dopamin yıkımını azaltmak üzere düşük dozda seçici MAO-B inhibitörü olarak kullanılan ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Selegilin

Kısaca — MAO-B’nin düşük dozda seçici blokajı, Selegilinin striatal dopamini yıkımdan koruyarak levodopa etkisini uzatmasını sağlar.

Selegilin beyinde MAO-B’yi geri dönüşümsüz inhibe ederek dopaminin oksidatif metabolizmasını azaltır. Düşük dozdaki izoenzim seçiciliği dopaminerjik etkiyi öne çıkarırken doz yükseldiğinde MAO-A inhibisyonu da belirginleşebilir.

Neden diğerleri değil

  • Tolkapon — Santral ve periferik COMT’yi inhibe eder; dopamini MAO-B üzerinden korumaz.
  • Benserazid — Periferik aromatik L-aminoasit dekarboksilaz inhibitörüdür; beyne geçen levodopa miktarını artırır.
  • Pramipeksol — Özellikle D3 reseptörlerine afinitesi olan doğrudan dopamin agonistidir.
  • Biperiden — Santral antimuskarinik ilaçtır; özellikle tremoru azaltır, dopamin yıkımını engellemez.

Aklında kalsın

Selegilin amfetamin benzeri metabolitlere dönüşebilir; diğer seçici MAO-B inhibitörü rasajilinde bu özellik bulunmaz.

94. soru

Genel anestezi sırasında rokuronyum ile nöromusküler blok sağlanan bir hastada aşağıdaki durumlardan hangisi bu tabloya eşlik etmez?

Cevabı göster

Cevap: A — İlacın verilmesinden hemen sonra yaygın kas fasikülasyonları

Kısaca — Rokuronyum reseptörü depolarize etmeden kompetitif bloke ettiği için uygulama başlangıcında yaygın kas fasikülasyonu oluşturmaz.

Rokuronyum motor uç plaktaki nikotinik reseptörlere asetilkolinle yarışarak bağlanan nondepolarizan bir blokerdir. Reseptörü aktive etmediğinden başlangıç depolarizasyonu ve buna bağlı fasikülasyon gelişmez; bu bulgu süksinilkoline özgüdür.

Neden diğerleri doğru

  • Dörtlü uyarı (TOF) testinde ardışık yanıtlarda sönme — Presinaptik nikotinik blok, tekrarlayan uyarılarda asetilkolin mobilizasyonunu azaltarak sönme oluşturur.
  • Neostigmin uygulanmasıyla blokun geri döndürülmesi — Asetilkolinesteraz inhibisyonu uç plaktaki asetilkolini artırarak rokuronyumla yarışmayı güçlendirir.
  • Sugammadeks ile blokun hızla sonlandırılması — Sugammadeks dolaşımdaki rokuronyumu kapsülleyerek serbest ilaç konsantrasyonunu hızla düşürür.
  • Aminoglikozid uygulanmasıyla blokun derinleşmesi — Aminoglikozidler sinir ucundan kalsiyuma bağımlı asetilkolin salınımını azaltır.

Aklında kalsın

Faz I süksinilkolin blokunda dörtlü uyarı testinde sönme beklenmez; asetilkolinesteraz inhibisyonu bu blokun süresini uzatabilir.

95. soru

Kreatinin klirensi 18 mL/dak olan ve son dabigatran dozunu altı saat önce alan hastada intrakraniyal kanama gelişiyor.

Bu hasta için en uygun özgül geri çevirme yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — İdarusizumab uygulamak

İdarusizumab dabigatranı doğrudan bağlayarak hızla etkisizleştirir; böbrek yetersizliği yeniden ilaç etkisi riskini artırır.

İdarusizumab, serbest ve trombine bağlı dabigatrana yüksek afiniteyle bağlanan bir antikor parçasıdır; trombin üzerindeki inhibisyonu dakikalar içinde kaldırır. Ağır böbrek yetersizliğinde dokulardan plazmaya yeniden dağılım görülebileceğinden hemostaz ve koagülasyon testleri izlenir, destek tedavisi sürdürülür.

Dabigatran geri çevirme yaklaşımları

YaklaşımEtkiDabigatran içinVitamin KuygulamakVarfarinin sentezblokajını düzeltirNötralize etmez;INR güvenilir değilProtamin sülfatuygulamakHeparini nötralizeederÖzgül antidot değilAndexanet alfauygulamakFaktör Xainhibitörlerininötralize ederDabigatran içinözgül değilProtrombinkomplekskonsantresiuygulamakÖzgül olmayanhemostatikdestektirÖzgül antidot değilİdarusizumabuygulamakDabigatranıbağlayaraketkisizleştirirÖzgül geri çevirme

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

İdarusizumab faktör Xa inhibitörlerini geri çevirmez; apiksaban ve rivaroksaban için özgül ajan andeksanet alfadır.

96. soru

Uzun süredir warfarin kullanan bir hastada eşlik eden infeksiyon için antibiyotik başlanması planlanmaktadır. Bu hastada aşağıdaki antibiyotiklerden hangisinin eklenmesiyle INR değerinin yükselmesi en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: D — Metronidazol

Kısaca — Metronidazol, S-warfarinin metabolizmasını baskılayarak antikoagülan etkiyi güçlendirir ve INR değerini yükseltir.

Warfarinin daha güçlü antikoagülan enantiomeri olan S-warfarin başlıca CYP2C9 ile metabolize edilir. Metronidazol bu yolu inhibe ettiğinde ilaç maruziyeti artar ve K vitaminine bağımlı fonksiyonel pıhtılaşma faktörlerinin oluşumu daha fazla azalır.

Neden diğerleri değil

  • Nafsilin — Enzim indüksiyonuyla warfarinin etkisini azaltabilir; beklenen etkileşim INR düşüşü yönündedir.
  • Oksasilin — Penisilinaza dirençli bir penisilindir; nafsilin ve dikloksasilinin gösterdiği enzim indüksiyonunu yapması beklenmez.
  • Rifampisin — Güçlü enzim indükleyicisidir; warfarin metabolizmasını hızlandırarak antikoagülan etkiyi azaltır.
  • Dikloksasilin — Metabolizma enzimlerini indükleyebilir; warfarin maruziyetini artırmak yerine azaltabilir.

Aklında kalsın

Enzim indüksiyonu penisilinaza dirençli penisilinlerin tümüne genellenemez. İndüksiyon yeni protein sentezi gerektirdiğinden etkisi gecikerek belirginleşir ve indükleyici kesildiğinde hemen kaybolmaz.

97. soru

Dışkısında Taenia saginata halkaları saptanan bir hastada oral antihelmintik tedavi planlanmaktadır. Aşağıdakilerden hangisi gastrointestinal sistemden hemen hemen hiç emilmeyen, etkisi bağırsak lümenindeki sestodlarla sınırlı olan ve doku sestod enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmayan ilaçtır?

Cevabı göster

Cevap: A — Niklozamid

Kısaca — Niklozamid bağırsaktan anlamlı ölçüde emilmediği için lümendeki sestodları etkiler, dokudaki larvalara ulaşamaz.

Parazitin mitokondrilerinde oksidatif fosforilasyonu bozarak ATP üretimini azaltır ve enerji yetersizliği oluşturur. İlacın sistemik dolaşıma geçişinin çok sınırlı olması, bu etkinin bağırsak dışındaki sestod odaklarına taşınmasını engeller; tedavi kapsamını yalnız parazit türü değil, yerleşim yeri de belirler.

Tanıya götüren bulgular

  • Dışkıda Taenia saginata halkalarının saptanması → bağırsakta erişkin sestod enfeksiyonunu destekler.
  • Gastrointestinal sistemden hemen hemen hiç emilmeme → dokulara dağılan sistemik etkili ilaçları dışlar.
  • Etkinin bağırsak lümenindeki sestodlarla sınırlı olması → doku larvalarına yönelik tedaviden ayrılır.

Neden diğerleri değil

  • Prazikuantel — Oral yoldan emilir ve dokulara dağılır; etkisi bağırsak lümeniyle sınırlı değildir.
  • Albendazol — Aktif sülfoksit metaboliti sistemik etki gösterir; doku sestod enfeksiyonlarında da kullanılır.
  • Dietilkarbamazin — Sistemik emilen filaryazis tedavisinde kullanılan bir antihelmintiktir; bağırsak sestodlarına yönelik ilaç değildir.
  • İvermektin — Nematod ve ektoparazitlere etkilidir; bağırsak sestodlarının tedavisinde kullanılmaz.

Aklında kalsın

Taenia solium yumurtalarının alınması sistiserkoza, etteki sistiserkusların alınması bağırsak tenyazisine yol açar; bulaşan evre hastalığın yerleşimini değiştirir.

98. soru

İmmünsüpresan ilaçlar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: C — Mikofenolat mofetil, dihidrofolat redüktaz enzimini inhibe ederek lenfosit proliferasyonunu durdurur.

Kısaca — Dihidrofolat redüktaz metotreksatın hedefidir; mikofenolat IMPDH’yi baskılayarak lenfositlerde de novo guanin sentezini keser.

Mikofenolat mofetil aktif mikofenolik aside dönüşür; bu metabolit IMPDH’yi geri dönüşümlü inhibe ederek guanozin nükleotidlerinin de novo sentezini azaltır. Kurtarma yolunu sınırlı kullanan T ve B lenfositlerin çoğalması bu nedenle seçici biçimde baskılanır.

Neden diğerleri doğru

  • Siklosporin, sitoplazmik siklofiline bağlanarak kalsinörin fosfataz enzimini inhibe eder. — Oluşan kompleks NFAT aktivasyonunu ve IL-2 transkripsiyonunu durdurur.
  • Takrolimus, FKBP-12 proteinine bağlanarak kalsinörin aracılı sinyal iletimini baskılar. — İlaç-protein kompleksi NFAT’nin çekirdeğe geçişini ve IL-2 sentezini azaltır.
  • Sirolimus, mTOR kompleksini inhibe ederek T lenfositlerin G1'den S fazına geçişini engeller. — FKBP-12 kompleksi kalsinörini değil mTORC1'i hedefleyerek IL-2 yanıtını keser.
  • Belatasept, antijen sunan hücrelerdeki CD80 ve CD86 moleküllerine bağlanarak kostimülasyonu bloke eder. — CTLA-4–Ig füzyon proteini, CD28 için gereken ikinci sinyali ortadan kaldırır.

Aklında kalsın

Azatioprin 6-merkaptopürine dönüşür; TPMT veya NUDT15 aktivitesi düşükse kemik iliği baskılanması artar.

99. soru

Aşağıdaki demans ilaçlarından hangisi hem asetilkolinesterazı hem bütirilkolinesterazı inhibe eder ve metabolizmasında sitokrom P450 enzimlerinin katkısı düşüktür?

Cevabı göster

Cevap: C — Rivastigmin

Kısaca — Rivastigminin iki kolinesterazı inhibe etmesi kolinerjik iletimi artırır; enzimatik hidrolizle yıkılması CYP katkısını sınırlar.

Karbamat yapısındaki Rivastigmin, asetilkolinesteraz ve bütirilkolinesterazın aktif bölgesini karbamilleyerek asetilkolin yıkımını azaltır. Enzim aktivitesinin geri dönmesi zaman aldığından inhibisyon uzar; ilacın başlıca kolinesteraz aracılı hidrolizle metabolize edilmesi, CYP üzerinden metabolize edilen ajanlardan ayrılmasını sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Donepezil — Asetilkolinesteraza seçicidir; metabolizmasında CYP2D6 ve CYP3A4 rol alır.
  • Takrin — Her iki kolinesterazı inhibe eder, ancak CYP1A2 ile metabolize edildiğinden metabolizma kriterini karşılamaz.
  • Galantamin — Asetilkolinesterazı inhibe eder; metabolizmasına CYP2D6 ve CYP3A4 katılır.
  • Memantin — NMDA reseptör kanal antagonistidir; kolinesterazları inhibe etmez.

Aklında kalsın

Kolinesteraz inhibitörleri vagal etkiyi artırarak bradikardi ve senkopa yol açabilir; CYP etkileşiminin az olması farmakodinamik etkileşimleri ortadan kaldırmaz.

100. soru

Tiroid fırtınasında kullanılan ilaçlarla ilgili aşağıdaki ifadeler verilmiştir:

I. Propiltiourasil, tiroid peroksidazın yanı sıra periferik tip 1 deiyodinazı inhibe eder.
II. Metimazolün akut etkisi, önceden sentezlenmiş tiroid hormonlarının bezden salınımını doğrudan inhibe etmesine dayanır.
III. Hidrokortizon, periferik T4–T3 dönüşümünü azaltır.
IV. İyodürün yeni hormon sentezinde kullanılmasını önlemek için iyodür, tiyonamidden önce uygulanmalıdır.

Bu ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: B — I ve III

Kısaca — Propiltiourasil ve hidrokortizon periferik hormon aktivasyonunu azaltır; salınım ve uygulama sırası önermeleri yanlış olduğundan I ve III doğrudur.

Tiroid fırtınasında yeni hormon sentezi, depolanmış hormonun salınımı ve periferik hormon aktivasyonu ayrı hedeflerdir. Sentezin engellenmesi bezdeki hazır hormonları ortadan kaldırmadığından bu basamaklara birlikte müdahale edilir.

İfadeler

  • I — Propiltiourasilin iki enzim üzerindeki etkisi — Doğru; tiroid peroksidaz inhibisyonu iyodun organifikasyonunu ve eşleşmeyi, tip 1 deiyodinaz inhibisyonu periferik T3 oluşumunu azaltır.
  • II — Metimazolün depolanmış hormon salınımını durdurması — Yanlış; tiroid peroksidazı inhibe ederek yeni sentezi baskılar, önceden sentezlenmiş hormonun salınımını doğrudan engellemez.
  • III — Hidrokortizonun periferik dönüşümü azaltması — Doğru; T4’ün daha aktif hormon olan T3’e dönüşümünü azaltır ve ağır stres sırasında glukokortikoid gereksinimini karşılar.
  • IV — İyodürün tiyonamidden önce verilmesi — Yanlış; sentez önce tiyonamidle engellenmelidir, aksi hâlde verilen iyodür yeni hormon üretimine substrat sağlayabilir.

Aklında kalsın

Destrüktif tiroiditte hormon fazlalığı yeni sentezden değil, depoların boşalmasından kaynaklandığı için tiyonamidler etkisizdir; burada sentez, salınım ve dönüşüm ayrımı yapıldığında doğru bileşim I ve III’tür.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin, bittiğinde her sorunun çözümünü ve sınavın kendi ölçeğinde bir puan tahmini görürsün. Muafiyetini ve ek süreni uygulamada da seçebilirsin; süre ve puan ona göre işler.

Denemenin tamamını uygulamada çöz

TUS — Temel Tıp Bilimleri denemesinin tamamı · TUS — Temel Tıp Bilimleri hakkında her şey