Cepte soru çözTUS — Temel Tıp BilimleriDenemeTemel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri Temel Tıp Bilimleri denemesi

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Her yanlış, bir doğrunun 1/4 kadarını götürür
  • Ücretsiz

TUS — Temel Tıp Bilimleri denemesinin Temel Tıp Bilimleri bölümü — 100 soru. Şıkları işaretle, en altta Bitir’e bas; doğru, yanlış ve netini gör.

Bu kâğıt, uygulamadaki 1. Deneme ile aynı kâğıttır. Buradan çözdüğün sorular, denemeye uygulamada süre tutarak girmek istersen artık yeni olmayacak.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Ligamentum hepatoduodenale kesitinde portal triadın sağ ön tarafında yer alan yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ductus choledochus

Kısaca — Safra yolu portal triadın sağ ön bileşenidir; arter sol önde, portal ven ise iki yapının arkasında yer alır.

Ductus hepaticus communis ile ductus cysticusun birleşmesiyle oluşan ductus choledochus, ligamentum hepatoduodenale’nin serbest kenarında aşağı doğru ilerler. Triad içindeki sağ ön konumu, safrayı duodenuma taşıyan kanalın kesitte ayırt edilmesini sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Arteria hepatica propria — Karaciğerin arteriyel beslenmesini taşır ve ligament kesitinde safra yolunun sol önünde bulunur.
  • Vena portae hepatis — Sindirim organlarından gelen kanı karaciğere taşır; portal triadın posterior bileşenidir.
  • Vena cava inferior — Ligamentum hepatoduodenale içinde değil, foramen epiploicumun arkasında retroperitoneal seyreder.
  • Ductus pancreaticus — Pancreas parankimi içinde ilerleyip duodenuma açılır; portal triadın bileşeni değildir.

Aklında kalsın

Pringle manevrası ligamentum hepatoduodenale’yi sıkıştırarak hepatik arter ve portal ven akımını keser; hepatik ven kanamasını durdurmaz.

2. soru

Fossa ischioanalis’in lateral duvarındaki fascia obturatoria’nın iki yaprağı arasında uzanan kanal, perinenin ana nörovasküler yolunu oluşturuyor.

Bu kanalın içeriği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Nervus pudendus ve vasa pudenda interna

Kısaca — Pudendal kanal, perinenin somatik innervasyonu ile ana arteriyel beslenmesini birlikte taşıyan nörovasküler geçittir.

Obturator internus fasyasının oluşturduğu bu kanal, fossa ischioanalis’in lateral duvarında uzanır. İçindeki pudendal sinir ile internal pudendal damarlar, kanal boyunca dallanarak anal ve ürogenital üçgenlere ulaşır.

Neden diğerleri değil

  • Nervus obturatorius ve arteria obturatoria — Pelvisin lateral duvarında ilerleyip canalis obturatorius’tan uyluğun medial kompartımanına geçer.
  • Nervus ischiadicus ve arteria glutea inferior — Büyük siyatik delikten gluteal bölgeye çıkar; pudendal kanal içinde perine boyunca ilerlemez.
  • Nervus cutaneus femoris posterior ve vasa glutea inferiora — Büyük siyatik delikten gluteal bölgeye çıkarlar; pudendal kanal içinde perine boyunca ilerlemezler.
  • Nervus gluteus inferior ve arteria glutea superior — Gluteal yapıları besleyip innerve eder; ayrıca piriformis’in farklı taraflarından çıkarlar.

Aklında kalsın

Inferior rectal sinir ve damarlar, pudendal demetten ayrıldıktan sonra iskiyoanal yağ dokusunu çaprazlayarak anal kanala ulaşır.

3. soru

Sinus sphenoidalis aşağıdaki boşluklardan hangisine açılır?

Cevabı göster

Cevap: C — Recessus sphenoethmoidalis

Kısaca — Sinus sphenoidalis’in ostiumu üst konkanın üzerinde kaldığı için recessus sphenoethmoidalis’e açılır.

Sfenoid sinüsün ön duvarındaki açıklık, concha nasalis superior’un üst ve arkasındaki dar alana bakar. Meatus nasi superior ise bu konkanın altında kaldığından iki boşluk aynı drenaj bölgesi değildir.

Neden diğerleri değil

  • Hiatus semilunaris — Orta meatus içindeki yarı ay biçimli yarıktır; sfenoid sinüsün ostiumu burada bulunmaz.
  • Meatus nasi medius — Frontal, maksiller ve ön-orta etmoid sinüslerin drenaj bölgesidir; sfenoid sinüsü almaz.
  • Meatus nasi superior — Posterior etmoid hücrelerin açıldığı bölgedir; üst konkanın altında bulunur.
  • Meatus nasi inferior — Ductus nasolacrimalis’in açıldığı bölgedir; paranazal sinüs drenajı almaz.

Aklında kalsın

Sinus sphenoidalis’in üst komşuluğundaki sella turcica hipofizi barındırır; transsfenoidal hipofiz cerrahisinde bu komşuluk kullanılır.

4. soru

Colliculus facialis kabarıklığının derininde bulunan ve çevresinde n. facialis liflerinin döndüğü çekirdek aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Nucleus nervi abducentis

Kısaca — N. facialis’in internal genusu nucleus nervi abducentisin çevresinde döndüğü için colliculus facialis bu çekirdeğin üzerinde oluşur.

Facial motor çekirdekten çıkan lifler ponsta önce dorsomediale yönelir, nucleus nervi abducentisin çevresinde bir halka yaparak internal genusu oluşturur. Bu lif-çekirdek birlikteliği dördüncü ventrikül tabanını kabartır.

Neden diğerleri değil

  • Nucleus ambiguus — Medullada IX, X ve kraniyal XI’e brankiyomotor lif verir; facial liflerin pontin halkasıyla ilişkili değildir.
  • Nucleus nervi hypoglossi — Medullada dil kaslarını innerve eder ve trigonum nervi hypoglossiyi oluşturur.
  • Nucleus salivatorius inferior — Medulladaki parasempatik IX. sinir çekirdeğidir; parotis sekresyonunu düzenler.
  • Nucleus motorius nervi trigemini — Orta ponsta çiğneme kaslarına motor lif verir; n. facialis lifleri çevresinde dönmez.

Aklında kalsın

Abducens çekirdeğindeki internöronlar fasciculus longitudinalis medialis üzerinden karşı oculomotor çekirdeğe ulaşır; çekirdek lezyonu konjuge bakışı bozar.

5. soru

Aorta ascendens ile truncus pulmonalisin arkasında, vena cava superiorun önünde yer alan perikard boşluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sinus transversus pericardii

Kısaca — Arteriyel ve venöz perikard yansımaları arasındaki geçit, sinus transversus pericardii’yi oluşturur.

Seröz perikard gelişim sırasında arterial çıkış yolları ile venöz girişler çevresinde ayrı tüpler hâlinde yansır. Bu düzen aorta ascendens ve truncus pulmonalisin arkasında, vena cava superior ile atrium sinistrumun önünde enine bir kanal bırakır.

Neden diğerleri değil

  • Sinus obliquus pericardii — Atrium sinistrumun arkasında, pulmoner venler ile vena cava inferior arasında kalan kör çıkmazdır.
  • Recessus costomediastinalis — Kostal ve mediastinal plevra arasındaki potansiyel aralıktır; perikard boşluğuna ait değildir.
  • Sinus coronarius — Kalbin venöz kanını sağ atriuma taşıyan damardır; seröz perikard aralığı değildir.
  • Recessus retrosternalis — Adlandırılmış bir seröz perikard sinüsü değildir ve damar yansımaları arasındaki geçidi karşılamaz.

Aklında kalsın

Fibröz perikard ile seröz perikardın parietal yaprağının ağrı duyusu nervus phrenicus aracılığıyla C3–C5 segmentlerine taşınır.

6. soru

Aşağıdaki kaslardan hangisi fossa poplitea’nın sınırlarını oluşturmaz?

Cevabı göster

Cevap: A — Musculus sartorius

Kısaca — Musculus sartorius ön-medial uyluktan pes anserinus’a uzandığı için fossa poplitea’nın sınırlarına katılmaz.

Fossa poplitea’nın üst sınırlarını hamstring tendonları, alt sınırlarını musculus gastrocnemius’un iki başı ile musculus plantaris oluşturur. Sartorius medial dizde yüzeyel seyreder ve fossanın eşkenar dörtgen çevresinin dışında kalır; sınır kası olarak fossa poplitea’da değil, trigonum femorale’nin lateral kenarında anılır.

Neden diğerleri doğru

  • Musculus biceps femoris — Tendonu fossanın üst-lateral sınırını oluşturur.
  • Musculus semitendinosus — Mediale uzanan tendonu üst-medial sınıra katılır.
  • Musculus semimembranosus — Geniş tendonu fossanın üst-medial sınırının derin bölümünü yapar.
  • Musculus gastrocnemius’un caput laterale’si — Fossa poplitea’nın alt-lateral sınırını oluşturur.

Aklında kalsın

Fossanın tabanında femurun popliteal yüzü, diz kapsülü ve musculus popliteus; çatısında deri, yüzeyel ve derin fasya bulunur.

7. soru

Midenin arka duvarındaki kronik ülser bursa omentalis yönünde ilerleyerek ani ve şiddetli kanamaya neden oluyor.

Ülserin doğrudan erozyona uğratması en olası büyük arter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Arteria splenica

Kısaca — Midenin arka yüzü pankreas yatağına komşu olduğundan bursa omentalis’e ilerleyen ülser arteria splenica’yı aşındırabilir.

Bursa omentalis, mide ile pankreas arasında yer alır. Arteria splenica pankreasın üst kenarı boyunca kıvrımlı seyrettiğinden arka mide duvarından derinleşen ülser yüksek akımlı bu damara ulaşabilir.

Neden diğerleri değil

  • Arteria gastroduodenalis — Posterior duodenum ülserlerinin klasik kanama kaynağıdır; midenin arka duvarından bursa omentalis’e ilerleyen ülserle ilişkili değildir.
  • Arteria gastrica sinistra — Küçük kurvatur boyunca lig. hepatogastricum içinde seyreder; bursa omentalis tabanındaki pankreas yatağında bulunmaz.
  • Arteria hepatica communis — Çölyak trunkustan sağa doğru hepatik hilusa gider; pankreas üst kenarında sola seyreden damar değildir.
  • Arteria gastroomentalis sinistra — Büyük kurvatur boyunca omentum majus’ta seyreder; arka duvardan bursa omentalis’e penetre olan ülserin doğrudan erode ettiği damar değildir.

Aklında kalsın

Posterior duodenum ülserinde klasik kanama kaynağı arteria gastroduodenalis’tir; mide ve duodenumun posterior ülserleri farklı damarları tehdit eder.

8. soru

Deltopektoral olukta santral venöz erişim için diseksiyon yapılıyor. Yüzeyel bir ven izlenerek fascia clavipectoralis deliniyor ve vena axillaris’e ulaşılıyor.

İzlenen ven aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Vena cephalica

Kısaca — Deltopektoral oluktan ilerleyip clavipectoral fasyayı geçen yüzeyel ven, vena cephalica olarak vena axillaris’e boşalır.

Vena cephalica ön kol ve kolun lateralinden yükselerek deltoid ile pectoralis major arasındaki oluğa girer. Trigonum deltopectorale’de fascia clavipectoralis’i delmesi, yüzeyel dolaşımdan vena axillaris’e doğrudan geçiş sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Vena basilica — Kolun medialinde ilerleyip orta bölümde derinleşir ve venae brachiales ile birleşir; deltopektoral oluğa girmez.
  • Vena brachialis — Arteria brachialis’e eşlik eden derin çift vendir; yüzeyel deltopektoral disseksiyonla izlenmez.
  • Vena mediana cubiti — Fossa cubiti’de cephalica ile basilica arasında bağlantı kurar; axillaya kadar uzanan terminal ven değildir.
  • Vena thoracoepigastrica — Gövdenin lateral yüzünde axiller ve femoral ven sistemlerini bağlar; deltopektoral olukta seyretmez.

Aklında kalsın

Vena cephalica, kalp pili elektrodu yerleştirilmesinde cerrahi venöz giriş yolu olarak da kullanılabilir.

9. soru

Lomber ponksiyonda iğne L3–L4 aralığında orta hattan ilerletiliyor; ligamentum supraspinale ve interspinale geçiliyor.

Epidural aralığa ulaşmadan hemen önce delinmesi gereken yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Ligamentum flavum

Kısaca — Posterior orta hat girişinde ligamentum flavum, epidural aralığın hemen yüzeyelindeki son bağ tabakasıdır.

Ligamentum flavum komşu laminaları birleştirerek canalis vertebralisin posterior duvarına katılır. İğne bu elastik bağı geçerken hissedilen direnç kaybıyla yağ ve internal vertebral venöz pleksus içeren epidural aralığa girer.

Neden diğerleri değil

  • Ligamentum longitudinale anterius — Vertebra cisimlerinin ön yüzündedir; posterior orta hat giriş yolunda bulunmaz.
  • Anulus fibrosus — Discus intervertebralisin dış tabakasıdır; laminalar arasından ilerleyen ponksiyon iğnesinin güzergâhında değildir.
  • Ligamentum longitudinale posterius — Vertebra cisimleri ile disklerin arka yüzünde seyreder; posterior iğne yolunun anteriorunda kalır.
  • Dura mater spinalis — Epidural aralığın derin sınırıdır; bu aralığa girdikten sonra, subaraknoid aralığa ulaşılırken delinir.

Aklında kalsın

Duranın hemen derinindeki arachnoidea da geçildiğinde BOS içeren spatium subarachnoideum’a ulaşılır.

10. soru

Sol tarafındaki nesneleri ve kendi sol kolunu yok sayması nedeniyle getirilen hastanın muayenesinde, çizdiği saatin tüm rakamlarını sağ yarıya yerleştirdiği; görme yolları ve primer duyu muayenesinin bu tabloyu açıklayacak ölçüde bozuk olmadığı saptanıyor.

Bu hastada lezyonun en olası yerleşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sağ posterior parietal asosiasyon korteksi

Kısaca — Duyu ve görme kaybıyla açıklanamayan sol taraf ihmali, uzamsal dikkati yöneten nondominant sağ posterior parietal korteksi yerleştirir.

Sağ posterior parietal asosiasyon korteksi dikkati her iki yarı uzaya, sol karşılığı ise ağırlıkla sağ yarı uzaya yöneltir. Sağdaki ağ hasarlandığında sağlam sol hemisferin sağa yönelten etkisi karşılıksız kalır ve sol yarı uzay ile sol beden farkındalığı silikleşir.

Tanıya götüren bulgular

  • Sol taraftaki nesnelerin ve sol kolun yok sayılması → yalnız görme alanını değil, dış uzay ile beden temsilini birlikte etkileyen ihmali gösterir.
  • Saat rakamlarının sağ yarıya yerleştirilmesi → uzamsal dikkatin sağa kaydığını ve sol yarı uzayın temsil edilmediğini gösterir.
  • Görme yollarının yeterince bozuk olmaması → sol alanın algılanamamasını hemianopsiyle açıklamayı dışlar.
  • Primer duyu muayenesinin tabloyu açıklamaması → kortikal duyu kaybından çok yüksek düzeyli dikkat bozukluğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Sol oksipital korteks — Sağ homonim görme alanı kaybı yapar; sol beden ve uzayın çoklu duyusal ihmalini açıklamaz.
  • Sol gyrus frontalis inferior — Dominant motor dil alanıdır; lezyonu akıcı olmayan afazi oluşturur.
  • Sağ hippocampus — Yeni anıların konsolidasyonuna katılır; uzamsal dikkatin sola yöneltilmesini sağlayan merkez değildir.
  • Sol cerebellar hemisfer — İpsilateral ekstremite koordinasyonunu düzenler; hasarı ihmal değil ataksi yapar.

Aklında kalsın

Hemispatial ihmalde iki taraf aynı anda uyarıldığında karşı taraf uyarısının bildirilememesi sönme fenomenidir; sağ hemisfer lezyonunda anosognozi de eşlik edebilir.

11. soru

Uterus ve komşu yapılarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: C — Ovarium, mesovarium aracılığıyla ligamentum latum uteri’nin ön yaprağına tutunur.

Kısaca — Mesovarium ovaryumu ligamentum latum uteri’nin arka yaprağına bağlar; ön yaprak ifadesi bu nedenle yanlıştır.

Mesovarium, ovaryumun ön kenarındaki hilusu ligamentum latum uteri’nin arka yaprağına bağlayan kısa periton kıvrımıdır. Ovaryum yüzeyi tipik periton mezoteliyle örtülmese de organ periton boşluğuna doğru çıkıntı yapar.

Neden diğerleri doğru

  • Erişkinde uterus tipik olarak anteversiyon ve antefleksiyon konumundadır. — Serviks vagina eksenine göre öne, corpus da servikse göre öne eğimlidir.
  • Ligamentum teres uteri, canalis inguinalis’ten geçerek labium majus’ta sonlanır. — Uterus boynuzundan başlayıp derin halkadan kanala giren gerçek seyridir.
  • Arteria uterina, arteria iliaca interna’nın dalıdır. — Genellikle ön bölümden çıkar ve üreterin üzerinden geçerek uterusa ulaşır.
  • Excavatio rectouterina, ayakta duran kadında periton boşluğunun en alt noktasıdır. — Yer çekimiyle intraperitoneal sıvının kadın pelvisinde birikebildiği en bağımlı aralıktır.

Aklında kalsın

Ovarian damarlar ligamentum suspensorium ovarii içinde seyreder; ligamentum ovarii proprium ise ovaryumu uterusa bağlar.

12. soru

Parotidektomiden aylar sonra yemek yerken preauriküler deride kızarma ve terleme şikâyetiyle başvuran hastada, parotis sekretomotor liflerinin rejenerasyon sırasında deri eklerine yanlış yönlendiği düşünülüyor.

Bu liflerin normalde taşındığı sinir aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Nervus auriculotemporalis

Kısaca — Otik ganglion sonrası parotis sekretomotor lifleri auriculotemporal sinire katılır; deri eklerine yanlış rejenerasyon yemekle terleme doğurur.

Nervus glossopharyngeus kökenli preganglionik lifler nervus tympanicus ve nervus petrosus minor üzerinden ganglion oticum’a ulaşarak sinaps yapar. Postganglionik lifler nervus auriculotemporalis’e katılıp parotis bezine gider; cerrahi sonrası ter bezleri ve deri damarlarına yönelmeleri gustatuvar terleme ile kızarma oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Parotidektomiden aylar sonra ortaya çıkma → kesilen otonom liflerin hatalı rejenerasyonunu düşündürür.
  • Yemekle tetiklenen preauriküler terleme ve kızarma → parotis uyarısının deri eklerine yöneldiğini gösterir.
  • Parotis sekretomotor liflerinin yanlış hedefe ulaşması → otik ganglion sonrası taşıyıcı siniri aratır.

Neden diğerleri değil

  • Nervus auricularis magnus — C2-C3 kökenli olup parotis üzerindeki deri ve kulak çevresinden duyu taşır; sekretomotor lif taşımaz.
  • Nervus facialis — Parotis içinden geçerek yüz kaslarına dağılır; bezin parasempatik sekretomotor innervasyonunu sağlamaz.
  • Nervus petrosus major — Pterygopalatin gangliona lakrimal, nazal ve palatinal bezler için preganglionik lif taşır; parotis yoluna katılmaz.
  • Nervus occipitalis minor — C2 kökenli kutanöz sinirdir ve kulak arkasındaki saçlı deriden duyu alır; parotis sekresyonuyla ilişkili değildir.

Aklında kalsın

Parotis için preganglionik parasempatik lifler IX. sinirden, submandibular ve sublingual bezler için VII. sinirden gelir.

13. soru

Anjiyografisinde truncus coeliacus’ta tam tıkanıklık saptanan bir hastada, arteria hepatica akımının SMA kaynaklı kollateraller aracılığıyla sürdüğü izleniyor.

Bu hastada retrograd kan akımının arteria gastroduodenalis’e ulaşmadan hemen önce geçtiği damar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Arteria pancreaticoduodenalis superior

Kısaca — SMA’dan gelen retrograd kan, pankreatikoduodenal arkı tamamlayan superior dal üzerinden gastroduodenal artere ulaşır.

Arteria pancreaticoduodenalis inferior SMA’dan gelen kanı pankreas başı çevresindeki anterior ve posterior anastomozlara taşır. Akım buradan arteria pancreaticoduodenalis superiora, ardından onun kaynak damarı olan gastroduodenal artere ters yönde geçerek hepatik dolaşıma ulaşır.

Neden diğerleri değil

  • Arteria colica media — SMA’nın transvers kolona giden dalıdır; pankreatikoduodenal ark ile gastroduodenal arter arasındaki yolu oluşturmaz.
  • Arteria gastrica sinistra — Çölyak sisteminden küçük kurvatura gider; SMA kaynaklı kanın gastroduodenal artere giriş basamağı değildir.
  • Arteria hepatica propria — Gastroduodenal arter ayrıldıktan sonra karaciğere ilerler; retrograd akımın gastroduodenal arterden önce geçtiği damar değildir.
  • Arteria gastroepiploica sinistra — Arteria splenica dalıdır ve büyük kurvaturda seyreder; pankreatikoduodenal arka katılmaz.

Aklında kalsın

Arteria pancreatica dorsalis ve transvers pankreatik dallar da çölyak sistem ile SMA arasında ek kollateral yollar kurabilir.

14. soru

Böbrek tübül epitelinde komşu hücreler arasından kontrolsüz iyon geçişini sınırlayan bağlantı birimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Zonula okludens

Kısaca — Böbrek tübülünde paraselüler iyon akışını denetleyen bariyer, apikal kuşak oluşturan zonula okludenstir.

Klaudin ve okludinlerin komşu hücre zarlarını yaklaştırması, lümen ile interstisyum arasındaki hücreler arası yolu seçici biçimde mühürler. Böylece iyonlar denetimsiz sızmak yerine taşıyıcılar ve kanallar üzerinden geçer.

Neden diğerleri değil

  • Zonula adherens — Aktin filamanlarını kaderinler aracılığıyla komşu hücreye bağlar; temel görevi mekanik tutunmadır.
  • Oluklu bağlantı — Konneksonlarla iki hücrenin sitoplazması arasında iyon ve küçük molekül iletişimi kurar; paraselüler yolu kapatmaz.
  • Desmozom — Ara filamanları noktasal bağlantılarla birleştirerek çekme kuvvetine direnç sağlar; geçirgenlik bariyeri oluşturmaz.
  • Hemidesmozom — Epitel hücresini integrinler aracılığıyla bazal laminaya bağlar; komşu hücreler arasında yer almaz.

Aklında kalsın

Klaudin türleri, epitelin paraselüler seçiciliğini organa ve tübül segmentine göre değiştirir; tüm sıkı bağlantılar eşit geçirgenlikte değildir.

15. soru

**Dilin dorsal yüzündeki papillaların bir kısmı yalnızca mekanik, bir kısmı ise tatsal fonksiyon görür.

Aşağıdaki ağız boşluğu yapılarının hangisinde tat tomurcuğu bulunmaz?**

Cevabı göster

Cevap: D — İpliksi (filiform) papilla

Kısaca — İpliksi (filiform) papillalar mekanik işlev görür ve tat tomurcuğu içermez. Bu nedenle doğru cevap D’dir. Keratinize yüzeyleri besinin tutulmasına ve sürtünmenin artırılmasına yardımcı olur. Neden diğerleri değil: Foliat, sirkumvallat ve fungiform papillalarda tat tomurcukları bulunur. Yumuşak damak epitelinde de tat tomurcukları bulunabilir. Aklında kalsın: Filiform papilla mekaniktir; tat duyusuna katılmaz.

16. soru

Aşağıdaki yapılardan hangisi nöral krestten değil, paraaksiyal mezoderm kökenli somitlerden gelişir?

Cevabı göster

Cevap: D — Ekstremite iskelet kası

Kısaca — Ekstremite kas öncüleri somit miyotomundan tomurcuğa göç eder; bu nedenle paraaksiyal mezoderm kökenlidir.

Somitlerin dermomiyotomundan ayrılan hipaksiyal miyoblastlar ekstremite tomurcuklarına göçerek dorsal ve ventral kas kitlelerini oluşturur. Bu hücreler tomurcuk içinde çoğalır, miyotüplere farklılaşır ve gelişen periferik sinirlerle birlikte düzenlenir.

Neden diğerleri değil

  • Spinal gangliyon — Nöral krest hücreleri duyu nöronları ve uydu hücrelerine farklılaşarak dorsal kök gangliyonlarını oluşturur.
  • Adrenal medulla — Nöral krest kökenli sempatoadrenal hücrelerin katekolamin salgılayan kromaffin hücrelerine dönüşmesiyle gelişir.
  • Melanosit — Epidermise ve kıl foliküllerine göç eden nöral krest hücrelerinden farklılaşır.
  • Pia-araknoid — Leptomeninksleri oluşturan hücreler nöral krest kökenlidir; dura mater mezoderm kökeniyle ayrılır.

Aklında kalsın

Ekstremite iskeleti ve bağ dokusu lateral plak mezodermden gelişirken, aynı bölgenin iskelet kası somit kökenlidir.

17. soru

Antrum oluşmuş sekonder folikülde bulunan oosit aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Primer oosit

Kısaca — Antrum oluşumu mayoz evresini değiştirmez; sekonder folikül hâlâ profaz I’de durmuş primer oosit taşır.

Oosit fetal yaşamda mayoz I’e girer ve diplotende dururken çevresindeki folikül primordial, primer ve sekonder evrelerden geçebilir. Mayozun yeniden başlamasını folikülün antral yapısı değil, ovulasyon öncesindeki LH dalgası tetikler.

Neden diğerleri değil

  • Oogonyum — Fetal dönemde çoğalıp primer oosite farklılaşan öncü germ hücresidir; doğumdan sonra normal ovaryumda bulunmaz.
  • İkinci kutup cisimciği — Mayoz II’nin tamamlanmasıyla oluşur; bu bölünme ancak fertilizasyon sonrasında gerçekleşir.
  • Olgun ovum — Mayoz II’yi tamamlamış dişi gamettir; fertilizasyon öncesindeki sekonder folikülde oluşmuş değildir.
  • Sekonder oosit — LH dalgasıyla mayoz I tamamlanınca ovulasyondan hemen önce oluşur; sıradan sekonder folikülün gameti değildir.

Aklında kalsın

Sekonder oosit metafaz II’de yeniden durur; mayoz II ancak sperm girişinin tetiklediği aktivasyonla tamamlanır.

18. soru

Diyafram gelişiminde aşağıdaki yapıların kökenleri inceleniyor:

I. Centrum tendineum — septum transversum
II. Diyafram krusları — özofagusun dorsal mezenteri
III. Periferik kas bölümü — pleuroperitoneal membranlar

Bu köken bilgilerinden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: A — I ve II

Kısaca — Tendinöz merkez septum transversumdan, kruslar dorsal mezenterden geliştiği; periferik kas vücut duvarından katıldığı için I ve II doğrudur.

Diyafram birden fazla embriyonik taslağın birleşmesiyle oluşur; tendinöz merkez, kruslar ve periferik kas bölümü aynı taslaktan gelişmez. Burada bölgesel yapıların kökeni sorgulanır; kas hücrelerinin somit kökeniyle bu bölgesel katkılar birbirinden ayrılmalıdır.

İfadeler

  • I — Centrum tendineum — Doğru; septum transversum toraks ile karın arasında tam olmayan mezodermal bir bölmedir ve merkezdeki bağ dokusu taslağını sağlar.
  • II — Diyafram krusları — Doğru; özofagusun dorsal mezenterine katılan kas hücreleri, diyaframı omurgaya bağlayan krusları oluşturur.
  • III — Periferik kas bölümü — Yanlış; vücut duvarından gelişir, pleuroperitoneal membranlar ise toraks ile karın arasındaki kanalları kapatır.

Aklında kalsın

Embriyonik bir taslağın hangi bölgeyi oluşturduğu ile o bölgedeki kas hücrelerinin kökeni farklı sorulardır: diyaframın kas hücreleri servikal somitlerden göç eder; frenik sinirin C3–C5 kökeni bu gelişimsel ilişkiyi yansıtır. Pleuroperitoneal kanalın kapanma kusuru ise posterolateral konjenital diyafram hernisine yol açabilir. İlk iki ifade doğru olduğundan bileşim I ve II’dir.

19. soru

Uyarı sonrasızamanBaşlıca salınanmediyatörSaniyelerHistamin veproteazlarDakikalarLökotrien C4 veprostaglandin D2

Tablodaki iki fazlı mediyatör yanıtını veren bağ dokusu hücresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Mast hücresi

Mast hücresi uyarıda önce hazır granül içeriğini, ardından yeni sentezlenen lipid mediyatörleri saldığı için iki fazlı yanıt verir.

Antijenin FcεRI’ye bağlı IgE’yi çapraz bağlaması, kalsiyuma bağımlı ekzositozla histamin ve triptazın hemen salınmasını başlatır. Ardından fosfolipaz A2 aracılığıyla araşidonik asitten prostaglandin ve lökotrienler, daha geç dönemde ise yeni sitokinler sentezlenir.

Mast hücresinde iki fazlı yanıt

kanda dolaşırkalsiyuma bağımlıekzositozardındandaha geç dönemdeFcεRI'ye bağlıIgEMast hücresiBazofilHistamin vetriptazFosfolipaz A2Araşidonik asitProstaglandin velökotrienlerYeni sitokinler

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

Bazofiller benzer FcεRI aracılı yanıt verebilir ancak kanda dolaşır; mast hücreleri bağ dokusunda yerleşiktir.

20. soru

N-ucundaki kısa hidrofobik amino asit dizisi silinmiş salgı proteini, sentez sürerken ER’ye giremiyor.

İlk aksayan olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sinyal tanıma parçacığının bağlanamaması

Kısaca — N-terminal ER sinyal dizisi yoksa SRP bağlanamaz ve salgı proteininin kotranslasyonel ER hedeflenmesi daha başlamadan kesilir.

Ribozomdan çıkan hidrofobik sinyal dizisi, sinyal tanıma parçacığının bağlanma bölgesidir. Bu dizi silinince translasyon duraklatılamaz, kompleks ER zarındaki SRP reseptörü ve translokona götürülemez; sentez sitozolde sürer.

Neden diğerleri değil

  • COP-I vezikülü oluşamaması — Golgi’den ER’ye geri taşıma ve Golgi içi taşımada görev alır; proteinin ilk ER hedeflenmesinden sonra işler.
  • Mannoz-6-fosfat eklenememesi — Lizozomal hidrolazların Golgi’deki hedefleme işlemidir; protein ER’ye girmeden bu basamağa ulaşamaz.
  • Klatrin kılıfın ayrılamaması — Tomurcuklanan vezikülün sonraki taşınma basamağını aksatır; ribozomun ER’ye yönelmesini başlatmaz.
  • KDEL reseptörünün etkinleşememesi — Golgi’ye kaçan ER lümen proteinlerini geri getirir; yeni sentezlenen proteinin ER’ye ilk girişini sağlamaz.

Aklında kalsın

Serbest ve ER’ye bağlı ribozomlar yapısal olarak aynıdır; ribozomun yerini sentezlenen proteindeki hedefleme dizisi belirler.

21. soru

ADH, toplayıcı kanal esas hücresinin apikal membranında aşağıdaki proteinlerden hangisini artırarak su geri emilimini yükseltir?

Cevabı göster

Cevap: B — Akuaporin-2

Kısaca — ADH’nin V2V_2 sinyali, esas hücrenin apikal su geçirgenliğini Akuaporin-2'yi membrana taşıyarak artırır.

Bazolateral V2V_2 reseptörünün uyarılması adenilat siklaz–cAMP–PKA yolunu etkinleştirir. Böylece Akuaporin-2 içeren veziküller apikal membranla birleşir; lümenden hücreye su girişi ozmotik gradyanı izler.

Neden diğerleri değil

  • Akuaporin-1 — Proksimal tübül ve Henle kulbunun ince inen kolunda yapısal olarak bulunur; ADH ile membrana yerleştirilmez.
  • Na-K-2Cl ortak taşıyıcısı — Çıkan kalın kolda NaCl geri emerek medüller gradyana katkı verir; su kanalı değildir.
  • Epitel sodyum kanalı — Esas hücrede apikal Na+Na^+ girişini sağlar ve başlıca aldosteronla düzenlenir; ADH’nin su kanalı hedefi değildir.
  • Na-glukoz ortak taşıyıcısı — Proksimal tübülde glukozu Na+Na^+ ile geri emer; toplayıcı kanalın ADH yanıtına katılmaz.

Aklında kalsın

Santral diabetes insipidusta desmopressin etkilidir; nefrojenik tipte toplayıcı kanal ADH’ye yanıt vermediğinden etkisizdir.

22. soru

Çalışan bir iskelet kasında karbondioksit üretimi artıyor ve doku pH’sı düşüyor.

Bohr etkisine göre bu değişikliklerin hemoglobinin oksijene ilgisi ve dokulara oksijen bırakılması üzerindeki etkileri aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: E — Oksijene ilgi azalır — Oksijen bırakılması artar

Kısaca — Karbondioksit ve proton artışı hemoglobinin oksijene ilgisini azaltarak aynı doku oksijen basıncında daha fazla oksijen bırakılmasını sağlar.

Protonların hemoglobine bağlanması ve karbondioksitin karbamino bağları oluşturması, oksijene ilgisi düşük olan gergin yapıyı kararlı hâle getirir. Hemoglobin-oksijen ayrışma eğrisi sağa kayar; aynı oksijen parsiyel basıncında hemoglobinin doygunluğu daha düşük kaldığından dokuya aktarılan oksijen artar.

Tanıya götüren bulgular

  • Çalışan kasta karbondioksit üretiminin artması → metabolik etkinliğe bağlı yerel oksijen bırakılmasını destekleyen koşulu oluşturur.
  • Doku pHpH’sının düşmesi → proton artışı üzerinden Bohr etkisinin sağa kayma yönünde gelişeceğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Oksijene ilgi değişmez — Oksijen bırakılması artar — Doku oksijen basıncı düşerse mümkün olabilir; Bohr etkisinde ilgi de değişir.
  • Oksijene ilgi artar — Oksijen bırakılması artar — İlgi artışı aynı oksijen basıncında hemoglobinin oksijeni daha güçlü tutmasına yol açar.
  • Oksijene ilgi artar — Oksijen bırakılması azalır — Sola kaymayla uyumludur; alkalozda beklenir.
  • Oksijene ilgi azalır — Oksijen bırakılması azalır — İlgi azalması aynı oksijen basıncında bırakılmayı azaltmaz, artırır.

Aklında kalsın

P50P_{50}, hemoglobinin yarı doygunluğa ulaştığı oksijen basıncıdır; yükselmesi oksijene ilginin azaldığını gösterir.

23. soru

Aşağıdaki akciğer hacim ve kapasitelerinden hangisi rezidüel hacmi içerdiği için basit spirometriyle doğrudan ölçülemez?

Cevabı göster

Cevap: B — Fonksiyonel rezidüel kapasite

Kısaca — Fonksiyonel rezidüel kapasite, dışarı verilemeyen rezidüel hacmi içerdiğinden basit spirometrinin ölçtüğü hava hacmine bütünüyle katılamaz.

Fonksiyonel rezidüel kapasite, sakin ekspirasyon sonunda akciğerde kalan gazdır ve ekspiratuvar yedek hacim ile rezidüel hacmin toplamıdır. Spirometre yalnız ağızdan girip çıkan hacmi kaydeder; en güçlü ekspirasyonda bile akciğerde kalan gaz ölçüme aktarılmaz.

Neden diğerleri doğru

  • Vital kapasite — Maksimum inspirasyondan sonra çıkarılabilen toplam havadır; rezidüel hacmi içermez ve spirometriyle ölçülür.
  • Ekspiratuvar yedek hacim — Sakin ekspirasyon sonrasında ek olarak çıkarılabilen havadır; spirometreye aktarılabilir.
  • Soluk hacmi — Sakin solunumda her solukta girip çıkan havadır; cihaz tarafından doğrudan kaydedilir.
  • İnspiratuvar yedek hacim — Sakin inspirasyonun üzerine alınabilen ek havadır; spirometriyle ölçülebilir.

Aklında kalsın

Gaz dilüsyon yöntemleri havayollarıyla iletişimi olmayan hapsolmuş gazı ölçemez; vücut pletismografisi bu gazı da ölçüme katar.

24. soru

İskelet kasının kasılması sırasında sarkomerde oluşan değişikliklerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: D — Aktin ve miyozin filamentlerinin kendi boyları kısalır.

Kısaca — Kayan filament mekanizmasında aktin ve miyozin kısalmaz; ince filamentler kalın filamentler üzerinde kayarak örtüşmeyi artırır.

Kontraktil filamentlerin uzunluğu kasılma boyunca korunur. Sarkomerin kısalması proteinlerin boy değiştirmesinden değil, aktinlerin M çizgisine doğru ilerlemesiyle yalnız tek filament içeren bölgelerin daralmasından kaynaklanır.

Neden diğerleri doğru

  • A bandının uzunluğu değişmez. — A bandı kalın filamentin tüm boyunu yansıtır; kalın filament kısalmadığı için sabit kalır.
  • I bandı kısalır. — Yalnız ince filament içeren bölge, kalın filamentle örtüşme arttıkça daralır.
  • H zonu daralır. — Yalnız kalın filament içeren merkez bölgeye aktinler ilerlediği için genişliği azalır.
  • Z çizgileri birbirine yaklaşır. — Aktinlerin sarkomer merkezine kayması iki Z çizgisi arasındaki uzaklığı azaltır.

Aklında kalsın

Titin kalın filamenti sarkomer merkezinde tutar ve gerilmiş kasın pasif elastik geri dönüşüne katkı sağlar.

25. soru

Preload ve kontraktilite değişmeden sol ventrikülün karşılaştığı arter basıncı akut olarak artıyor.

İlk atımda hangisi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sistol sonu hacminde artış

Kısaca — Akut ard yük artışı ventrikülün ilk atımda daha az kan boşaltmasına yol açar; içeride kalan kan sistol sonu hacmini yükseltir.

Daha yüksek aort basıncı, kapağın açılması ve ejeksiyonun sürmesi için ventrikülün daha fazla basınç üretmesini gerektirir. Preload ve kontraktilite henüz değişmediğinden lif kısalması ile atım hacmi azalır, sistol sonunda ventrikülde daha fazla kan kalır.

Neden diğerleri değil

  • Atım hacminde artış — Ard yük artışı aynı preload ve kontraktilitede miyokart liflerinin kısalmasını ve ejeksiyonu azaltır.
  • Sistol sonu hacminde azalma — Daha fazla kan boşaltılmasını gerektirir; akut ard yük artışında ejeksiyon azaldığı için tersine yükselir.
  • Ejeksiyon fraksiyonunda artış — Diyastol sonu hacim sabitken atım hacmi azaldığından ejeksiyon fraksiyonu düşer.
  • İzovolümetrik kasılma süresinde kısalma — Aort kapağının açılması için daha yüksek basınca ulaşılması gerektiğinden bu dönem uzar.

Aklında kalsın

İlk atımdan sonra içeride kalan kan diyastol sonu hacmi artırır; Frank-Starling mekanizması sonraki atımlarda debiyi kısmen toparlayabilir.

26. soru

Hipokampus kesitinde bir sinapsa uygulanan zayıf uyarı dizisi, tek başına kalıcı güçlenme oluşturmuyor. Aynı dizi postsinaptik nöronun yeterli depolarizasyonuyla eş zamanlı uygulandığında uzun süreli güçlenme gelişiyor; postsinaptik kalsiyum artışı engellendiğinde bu etki kayboluyor.

Bu deneyde eş zamanlı depolarizasyonun güçlenmeyi başlatmasını sağlayan olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — NMDA kanalındaki magnezyum blokunun kalkmasıyla kalsiyum girişinin artması

Kısaca — Eş zamanlı depolarizasyon NMDA kanalındaki magnezyum engelini kaldırarak güçlenmeyi başlatan kalsiyum girişini sağlar.

Dinlenimde NMDA reseptörüne glutamat bağlansa bile kanal gözenekleri Mg2+Mg^{2+} ile bloke olduğundan belirgin akım oluşmaz. Depolarizasyon bu voltaja bağımlı engeli kaldırır; giren Ca2+Ca^{2+}, CaMKII gibi kinazları etkinleştirerek postsinaptik AMPA reseptörlerinin etkinliğini ve membrana yerleşimini artırır. Böylece sonraki aynı glutamat uyarısı daha büyük yanıt oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Zayıf uyarı dizisinin tek başına kalıcı güçlenme oluşturmaması → Presinaptik etkinliğin tek başına yeterli olmadığını gösterir.
  • Eş zamanlı postsinaptik depolarizasyonla güçlenme gelişmesi → Voltaja bağımlı bir kapılama basamağını düşündürür.
  • Postsinaptik kalsiyum artışı engellenince etkinin kaybolması → Kalsiyumun güçlenmenin başlatılması için gerekli olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • AMPA kanalındaki sodyum akımının azalmasıyla membranın hiperpolarize olması — Eksitatör akımı azaltır; gerekli depolarizasyonu desteklemez.
  • Glutamatın sinaptik aralıktan geri alımının hızlanması — Reseptörlerin glutamata maruz kalmasını kısaltarak uyarıyı sınırlar.
  • GABA-A kanalındaki klor iletkenliğinin artmasıyla uyarılabilirliğin azalması — Şant inhibisyonuyla depolarizasyonu sınırlar.
  • GABA-B reseptörü aracılığıyla potasyum çıkışının artması — Hiperpolarizasyon oluşturarak NMDA kanalının açılmasını güçleştirir.

Aklında kalsın

Postsinaptik kalsiyumun her artışı güçlenme oluşturmaz; daha küçük ve uzun süren artışlar fosfatazlar üzerinden uzun süreli baskılanmayı destekleyebilir.

27. soru

İstirahat membran potansiyeli ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: A — İstirahat membran potansiyeli potasyumun denge potansiyeline tam olarak eşittir.

Kısaca — İstirahat potansiyeli EKE_K’ye yaklaşır; ancak sıfır olmayan Na+Na^+ geçirgenliği nedeniyle ona tam olarak eşit değildir.

İstirahatte baskın K+K^+ geçirgenliği membran potansiyelini EKE_K yönüne çeker. Bununla birlikte Na+Na^+ ve diğer iyonlara ait geçirgenlikler de sıfır olmadığından gerçek değer, Goldman yaklaşımıyla belirlenen ağırlıklı bir potansiyeldir ve genellikle EKE_K’den daha pozitiftir.

Neden diğerleri doğru

  • Tipik bir nöronda zar istirahatte en çok potasyuma geçirgendir. — Açık K+K^+ sızıntı kanalları nedeniyle PKP_K, diğer iyon geçirgenliklerinden büyüktür.
  • Nernst denklemi tek bir iyonun denge potansiyelini hesaplar. — Denklem, o iyon için kimyasal ve elektriksel kuvvetlerin dengelendiği potansiyeli verir.
  • Na+^+-K+^+ ATPaz elektrojenik çalıştığı için potansiyele küçük bir negatifleştirici katkı yapar. — Her çevrimde net bir pozitif yükü dışarı taşır.
  • Hücre dışı potasyum derişiminin artması istirahat potansiyelini daha az negatif hâle getirir. — Azalan K+K^+ çıkış gradyanı zarı depolarize eder.

Aklında kalsın

Aksiyon potansiyelinin tepe değeri de ENaE_{Na}’ya yaklaşır; diğer iyon geçirgenlikleri sürdüğü için genellikle ona tam olarak eşit olmaz.

28. soru

Kapalı alan dumanında PaO2 95 mmHg, parmak ucu saturasyonu %99, ko-oksimetrede oksihemoglobin %70 ölçülürken laktatın yüksek olduğu saptanıyor.

Bu ayrışma nasıl açıklanır?

Cevabı göster

Cevap: B — Karbonmonoksitin hemoglobine bağlanması ve standart pulse oksimetrenin COHb’yi ayıramaması

Kısaca — Karbonmonoksitin hemoglobine bağlanması oksijen taşıma kapasitesini azaltırken standart pulse oksimetrenin COHb’yi ayıramaması satürasyonun yalancı yüksek görünmesine yol açar. Doğru cevap B’dir. PaO2P_aO_2 plazmada çözünmüş oksijeni yansıttığından 95 mmHg ölçülmesi hemoglobinin yeterli oksijen taşıdığını göstermez. Standart pulse oksimetre %99 gösterirken hemoglobin türlerini ayırabilen ko-oksimetrede oksihemoglobinin %70 bulunması bu ölçüm yanılgısını ortaya koyar. Azalan doku oksijen sunumu laktat yükselmesini açıklar. Neden diğerleri değil — Normal PaO2P_aO_2, çözünmüş oksijenin arttığını veya hemoglobin işlevinin korunduğunu göstermez. Hiperkapninin gizlenmesi bu ayrışmayı açıklamaz; hipoventilasyonda ise PaO2P_aO_2 düşmesi beklenir. Siyanür doku oksijen kullanımını engelleyerek laktatı yükseltebilir, ancak iki oksimetre arasındaki farkı tek başına açıklamaz. Aklında kalsın — CO zehirlenmesinde normal PaO2P_aO_2 ve yüksek pulse oksimetre değeri yanıltıcıdır; COHb ko-oksimetreyle ölçülür.

29. soru

Kas kitlesi azalmış bir hastada serum kreatinin üretimi düştüğü için kreatinine dayalı denklemler glomerüler filtrasyon hızını olduğundan yüksek kestirebilir.

Bu hastalarda glomerüler filtrasyon hızının daha güvenilir kestiriminde tercih edilen endojen belirteç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Sistatin C

Kısaca — Kas kitlesi kreatinini yanıltacak kadar düşükse, üretimi kas kütlesinden bağımsız olan sistatin C GFH’yi daha güvenilir kestirir.

Sistatin C bütün çekirdekli hücrelerden görece sabit hızla salınır, glomerülden serbestçe süzülür ve proksimal tübülde katabolize edilir. Serum düzeyi kas kaynaklı üretime değil, başlıca glomerüler filtrasyona bağlı olduğundan düşük kas kitlesindeki kreatinin yanlılığını azaltır.

Tanıya götüren bulgular

  • Kas kitlesinin azalması → kreatinin üretimini düşüren böbrek dışı etkeni gösterir.
  • Kreatinine dayalı denklemlerin GFH’yi yüksek kestirmesi → düşük kreatininin korunmuş filtrasyon olarak yanlış yorumlandığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Ürik asit — Pürin yıkım ürünüdür; tübüler geri emilim ve sekresyondan etkilendiği için güvenilir bir GFH belirteci değildir.
  • Kreatinin — Azalmış kas kitlesinden etkilendiği için bu hastada daha güvenilir bir alternatif değildir.
  • Kreatin — Kas enerji metabolizmasının öncüsüdür; serum düzeyi GFH kestiriminde doğrulanmış bir belirteç değildir.
  • Üre — Protein alımı, katabolizma, hidrasyon ve tübüler geri emilimden etkilendiği için GFH’ye özgüllüğü düşüktür.

Aklında kalsın

Glukokortikoid kullanımı ve tiroid işlev bozuklukları sistatin C’yi GFH’den bağımsız değiştirebilir; uyumsuz sonuçlarda bu etkenler araştırılır.

30. soru

I. Başlıca karaciğerde gerçekleşir.

II. Piruvat karboksilaz biyotin gerektirir.

III. Asetil-KoA’dan net glukoz sentezlenir.

Glukoneogenez ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: C — I ve II

Kısaca — Glukoneogenez başlıca karaciğerde yürür ve biyotinli pirüvat karboksilazı kullanır; asetil-KoA net glukoz sağlayamadığından I ve II doğrudur.

Glukoneogenez, glikolizin geri dönüşümsüz basamaklarını farklı enzimlerle aşarak laktat, gliserol ve glukojenik amino asitlerden glukoz üretir. Asetil-KoA ise insanlarda pirüvata geri çevrilemediğinden bu yolun net karbon kaynağı olamaz.

İfadeler

  • I — Başlıca karaciğerde gerçekleşir — doğru, açlık glisemisinin korunmasında temel organ karaciğerdir; uzamış açlıkta böbrek de katkı sağlar.
  • II — Pirüvat karboksilaz biyotin gerektirir — doğru, mitokondride pirüvata CO2CO_2 ekleyerek oksaloasetat oluşturan biyotin bağımlı enzimdir.
  • III — Asetil-KoA’dan net glukoz sentezlenir — yanlış, pirüvat dehidrojenaz geri dönüşümsüzdür ve asetil-KoA karbonları döngüde CO2CO_2 olarak kaybedilir.

Aklında kalsın

Tek sayılı yağ asitlerinden oluşan propiyonil-KoA, süksinil-KoA üzerinden glukojeniktir; bu özellik çift sayılı yağ asitlerinde yoktur. I ve II doğru, III yanlış olduğundan cevap I ve II’dir.

31. soru

Vasküler düz kas hücresinde reseptör uyarılması fosfolipaz C’yi etkinleştiriyor; IP3 aracılığıyla endoplazmik retikulumdan kalsiyum salınıyor ve DAG protein kinaz C’yi aktive ediyor.

Bu yanıtı oluşturan agonist aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Anjiyotensin II

Kısaca — Anjiyotensin II, AT1AT_1 reseptöründeki GqG_q sinyaliyle hücre içi kalsiyumu artırarak damar düz kasını kasar.

Etkinleşen GqG_q, fosfolipaz C-beta aracılığıyla PIP2PIP_2yi IP3IP_3 ve DAG’ye ayırır. IP3IP_3 ile salınan kalsiyum kalmodulin–miyozin hafif zincir kinaz yolunu, DAG ise protein kinaz C’yi etkinleştirerek vazokonstriksiyonu destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • Vasküler düz kas yanıtı → doğrudan vazokonstriktör bir agonisti düşündürür.
  • Fosfolipaz C etkinleşmesi → GqG_q ile eşleşmiş reseptör ailesini düşündürür.
  • IP3IP_3 ile kalsiyum salınması → kasılmayı başlatan kalsiyum–kalmodulin basamağını gösterir.
  • DAG oluşması → aynı fosfolipid sinyalinden protein kinaz C kolunun da ayrıldığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Dopamin D2 agonistiGiG_i üzerinden adenilat siklazı baskılar ve hücre içi cAMP düzeyini azaltır.
  • SomatostatinGiG_i ile eşleşmiş reseptörleri üzerinden cAMP’yi ve hormon salınımını azaltır.
  • Atriyal natriüretik peptid — Reseptör guanilat siklazı etkinleştirerek cGMP oluşturur ve düz kas gevşemesini destekler.
  • İnsülin — İntrinsik tirozin kinazlı reseptörü üzerinden IRS–PI3K–Akt sinyali oluşturur.

Aklında kalsın

Alfa-1 adrenerjik ve vazopressin V1V_1 reseptörleri de GqG_q–fosfolipaz C yolunu kullanır; bu yolun ortak çıktısı hücre içi kalsiyum artışıdır.

32. soru

Şiddetli sekretuvar ishali olan hastada bikarbonat kaybına bağlı gelişmesi en olası asit-baz bozukluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Normal anyon açıklıklı metabolik asidoz

Kısaca — Dışkıyla HCO3HCO_3^- kaybı, elektriksel denge için klorür tutulmasına ve anyon açıklığı artmadan metabolik asidoza yol açar.

Plazma HCO3HCO_3^- derişimi azalırken kaybedilen negatif yükün yerini ClCl^- alır. Ölçülmeyen anyon birikmediğinden Na+ClHCO3Na^+-Cl^--HCO_3^- ile hesaplanan açıklık normal kalır.

Neden diğerleri değil

  • Yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz — Laktat veya ketoasit gibi ölçülmeyen anyonların birikmesini gerektirir; burada kayıp klorür artışıyla karşılanır.
  • Solunumsal asidoz — Primer hipoventilasyonla PaCO2PaCO_2 yükselmesine bağlıdır; bikarbonat kaybı primer metabolik değişikliktir.
  • Metabolik alkaloz — Genellikle hidrojen kaybı veya bikarbonat kazanımıyla gelişir; bağırsaktan baz kaybı bunun tersini oluşturur.
  • Solunumsal alkaloz — Primer hiperventilasyonla PaCO2PaCO_2 düşüşünü ifade eder; dışkıyla baz kaybını açıklamaz.

Aklında kalsın

İshalde idrar anyon açıklığı, uygun renal NH4+NH_4^+ atılımı nedeniyle genellikle negatiftir; renal tübüler asidozda ise pozitif kalabilir.

33. soru

Uzun zincirli yağ asil-KoA’nın mitokondri matriksine taşınmasında gerekli küçük molekül aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Karnitin

Kısaca — Karnitin mekiği, uzun zincirli asil gruplarını iç mitokondri zarından geçirerek matrikste beta-oksidasyona ulaştırır.

Dış mitokondri zarındaki karnitin palmitoiltransferaz I, asil grubu KoA’dan karnitine aktarır. Asilkarnitin translokazla iç zarı geçer; matrikse bakan karnitin palmitoiltransferaz II ise uzun zincirli yağ asil-KoA’yı yeniden oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Biotin — Karboksilazların taşıdığı karbondioksit kofaktörüdür; uzun zincirli asil gruplarını zar boyunca taşımaz.
  • Lipoat — Pirüvat ve alfa-ketoglutarat dehidrogenaz gibi komplekslerde asil ve elektron aktarımına katılır.
  • Tetrahidrofolat — Farklı yükseltgenme basamaklarındaki tek karbon birimlerini taşır; yağ asidi mekiğinde kullanılmaz.
  • Tiamin pirofosfat — Alfa-ketoasitlerin oksidatif dekarboksilasyonunda görev yapar; iç mitokondri zarını geçen taşıyıcı değildir.

Aklında kalsın

Orta ve kısa zincirli yağ asitleri karnitin mekiğine gereksinim duymadan mitokondriye girebilir; karnitin bağımlılığı uzun zincirli yağ asitleri için belirgindir.

34. soru

I. KmK_m enzimin substrata ilgisini yansıtır.

II. Kompetitif inhibitör görünür KmK_m değerini artırır.

III. Kompetitif inhibitör VmaxV_{\max} değerini azaltır.

Enzim kinetiği ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: E — I ve II

Kısaca — Substratla yarışma görünür KmK_myi artırır ancak VmaxV_{max}ı değiştirmez; bu nedenle I ve II doğrudur.

İfadeler, yarı maksimal hız sabiti ile substratın aktif merkez için yarıştığı geri dönüşümlü inhibisyonun kinetik etkilerini sınar.

İfadeler

  • I — KmK_m enzimin substrata ilgisini yansıtır — doğru; düşük KmK_m, yarı maksimal hıza daha düşük substrat derişiminde ulaşıldığını gösterir.
  • II — Kompetitif inhibitör KmK_myi artırır — doğru; aktif merkez için yarışma aynı hıza ulaşmak üzere daha fazla substrat gerektirir.
  • III — Kompetitif inhibitör VmaxV_{max}ı azaltır — yanlış; yeterince yüksek substrat inhibitörü geride bırakarak aynı VmaxV_{max}a ulaşır.

Aklında kalsın

Kompetitif inhibisyonda çift ters çizgiler aynı yy ekseni kesişiminde buluşur, çünkü 1/Vmax1/V_{max} değişmez. I ve II doğru, III yanlış olduğundan cevap I ve II’dir.

35. soru

Kompanse sirozu olan 58 yaşındaki bir hastada serum AFP değeri referans üst sınırının az üzerinde ölçülüyor. Dinamik görüntülemede karaciğerde kitle izlenmiyor.

Bu hastadaki AFP yüksekliği için en uygun laboratuvar yorumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Regeneratif hepatosit hasarında AFP hafif yükselebilir

Kısaca — Sirozda kitle olmaksızın görülen hafif AFP artışı, malignite kanıtı değil hepatosit hasarı ve rejenerasyonunun sonucu olabilir.

Hepatosit hasarını izleyen çoğalma sırasında fetal gen ekspresyonu geçici olarak yeniden etkinleşebilir ve AFP serumda hafif yükselebilir. AFP kansere özgü olmadığından hepatosellüler karsinom değerlendirmesi dinamik görüntüleme ve gerektiğinde histopatolojiyle bütünleştirilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kompanse siroz → hepatosellüler karsinom riskini artırırken benign rejeneratif AFP artışına da zemin hazırlar.
  • AFP’nin referans üst sınırını yalnızca az aşması → yüksek tümör yükünden çok özgüllüğü düşük bir artışı destekler.
  • Dinamik görüntülemede kitle saptanmaması → tek ölçümlük hafif AFP artışının hepatosellüler karsinom kanıtı sayılmasını engeller.

Neden diğerleri değil

  • AFP yüksekliği yolk kesesi tümörünü kesin dışlar — Yolk kesesi tümörleri AFP salgılayabilir; artış bu tümörü dışlamaz.
  • Hepatosellüler karsinom tanısı tek başına AFP ile konur — AFP özgül değildir; tanı karakteristik görüntüleme veya doku bulgusuna dayanır.
  • Siroz zemininde hafif AFP artışı her zaman hepatosellüler karsinom göstergesidir — AFP özgül değildir; kitle yokken görülen hafif artış hepatosit hasarı ve rejenerasyonuna bağlı olabilir.
  • AFP yalnızca germ hücreli tümörlerde yükselir — AFP hepatosellüler karsinomda ve benign karaciğer rejenerasyonunda da yükselebilir.

Aklında kalsın

Gebelikte AFP fizyolojik olarak yükselir; yetişkinde saptanan her AFP artışı malignite anlamına gelmez.

36. soru

Romatoid artritli bir hastanın sinovyal sıvısında matriks metalloproteinaz düzeyleri yüksek, doku metalloproteinaz inhibitörleri (TIMP) ise düşüktür.

Bu hastada ekstrasellüler matriks yıkımını yavaşlatması beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Aktif MMP’lerin TIMP’lerle inhibisyonunun artması

Kısaca — Aktif MMP’lerin TIMP’lerle inhibisyonunun artması, matriks proteinlerinin parçalanmasını azaltır. Doğru cevap B’dir.

MMP’ler, ekstrasellüler matriks bileşenlerini parçalayan çinkoya bağımlı proteazlardır. Hastada MMP düzeylerinin yüksek, TIMP düzeylerinin düşük olması yıkımı destekler. TIMP’lerin aktif MMP’lere bağlanarak etkinliklerini baskılamasının artması bu yıkımı yavaşlatır.

Neden diğerleri değil

  • Lizil oksidazın inhibisyonu kollajen ve elastinin çapraz bağlanmasını azaltarak matriksi zayıflatır.
  • α1-antitripsin düzeyinin düşmesi serin proteazlara karşı korumayı azaltır.
  • Nötrofil elastaz salınımının artması matriksi parçalayan proteaz yükünü artırır.
  • MMP-9 sentezinin artması matriks yıkımında görev alan enzim üretimini artırır; yıkımı sınırlayan değişiklik değildir.

Aklında kalsın

Soruda belirleyici olan, aktif MMP’lerin inhibisyonunun artmasıdır; böylece matrikse yönelik proteolitik etkinlik azalır.

37. soru

Metotreksatın inhibe ederek timidilat ve pürin sentezini azalttığı folat döngüsü enzimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Dihidrofolat redüktaz

Kısaca — Metotreksat, indirgenmiş folat havuzunun yenilenmesini dihidrofolat redüktaz düzeyinde keserek hem dTMP hem pürin üretimini sınırlar.

Dihidrofolat redüktazın blokajı dihidrofolatın tetrahidrofolata indirgenmesini engeller. Böylece dUMP’nin dTMP’ye dönüşümünde gereken metilen-tetrahidrofolat ile pürin sentezindeki formil-tetrahidrofolat türevleri yenilenemez.

Neden diğerleri değil

  • Metionin sentaz — Metilkobalaminle homosisteine metil aktarır; metotreksatın doğrudan hedefi değildir.
  • Timidilat sentaz — dUMP’yi dTMP’ye çevirir; doğrudan 5-fluorourasilin etkin metaboliti tarafından inhibe edilir.
  • Serin hidroksimetiltransferaz — Serinden tetrahidrofolata tek karbon aktarır; metotreksat bu enzimi doğrudan bloke etmez.
  • Metilmalonil-KoA mutaz — Adenozilkobalaminle metilmalonil-KoA’yı süksinil-KoA’ya dönüştürür; folat döngüsünde değildir.

Aklında kalsın

Folinik asit indirgenmek için dihidrofolat redüktaza gereksinim duymaz; bu nedenle yüksek doz metotreksat sonrası kurtarma tedavisinde kullanılabilir.

38. soru

İki günlük bebekte ağır hiperamonyemi, kusma ve bilinç değişikliği saptanıyor. Plazma amino asidi analizinde sitrülinin çok yüksek, arjininin düşük olduğu tespit ediliyor; idrar orotik asidinin de yükseldiği saptanıyor. Argininosüksinat saptanmıyor.

Bu hastadaki bulgular aşağıdaki enzimlerden hangisinin eksikliğiyle uyumludur?

Cevabı göster

Cevap: C — Argininosüksinat sentetaz

Kısaca — Sitrülinin aspartatla kondensasyonu durunca argininosüksinat oluşmaz; bu blok argininosüksinat sentetaz eksikliğini gösterir.

Argininosüksinat sentetaz, sitozolde sitrülini önce ATP ile etkinleştirir, ardından aspartatın azotunu ekleyerek argininosüksinatı oluşturur. Bu basamak kapanınca döngünün azot taşıyan ara ürünü ilerleyemez; distal ürünler azalırken substrat belirgin biçimde birikir.

Tanıya götüren bulgular

  • İki günlük bebekte ağır hiperamonyemi ve bilinç değişikliği → üre döngüsünde erken başlayan ağır bir kusuru düşündürür.
  • Sitrülinin çok yüksek, arjininin düşük olması → blokun sitrülin oluştuktan sonra, arjinin sentezinden önce bulunduğunu gösterir.
  • Argininosüksinatın saptanmaması → sitrülinden argininosüksinat oluşturan basamağı doğrudan işaret eder.
  • İdrar orotik asidinin yükselmesi → biriken mitokondriyal karbamoil fosfatın pirimidin sentezine kaçabildiğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Karbamoil fosfat sentetaz I — İlk mitokondriyal basamağı yürütür; eksikliğinde karbamoil fosfat ve dolayısıyla sitrülin azalır.
  • Ornitin transkarbamoilaz — Karbamoil fosfatı ornitine aktarır; kusurunda sitrülin çok düşer ve orotik asit yükselir.
  • Argininosüksinat liyaz — Argininosüksinatı arjinin ve fumarata ayırır; kusurunda argininosüksinat belirgin birikir.
  • Arginaz — Arjininden üre ve ornitin üretir; eksikliğinde ayırt edici bulgu hiperargininemidir.

Aklında kalsın

Erişkinde başlayan sitrülinemi, üre döngüsü enziminden çok mitokondriyal aspartat-glutamat taşıyıcısı sitrin kusurunu düşündürebilir.

39. soru

Glutatyonun hücre içi peptidazlara görece dirençli olmasını sağlayan sıra dışı bağ aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Glutamat gamma-karboksil–sistein amino bağı

Glutamatın gamma-karboksili ile sisteinin amino grubu arasındaki sıra dışı bağ, glutatyonu olağan peptidaz tanımasından korur.

Glutatyonun ilk bağı, glutamatın omurgadaki alfa-karboksili yerine yan zincirdeki gamma-karboksilinden kurulur. Çoğu hücre içi peptidaz alfa-peptit omurgasını tanıdığından bu gamma-glutamil düzenlenmesini verimli biçimde kesemez; sistein ile glisin arasındaki bağ ise olağan peptit bağıdır.

Neden diğerleri değil

Glutatyondaki bağlar

BağTür / konumPeptidaz direnciSistein–glisin alfabağıStandart peptitbağı; bulunurSıra dışı dirençsağlamazİki sisteinarasındaki disülfürbağıSisteinler arasındamümkünPeptidaz direnciniaçıklamazGlutamat–glisinester bağıAmid bağı; glisinsisteine bağlanırEster değilGlutamatgamma-karboksil–sisteinaminobağıGamma-glutamilamid bağıPeptidaztanımasından korurSistein–glutamatbeta bağıYön ve konum yanlışBağıgamma-karboksilbaşlatır

Aklında kalsın

Glutatyon peroksidaz indirgenmiş glutatyonu oksitleyerek peroksitleri uzaklaştırır; glutatyon redüktaz ise NADPH kullanarak indirgenmiş biçimi yeniler.

40. soru

Yenidoğan tarama testinde esansiyel bir aromatik amino asit düzeyi yüksek saptanan bir bebekte tedavi gecikirse açık ten rengi, mikrosefali ve nörogelişimsel bozukluk gelişebileceği öğreniliyor. Laboratuvar tetkiklerinde tirozin düzeyi düşük, diğer tetrahidrobiyopterin bağımlı nörotransmitter metabolitleri ise normal tespit ediliyor.

Bu bebekte eksik olması en olası enzim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Fenilalanin hidroksilaz

Kısaca — Fenilalanin tirozine çevrilemezken diğer tetrahidrobiyopterinli tepkimeler korunuyorsa kusur fenilalanin hidroksilazdadır.

Fenilalanin hidroksilaz, tetrahidrobiyopterin ve moleküler oksijen kullanarak fenilalanini tirozine dönüştürür. Enzim kusurunda fenilalanin alternatif fenilketonlara yönelir; tirozin sentezi azalır, ancak kofaktörün yenilenmesi sağlam olduğundan dopamin ve serotonin yolları doğrudan etkilenmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Tarama testinde fenilalanin yüksekliği → fenilalaninin başlıca yıkım basamağında blok bulunduğunu gösterir.
  • Tirozinin düşük olması → fenilalaninden tirozin üretiminin azaldığını destekler.
  • Diğer tetrahidrobiyopterin bağımlı nörotransmitter metabolitlerinin normal olması → yaygın kofaktör kusurunu dışlar.
  • Tedavisiz açık ten, mikrosefali ve nörogelişimsel bozukluk riski → klasik fenilketonüri fenotipiyle uyumludur.

Neden diğerleri değil

  • Tirozin hidroksilaz — Tirozinden L-DOPA sentezler; kusuru hiperfenilalaninemi değil dopamin eksikliği yapar.
  • Dihidropteridin redüktaz — Tetrahidrobiyopterini yeniler; kusurunda dopamin ve serotonin sentezi de azalır.
  • Homogentizat oksidaz — Tirozin yıkımında homogentizatı parçalar; eksikliği alkaptonüri ve okronozis yapar.
  • Tirozin aminotransferaz — Tirozin yıkımının ilk basamağındadır; kusuru tirozinemi tip II’ye yol açar.

Aklında kalsın

Fenilketonürili gebede yüksek maternal fenilalanin, fetüs genetik olarak sağlam olsa bile mikrosefali ve doğumsal kalp hastalığına yol açabilir.

41. soru

Ani baş ağrısının 2. saatinde bir kadın hastaya lomber ponksiyon yapılıyor. Birinci tüpte eritrosit 16.000/µL, üçüncü tüpte 15.400/µL saptanıyor. Örnek hemen santrifüj edildiğinde supernatantın berrak ve renksiz olduğu tespit ediliyor.

Bu hasta için aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — Ksantokromi henüz oluşmamış olabileceğinden subaraknoid kanama dışlanamaz

Kısaca — Başlangıcın ikinci saatindeki renksiz BOS, pigment oluşumu gecikebildiği için subaraknoid kanamayı dışlamaz.

Subaraknoid aralığa geçen eritrositlerin parçalanması ve hemoglobinin bilirubine dönüşmesi zaman alır; bu nedenle erken lomber ponksiyonda ksantokromi henüz gelişmemiş olabilir. Ardışık tüplerde eritrosit sayısının belirgin azalmaması kanın ponksiyon sırasında eklenmesinden çok BOS içinde önceden bulunmasını destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • Ani baş ağrısı → subaraknoid kanama olasılığını klinik olarak içeri alır.
  • Lomber ponksiyonun ikinci saatte yapılması → ksantokromi oluşması için geçen sürenin yetersiz olabileceğini gösterir.
  • Eritrosit sayısının 16.000/µL’den 15.400/µL’ye yalnız hafif azalması → travmatik ponksiyon lehine beklenen belirgin tüpten tüpe temizlenmeyi göstermez.
  • Hemen santrifüj edilen örneğin renksiz olması → erken dönemde kanamayı dışlatacak güçte değildir.

Neden diğerleri değil

  • İki saat ksantokromi için yeterli olduğundan kanama kesinleşir — Bilirubin oluşumu bu sürede tamamlanmayabilir; ayrıca renksiz supernatant kanamayı kesinleştirmez.
  • Eritrosit sayılarının tüpler arasında benzer olması travmatik ponksiyonu kanıtlar — Travmatik ponksiyonda eritrositlerin tüpten tüpe belirgin azalması beklenir; benzer sayılar travmayı kanıtlamaz.
  • Ksantokromi görülmemesi subaraknoid kanamayı dışlar — İkinci saatte bilirubin henüz oluşmamış olabileceğinden ksantokromi yokluğu subaraknoid kanamayı dışlamaz.
  • Supernatantın berrak olması travmatik ponksiyonu kesinleştirir — Erken kanamada da supernatant berrak olabilir; bu görünüm ponksiyon kaynağını tek başına belirlemez.

Aklında kalsın

Örneğin bekletilmesiyle tüp içinde oluşan oksijenlenmiş hemoglobin renk değişikliğine yol açabilir; hızlı santrifüj, in vitro pigment oluşumunu sınırlar.

42. soru

Kalıtsal eksikliği amfizem ve karaciğer sirozuyla ilişkili olan başlıca serum serin proteaz inhibitörünün eksikliğinde, serum protein elektroforezinde öncelikle aşağıdaki fraksiyonlardan hangisi azalır?

Cevabı göster

Cevap: E — Alfa-1

Kısaca — Alfa-1 antitripsin, alfa-1 bandının başlıca proteini olduğundan kalıtsal eksikliği elektroforezde önce bu fraksiyonu küçültür.

Karaciğerde sentezlenen alfa-1 antitripsin, dolaşımdaki başlıca serin proteaz inhibitörüdür ve elektroforezde alfa-1 bölgesine göç eder. Sentezinin veya hücreden salgılanmasının azalması bu bölgedeki proteinin büyük bölümünü doğrudan eksiltir.

Neden diğerleri değil

  • Albümin — Ayrı bir majör serum proteinidir; düzeyi karaciğer sentezi, beslenme ve protein kaybından etkilenir.
  • Beta — Başlıca transferrin, beta-lipoprotein ve bazı kompleman bileşenlerini içerir; eksiklik doğrudan bu bandı azaltmaz.
  • Gama — İmmünoglobulinlerin yoğunlaştığı bölgedir; alfa-1 antitripsin miktarını temsil etmez.
  • Alfa-2 — Haptoglobin, alfa-2 makroglobulin ve serüloplazmin içerir; alfa-1 antitripsinin göç bölgesi değildir.

Aklında kalsın

Alfa-1 antitripsin bir akut faz proteinidir; inflamasyon sırasında yükselmesi kalıtsal eksiklikte beklenen düşük serum düzeyini maskeleyebilir.

43. soru

Aminotransferazların amino grubunu geçici olarak taşıyan piridoksal fosfat, aşağıdaki vitaminlerden hangisinin koenzim şeklidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Vitamin B6B_6

Vitamin B6B_6’dan türeyen piridoksal fosfat, amino gruplarını Schiff bazı üzerinden geçici olarak taşıyarak transaminasyonu yürütür.

Piridoksal fosfatın aldehit grubu, aminotransferazın lizini ve ardından aminoasit substratıyla Schiff bazı oluşturur. Amino grup önce piridoksamine aktarılır, daha sonra bir α\alpha-ketoaside verilerek koenzim yeniden oluşturulur.

Amino grubunun taşınma döngüsü şöyle özetlenebilir:

Piridoksal fosfat ile amino grubu taşınması

enzim lizini ilesubstrat ileamino grubuaktarımıkoenzim yenidenoluşurPiridoksal fosfat(PLP)Schiff bazıPiridoksaminα−ketoasitAminoasitsubstratı

Neden diğerleri değil

Aklında kalsın

İzoniazid piridoksal fosfatı işlevsizleştirerek periferik nöropatiye yol açabilir; korunmada vitamin B6B_6 desteği kullanılır.

44. soru

Hormonların sentezi ve plazmada taşınması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: C — Adrenalin plazmada yüksek afiniteli globulinlere bağlanarak uzun yarı ömürle dolaşır.

Kısaca — Yalnızca C yanlıştır: Adrenalin suda çözünür, özgül globulin taşıyıcısı bulunmaz ve yarı ömrü dakikalıktır; steroid ve tiroid hormonlarının taşıma modeline uymaz.

Yüksek afiniteli globulin bağlanması hidrofob hormonların plazma yarı ömrünü uzatır. Adrenalin polar bir katekolamindir; bu taşıma ölçütünü karşılamaz.

Neden diğerleri doğru

  • Peptit hormonlar plazmada genellikle serbest dolaşır ve yarı ömürleri kısadır. — Polar peptitler özgül globulin bağlamaz, renal klerensleri hızlıdır.
  • Katekolaminler tirozinden sentezlenir ve kromaffin granüllerinde depolanır. — Tirozin hidroksilazla başlar, medullada granülde bekler.
  • Tiroksin, tiroglobulin üzerinde iyodlanarak sentezlenir ve kolloidde depolanır. — İyodlama kolloidde TPO ile olur, hücre içi granülde değil.
  • Östradiol plazmada büyük ölçüde albümin ve seks hormon bağlayıcı globuline bağlı taşınır. — Östradiol her iki proteine bağlanır; serbest fraksiyon küçüktür.

Aklında kalsın

Suda çözünen hormonlar serbest dolaşır; globulinle uzun yarı ömür hidrofob steroid ve tiroid hormonlarınındır.

45. soru

Gelişim geriliği ve nörolojik bulguları olan bir çocukta açlık laktat ve alanin düzeyleri yüksek, laktat/pirüvat oranı normal sınırlarda tespit ediliyor. Pirüvat dehidrojenaz kompleks aktivitesi düşük saptanan hastada pirüvat karboksilaz aktivitesi normal sınırlarda bulunuyor.

Bu hasta için en uygun beslenme yaklaşımının biyokimyasal gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Ketojenik diyetle pirüvat dehidrojenazı atlayarak asetil-KoA sağlamak

Kısaca — Keton cisimleri beyne pirüvat dehidrojenaz basamağına uğramadan asetil-KoA sağladığından ketojenik diyet enerji açığını azaltır.

Pirüvat dehidrojenaz kompleksi glikolizden gelen pirüvatı asetil-KoA’ya bağlayan geri dönüşümsüz geçiş basamağıdır. Kompleksin etkinliği azalınca pirüvat laktat ve alanine yönelir; keton cisimleri ise mitokondride doğrudan asetil-KoA’ya çevrilerek sitrik asit döngüsüne girer.

Tanıya götüren bulgular

  • Gelişim geriliği ve nörolojik bulgular → yüksek enerji gereksinimli beynin oksidatif yakıt yetersizliğini gösterir.
  • Laktat ve alanin yüksekliği → asetil-KoA’ya giremeyen pirüvatın iki alternatif ürüne yöneldiğini gösterir.
  • Laktat/pirüvat oranının normal olması → NADH reoksidasyonu kusurundan çok pirüvat kullanımındaki blokajı destekler.
  • Düşük pirüvat dehidrojenaz ve normal pirüvat karboksilaz etkinliği → bozukluğun asetil-KoA koluna özgü olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Yüksek karbonhidratla sitozolik NADH’yi azaltmak — Karbonhidrat yükü glikolizi ve pirüvat oluşumunu artırarak laktat birikimini ağırlaştırabilir.
  • Fruktoz ağırlıklı diyetle fosfofruktokinaz-1 basamağını atlayarak enerji sağlamak — Fruktoz fosfofruktokinaz-1'i atlayarak trioz fosfatlara katılır ancak yine pirüvata dönüşür; asetil-KoA için pirüvat dehidrojenaza gereksinim duyar.
  • Galaktozla asetil-KoA üretmek — Galaktoz glukoz-1-fosfat üzerinden glikolize girer; asetil-KoA oluşması için yine pirüvat dehidrojenaza gereksinim duyar.
  • Protein ağırlıklı diyetle glukoneogenez için substrat sağlamak — Glukoneogenez için substrat sağlamak PDH blokajını gidermez; oluşan glukozun pirüvat üzerinden asetil-KoA’ya dönüşümü yine PDH gerektirir. Bazı amino asitler ayrıca ketojenik olsa da burada uygun yaklaşım, keton cisimlerini alternatif beyin yakıtı olarak sağlayan ketojenik diyettir.

Aklında kalsın

Pirüvat dehidrojenaz kompleksinin E1 bileşeni tiamin kullanır; rezidüel etkinliği bulunan bazı kusurlar tiamin desteğine yanıt verebilir.

46. soru

Kas şikâyeti ve göğüs ağrısı olmayan bir hastada total CK ile CK-MB aktivitesi aylar boyunca yüksek tespit ediliyor. Troponinler normal, CK-MB kütle ölçümü düşük ve CK elektroforezinde immünoglobuline bağlı yavaş göç eden bir bant saptanıyor.

Bu uyumsuzluğun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Makro-CK oluşumu

Kısaca — İmmünoglobuline bağlanan CK’nin yavaş klirensi, doku nekrozu olmadan kalıcı aktivite yüksekliği oluşturan makro-CK paternidir.

CK ile immünoglobulinin oluşturduğu yüksek molekül ağırlıklı kompleks dolaşımdan yavaş temizlenir. Kompleksin enzimatik aktivitesi korunabildiği için aktivite temelli CK ve CK-MB sonuçları yükselirken CK-MB kütle ölçümü bu artışı doğrulamayabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kas şikâyeti ve göğüs ağrısının olmaması → sürekli CK salınmasına yol açan aktif kas veya kalp hasarını zayıflatır.
  • Yüksekliğin aylarca sürmesi → akut nekrozdan çok klirensi gecikmiş bir makroenzimi destekler.
  • Normal troponinler ve düşük CK-MB kütlesi → CK-MB aktivite yüksekliğinin miyokart nekrozunu yansıtmadığını gösterir.
  • İmmünoglobuline bağlı yavaş göç eden bant → yüksek molekül ağırlıklı CK kompleksini doğrudan destekler.

Neden diğerleri değil

  • Devam eden akut miyokart infarktüsü — Troponin yükselişi ve zamana bağlı biyobelirteç değişimi beklenir; aylarca sabit uyumsuzluk beklenmez.
  • Erken dönem rabdomiyoliz — Kas yakınmaları ve hızla değişen belirgin total CK yüksekliği beklenir; elektroforetik immün kompleks açıklanmaz.
  • Miyokardit — Miyosit hasarı troponini ve çoğu kez klinik kardiyak bulguları artırır; düşük CK-MB kütlesiyle uyumlu değildir.
  • Hiperkalemik periyodik paralizi — Ataklarla güçsüzlük ve potasyum değişikliği yapar; immünoglobuline bağlı CK bandı oluşturmaz.

Aklında kalsın

Makroamilaz ve makroprolaktin de aynı genel ilkeyle, biyomolekülün immünoglobuline bağlanıp dolaşımda uzun süre kalmasıyla ortaya çıkar.

47. soru

Gram boyama yapılan bir preparatta kristal viyole ve iyot uygulamasından sonra alkolle renk giderme basamağı gerçekleştiriliyor. Ardından karşıt boya uygulanıyor. Hücre duvarı ince ve dış membranı bulunan bakteriler, alkol basamağında kristal viyole-iyot kompleksini kaybediyor.

Buna göre bu bakterilerin son mikroskobik rengi ve bunu sağlayan boya aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Pembe-kırmızı – safranin

Kısaca — Alkolle renksizleşen Gram-negatif hücreler karşıt boyayı alarak pembe-kırmızı görünür.

Alkol dış membranın lipitlerini çözer; ince peptidoglikan tabaka kristal viyole-iyot kompleksini hücre içinde tutamaz. Renksizleşen hücreye giren safranin, son mikroskobik rengi oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • İnce hücre duvarı ve dış membran → Gram-negatif hücre zarfını tanımlar.
  • Alkol basamağında kristal viyole-iyot kompleksinin kaybı → hücrenin birincil boyadan arındığını gösterir.
  • Renksizleşmeden sonra karşıt boya uygulanması → son rengin karşıt boyaya göre belirleneceğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Mor – kristal viyole — Kalın peptidoglikanın kristal viyole-iyot kompleksini tuttuğu Gram-pozitif bakterilerin görünümüdür.
  • Mavi – metilen mavisi — Metilen mavisi basit boyamada kullanılabilir; standart Gram yönteminin karşıt boyası değildir.
  • Yeşil – malaşit yeşili — Malaşit yeşili endospor boyamasında sporu boyayan birincil boyadır.
  • Sarı – pikrik asit — Pikrik asit Gram boyamasında hücreleri görünür kılan standart karşıt boya değildir.

Aklında kalsın

Aşırı renk giderme Gram-pozitif bakterileri yalancı Gram-negatif gösterebilir; yetersiz renk giderme ise Gram-negatifleri mor bırakabilir.

48. soru

Aşağıdaki mantarlardan hangisi doku kesitlerinde geniş, septasız ve dik açıyla (yaklaşık 90°) dallanan hifler oluşturmasıyla karakterizedir?

Cevabı göster

Cevap: A — Rhizopus türleri

Kısaca — Rhizopus ve diğer Mucorales üyeleri dokuda geniş çaplı, septasız ve dik açıyla (90°) dallanan hifler meydana getirir.

Mukormikoz etkenleri olan Zygomycetes üyeleri doku kesitlerinde kalın, kurdele benzeri düzensiz, septasız ve dik açıyla dallanan hif yapılarıyla karakterizedir.

Neden diğerleri değil

  • Aspergillus türleri — Dokuda dar açılı (45°), düzenli septalı ve paralel kenarlı hifler oluşturur.
  • Candida türleri — Dokuda tomurcuklanan maya, psödohif ve gerçek hif morfolojileri gösterir.
  • Cryptococcus türleri — Kalın polisakkarit kapsüllü, tomurcuklanan yuvarlak maya hücreleri şeklinde görülür.
  • Histoplasma türleri — Makrofajların içinde küçük, dar boyunlu tomurcuklanan mayalar olarak bulunur.

Aklında kalsın

Dokuda geniş, septasız ve 90° dik açıyla dallanan hifler Mucorales (Rhizopus/Mucor); düzenli septalı ve 45° dar açıyla dallanan hifler Aspergillus morfolojisidir.

49. soru

Aşağıdaki bakterilerden hangisi metallo-beta-laktamaz üretimi nedeniyle karbapenemlere doğal dirençli olup tedavisinde ilk seçenek trimetoprim-sülfametoksazoldür?

Cevabı göster

Cevap: A — Stenotrophomonas maltophilia

Kısaca — Stenotrophomonas maltophilia, L1 metallo-beta-laktamazı ile karbapenemlere doğal dirençlidir ve tedavisinde ilk tercih kotrimoksazoldür.

Stenotrophomonas maltophilia, kromozomal L1 metallo-beta-laktamaz ve L2 serin sefalosporinaz üretimi nedeniyle karbapenemlere intrinsik direnç gösterir. Enfeksiyonlarında ilk basamak tedavi ajanı trimetoprim-sülfametoksazoldür.

Neden diğerleri değil

  • Pseudomonas aeruginosa — Karbapenemlere doğal dirençli değildir; ilk basamakta antipsödomonal beta-laktamlar seçilir.
  • Burkholderia pseudomallei — Karbapenemlere doğal dirençli olmayıp melioidoz tedavisinde seftazidim veya meropenem kullanılır.
  • Acinetobacter baumannii — Karbapenemlere doğal dirençli değildir; direnç plazmid veya dış zar değişiklikleriyle kazanılır.
  • Moraxella catarrhalis — Genellikle beta-laktamaz üretse de karbapenemlere doğal direnç taşımaz ve bir solunum patojenidir.

Aklında kalsın

Karbapenem tedavisi altındayken üreyen veya karbapenemlere intrinsik dirençli nozokomiyal nonfermentatif etken sorulduğunda akla Stenotrophomonas maltophilia gelmelidir.

50. soru

Schistosoma türlerinin salyangozdan çıkan ve insan derisini aktif olarak geçen enfektif formu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Serkarya

Kısaca — Salyangozdan suya çıkan serkarya deriyi doğrudan geçer ve kuyruğunu atarak şistozomuluma dönüşür.

Salyangozdaki eşeysiz çoğalma sonunda oluşan çatallı kuyruklu serkaryalar tatlı suya salınır. İnsan derisine tutunup proteolitik enzimlerle dokuyu geçtikten sonra kuyruklarını kaybeder ve damar içi göçe başlayan şistozomulum hâlini alır.

Neden diğerleri değil

  • Mirasidyum — Yumurtadan suda çıkan kirpikli formdur; salyangoz ara konağına girer, insanı enfekte etmez.
  • Metaserker — Birçok trematodun bitki veya ikinci ara konakta kistlenen oral enfektif formudur; Schistosoma’da bulunmaz.
  • Sporokist — Salyangoz dokusunda gelişip çoğalan kesemsi evredir; serbest suda insan derisine girmez.
  • Yumurta — İnsan dokusunda inflamasyonu ve kronik hastalığı başlatır; insan için doğrudan enfektif form değildir.

Aklında kalsın

Şistozomiyazda doku hasarının başlıca nedeni erişkin kurtlar değil, dokuda kalan yumurtalara karşı gelişen granülomatöz yanıttır.

51. soru

Aynı hücreyi enfekte eden iki parçalı genomlu virus arasında bütün genom segmentlerinin değiş tokuş edilmesi aşağıdaki olaylardan hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Reassortman

Parçalı genomların eş enfeksiyon sırasında yeni segment takımları oluşturması reassortmandır.

Aynı hücrede çoğalan akraba virusların segmentleri ortak paketlenme havuzuna katılır. Yavru virionlar her iki ebeveynden alınmış tam segmentleri birlikte taşıyabilir; nükleik asitte kesilip birleşme gerekmez.

Neden diğerleri değil

SeçenekNeNeden buradadeğilTransformasyonHücrenin ortamdanserbest DNAalmasıdırviral genomsegmentlerininpaketlenmesinitanımlamaz.TransdüksiyonBakteriyofajınbakteriler arasındaDNA taşımasıdıriki viral genomunsegment alışverişideğildir.KomplementasyonBir virusun işlevselproteini diğerinineksikliğini gideriryavru genomunyapısı değişmez.Fenotipik karışımBir virusun genomudiğerine ait kapsidveya zarfla taşınırkalıtsal segmentbileşimi değişmez.

Aklında kalsın

İnfluenza A’da farklı segmentlerin reassortmanı antijenik kaymaya ve pandemilere yol açabilir; antijenik sürüklenme ise biriken küçük mutasyonlardır.

52. soru

Boğmaca tanısı alan bir hastadan izole edilen bakterinin solunum epiteline sıkıca bağlandığı, fakat dokulara invaze olmadığı gösteriliyor. Bakteri yüzeyinde bulunan bir virülans faktörünün hem silli epitel hücrelerine hem de fagositlerin integrinlerine tutunmada rol oynadığı ve erken kolonizasyon basamağında önem taşıdığı tespit ediliyor.

Bu bakteride tanımlanan söz konusu virülans faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Filamentöz hemaglutinin

Kısaca — Filamentöz hemaglutinin, Bordetella pertussis’in silli solunum epiteline ve fagosit integrinlerine bağlanmasını sağlayan adezindir.

Filamentöz hemaglutinin, epitel yüzeyindeki sülfatlanmış glikolipitlere ve fagositlerdeki CR3 integrinine bağlanan büyük bir yüzey proteinidir. Böylece bakteri mukosiliyer temizlenmeye direnerek invazyon yapmadan solunum mukozasında kolonizasyon kurar.

Tanıya götüren bulgular

  • Boğmaca etkeninin solunum epiteline sıkıca bağlanması → toksinden çok adezini ön plana çıkarır.
  • Dokulara invaze olmaması → hastalığın mukozal kolonizasyon ve toksin etkisiyle geliştiğini gösterir.
  • Silli epitel ile fagosit integrinlerinin birlikte hedeflenmesi → filamentöz hemaglutininin bağlanma paternini tanımlar.
  • Erken kolonizasyon basamağı → epitel hasarı yapan geç dönem ürünlerini dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Pertussis toksiniGiG_i proteinini ADP-ribozilleyip hücre içi cAMP’yi artırır; yüzey adezini değildir.
  • Adenilat siklaz toksini — Fagositlerde cAMP’yi doğrudan yükselterek kemotaksi ve öldürme işlevlerini baskılar.
  • Trakeal sitotoksin — Peptidoglikan kökenli bir parçadır; silli hücrelerde durma ve nekroza yol açar.
  • Dermonekrotik toksin — Damar düz kasını etkileyip lokal nekroza katkıda bulunan bir toksindir; başlangıç adezyonunu sağlamaz.

Aklında kalsın

Pertaktin ve fimbrialar da boğmaca etkeninin adezinleridir; hastalık bulgularının çoğu bakterinin yayılmasından değil toksinlerinden kaynaklanır.

53. soru

B hücresinin IgM üretiminden IgG üretimine geçişi sırasında antijen özgüllüğü korunurken gerçekleşen moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Ağır zincir sabit bölgesinin değişmesi

Kısaca — Antijen özgüllüğünü değişken bölge belirlediği için yalnız ağır zincir sabit bölgesinin değişmesi IgM’yi aynı özgüllükte IgG’ye dönüştürür.

CD40 ve sitokin sinyalleri, AID aracılığıyla ağır zincir lokusundaki değişim bölgeleri arasında rekombinasyonu başlatır. Önceden kurulmuş V(D)J dizisi yeni bir sabit bölgeye bağlanır; Fab özgüllüğü korunurken Fc aracılı efektör işlevler değişir.

Neden diğerleri değil

  • Değişken bölge genlerinde somatik hipermutasyon — Değişken bölgeye nokta mutasyonları ekleyerek afinite olgunlaşması sağlar; sınıf değişiminde özgüllüğü koruyan mekanizma değildir.
  • V(D)J dizisinin yeniden kurulması — Antijen bağlama bölgesini değiştirerek özgüllüğü bozabilir; sınıf değişiminde mevcut V(D)J korunur.
  • Hafif zincir genlerinde reseptör düzenlenmesi — Otoreaktif özgüllüğü değiştirmek için hafif zincir VJ dizisini yeniler; ağır zincir sabit bölgesini IgG’ye çevirmez.
  • Ağır zincir RNA’sının alternatif işlenmesi — Aynı V(D)J ile IgM ve IgD (veya membran/sekretuvar IgM) üretimini açıklar; DNA düzeyinde IgM’den IgG’ye sınıf değişimi değildir.

Aklında kalsın

Sınıf değişimi DNA rekombinasyonuyla ağır zincir sabit bölgesini değiştirir; naif B hücresinin aynı V(D)J ile IgM ve IgD üretmesi ise alternatif RNA işlenmesine dayanır.

54. soru

Çocukluk çağında yanaklarda belirgin eritemle karakterize “tokatlanmış yüz” görünümü ve gövdede retiküler (dantelsi) döküntü ile seyreden eritema infeksiyozumun etkeni olan virus aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Parvovirus B19

Kısaca — Eritema infeksiyozum, viremi sonrası immün yanıtın oluşturduğu tipik ekzantemle tanınan Parvovirus B19 enfeksiyonudur.

Parvovirus B19, P antijeni taşıyan eritroid öncül hücrelere tropizm göstererek eritropoezi geçici olarak baskılar. Viremiden sonra gelişen antikor ve immün kompleks yanıtı, tipik ekzantemin döküntü döneminde ortaya çıkmasını açıklar.

Neden diğerleri değil

  • İnsan herpesvirusu 6 — Roseola infantumda yüksek ateş düştükten sonra gövdeden başlayan makülopapüler döküntü oluşturur.
  • Kızamıkçık virusu — Retroauriküler ve suboksipital lenfadenopatiyle birlikte yüzden başlayan ince makülopapüler döküntü oluşturur.
  • Kızamık virusu — Öksürük, konjonktivit ve Koplik lekelerinin ardından yüzden başlayıp aşağı yayılan birleşme eğilimli döküntü yapar.
  • Koksakivirus A16 — El-ayak-ağız hastalığında oral veziküllere avuç içi ve ayak tabanı lezyonları eşlik eder.

Aklında kalsın

Parvovirus B19, kronik hemolizi olanlarda geçici aplastik krize; gebelikte fetal anemi ve hidropsa yol açabilir.

55. soru

Aşağıdakilerden hangisi Toll benzeri reseptör 9 (TLR9) tarafından tanınan bir PAMP’tır?

Cevabı göster

Cevap: B — Metillenmemiş CpG DNA

Kısaca — Metillenmemiş CpG motiflerinin endozomda TLR9 tarafından algılanması, mikrobiyal DNA’ya karşı doğal bağışıklık yanıtını başlatır.

Hücre içine alınan mikroorganizmaların parçalanmasıyla açığa çıkan DNA, endozomal TLR9'a ulaşır. Mikrobiyal DNA’da görece bol bulunan metillenmemiş CpG motiflerinin bağlanması MyD88 üzerinden sinyal başlatır; plazmasitoid dendritik hücrelerde IRF7 aktivasyonu güçlü tip-I interferon üretimini sağlar.

Neden diğerleri değil

  • Lipoteikoik asit — Gram pozitif bakteri zarfının bileşenidir; TLR2 aracılığıyla tanınır.
  • Flagellin — Bakteri kamçısının protein alt birimidir; TLR5 tarafından tanınır.
  • Çift sarmallı RNA — Viral çoğalma sırasında oluşabilen nükleik asittir; endozomal TLR3 tarafından tanınır.
  • Lipopolisakkarit — Gram negatif dış zar bileşenidir; lipid A bölümü TLR4–MD-2 kompleksiyle algılanır.

Aklında kalsın

DNA algılayan her reseptör TLR9 değildir: sitozoldeki DNA, cGAS–STING yoluyla da tip-I interferon yanıtını başlatabilir.

56. soru

Kırsal bölgede çalışan hastada kene teması sonrası ateş gelişiyor. Hastalığın ilk gününde alınan serumda etkene özgü IgG düşük titrede saptanıyor; nükleik asit testi yapılamıyor. Klinik düzeldikten üç hafta sonra ikinci serum örneği alınıyor. Akut ve konvalesan serumlar aynı çalışmada test edildiğinde ilk örnekte düşük titre, ikinci örnekte belirgin titre artışı saptanıyor.

Bu hastada yakın zamanda geçirilmiş enfeksiyonu serolojik olarak destekleyen en önemli bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Konvalesan serumda en az dört kat antikor titre artışı

Kısaca — Akut ve konvalesan serum arasında özgül antikor titresinin en az dört kat artması, yakın enfeksiyon için güçlü dinamik kanıttır.

Yeni antijenik uyarı, özgül B hücresi yanıtının olgunlaşmasıyla antikor titresini zaman içinde yükseltir. İki serumun aynı çalışmada incelenmesi yöntemler arası değişkenliği azaltır; kat artışı eski temas veya tek başına çapraz reaksiyondan daha güvenilir hâle gelir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hastalığın ilk gününde özgül IgG’nin düşük titrede saptanması → humoral yanıt için örneğin erken alınmış olabileceğini gösterir.
  • Nükleik asit testinin yapılamaması → doğrudan etken kanıtı yerine eşleştirilmiş seroloji gerektirir.
  • İkinci serumun üç hafta sonra alınması → ölçülebilir özgül antikor yanıtının gelişmesine zaman tanır.
  • Örneklerin aynı çalışmada düşük ve belirgin yüksek titre vermesi → gerçek titre değişimini teknik değişkenlikten ayırır.

Neden diğerleri değil

  • Her iki serumun da aynı düşük titrede olması — Eski temas veya çapraz reaksiyonla açıklanabilir; yeni gelişen antikor yanıtını göstermez.
  • Konvalesan serumda iki kat antikor titre artışı — İki kat artış teknik değişkenlik sınırında kalabilir; yakın enfeksiyon için en az dört kat artış aranır.
  • Tek serumda yüksek IgG titresi — Geçirilmiş temas veya bağışıklığı yansıtır; eşleştirilmiş serumdaki dinamik titre artışını göstermez.
  • İlk serumun romatoid faktör pozitifliği — Serolojik testlerde girişime yol açabilir; yakın enfeksiyonu kanıtlamaz.

Aklında kalsın

Tek örnekte IgM pozitifliği çapraz reaksiyon veya yalancı pozitiflik gösterebilir; zaman içindeki özgül titre değişimi daha değerlidir.

57. soru

Koronavirusların diğer çoğu RNA virusuna göre daha büyük genomu daha düşük hata oranıyla kopyalayabilmesini sağlayan enzim etkinliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ekzoribonükleaz

Kısaca — nsp14 ekzoribonükleazının yanlış nükleotitleri ayıklaması, koronavirusların büyük RNA genomunu kabul edilebilir hata oranıyla korur.

Koronavirus polimerazının eklediği uyumsuz nükleotitler, nsp10 ile desteklenen nsp14'ün 353′→5′ ekzoribonükleaz etkinliğiyle yeni zincirden çıkarılır. Böylece ölümcül mutasyon birikimi azalır ve uzun genomun bütünlüğü sürdürülebilir.

Neden diğerleri değil

  • İntegraz — Retroviral DNA’yı konak genomuna yerleştirir; RNA kopyalama hatalarını düzeltmez.
  • Nöraminidaz — İnfluenza virionlarının sialik asitten ayrılarak serbestleşmesini sağlar; genom doğruluğunu artırmaz.
  • Ters transkriptaz — RNA kalıbından DNA sentezler ve hata eğilimlidir; koronavirus genom replikasyonunun düzeltme enzimi değildir.
  • Timidin kinaz — Timidini fosforile ederek DNA sentezine nükleotit sağlar; RNA genomunda düzeltme yapmaz.

Aklında kalsın

Çoğu RNA virusunda düzeltme etkinliği bulunmaz; influenza çeşitliliğine ayrıca segmentlerin yeniden karışması katkı sağlar.

58. soru

Periferik yaymada muz şekilli gametositler ve aynı eritrositte birden çok ince halka görülmesi, aşağıdaki Plasmodium türlerinden hangisini gösterir?

Cevabı göster

Cevap: A — Plasmodium falciparum

Kısaca — Muz biçimli gametositlerle eritrosit kenarındaki çoklu ince halkaların birlikteliği, Plasmodium falciparum için ayırt edici yayma paternidir.

P. falciparum her yaştaki eritrositi enfekte edebildiğinden aynı hücreye birden çok merozoit girebilir ve yüksek parazitemi gelişebilir. Olgun aseksüel formlar mikrodolaşımda sekestre olurken periferik kanda ince halkalar ve kıvrık gametositler görülür.

Neden diğerleri değil

  • Plasmodium vivax — Büyümüş eritrositlerde Schüffner noktaları ve ameboid trofozoitlerle tanınır; gametositleri yuvarlaktır.
  • Plasmodium ovale — Saçaklı kenarlı oval eritrositler ve Schüffner benzeri noktalar oluşturur; muz biçimli gametositi yoktur.
  • Plasmodium malariae — Eritrositi çaprazlayan bant trofozoitleri ve rozet biçimli şizontlarıyla ayırt edilir.
  • Plasmodium knowlesi — Erken halkaları falciparuma, geç bantları malariaeye benzeyebilir; muz biçimli gametosit oluşturmaz.

Aklında kalsın

PfEMP1 aracılı sitoadherans, parazitli eritrositleri mikrodolaşımda tutarak serebral sıtma gibi ağır tabloların temelini oluşturur.

59. soru

Bakteriyel yapı ve işlev ile ilgili aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: E — Bakteri kapsülü – Fagositozdan korunma

Kısaca — Kapsül, opsonizasyonu ve fagositlerin bakteri yüzeyine tutunmasını güçleştirerek hücreyi fagositozdan korur.

Kapsül, bakteri yüzeyini örterek kompleman birikimini ve fagosit reseptörlerinin yüzeye erişimini azaltır. Bu antifagositik etki, kapsüllü bakterilerin virülansına katkıda bulunur.

Neden diğerleri değil

  • Endospor – Hareket sağlama — Endospor olumsuz koşullarda sağkalımı sağlayan durgun formdur; hareket organeli değildir.
  • Bakteri kapsülü – Hareket sağlama — Kapsül korunma ve tutunmaya katkı sağlar; aktif hareket oluşturmaz.
  • Flagella – Fagositozdan korunma — Flagella proton itici güçle dönerek hareket sağlar; temel antifagositik yapı kapsüldür.
  • Pilus – Protein sentezi — Piluslar tutunma veya konjugasyonda görev alır; protein sentezini ribozom yürütür.

Aklında kalsın

Dalak, kapsüllü bakterilerin opsonize edilip uzaklaştırılmasında belirgindir; asplenide invaziv kapsüllü bakteri enfeksiyonları artar.

60. soru

Bilinci kapalı yatan ve dişetlerinde yaygın hiperemi, ödem ve kanama ile dişlerde mobilite bulunan altmış beş yaşındaki erkek hastada aspirasyondan haftalar sonra kötü kokulu balgam gelişiyor. Akciğer grafisinde hava-sıvı seviyesi veren apse izleniyor.

Bu hastada gelişen tabloda aşağıdakilerden hangisi beklenmez?

Cevabı göster

Cevap: D — Etkenin kolon florası kaynaklı Bacteroides fragilis olması

Kısaca — Bacteroides fragilis kolon florası ve intraabdominal enfeksiyonlarla ilişkilidir; ağız kaynaklı aspirasyon apsesinde beklenmez.

Aspirasyon akciğer apsesi, diş eti oluğundaki karışık anaeropların alt solunum yollarına taşınmasıyla gelişir. Bacteroides fragilis ise ağız florasının tipik üyesi değildir; bağırsak bariyeri bozulduğunda apse ve bakteriyemi oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Bilinç kaybı ve aspirasyon → hava yolu korumasının bozulduğunu ve orofaringeal içeriğin akciğere geçtiğini gösterir.
  • Ağır diş eti hastalığı → inoküle edilen yükün oral anaeroplardan zengin olmasını destekler.
  • Haftalar sonra gelişen kötü kokulu balgam → yavaş ilerleyen, karışık anaerop enfeksiyonunu düşündürür.
  • Hava-sıvı seviyesi → parankim nekrozu sonrası kaviteleşmiş akciğer apsesini gösterir.

Neden diğerleri doğru

  • Etkenlerin ağız florası kaynaklı karışık anaeroplar olması — Aspirasyon, periodontal anaeropları doğrudan alt solunum yoluna taşır.
  • Balgamın rutin aerop kültürünün tanı için yetersiz kalması — Anaeroplar oksijenle temas ve uygunsuz kültür koşullarında üretilemez.
  • Tedavide ampisilin-sulbaktam ya da klindamisin kullanılması — İlki standarttır; klindamisin uygun seçilmiş hastada alternatiftir.
  • Apsenin akciğerin yatar durumdaki bağımlı bölümlerinde yerleşmesi — Aspire edilen içerik yer çekimiyle bağımlı segmentlere ulaşır.

Aklında kalsın

Güvenilir anaerop kültür için balgam yerine aspirat veya doku örneği alınmalı ve örnek oksijenle temas ettirilmeden taşınmalıdır.

61. soru

Menstrüasyon döneminde tampon kullanan yirmi yaşındaki kadın hasta ateş, yaygın döküntü ve baş dönmesi şikâyetiyle acil servise başvuruyor.

Hipotansiyon saptanan ve stafilokoksik toksik şok sendromu düşünülen bu hastada aşağıdaki bulgulardan hangisinin görülmesi en az olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: E — Kan kültüründe Staphylococcus aureus üremesi

Kısaca — TSST-1 odaktan kana yayıldığı için bakteriyemi gerekmez; stafilokoksik toksik şokta kan kültüründe etken üremesi en az beklenen bulgudur.

TSST-1, antijen işlenmesini aşarak MHC sınıf II ile T hücresi reseptörünü çapraz bağlayan bir süperantijendir. Çok sayıda T hücresinin eş zamanlı etkinleşmesi yoğun sitokin salınımına ve şoka yol açarken bakteri mukozal odakta sınırlı kalabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Menstrüasyon döneminde tampon kullanımı → toksin üreten Staphylococcus aureus için oksijenli mukozal çoğalma odağı oluşturur.
  • Ateş, yaygın döküntü ve hipotansiyon → süperantijen aracılı sistemik toksik şok tablosunu destekler.

Neden diğerleri doğru

  • Güneş yanığını andıran yaygın eritematöz döküntü — TSST-1'e bağlı erken deri bulgusudur ve basmakla solan yaygın eritem biçimindedir.
  • Konjonktival ve orofarengeal hiperemi — Pürülan olmayan mukozal hiperemi, toksik şok sendromunun beklenen mukozal tutulumudur.
  • Bir-iki hafta sonra ellerde ve ayaklarda deskuamasyon — Avuç içi ve ayak tabanındaki soyulma iyileşme döneminin karakteristik deri bulgusudur.
  • Karaciğer ve böbrek fonksiyon testlerinde bozulma — Hipoperfüzyon ve sitokin yanıtına bağlı çoklu organ tutulumu toksik şok paternine uyar.

Aklında kalsın

Streptokoksik toksik şok çoğunlukla invaziv yumuşak doku enfeksiyonuna eşlik eder ve kan kültürü stafilokoksik tipe göre daha sık pozitiftir.

62. soru

Dizüri ve yan ağrısı şikâyetiyle başvuran 52 yaşındaki kadın hastanın idrar tahlilinde bol lökosit ve eritrosit saptanıyor; idrar pH’sı 8,4 olarak ölçülüyor. İdrar kültüründe kanlı agarda yayılma (swarming) gösteren, MacConkey agarda laktozu fermente etmeyen gram negatif basiller izleniyor. Yapılan biyokimyasal testlerde fenilalanin deaminaz pozitif, üreaz kuvvetli pozitif, indol negatif ve TSI besiyerinde bol H2SH_2S üretimi tespit ediliyor.

Bu hastada izole edilen etken bakteri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Proteus mirabilis

Kısaca — Swarming yapan, üreaz, fenilalanin deaminaz ve H2S pozitif olan Proteus türlerinden indol negatif olanı Proteus mirabilis’tir.

Kuvvetli üreaz aktivitesi idrarı alkalileştirerek magnezyum amonyum fosfat taşlarına zemin hazırlar. Kanlı agarda swarming gösteren ve fenilalanin deaminaz ile H2S üreten Proteus cinsinde tür düzeyinde ayrım indol testiyle yapılır; Proteus mirabilis indol negatifken Proteus vulgaris indol pozitiftir.

Tanıya götüren bulgular

  • Alkali idrar pH’sı (8,4) ve swarming → Yüksek üreaz aktivitesine sahip Proteus cinsi bakteriyi düşündürür
  • Fenilalanin deaminaz ve H2S pozitifliği → Proteus türlerini Morganella ve Providencia’dan ayırt ettirir
  • İndol negatifliği → İndol pozitif olan Proteus vulgaris’i dışlayarak Proteus mirabilis tanısını koydurur

Neden diğerleri değil

  • Proteus vulgaris — Triptofandan indol üreten (indol pozitif) bir Proteus türüdür; bu hastadaki izolat indol negatiftir.
  • Morganella morganii — Besiyerinde swarming hareketi ve TSI besiyerinde H2S üretimi göstermez; ayrıca indol pozitiftir.
  • Providencia rettgeri — H2S üretmez, besiyerinde swarming yapmaz ve indol testi pozitif sonuç verir.
  • Klebsiella pneumoniae — Laktozu fermente eden, hareketsiz, fenilalanin deaminaz ve H2S negatif bir bakteridir.

Aklında kalsın

Proteus türlerinin ayrımında indol testi esastır: Proteus mirabilis indol negatif ve ampisiline duyarlıyken Proteus vulgaris indol pozitif ve ampisiline dirençlidir.

63. soru

Saçlı deride kırık saçlar ve alopesi plakları olan hastada Wood lambası muayenesi negatif saptanıyor. Potasyum hidroksit (KOH) incelemesinde saç şaftının içinde çok sayıda artrokonidyum izlenirken dış yüzeyde spor tabakası görülmüyor. Kültürde çok sayıda değişken şekilli mikrokonidyum oluşturan, insandan insana bulaşabilen bir dermatofit ürüyor.

Bu hastada saç invazyon şekli ve tabloya yol açması en olası etken eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Endotriks – Trichophyton tonsurans

Kısaca — Saç şaftı içindeki artrokonidyumlar endotriks invazyonu, Wood lambası negatifliği ve doğrudan bulaş Trichophyton tonsurans’ı gösterir.

Endotriks invazyonda hifler saç içinde artrokonidyumlara ayrılır; kütikül üzerinde spor kılıfı oluşmaz. T. tonsurans antropofilik bulaşır, bol ve değişken biçimli mikrokonidyum oluşturur ve enfekte saçta floresans beklenmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Saç şaftının içindeki artrokonidyumlar ve dışta spor tabakası olmaması → endotriks invazyonu belirler.
  • Wood lambasının negatif olması → floresans yapan ektotriks Microsporum türlerini geri plana iter.
  • İnsandan insana bulaş → zoofilik değil, antropofilik bir dermatofiti destekler.
  • Değişken şekilli çok sayıda mikrokonidyum → T. tonsurans morfolojisiyle uyumludur.

Neden diğerleri değil

  • Ektotriks – Microsporum canisM. canis ektotriks tutulum ve yeşil floresans yapabilir; burada artrokonidyumlar şaft içindedir.
  • Favik – Epidermophyton floccosumE. floccosum saç tutmaz; favik invazyonun klasik etkeni de bu tür değildir.
  • Endotriks – Microsporum audouiniiM. audouinii tipik olarak ektotriks invazyon yapar; şaft içi paternle uyuşmaz.
  • Ektotriks – Trichophyton rubrumT. rubrum daha çok deri ve tırnağı tutar; bu antropofilik saç invazyonu paternini açıklamaz.

Aklında kalsın

Favusta sarı skütulum ve kalıcı alopesi düşün; klasik etken Trichophyton schoenleinii’dir.

64. soru

Uzamış nötropenisi olan hastada ateş ve toraks bilgisayarlı tomografide çevresinde buzlu cam halosu bulunan nodüller tespit ediliyor. Serum galaktomannanı negatif, ancak hasta örnek alınmadan günler önce küfe etkili profilaksi almaya başlamıştır. Bronkoalveolar lavajda septalı, dar açılı dallanan hifler görülüyor ve kültür bekleniyor.

Bu durumda negatif serum galaktomannan için en doğru yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Küfe etkili antifungal maruziyet duyarlılığı azaltabileceğinden hastalık dışlanamaz

Kısaca — Küfe etkili antifungal tedavi antijen yükünü düşürüp serum galaktomannan duyarlılığını azalttığından negatiflik hastalığı dışlamaz.

Galaktomannan, invazyon sırasında dolaşıma salınan bir Aspergillus hücre duvarı bileşenidir. Küfe etkili profilaksi mantar yükünü ve antijen salınımını azaltabildiğinden, güçlü klinik ve mikolojik bulgular karşısında tek negatif serum sonucu dışlama gücünü kaybeder.

Tanıya götüren bulgular

  • Uzamış nötropeni ve ateş → invaziv küf enfeksiyonu için yüksek riskli konak profilini oluşturur.
  • Buzlu cam halolu nodüller → anjiyoinvazyon ve çevresindeki hemorajiyle uyumlu pulmoner aspergilloz bulgusudur.
  • Örnekleme öncesi küfe etkili profilaksi → serumdaki antijen yükünü azaltarak yalancı negatifliğe zemin hazırlar.
  • BAL’da septalı, dar açılı dallanan hifler → hiyalen küf enfeksiyonunu destekler, tür düzeyinde doğrulama gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • İnvaziv aspergillozu kesin dışlar — Antifungal maruziyet test duyarlılığını düşürdüğünden tek negatif sonuç güvenilir dışlama sağlamaz.
  • Test yalnız Candida hücre duvarını saptar — Galaktomannan testi başlıca Aspergillus hücre duvarı antijenini hedefler.
  • Negatiflik, enfeksiyonun akciğerle sınırlı olduğunu gösterir — Negatif serum galaktomannanı enfeksiyonun akciğerle sınırlı olduğunu kanıtlamaz; küfe etkili profilaksi duyarlılığı azaltabilir ve BAL antijeni serum negatifken pozitifleşebilir.
  • Küfe etkili profilaksi sırasında testin duyarlılığı değişmeden kalır — Küfe etkili antifungal maruziyet antijen yükünü düşürerek serum galaktomannan duyarlılığını azaltabilir.

Aklında kalsın

Pulmoner hastalıkta BAL galaktomannanı, serum testi negatifken pozitifleşebilir; serum ve solunum örneğinin tanısal performansı aynı değildir.

65. soru

Uzun süredir gastroözofageal reflü şikâyeti olan hasta başvuruyor. Distal özofagus biyopsisinde goblet hücreleri içeren kolumnar epitel görülüyor.

Bu değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — İntestinal metaplazi

Kısaca — Reflünün oluşturduğu kronik hasar, distal özofagusun skuamöz epitelini goblet hücreli intestinal tip epitele dönüştürür.

Kronik asit ve safra maruziyeti, epitel kök hücrelerinin bağırsak yönünde farklılaşmasını uyarır. Goblet hücrelerinin saptanması, Barrett özofagusunu tanımlayan intestinal metaplaziyi gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Skuamöz displazi — Skuamöz hücrelerde atipi ve düzensiz olgunlaşmadır; kolumnar epitel ile goblet hücresi oluşturmaz.
  • Gastrik heterotopi — Genellikle proksimal özofagusta doğuştan yerleşmiş gastrik mukozadır; reflüye bağlı goblet hücreli dönüşüm değildir.
  • Psödomembran oluşumu — Nekrotik epitel, fibrin ve inflamatuvar hücrelerden oluşan yüzey örtüsüdür; metaplastik bez içermez.
  • Koilositoz — İnsan papilloma virüsüne bağlı perinükleer halolu skuamöz hücre değişikliğidir; intestinal farklılaşmayı göstermez.

Aklında kalsın

Barrett özofagusu distal özofagus adenokarsinomu riskini artırır; skuamöz hücreli karsinomun öncü lezyonu değildir.

66. soru

Boyun anterolateralinde, sternokleidomastoid kasın ön kenarı boyunca yerleşen ve histopatolojik incelemesinde skuamöz epitel altında belirgin lenfoid doku ile germinal merkezler içeren kistik lezyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Branşiyal yarık kisti

Kısaca — Lateral servikal yerleşim ile germinal merkezli lenfoid duvarın birlikteliği branşiyal yarık kistini ayırt ettirir.

İkinci faringeal yarığın tam kapanmaması, sternokleidomastoid kasın ön kenarı boyunca epitel döşeli bir kist gelişmesine yol açar. Epiteli çevreleyen germinal merkezli yoğun lenfoid stroma, servikal lenfoepitelyal kökeni destekler.

Neden diğerleri değil

  • Tiroglossal duktus kisti — Orta hatta ve hiyoid kemikle ilişkili olup duvarında tiroid folikülleri bulunabilir.
  • Kistik higroma — Endotelle döşeli, çok odacıklı lenfatik malformasyondur; çevre dokulara infiltre olur.
  • Dermoid kist — Duvarındaki kıl folikülü ve sebase bez gibi deri ekleriyle tanınır.
  • Laringosel — Laringeal ventrikülle bağlantılı, hava veya sıvı içeren kese biçimindedir.

Aklında kalsın

Erişkinde yeni gelişen lateral kistik boyun kitlesinde, özellikle HPV ilişkili orofaringeal karsinomun kistik lenf nodu metastazı dışlanmalıdır.

67. soru

Mikroskopik incelemesinde sitoplazmada lipofuksin pigmenti ve çubuk benzeri Reinke kristallerinin izlenmesi aşağıdaki testis tümörlerinin hangisi için en karakteristiktir?

Cevabı göster

Cevap: A — Leydig hücreli tümör

Kısaca — Lipofuksin pigmenti ve eozinofilik çubuk şeklindeki Reinke kristalleri, testisin Leydig hücreli tümörü için patognomonik morfolojik bulgudur.

Leydig hücreli tümörler, testisin interstisyel stromasından köken alan ve lipid yüklü eozinofilik sitoplazmalarında olguların yaklaşık üçte birinde Reinke kristalleri barındıran neoplazmlardır.

Neden diğerleri değil

  • Sertoli hücreli tümör — Tübüler yapılar oluşturur, genellikle hormonal olarak inaktiftir ve kristal içermez.
  • Klasik seminom — Lenfositik septalarla ayrılan glikojenden zengin berrak hücrelerden oluşur.
  • Granüloza hücreli tümör — Call-Exner cisimcikleri ve kahve çekirdeği şeklinde nükleuslar izlenir.
  • Yolk sak tümörü — Glomerüloid Schiller-Duval cisimcikleri ve AFP pozitifliği ile karakterizedir.

Aklında kalsın

Reinke kristalleri ve lipid yüklü eozinofilik sitoplazma Leydig hücreli tümörün, Call-Exner cisimcikleri ise granüloza hücreli tümörün ayırt edici bulgusudur.

68. soru

Gestasyonel koryokarsinomun mikroskobik incelemesinde aşağıdaki yapılardan hangisinin bulunmaması tanı açısından karakteristiktir?

Cevabı göster

Cevap: D — Koryon villusu

Kısaca — Malign trofoblastlar villus oluşturmadan çoğaldığı için sitotrofoblast ve sinsityotrofoblast varlığına rağmen koryon villusu görülmez.

Koryokarsinom, iki trofoblast tabakasının düzensiz ve invaziv proliferasyonundan oluşur; villusun stromal çekirdeği ve düzenli mimarisi gelişmez. Hızlı büyüme ile damar invazyonu belirgin kanama ve nekroza yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Sitotrofoblast — Tek çekirdekli malign trofoblast bileşenidir ve sinsityotrofoblastlarla birlikte tümörün iki hücreli paternini oluşturur.
  • Hemoraji — Damar invazyonu ve doku yıkımı nedeniyle tümörün tipik, yaygın mikroskobik bileşenidir.
  • Sinsityotrofoblast — Çok çekirdekli ve β-hCG üreten malign bileşendir; tümörde sitotrofoblastlarla iç içe bulunur.
  • Nekroz — Tümörün hızlı büyümesi ve yetersiz perfüzyonu sonucunda sık gelişir; tanıyı dışlamaz.

Aklında kalsın

Koryokarsinom lenfatiklerden önce hematojen yolla yayılma eğilimindedir; akciğer sık metastaz bölgesidir.

69. soru

Çene bölgesinde hızla büyüyen kitle şikâyetiyle getirilen çocuk hastadan alınan biyopsi materyalinde mikroskopik olarak yıldızlı gökyüzü görünümü izleniyor ve Ki-67 proliferasyon indeksi yaklaşık %100 olarak saptanıyor.

Bu hastada gelişen tümörün patogenezinde rol oynayan en olası moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — MYC yeniden düzenlenmesi

Kısaca — MYC aktivasyonu hücre döngüsünü kesintisiz hızlandırarak Burkitt lenfomadaki çok yüksek proliferasyon hızını oluşturur.

MYC geninin çoğunlukla immünoglobulin ağır zincir güçlendiricisinin yanına taşınması, büyüme ve metabolizma genlerinin sürekli transkripsiyonuna yol açar. Hızlı çoğalmaya eşlik eden yoğun apoptoz ve makrofaj temizliği yıldızlı gökyüzü görünümünü oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • BCL2 yeniden düzenlenmesi — Apoptozu engelleyerek foliküler lenfomaya yaşam avantajı sağlar; Burkitt lenfomasının temel sürücüsü değildir.
  • CCND1 yeniden düzenlenmesi — Siklin D1 artışıyla mantle hücreli lenfomayı tanımlar; yıldızlı gökyüzü paternini açıklamaz.
  • ALK yeniden düzenlenmesi — En çok ALK pozitif anaplastik büyük hücreli lenfomayla ilişkilidir; MYC tipi B hücre proliferasyonu yapmaz.
  • JAK2 mutasyonu — Kronik miyeloproliferatif neoplazilerin sürücüsüdür; germinal merkez kökenli bu lenfomayla ilişkili değildir.

Aklında kalsın

MYC yeniden düzenlenmesi tek başına Burkitt lenfoma demek değildir; BCL2 veya BCL6 yeniden düzenlenmesi eşlik ederse başka yüksek dereceli B hücreli lenfomalar düşünülür.

70. soru

Orta yaşlı kadın hastada kaşıntı ve kolestaz tablosu gelişiyor. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde AMA pozitifliği saptanıyor; karaciğer biyopsisinde küçük safra kanallarında granülomatöz yıkım izleniyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Primer biliyer kolanjit

Kısaca — AMA ilişkili otoimmün küçük kanal hasarı, granülomatöz duktal yıkım üzerinden primer biliyer kolanjite yol açar.

Oto-reaktif T hücreleri küçük intrahepatik safra kanallarını hedefler; florid duktal lezyonda kanal epiteli çevresinde lenfositler ve granülomlar görülür. Süren kanal kaybı duktopeni, kolestaz ve biliyer fibrozis oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • Primer sklerozan kolanjit — İntra ve ekstrahepatik kanallarda konsantrik fibrozis ve boncuklanma yapar; ülseratif kolitli erkeklerde sıktır.
  • Otoimmün hepatit — Plazma hücreli interfaz hepatiti ve hepatoselüler enzim yüksekliği yapar; seçici granülomatöz kanal yıkımı beklenmez.
  • Alagille sendromu — JAG1 veya NOTCH2 kusuruna bağlı gelişimsel kanal azlığıdır; erişkinde edinilmiş AMA pozitif kanal yıkımı değildir.
  • Sekonder biliyer siroz — Uzamış mekanik safra yolu tıkanmasını izler; otoimmün florid duktal lezyon ve AMA ilişkisi göstermez.

Aklında kalsın

İlerlemiş primer biliyer kolanjitte yağ emilimi bozulduğundan yağda çözünen vitamin eksiklikleri ve metabolik kemik hastalığı gelişebilir.

71. soru

Kuş yetiştiricisinde kümese girdikten sonra ateş, öksürük ve nefes darlığı gelişiyor. Tomografide sentrilobüler nodüller ve mozaik atenüasyon izleniyor. Biyopside bronşiolosentrik mononükleer infiltrasyon, gevşek kazeifikasyonsuz granülomlar ve organize pnömoni odakları görülüyor.

Bu hastada izlenen histolojik patern aşağıdaki hastalıklardan hangisini destekler?

Cevabı göster

Cevap: B — Hipersensitivite pnömonisi

Kısaca — İnhale kuş antijenine karşı immün yanıtın bronşiolleri merkez alan gevşek granülomlu paterni hipersensitivite pnömonisini gösterir.

Tekrarlanan organik antijen inhalasyonu, immün kompleks ve T hücresi aracılı hasarı küçük hava yolları çevresinde yoğunlaştırır. İnterstisyel lenfositler, iyi biçimlenmemiş kazeifikasyonsuz granülomlar ve alveoler eksüdanın organizasyonuna bağlı Masson cisimleri aynı bronşiolosentrik süreçte gelişir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kümese girişten sonra ateş, öksürük ve nefes darlığı → belirtileri belirli bir inhale antijen maruziyetine bağlar.
  • Sentrilobüler nodüller → patolojik sürecin küçük hava yolları çevresinde yoğunlaştığını gösterir.
  • Mozaik atenüasyon → bronşioler daralmaya bağlı bölgesel hava hapsini destekler.
  • Bronşiolosentrik infiltrasyon, gevşek granülomlar ve organize pnömoni → hipersensitivite pnömonisinin birleşik histolojik paternini oluşturur.

Neden diğerleri değil

  • İdiyopatik pulmoner fibrozis — Usual interstisyel pnömoni paterni subplevral fibrozis, fibroblast odakları ve bal peteği yapar; gevşek granülom beklenmez.
  • Sarkoidoz — İyi biçimlenmiş sıkı granülomlar lenfatik yollar boyunca dağılır; bronşiolosentrik gevşek granülom-organizasyon birlikteliği tipik değildir.
  • Lober pnömoni — Bir lobu dolduran nötrofil ve fibrin ağırlıklı alveoler eksüda oluşturur; antijenle tetiklenen granülomatöz bronşiolit yapmaz.
  • Pulmoner hemosiderozis — Tekrarlayan alveoler kanama ve hemosiderin yüklü makrofajlarla seyreder; kazeifikasyonsuz granülom oluşturmaz.

Aklında kalsın

Antijenden uzaklaşma erken hastalıkta düzelme sağlayabilir; süren maruziyet fibrozise ilerleyerek özgün gevşek granülomları görünmez hâle getirebilir.

72. soru

Elli bir yaşında bir erkek hastanın akciğer rezeksiyon materyalinde aside dirençli basil içeren granülomlar görülüyor. Granülomlarda, çekirdekleri periferde hilal şeklinde dizilmiş çok çekirdekli hücreler dikkati çekiyor.

Bu hastada tanımlanan çok çekirdekli hücreler aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Langhans tipi dev hücre

Kısaca — Makrofaj füzyonuyla oluşan dev hücrelerde çekirdeklerin periferik hilal oluşturması Langhans tipini tanımlar.

Kalıcı bir etkene karşı aktive olan makrofajlar epiteloid histiyositlere dönüşür ve birbirleriyle kaynaşarak çok çekirdekli dev hücreler oluşturabilir. Langhans tipinde çekirdekler sitoplazmanın kenarında düzenli bir yay oluşturur; hücrenin adlandırılmasını sağlayan özellik çekirdeklerin sayısından çok yerleşimidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Aside dirençli basil içeren granülomlar → mikobakterilere karşı gelişen granülomatöz inflamasyonu destekler.
  • Çekirdeklerin periferde hilal şeklinde dizilmesi → Langhans tipi dev hücre morfolojisini doğrudan tanımlar.

Neden diğerleri değil

  • Touton tipi dev hücre — Köpüksü sitoplazmayla çevrili merkezi çekirdek halkası lipid birikimli lezyonları düşündürür; periferik hilal oluşturmaz.
  • Osteoklast — Kemik yüzeyinde rezorpsiyon yapan çok çekirdekli hücredir; granülomun dev hücre bileşeni değildir.
  • Yabancı cisim tipi dev hücre — Füzyonla oluşur ancak çekirdekleri sitoplazmada düzensiz dağılır; periferik hilal düzeni göstermez.
  • Reed-Sternberg hücresi — Klasik Hodgkin lenfomada belirgin nükleollü neoplastik B hücresidir; makrofajların füzyon ürünü değildir.

Aklında kalsın

Langhans tipi dev hücre tüberküloza özgü değildir; sarkoidoz gibi enfeksiyon dışı granülomatöz hastalıklarda da görülebilir.

73. soru

Tekrarlayan kanama alanında makrofajların sitoplazmasında altın-kahverengi granüller görülüyor ve granüller Prusya mavisiyle boyanıyor.

Biriken madde aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hemosiderin

Kısaca — Eski kanama ürünlerindeki demir ferritin kümelerine paketlendiği için makrofajlardaki hemosiderin Prusya mavisiyle boyanır.

Makrofajlar damar dışına çıkmış eritrositleri fagosite eder ve hemoglobinin hem bölümünden demiri açığa çıkarır. Demir önce ferritinde depolanır; yük arttığında ferritin kümeleri çözünmeyen hemosiderin granüllerini oluşturur ve üç değerlikli demir Prusya mavisiyle gösterilir.

Neden diğerleri değil

  • Lipofuksin — Oksitlenmiş zar artıklarından oluşan aşınma pigmentidir; demir içermediğinden Prusya mavisiyle boyanmaz.
  • Melanin — Melanositlerde tirozinazla sentezlenen pigmenttir; tekrarlayan kanamadaki hemoglobin yıkımından oluşmaz.
  • Safra pigmenti — Bilirubin kökenlidir ve kolestazda birikir; demiri gösteren histokimyasal boyayla pozitifleşmez.
  • Kömür pigmenti — Solunumla alınan karbonun akciğer makrofajlarında birikmesidir; endojen demir deposu değildir.

Aklında kalsın

Kronik pulmoner konjesyonda hemosiderin yüklü alveoler makrofajlar kalp yetersizliği hücreleri olarak adlandırılır.

74. soru

Pompe hastalığında lizozomlarda biriken temel madde aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Glikojen

Kısaca — Pompe, sitozolik değil lizozomal glikojen birikimiyle kalp ve iskelet kasını tutan glikojen depo hastalığıdır.

Asit alfa-glukozidaz eksikliğinde lizozoma taşınan glikojen parçalanamaz. Şişen lizozomlar özellikle kardiyomiyosit ve iskelet kası liflerinin işlevini bozarak kardiyomegali ile kas güçsüzlüğüne yol açar.

Neden diğerleri değil

  • Sfingomiyelin — Sfingomiyelinaz eksikliğine bağlı Niemann-Pick hastalığında birikir; Pompe bir sfingolipidoz değildir.
  • Gangliozid GM2 — Heksozaminidaz eksikliğinde, özellikle Tay-Sachs hastalığında birikir; glikojen metabolizmasıyla ilişkili değildir.
  • Glukoserebrozid — Glukoserebrozidaz eksikliğine bağlı Gaucher hastalığının biriken lipididir.
  • Mukopolisakkarit — Glikozaminoglikan yıkım enzimlerinin eksik olduğu mukopolisakkaridozlarda birikir.

Aklında kalsın

İnfantil Pompe hastalığında belirgin kas ve kalp tutulmasına karşın hepatik glikojenoliz korunduğundan ağır açlık hipoglisemisi beklenmez.

75. soru

Genç erkek hastada hematüri, sensörinöral işitme kaybı ve göz bulguları saptanıyor. Elektron mikroskobisinde GBM’de incelme, kalınlaşma ve yarılma görülüyor.

Bu hastadaki hastalığın en sık görülen kalıtım şekli aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — X’e bağlı

Kısaca — Alport sendromunun en sık görülen biçimi, COL4A5 mutasyonuna bağlı olarak X’e bağlı kalıtılan formdur.

COL4A5, glomerüler bazal membran ile koklea ve gözde bulunan tip IV kollajenin alfa-5 zincirini kodlar. Bozuk kollajen ağı bazal membranın düzensiz incelip kalınlaşmasına ve yarılmasına yol açar; erkeklerde hastalık genellikle daha ağır, kadınlarda değişken şiddettedir.

Neden diğerleri değil

  • Otozomal dominant — Tek alelli COL4A3 veya COL4A4 değişiklikleriyle gelişebilir; ancak Alport sendromunun en sık kalıtım biçimi değildir.
  • Mitokondriyal — Yalnız anneden aktarılır; tip IV kollajen genlerine bağlı Alport soy ağacını açıklamaz.
  • Y’ye bağlı — Yalnız babadan oğullara aktarılır; kadınlarda da hastalık görülmesi bu kalıtım biçimini dışlar.
  • Otozomal resesif — İki alelli COL4A3 veya COL4A4 değişiklikleriyle gelişen daha seyrek bir Alport biçimidir.

Aklında kalsın

Anterior lentikonus Alport sendromu için güçlü bir ipucudur; işitme kaybı doğuştan değil, ilerleyici olarak ortaya çıkar.

76. soru

Monoklonal gamopatisi olmayan yaşlı hastada restriktif kardiyomiyopatiye yol açan vahşi tip sistemik amiloidozun temel fibril proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Transtiretin

Kısaca — Yaşla kararlılığı azalan vahşi tip transtiretin, monoklonal protein olmadan kalpte ATTR fibrilleri biriktirerek restriktif kardiyomiyopati yapar.

Karaciğerde üretilen transtiretin normalde tiroksin ve retinol bağlayıcı proteini taşıyan bir tetramerdir. Yaşlanmayla tetramerin ayrışması, monomerlerin yanlış katlanıp beta-kıvrımlı fibrillere dönüşmesini ve miyokardda ekstrasellüler birikmesini kolaylaştırır.

Neden diğerleri değil

  • Kalsitonin — Medüller tiroid karsinomunda tümör çevresindeki lokal amiloidin öncülüdür; sistemik kardiyak yaşlılık tipini oluşturmaz.
  • — Alzheimer hastalığında senil plak ve serebral amiloid anjiyopati yapar; miyokardda sistemik birikim göstermez.
  • Amilin — Tip 2 diabetes mellitusta pankreas adacıklarında lokal amiloid oluşturur; restriktif kardiyomiyopatinin kaynağı değildir.
  • Fibrinojen — Mutant alfa zinciri nadir kalıtsal renal amiloidoz yapabilir; yaşla ilişkili baskın kardiyak patern beklenmez.

Aklında kalsın

Bilateral karpal tünel sendromu, transtiretin ilişkili kardiyomiyopatinin klinik bulgularından yıllar önce ortaya çıkabilen bir ipucudur.

77. soru

BRCA1 taşıyıcısındaki yüksek dereceli, lenfositten zengin, itici sınırlı meme tümöründe görülen en olası reseptör profili aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — ER−/PR−/HER2−

Kısaca — BRCA1 ilişkili bazal-benzeri farklılaşma, hormon reseptörü programı ve HER2 artışı bulunmadığından üçlü negatif profil oluşturur.

BRCA1 işlev kaybı homolog rekombinasyonla DNA onarımını bozar ve çoğunlukla yüksek dereceli bazal-benzeri tümör gelişimine eşlik eder. İtici sınır ile belirgin lenfosit yanıtı bu fenotipi destekler; ER, PR ve HER2 ekspresyonu genellikle saptanmaz.

Neden diğerleri değil

  • ER+/PR+/HER2− — Luminal hormon reseptörü programını gösterir; BRCA1 ilişkili bazal-benzeri fenotipe uymaz.
  • ER+/PR−/HER2+ — Hem östrojen reseptörü ekspresyonu hem HER2 artışı içerir; tipik üçlü negatif profili dışlar.
  • ER−/PR+/HER2− — İzole PR pozitifliği seyrektir ve BRCA1 ilişkili tümörlerin beklenen reseptör paternini karşılamaz.
  • ER+/PR+/HER2+ — Hormon reseptörleri ile HER2'nin birlikte pozitifliği bazal-benzeri farklılaşmanın karşıtıdır.

Aklında kalsın

BRCA2 ilişkili meme tümörleri, BRCA1 ilişkili olanların aksine daha sık ER pozitif luminal fenotip gösterir.

78. soru

Kaşındığında ürtikerleşen kahverengi makülün biyopsisinde metakromatik granüllü dermal hücreler birikmiştir.

Tanıyı destekleyen belirteç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — CD117

Kısaca — KIT reseptörü olan CD117, deri mast hücre birikimini gösterir; bu hücrelerden histamin salınması kaşımayla ürtikerleşmeyi açıklar.

CD117, mast hücrelerinin gelişimini ve yaşamını sürdüren KIT reseptör tirozin kinazıdır. Biriken mast hücrelerinin granülleri metakromazi gösterir ve mekanik uyarıyla salınan histamin Darier bulgusunu oluşturur; triptaz da mast hücre kökenini destekler.

Neden diğerleri değil

  • CD1a — Langerhans hücrelerini gösterir ve Langerhans hücreli histiyositozda kullanılır.
  • CD34 — Hematopoetik öncüller ile bazı damar ve iğsi hücreli tümörleri boyar; olgun mast hücre belirteci değildir.
  • CD21 — Foliküler dendritik hücre farklılaşmasını gösterir; dermal mast hücrelerini tanımlamaz.
  • CD20 — Olgun B lenfosit belirtecidir ve B hücreli lenfoproliferatif süreçleri destekler.

Aklında kalsın

Erişkin sistemik mastositozunda KIT D816V mutasyonu sıktır; sürekli yüksek serum triptazı sistemik mast hücre yükünü araştırmaya yöneltir.

79. soru

Aşağıdaki hücresel olaylardan hangisi, iskemik miyokart dokusunda kan akımının yeniden sağlanması (reperfüzyon) sonrasında gelişen kontraksiyon bandı nekrozunun temel mekanizmasıdır?

Cevabı göster

Cevap: A — Plazma membran hasarı nedeniyle hücre içine masif kalsiyum girişi

Kısaca — Reperfüzyonda ani kalsiyum yükü, enerji yoksunu kardiyomiyositte kalıcı hiperkontraksiyon ve kontraksiyon bantları oluşturur.

İskemiyle geçirgenliği artan sarkolemmadan, kan akımı dönünce hücreye hızla kalsiyum girer. Sitozolik kalsiyum kasılmayı tetikler; ATP azlığı aktin-miyozin köprülerinin çözülmesini ve kalsiyumun uzaklaştırılmasını engelleyince sarkomerler aşırı kasılı kalır.

Neden diğerleri değil

  • Serbest oksijen radikallerinin lizozom membranını parçalaması — Radikaller hücresel yapıları oksitler; lizozom yırtılması kontraksiyon bandı oluşturmaz.
  • Hücre dışına potasyum sızıntısının aktin-miyozin ayrılmasını engellemesi — Potasyum kaybı polarizasyonu bozar; köprülerin ayrılması ATP gerektirir.
  • Laktik asit birikiminin nükleer kromatini yoğunlaştırması — Asidoz erken geri dönüşümlü hasarda kromatini kümeleştirir; enine bant oluşturmaz.
  • Kompleman aktivasyonu ile membran atak kompleksinin endoteli parçalaması — Kompleman damar hasarına katkı verir; bantlar miyosit kökenlidir.

Aklında kalsın

Kontraksiyon bandı nekrozu reperfüzyona özgü değildir; feokromositoma ve ağır stres durumlarında katekolamin toksisitesinde de görülebilir.

80. soru

Moleküler incelemede kolon adenokarsinomunun üç bölgesinde aynı APC mutasyonu saptanıyor. Bir bölgede yalnız KRAS, diğerinde yalnız PIK3CA değişikliği tespit ediliyor. Karaciğer metastazında APC ve KRAS değişiklikleri saptanıyor; ek olarak SMAD4 kaybı tespit ediliyor. Bu hastada saptanan moleküler dağılım için en olası klonal evrim yorumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — APC değişikliği tüm klonlarda ortak olup metastaz KRAS’lı alt klondan gelişmiştir

Kısaca — APC değişikliği tüm klonlarda ortaktır; metastaz KRAS’lı alt klondan gelişmiştir.

Çok bölgeli dizilemede özdeş değişikliklerin paylaşılması filogenetik soy ilişkisini kurar: tüm örneklerde bulunan değişiklikler erken trunkal olayları, yalnız alt kümelerde bulunanlar dallanma sonrası olayları gösterir. Metastaz, kaynak alt klonun trunkal ve dal değişikliklerini miras alırken ilerleme sırasında ek değişiklikler kazanabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç tümör bölgesinde aynı APC mutasyonu → Bölgelerin ortak bir neoplastik atadan geliştiğini ve APC’nin tüm klonlarda ortak olduğunu gösterir.
  • Bir bölgede yalnız KRAS değişikliği → Ana tümör içinde APC taşıyan ayrı bir KRAS alt klonunu tanımlar.
  • Diğer bölgede yalnız PIK3CA değişikliği → KRAS kolundan ayrılan kardeş bir dalı gösterir; metastazın kaynağı olmasını desteklemez.
  • Metastazda APC ve KRAS’a ek SMAD4 kaybı → Metastazın KRAS dalından çıktığını ve SMAD4 kaybının bu soyda daha geç oluştuğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Her değişiklik bağımsız primer tümör oluşturmuştur — Özdeş APC değişikliğinin bütün bölgelerde bulunması bağımsız primerlerden çok ortak klonal kökeni destekler.
  • Metastaz PIK3CA taşıyan bölgeden gelişmiştir — Metastaz PIK3CA’yı taşımayıp KRAS’ı paylaştığı için PIK3CA dalıyla soy bağı göstermez.
  • SMAD4 kaybı bütün hücrelerdeki ilk olaydır — İlk olay bütün soyda bulunmalıdır; SMAD4 kaybının primer bölgelerde saptanmaması trunkal konumu dışlar.
  • Bulgular sürücü değişikliklerden bağımsız rastlantısal mozaizmdir — Değişikliklerin iç içe paylaşımı rastlantısal dağılım değil, dallanan klonal soy düzeni gösterir.

Aklında kalsın

Tek bölgeden alınan biyopsi dal değişikliklerini kaçırabilir; tüm örneklerde bulunan trunkal hedefler tümörün daha büyük bölümünü temsil eder.

81. soru

Nörofibromatozis tip 1 tanılı kırk yaşındaki hastada siyatik sinir boyunca hızla büyüyen ağrılı bir kitle gelişiyor. Kitleden alınan biyopsinin mikroskopik incelemesinde dönüşümlü hiperselüler ve hiposelüler alanlar, perivasküler yoğunlaşma, coğrafi nekroz ve belirgin mitotik aktivite gösteren atipik iğsi hücreler izleniyor. İmmünohistokimyasal incelemede S100 ve SOX10 boyanmasının yalnız odaksal olduğu, H3K27me3 nükleer ekspresyonunun kaybolduğu saptanıyor.

Bu tümör için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Malign periferik sinir kılıfı tümörü

Kısaca — NF1 zemininde büyük sinir boyunca gelişen yüksek dereceli iğsi hücreli tümörde H3K27me3 kaybı, malign sinir kılıfı kökenini destekler.

NF1 hastalarında pleksiform nörofibromdan malign dönüşüm riski artar. PRC2 kompleksindeki işlev kaybı H3K27 trimetilasyonunu ortadan kaldırabilir; yüksek dereceli tümörde Schwann hücre farklılaşması azaldığından S100 ve SOX10 boyanması odaksal kalabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • NF1 ve siyatik sinir boyunca yerleşim → periferik sinir kılıfı kökenini ön plana çıkarır.
  • Hızlı büyüme ve ağrı → önceden var olan sinir kılıfı lezyonunda malign dönüşümü düşündürür.
  • Coğrafi nekroz, atipi ve belirgin mitoz → yüksek dereceli malign davranışı gösterir.
  • Odaksal S100/SOX10 ile H3K27me3 kaybı → yüksek dereceli malign periferik sinir kılıfı tümörü fenotipine uyar.

Neden diğerleri değil

  • Monofazik sinoviyal sarkom — SS18 yeniden düzenlenmesiyle tanımlanır; NF1 ilişkisi ve H3K27me3 kaybı bu tanının temel özellikleri değildir.
  • Leiomyosarkom — Düz kas farklılaşması gösterir; desmin ve h-kaldesmon beklenirken büyük sinir kökeni açıklanmaz.
  • Fibrosarkom — Klasik olarak balıksırtı dizilimli fibroblastik malignitedir; Schwann hücre belirteçleriyle desteklenmez.
  • Soliter fibröz tümör — STAT6 nükleer pozitifliğiyle karakterlidir; NF1 ilişkili ağrılı büyük sinir kitlesi paternine uymaz.

Aklında kalsın

NF1 hastasında nörofibromun aniden ağrılı hâle gelmesi veya hızla büyümesi, malign dönüşüm açısından ileri inceleme gerektirir.

82. soru

Gastrointestinal sisteminde inflamatuvar stromalı kistik glandüler polipler saptanan bir çocuk hastanın annesinde tekrarlayan burun kanamaları ve mukokutanöz telenjiektaziler olduğu öğreniliyor.

Bu hastadaki polipozis-HHT fenotipinde BMP/TGF-β sinyal iletimini bozan gen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — SMAD4

Kısaca — SMAD4 kusuru, BMP/TGF-β iletisinin ortak hücre içi aracısını bozarak juvenil polipozis ile HHT’nin birlikte görülmesini açıklar.

Reseptörle fosforillenen SMAD proteinleri, SMAD4 ile kompleks kurarak büyüme ve damar gelişimini düzenleyen genlerin transkripsiyonunu değiştirir. Germline SMAD4 kaybı hem juvenil poliplere hem de anormal damar yapılanmasına yol açabilir.

Neden diğerleri değil

  • BRAF — MAPK yolunun kinazıdır; mutasyonu özellikle sesil serrated lezyonlarla ilişkilidir.
  • MUTYH — Baz eksizyon onarımında görev yapar; iki alelli kusuru resesif adenomatöz polipozis oluşturur.
  • CDH1 — E-kaderini kodlar; germline kaybı herediter diffüz mide kanseriyle ilişkilidir.
  • KIT — Reseptör tirozin kinazdır; etkinleştirici mutasyonu gastrointestinal stromal tümörlerde saptanır.

Aklında kalsın

BMPR1A kusuru da juvenil polipozis yapabilir; mukokutanöz telenjiektazi ve epistaksis birlikteliği özellikle SMAD4 kaybına işaret eder.

83. soru

Serotonin taşıyıcısını seçici olarak inhibe eden ve aktif metaboliti uzun yarılanma ömürlü olan antidepresan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Fluoksetin

Kısaca — Fluoksetinin norfluoksetine dönüşmesi, serotonin taşıyıcısı blokajının ilaç kesildikten sonra da uzun sürmesine yol açar.

Fluoksetin serotonin taşıyıcısını seçici biçimde inhibe ederek sinaptik serotonini artırır. Aktif metaboliti norfluoksetin yavaş elimine edildiğinden hem klinik etki hem de ilaç etkileşimi potansiyeli uzun süre devam eder.

Neden diğerleri değil

  • Amitriptilin — Serotonin ve noradrenalin geri alımını inhibe eden trisiklik antidepresandır; seçici serotonin taşıyıcısı inhibitörü değildir.
  • Bupropion — Noradrenalin ve dopamin geri alımını inhibe eder; belirgin serotonerjik etkisi yoktur.
  • Mirtazapin — Presinaptik α2\alpha_2 reseptörlerini bloke ederek monoamin salıverilmesini artırır; taşıyıcı inhibitörü değildir.
  • Moklobemid — Geri dönüşümlü MAO-A inhibitörüdür; serotoninin enzimatik yıkımını azaltır.

Aklında kalsın

Fluoksetinden MAO inhibitörüne geçerken norfluoksetin nedeniyle uzun arınma süresi gerekir; klasik bekleme süresi beş haftadır.

84. soru

Osteoklast oluşumunu baskılayan denosumabın doğrudan bağlandığı hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — RANK ligandı

Kısaca — Denosumab, osteoblast kökenli RANK ligandı sinyalini keserek osteoklast gelişimini ve kemik rezorpsiyonunu azaltır.

RANK ligandı, osteoklast öncüllerindeki RANK reseptörünü uyararak farklılaşma, etkinleşme ve yaşam süresini artırır. Denosumab ligandı nötralize edince bu hücrelere ulaşan olgunlaşma sinyali kesilir.

Neden diğerleri değil

  • Parathormon reseptörü — Teriparatid ve abaloparatidin hedefidir; denosumab bu reseptörde agonist ya da antagonist etki göstermez.
  • Kalsiyum algılayıcı reseptör — Sinakalsetin aktive ederek parathormon salıverilmesini azalttığı hedeftir; osteoklast öncül sinyali değildir.
  • D vitamini reseptörü — Kalsitriolün gen transkripsiyonunu düzenlediği hücre içi reseptördür; denosumabın bağlanma hedefi değildir.
  • Sklerostin — Romosozumabın nötralize ederek kemik yapımını artırdığı proteindir; denosumab farklı bir ligand bağlar.

Aklında kalsın

Denosumab kesildikten sonra hızlı kemik kaybı ve vertebra kırığı gelişebildiğinden tedavi sonlandırılırken başka bir anti rezorptif ilaca geçiş planlanır.

85. soru

İnfluenza tedavisinde virüsün enfekte hücreden salınmasını azaltan nöraminidaz inhibitörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Oseltamivir

Kısaca — Nöraminidazın sialik asidi ayırmasının engellenmesi, Oseltamivirle yeni influenza virionlarını hücre yüzeyine bağlı tutar.

Oseltamivir oral alınan bir ön ilaçtır ve aktif karboksilat metabolitine dönüşür. Viral nöraminidaz inhibe edilince tomurcuklanan virionlar konak hücreden ayrılamaz; böylece komşu hücrelere yayılım azalır.

Neden diğerleri değil

  • Amantadin — İnfluenza A’nın M2 proton kanalını bloke ederek viral soyunmayı engeller; nöraminidaz inhibitörü değildir.
  • Ribavirin — Fosforillenmiş metabolitleriyle viral RNA metabolizmasını bozan guanozin analoğudur.
  • Asiklovir — Viral timidin kinazla etkinleşip herpesvirus DNA polimerazını inhibe eder.
  • Foskarnet — Viral DNA polimerazın pirofosfat bölgesine doğrudan bağlanır; influenza nöraminidazını hedeflemez.

Aklında kalsın

Zanamivir inhalasyonla uygulanır ve bronkospazm yapabilir; solunum yolu hastalığında bu özellik ayırt edicidir.

86. soru

Karbamazepin kullanan hastaya klaritromisin verildikten sonra diplopi ve ataksi gelişiyor.

Bu etkileşimin temel mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — CYP3A4 inhibisyonu

Kısaca — Klaritromisin CYP3A4'ü inhibe ederek karbamazepin metabolizmasını yavaşlatır; birikim diplopi ve ataksiye yol açar.

Karbamazepinin önemli metabolizma yollarından biri CYP3A4'tür. Klaritromisin bu enzimin etkinliğini azalttığında karbamazepin klirensi düşer, plazma düzeyi yükselir ve doza bağlı nörolojik toksisite ortaya çıkar.

Neden diğerleri değil

  • CYP2C9 indüksiyonu — Metabolizmayı hızlandırıp ilaç düzeyini düşürmesi beklenir; gözlenen birikimi açıklamaz.
  • Glomerüler filtrasyon artışı — Renal eliminasyonu artırarak konsantrasyonu düşürür; karbamazepin etkileşiminin temel yolu değildir.
  • P-glikoprotein indüksiyonu — Dışa atımı artırır ve maruziyeti azaltma eğilimindedir; klaritromisinin temel etkisini tanımlamaz.
  • Mide pH’sının yükselmesi — Emilimi bazı ilaçlarda değiştirebilir; karbamazepinin metabolik klirensindeki azalmayı açıklamaz.

Aklında kalsın

Karbamazepin kendi metabolizmasını indükler; tedavinin ilk haftalarında aynı dozla ulaşılan plazma düzeyi azalabilir.

87. soru

Sisplatinin böbrek toksisitesini azaltmak amacıyla kullanılabilen sitoprotektif tiol bileşiği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Amifostin

Kısaca — Amifostinin normal dokuda oluşan tiol metaboliti, sisplatinin reaktif ürünlerini etkisizleştirerek böbreği korur.

Amifostin, normal dokulardaki alkalen fosfatazla etkin serbest tiol metabolitine dönüştürülen bir ön ilaçtır. Bu metabolit serbest radikalleri temizler ve sisplatinin elektrofilik ürünlerini bağlayarak tübül hücrelerindeki hasarı sınırlar.

Neden diğerleri değil

  • Mesna — İdrarda akroleini bağlayarak Siklofosfamid ve İfosfamidin neden olduğu hemorajik sistiti önler.
  • Deksrazoksan — Demiri şelatlayarak antrasiklinlere bağlı kardiyotoksisiteyi azaltır; sisplatin nefrotoksisitesinin koruyucusu değildir.
  • Lökovorin — Metotreksat sonrasında indirgenmiş folat sağlayan kurtarma ajanıdır; tiol bileşiği değildir.
  • Filgrastim — G-CSF reseptörünü uyararak nötrofil üretimini artırır ve kemoterapiye bağlı nötropeni süresini kısaltır.

Aklında kalsın

Amifostinin belirgin akut yan etkisi hipotansiyondur; uygulama sırasında kan basıncı düşebilir.

88. soru

Kolonik motiliteyi seçici 5HT45-HT_4 reseptör agonizmasıyla artıran ve kronik idiyopatik kabızlıkta kullanılan ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Prukaloprid

Kısaca — Prukaloprid, seçici 5HT45-HT_4 uyarısıyla enterik asetilkolin salımını artırıp kolonik itici kasılmaları güçlendirir.

Enterik eksitatör nöronlardaki GsG_s bağlantılı reseptörlerin uyarılması hücre içi cAMP’yi ve kolinerjik iletimi artırır. Yüksek amplitüdlü yayılan kasılmalar güçlenir ve kolonik geçiş hızlanır.

Neden diğerleri değil

  • Loperamid — Periferik μ\mu agonisti olarak bağırsak hareketlerini ve sekresyonu azaltan antidiyareiktir.
  • Eluksadolin — Karma opioid reseptör etkileriyle diyare baskın irritabl bağırsak sendromunda hareketleri azaltır.
  • Alosetron5HT35-HT_3 antagonizmasıyla kolonik geçişi yavaşlatan antidiyareik bir ilaçtır.
  • Olsalazin — Kolonda mesalazine ayrılan ve ülseratif kolitte kullanılan bir ön ilaçtır.

Aklında kalsın

Sisaprid de 5HT45-HT_4 agonistidir; ancak hERG kanal blokajına bağlı ciddi aritmi riski kullanımını sınırlar.

89. soru

Fraksiyone olmayan heparinin antikoagülan etkisini iyonik bağlanmayla hızla nötralize eden antidot aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Protamin sülfat

Kısaca — Protaminin katyonik yapısı, anyonik heparinle inaktif kompleks oluşturarak fraksiyone olmayan heparinin etkisini hızla geri çevirir.

Protamin, argininden zengin bazik bir polipeptittir. Elektrostatik kompleks oluşumu heparinin antitrombin üzerinden trombin ve faktör Xa inhibisyonunu durdurur; intravenöz uygulamayla etki hızla geri döner.

Neden diğerleri değil

  • K vitamini — Pıhtılaşma faktörlerinin gama-karboksilasyonunu düzeltir; varfarini geri çevirir, dolaşımdaki heparini bağlamaz.
  • İdarusizumab — Dabigatrana yüksek afiniteyle bağlanan antikor parçasıdır; heparine özgü değildir.
  • Andeksanet alfa — Faktör Xa inhibitörlerini bağlayan yalancı hedef proteindir; heparin-antitrombin kompleksini ayırmaz.
  • Traneksamik asit — Plazminojen etkinleşmesini engelleyen antifibrinolitiktir; heparinin antikoagülan etkisini nötralize etmez.

Aklında kalsın

Protamin, düşük molekül ağırlıklı heparinin anti-Xa etkisini yalnız kısmen nötralize eder. Hızlı infüzyon hipotansiyon ve anafilaktoid tepkiye yol açabilir.

90. soru

PCSK9'a bağlanarak LDL reseptörlerinin lizozomal yıkımını azaltan ve plazma LDL düzeyini belirgin düşüren ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Evolokumab

Kısaca — PCSK9 nötralizasyonu LDL reseptörlerini yıkımdan kurtarır; yüzeye dönen reseptörler plazma LDL’sini güçlü biçimde temizler.

Evolokumab dolaşımdaki PCSK9'a bağlanan monoklonal antikordur. PCSK9-LDL reseptör etkileşimi kesilince reseptörler endozomdan lizozoma yönelmek yerine hepatosit yüzeyine geri döner ve tekrar LDL alabilir.

Neden diğerleri değil

  • Fenofibrat — PPAR-alfa agonisti bir fibrattır; başlıca etkisi trigliseridlerin azalmasıdır.
  • Ezetimib — Bağırsak fırçamsı kenarında NPC1L1'i inhibe ederek kolesterol emilimini azaltır.
  • Niasin — Adipoz lipolizi ve hepatik VLDL sentezini azaltır; PCSK9'a bağlanmaz.
  • Bempedoik asit — ATP-sitrat liyazı inhibe ederek kolesterol sentezini HMG-KoA redüktazın öncesinde azaltır.

Aklında kalsın

İnklisiran, PCSK9 proteinini bağlamak yerine karaciğerde PCSK9 sentezini küçük girişimci RNA yoluyla azaltır.

91. soru

Antiagregan – etki mekanizması aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: B — Klopidogrel – ADP (P2Y12) reseptör blokajı

Kısaca — Klopidogrel, P2Y12'yi geri dönüşümsüz bloke ederek ADP aracılı glikoprotein IIb/IIIa aktivasyonunu ve agregasyonu önler.

Klopidogrelin aktif metaboliti trombosit üzerindeki P2Y12P2Y_{12} reseptörüne kovalent bağlanır. Böylece ADP’nin Gi aracılı sinyali kesilir, glikoprotein IIb/IIIa etkinleşemez ve fibrinojen köprüleri kurulamaz.

Neden diğerleri değil

  • Aspirin – ADP reseptör blokajı — Aspirin ADP reseptörünü değil, siklooksijenaz-1'i geri dönüşümsüz inhibe ederek tromboksan A2A_2 sentezini azaltır.
  • Klopidogrel – Siklooksijenaz inhibisyonu — Klopidogrel siklooksijenazı değil, P2Y12P2Y_{12} tipi ADP reseptörünü bloke eder.
  • Absiksimab – Siklooksijenaz inhibisyonu — Absiksimab trombosit glikoprotein IIb/IIIa reseptörünü bloke eden monoklonal antikor parçasıdır.
  • Aspirin – Glikoprotein IIb/IIIa blokajı — Aspirin reseptörü doğrudan bloke etmez; tromboksan A2A_2 oluşumunu azaltır.

Aklında kalsın

Tikagrelor doğrudan ve geri dönüşlü P2Y12P2Y_{12} antagonistidir; klopidogrel ise etkinleşmek için karaciğerde metabolize edilmesi gereken bir ön ilaçtır.

92. soru

Benign prostat hiperplazisinde testosteronun dihidrotestosterona dönüşümünü azaltan ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Finasterid

Kısaca — Finasterid, prostatta tip 2 5-alfa redüktazı inhibe edip yerel dihidrotestosteron oluşumunu azaltarak bez hacmini küçültür.

Dihidrotestosteron androjen reseptörünü testosterondan daha güçlü uyarır ve prostatın stromal-epitelyal büyümesini sürdürür. Oluşumunun engellenmesi androjen bağımlı büyümeyi geriletir; klinik etki yavaş gelişir.

Neden diğerleri değil

  • Flutamid — Steroit yapısında olmayan androjen reseptör antagonistidir; testosteronun dihidrotestosterona dönüşümünü engellemez.
  • Leuprolid — Sürekli verildiğinde GnRH reseptörlerini duyarsızlaştırıp LH ve testosteronu azaltır; başlangıçta alevlenme yapabilir.
  • Abirateron — CYP17'yi inhibe ederek adrenal ve gonadal androjen sentezini azaltır; 5-alfa redüktazı hedeflemez.
  • Bikalutamid — Androjen reseptör antagonistidir; dihidrotestosteron sentez basamağını bloke etmez.

Aklında kalsın

Dutasterid tip 1 ve tip 2 5-alfa redüktazı birlikte inhibe ederken Finasterid esas olarak tip 2 enzimi inhibe eder.

93. soru

Aşağıdaki benzodiazepinlerden hangisinin ani kesilmesinde yoksunluk belirtilerinin erken ve şiddetli ortaya çıkması daha beklenir?

Cevabı göster

Cevap: D — Alprazolam

Kısaca — Alprazolam kesilince uzun etkili metabolit desteği olmadan etkisi hızla azaldığından yoksunluk erken ve belirgin gelişebilir.

Sürekli benzodiazepin kullanımı GABA aracılı inhibisyona karşı sinir sistemi uyumuna yol açar; ilaç aniden çekildiğinde uyarıcı etkinlik baskınlaşır. Alprazolam yüksek potansiyellidir ve etkisini günlerce sürdüren aktif metabolitler oluşturmaz. Bu nedenle benzer kullanım koşullarında ilaç etkisinin hızlı azalması, uzun etkili benzodiazepinlere göre daha keskin bir yoksunluk tablosu oluşturabilir.

Neden diğerleri değil

  • Klorazepat — Uzun etkili nordazepama dönüşür; aktif metabolitin yavaş azalması yoksunluğun başlangıcını geciktirir.
  • Diazepam — Hem ana molekülü hem aktif metabolitleri uzun etkilidir; ilaç etkisi kesilmeden sonra yavaş azalır.
  • Flurazepam — Uzun etkili desalkil metaboliti birikir; son dozdan sonra sedatif etkiyi sürdürür.
  • Klordiazepoksit — Uzun etkili aktif metabolitler oluşturur; ani kesilme sonrası etki kaybı daha yavaştır.

Aklında kalsın

Yoksunluk yalnız kaygı ve uykusuzlukla sınırlı değildir; nöbet ve deliryum da gelişebilir. Risk kullanım süresi ve doz arttıkça yükselir.

94. soru

Yetmiş iki yaşında erkek hastada mekanik ventilasyonun onuncu gününde ventilatör ilişkili pnömoni gelişiyor. Ampirik rejimin Gram-negatif bakterilere yönelik bileşeninde Pseudomonas aeruginosa etkinliği isteniyor.

Aşağıdaki beta-laktamlardan hangisi, genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz üreten duyarlı Enterobacterales izolatlarına etkili olabilmesine rağmen, P. aeruginosa’ya karşı klinik etkinliği bulunmadığından bu amaçla uygun değildir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ertapenem

Kısaca — Ertapenem, karbapenem olmasına rağmen P. aeruginosa etkinliği taşımadığı için antipsödomonal tedavinin bileşeni olamaz.

Ertapenem, penisilin bağlayan proteinleri inhibe ederek peptidoglikan çapraz bağlanmasını engeller; birçok genişlemiş spektrumlu beta-laktamaza dayanıklı olması Enterobacterales etkinliğini açıklar. Ancak beta-laktamazlara dayanıklılık, her bakterinin hedef proteinlerine yeterli ilaç ulaşacağını göstermez; P. aeruginosa ertapenemin klinik spektrumunun dışındadır.

Tanıya götüren bulgular

  • Mekanik ventilasyonun onuncu gününde gelişen pnömoni → hastane kökenli dirençli Gram-negatif etkenlerin değerlendirilmesini gerektirir.
  • Rejimin Gram-negatif bileşeninde Pseudomonas aeruginosa etkinliği istenmesi → yalnız Enterobacterales kapsamının yeterli olmadığını gösterir.

Neden diğerleri doğru

  • İmipenem — Duyarlı P. aeruginosa suşlarına etkili, antipsödomonal bir karbapenemdir.
  • Piperasilin-tazobaktam — Piperasilinin antipsödomonal etkinliği, tazobaktamın bazı beta-laktamazları inhibe etmesiyle korunur.
  • Sefepim — Dördüncü kuşak sefalosporindir ve duyarlı P. aeruginosa suşlarını kapsar.
  • Seftazidim — Üçüncü kuşak sefalosporinler içinde antipsödomonal etkinliğiyle ayrılır.

Aklında kalsın

Aztreonam da antipsödomonal bir beta-laktamdır; ancak Gram-pozitif bakterileri ve anaeropları kapsamaz. Antipsödomonal spektrum, tek başına tüm pnömoni etkenlerinin kapsandığı anlamına gelmez.

95. soru

Kolinerjik sinir ucunda SNARE proteinlerini proteolitik olarak kesip asetilkolin ekzositozunu engelleyen ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Botulinum toksini

Kısaca — Botulinum toksini, salıverme aygıtını proteolizle bozarak asetilkolin veziküllerinin presinaptik zarla birleşmesini durdurur.

Toksinin hafif zinciri çinko bağımlı bir proteazdır; toksin tipine göre sinaptobrevin, SNAP-25 veya sintaksini keser. SNARE kompleksi kurulamayınca vezikül-zar füzyonu ve uyarıyla asetilkolin ekzositozu gerçekleşemez.

Neden diğerleri değil

  • Hemikolinyum — Yüksek afiniteli kolin taşıyıcısını inhibe ederek asetilkolin sentezine substrat girişini azaltır; SNARE proteinlerini kesmez.
  • Vezamikol — Veziküler asetilkolin taşıyıcısını inhibe ederek vezikül dolumunu engeller; füzyon proteinlerine proteoliz yapmaz.
  • Tetrodotoksin — Voltaj bağımlı sodyum kanallarını bloke ederek aksiyon potansiyeli iletimini durdurur; SNARE proteazı değildir.
  • Pralidoksim — Yaşlanma öncesinde fosforillenmiş asetilkolinesterazı reaktive eden bir oksimdir; ekzositozu engellemez.

Aklında kalsın

Tetanoz toksini de sinaptobrevini keser; inhibitör ara nöronlardan salınımı bozduğu için botulizmin gevşek paralizisinden farklı olarak spastik paralizi yapar.

96. soru

İfosfamid metaboliti akroleinin mesanede oluşturduğu hemorajik sistiti önlemek amacıyla verilen ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Mesna

Kısaca — Mesna’nın idrardaki serbest sülfhidril grubu akroleini nötralize ederek toksik metabolit ürotelyuma zarar vermeden önce etkisizleştirir.

Mesna dolaşımda dimesnaya oksitlenir, böbrekte yeniden serbest tiyol biçimine indirgenerek idrarda yoğunlaşır. Tiyol grubu akroleinle toksik olmayan ürün oluşturur; böylece sistemik antitümör etkiyi azaltmadan mesaneyi korur.

Neden diğerleri değil

  • Amifostin — Aktif tiyole dönüşen doku sitoprotektanıdır; özellikle sisplatin nefrotoksisitesi ve radyoterapi kserostomisinde kullanılır.
  • Deksrazoksan — Antrasiklin kardiyotoksisitesini ve bazı antrasiklin ekstravazasyon hasarlarını azaltır; akroleini bağlamaz.
  • Lökovorin — Dihidrofolat redüktaz basamağını atlayan indirgenmiş folattır; yüksek doz metotreksat kurtarmasında kullanılır.
  • Glukarpidaz — Dolaşımdaki metotreksatı inaktif metabolitlere parçalayan enzimdir; hemorajik sistiti önlemez.

Aklında kalsın

Siklofosfamid de akrolein oluşturabilir; Mesna mesane toksisitesini azaltır ancak alkilleyici ajanların kemik iliği baskılanmasını önlemez.

97. soru

HIV tedavisi sırasında proksimal tübül hasarı, fosfat kaybı ve kemik mineral yoğunluğunda azalmayla en fazla ilişkili NRTI aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Tenofovir disoproksil fumarat

Kısaca — Tenofovir disoproksil fumarat, tübüler birikimle fosfat kaybı ve buna bağlı kemik mineral azalması yapan NRTI’dır.

Tenofovirin proksimal tübül hücrelerinde birikmesi mitokondriyal hasara ve Fanconi tipi tübülopatiye yol açabilir. Fosfat geri emiliminin bozulması hipofosfatemi, osteomalazi ve kemik mineral yoğunluğunda azalmayla sonuçlanır.

Neden diğerleri değil

  • Abakavir — HLA-B57:01 ile ilişkili aşırı duyarlılık reaksiyonu karakteristiktir; Fanconi tipi tübülopati beklenmez.
  • Zidovudin — Kemik iliği baskılanması, makrositik anemi ve miyopatiyle ilişkilidir.
  • Lamivudin — Böbrekten atılan ve genellikle iyi tolere edilen bir sitidin analoğudur; belirgin proksimal tübül toksisitesi yapmaz.
  • Emtrisitabin — Sitidin analoğudur; ayırt edici yan etkisi deri hiperpigmentasyonudur, fosfat kaybettiren tübülopati değildir.

Aklında kalsın

Tenofovir alafenamid hücre içinde etkinleştiğinden plazma tenofovir maruziyeti ile böbrek ve kemik toksisitesi disoproksil formundan daha düşüktür.

98. soru

Aşağıdakilerden hangisi, sabit dozlarla ve sabit aralıklarla verilen doğrusal kinetikli bir ilacın ortalama kararlı durum plazma konsantrasyonunu belirleyen etkenlerden biri değildir?

Cevabı göster

Cevap: B — İlacın dağılım hacmi

Kısaca — Dağılım hacmi ortalama kararlı durum düzeyini değil, yarılanma ömrünü ve kararlı duruma ulaşma süresini değiştirir.

Doğrusal kinetikte ortalama kararlı durum konsantrasyonu Css,ort=F×Doz/(τ×Cl)C_{ss,ort}=F\times Doz/(\tau\times Cl) bağıntısıyla belirlenir. VdV_d bu bağıntıya girmez; yükleme dozunu ve ClCl ile birlikte yarılanma ömrünü etkiler.

Neden diğerleri doğru

  • İdame dozunun büyüklüğü — Her dozla verilen miktar arttıkça birim zamanda dolaşıma giren ilaç ve ortalama düzey artar.
  • Doz aralığı — Aynı doz daha kısa aralıklarla verilirse doz hızı ve ortalama kararlı durum düzeyi yükselir.
  • Toplam vücut klirensi — Klirens arttıkça birim zamanda uzaklaştırılan miktar artar ve ortalama düzey düşer.
  • Ağızdan verilen ilacın biyoyararlanımı — Sistemik dolaşıma ulaşan dozun oranını belirlediği için ortalama düzeyi doğrudan değiştirir.

Aklında kalsın

Dozu artırmak kararlı duruma ulaşma süresini kısaltmaz; doğrusal kinetikte yalnız ulaşılan konsantrasyonu yükseltir.

99. soru

Levodopa tedavisi almakta olan Parkinson hastasında zamanla görsel varsanılar ortaya çıktığı öğreniliyor.

Bu hastada motor bulguları belirgin olarak kötüleştirmeden psikotik belirtileri azaltmak için tercih edilebilecek en uygun ilaç ve etki mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Pimavanserin — 5HT2A5-HT_{2A} invers agonizmi

Kısaca — Pimavanserin dopamin reseptörlerini bloke etmeden serotonerjik psikotik sinyali azalttığı için motor işlevi görece korur.

Pimavanserin 5HT2A5-HT_{2A} reseptöründe invers agonist olarak bazal reseptör etkinliğini ve kortikal serotonerjik sinyali azaltır. Nigrostriatal D2D_2 reseptörlerine anlamlı antagonizma göstermediğinden levodopanın dopaminerjik motor yararını doğrudan karşılamaz.

Neden diğerleri değil

  • Haloperidol — güçlü D2D_2 antagonizmi — Nigrostriatal dopamin iletimini baskılayarak parkinsonizmi belirgin biçimde ağırlaştırabilir.
  • Risperidon — D2D_2 ve 5HT2A5-HT_{2A} antagonizmiD2D_2 blokajı nedeniyle ekstrapiramidal belirtileri ve motor bozulmayı artırabilir.
  • Metoklopramid — santral D2D_2 antagonizmi — Antiemetiktir; santral dopamin blokajıyla parkinsonizmi kötüleştirebilir.
  • Flufenazin — güçlü D2D_2 antagonizmi — Yüksek potent tipik antipsikotiktir; nigrostriatal D2D_2 blokajı parkinsonizmi artırır.

Aklında kalsın

Klozapin ve ketiapin de Parkinson psikozunda motor kötüleşmesi görece az seçeneklerdir; klozapin nötropeni izlemi gerektirir.

100. soru

Gebeliğinin 8. haftasında Graves hastalığı saptanan bir hastaya antitiroid tedavi başlanması planlanıyor.

Embriyopati ve hepatotoksisite riskleri birlikte değerlendirildiğinde, bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — İlk trimesterde propiltiyourasil, sonrasında metimazol kullanmak

Kısaca — İlk trimesterde metimazol embriyopatisinden propiltiyourasil ile kaçınılır; sonrasında hepatotoksisiteyi azaltmak için metimazole geçilir.

Her iki tiyonamid tiroid peroksidazını inhibe ederek hormon sentezini azaltır; propiltiyourasil ayrıca periferik T4T_4-T3T_3 dönüşümünü engeller. Organogenez döneminde metimazolün teratojenik riski, daha sonraki dönemde ise propiltiyourasilin ağır karaciğer hasarı riski ilaç değişimini gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Gebelik boyunca yalnız metimazol kullanmak — Organogenez sırasında metimazol embriyopatisi riski taşır.
  • Gebelik boyunca yalnız propiltiyourasil kullanmak — Uzun kullanım ağır hepatotoksisite riskini sürdürür.
  • İlk trimesterde radyoaktif iyot uygulamak — Plasentayı geçerek fetal tiroidi harap edebilir; gebelikte kontrendikedir.
  • Antitiroid ilaç vermeden yalnız propranolol kullanmak — Adrenerjik belirtileri azaltır, tiroid hormonu sentezini baskılamaz.

Aklında kalsın

Tiyonamid kullanırken ateş veya boğaz ağrısı gelişmesi agranülositozu düşündürür; ilaç kesilerek lökosit sayımı değerlendirilir.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin, bittiğinde her sorunun çözümünü ve sınavın kendi ölçeğinde bir puan tahmini görürsün.

Denemenin tamamını uygulamada gir

TUS — Temel Tıp Bilimleri denemesinin tamamı · TUS — Temel Tıp Bilimleri hakkında her şey